(AİHS. m. 35, 44) (GEREKSAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SARICA VE DİLAVER - TÜRKİYE DAVASI)
İKİNCİ BÖLÜM
(Başvuru No.37203/05)
KARAR
STRAZBURG
31 Mayıs 2016
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Kahyaoğlu ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Valeriu Gri(co,
Ksenija Turkovic,
Jon Fridrik Kjolbro,
Stephanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin altı vatandaşı olan Aslan Kahyaoğlu, Hasan Kahyaoğlu, Osman Kahyaoğlu ve Celal Kahyaoğlu ve Mihlet Kahyaoğlu Kurt ve Saadet Kahyaoğlu Cuhalamakın (başvuranlar), 30 Eylül 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları (37203/05 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar Şanlıurfa Barosuna bağlı Avukatlar A. Elçi ve O. Kaysı tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti ise (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 11 Aralık 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
4. Başvuranlar, sırasıyla 1960, 1954, 1965, 1958, 1966 ve 1955 doğumludurlar ve Şanlıurfada ikamet etmektedirler.
5. Başvuranlar, olayların meydana geldiği dönemde Şanlıurfada bulunan bir arazinin (733 no.lu parsel) hissedarlarıydı.
6. Belirlenemeyen bir tarihte, Savunma Bakanlığı (Bakanlık) tarafından söz konusu taşınmazla ilgili olarak kamulaştırmasız el atma kararı alınmıştır.
7. Kamulaştırma usulüne başvurulmaksızın, söz konusu taşınmazın bir kısmı üzerinden yüksek gerilim hattı geçirilmesi için Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) lehine ayni irtifak hakkı tesis edilmiştir.
8. Başvuranlara herhangi bir tazminat ödenmemiştir.
9. Mülkiyetlerinin işgal edildiğini öğrenen başvuranlar, 15 Kasım 2002 tarihinde taşınmazın fiili (de facto) kamulaştırılması nedeniyle sebep olunan zararın karşılanması amacıyla Şanlıurfa Asliye Hukuk Mahkemesinde (Asliye Hukuk Mahkemesi) tazminat davası açmışlardır.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi 10 Nisan 2003 tarihinde, TEİAŞ hakkında açılan davayı, Bakanlık hakkında açılan davadan ayırdıktan sonra başvuranlar lehine karar vermiştir.
11. Asliye Hukuk Mahkemesi, söz konusu taşınmazın değerinin tespitine yönelik bilirkişi raporuna dayanarak, ihtilaf konusu taşınmazın Hazine adına kaydedilmesi karşılığında, başvuranların her birine, 15 Kasım 2002 tarihinden itibaren yasal gecikme faiziyle birlikte 262.430.000.000 eski Türk lirası tutarında tazminat verilmesi (TRL, olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 147.515 avro (EUR)), gerektiği kanaatine varmıştır.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi, TEİAŞ lehine irtifak hakkı tesisinin taşınmazın değerinde %9 oranında bir kayba sebep olduğu gerekçesiyle yaptığı hesaplamadan %9 oranında bir indirim yapmıştır.
13. Yargıtay 25 Temmuz 2003 tarihinde kesinleşen söz konusu kararı onamıştır.
14. Başvuranlar, TEİŞ a karşı açtıkları dava kapsamında kamulaştırma bedellerinin geri kalan %9luk kısmının ödenmesini istemişlerdir.
15. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranların her birinin uğradığı gerçek zararı 27.350.113.969 TRL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 15.373 EUR) olarak değerlendirmiştir.
16. Ancak mahkeme 27 Nisan 2004 tarihli bir kararıyla, başvuranların her birine tahmini gerçek zarara göre 21.272.310.969 TRL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 12.733 EUR) daha az olmak üzere 6.077.803.000 TRL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 3.638 EUR) ödeme yapılmasına karar vermiştir.
17. Mahkeme bu kanaate varırken, kamulaştırma yoluyla idare lehine irtifak hakkı kurulması nedeniyle ihtilaflı taşınmazda oluşacak değer kaybı oranının taşınmazın gerçek değerinin %2sinden daha fazla olamayacağına dair Yargıtayın yerleşik içtihadına atıfta bulunmuştur.
18. Yargıtay, başvuranlar tarafından temyiz edilen anılan kararın usul ve yasaya uygun olduğuna kanaat getirerek 20 Ekim 2004 tarihinde onamıştır.
19. Yargıtay 7 Nisan 2005 tarihinde, başvuranların yaptığı karar düzeltme talebini reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMEYE EK 1. NO.LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuranlar, irtifak hakkı tesisi nedeniyle gerçek zararlarının taşınmaz malın değerinin %9una tekabül etmesine rağmen ulusal mahkemelerin, kendilerine ödenmesi gereken tazminat bedelini taşınmazın değerinin %2siyle sınırlandırılmasını Sözleşmenin 6. maddesi ve Sözleşmeye Ek 1.No.lu Protokolün 1. maddesindeki hükümlere aykırı olduğunu iddia etmektedirler.
21. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
22. Mahkeme öncelikle, şikâyetin başvuranlar tarafından yapıldığı şekliyle, sadece Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. Maddesi çerçevesinde incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Söz konusu hüküm şu şekildedir:
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
23. Hükümet herhangi bir kabul edilemezlik itirazında bulunmamıştır.
24. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, bu başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
25. Başvuranlar, mal ve mülkiyetlere saygı hakkının ihlal edilmesinden şikâyet etmekte ve kendilerine ödenmesi gereken kamulaştırma bedelinden %7 oranında bir kesinti yapılmasından yakınmaktadırlar.
26. Hükümet, ihtilaflı mülkiyetten yoksun bırakma nedenini kamu yararı olduğunu ve kamulaştırmasız el etme nedeniyle ulusal mahkemeler tarafından tazminat kapsamında belirlenen meblağların söz konusu taşınmazın değerine tekabül eden bir bedel olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet bu bağlamda, başvuranlara ödenecek tazminatların bilirkişi raporuna dayanılarak objektif bir şekilde değerlendirildiğini eklemektedir. Böylece, Hükümetin görüşüne göre, adil denge gözetilmiş dolayısıyla da şikayet edilen durum Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesindeki hükümlere aykırı değildir.
27. Mahkeme, Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin yapısıyla ve söz konusu hükümde yer alan üç farklı kuralla ilgili içtihadına atıfta bulunmaktadır. (bk. örneğin, J.A. Pye (Oxford) Ltd ve J.A. Pye (Oxford) Land Ltd/Birleşik Krallık (BD), No. 44302/02, § 52, AİHM 2007-III).
28. Müdahalenin varlığı hususunda Mahkeme, başvuranların taşınmazına fiilen el atılması durumunun mülkiyetten yoksun bırakma niteliğinde olduğuna kimsenin itiraz etmediğini belirtmektedir.
29. Müdahalenin yasallığı açısından ise Mahkeme, başvuranların taşınmazlarının idare tarafından kamulaştırma hükümlerine aykırı bir biçimde kullanılmasına itiraz etmediklerini kaydetmektedir.
30. Mahkeme, söz konusu yoksun bırakılmanın meşru amaç izlediğine itiraz edilmediğini belirtmektedir.
31. Dolayısıyla, Mahkeme bu konulara değinmeyecektir. Ancak somut olayda Mahkeme, idarenin başvuranların mülkiyetlerine saygı gösterilmesi hakkından yararlanmalarına müdahalede bulunmasının yasal olmadığını kaydetmek istemektedir. Nitekim kamulaştırmasız el atma idareye bir taşınmazı işgal etme, mülkün malikini kesin olarak değiştirme imkânı vermekte ve sonuç olarak, bu sayede taşınmazın devrini bildirmek için tapuda herhangi bir resmi işlem yapılmaksızın, taşınmazın idare tarafından iktisap edilmesine neden olmaktadır. İdareye hukuki kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan bu yöntem, davacılara öngörülemez ve keyfi bir sonuç sunma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye, No. 11765/05, § 45, 27 Mayıs 2010).
32. Öte yandan, söz konusu dava koşullarında ulusal mahkemeler tarafından verilen ihtilaf konusu tazminatın Sözleşmeye Ek. 1 No.lu Protokolün 1. maddesi anlamında orantılı olup olmadığına karar vermek germektedir.
33. Somut olayda Mahkeme başvuranlara verilen tazminatın, söz konusu taşınmaz malın değerinin %2si ile sınırlı olduğunu söylemektedir. Oysa TEİAŞ lehine irtifak hakkı tesis edilmesi nedeniyle ulusal mahkemeler tarafından bilirkişi raporuna dayanarak belirlenen ilgililerin uğradığı gerçek zarar, gerçekte %9dur. (paragraf 12 yukarıda)
34. Mahkeme, Yargıtay içtihadının söz konusu sınırlamanın yasal dayanağı olarak gösterildiğini kaydetmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde Yargıtaya göre, irtifak hakkı tesis edilmesi nedeniyle verilecek tazminat, irtifak hakkı konusu teşkil eden taşınmaz malın gerçek değerinin %2sini geçemez (paragraf 17 yukarıda).
35. Mahkemenin, ulusal mahkemelerin yerine geçmek gibi bir görevinin olmamasına ve irtifak hakkı tesisine bağlı olarak daha düşük bir değer biçme kıstaslarını dikkate almak zorunda olmamasına rağmen bu kriterlerin haksız ve makul olmayacak şekilde uygulanmamasını sağlaması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, No. 34764/05, 34786/05, 34800/05 ve 34811/05, § 55, 1 Şubat 2011).
36. Mevcut davanın kaynağındaki durumu, somut olarak (in concreto) inceleyen Mahkeme, başvuranların hak kazandıkları toplam tazminatın %7sini alamadıklarını tespit etmektedir. Hükümet, bu kesinti konusuna herhangi bir açıklama getirmemiştir.
37. Mahkeme, Yargıtay tarafından konulan ve farklı durumların göz önünde bulundurulmaması gibi bir dezavantaj içeren katı ilkenin, başvuranların mülkiyetlerini kaybetmeleri nedeniyle oluşan zararlarının tamamen giderilmesini isteme haklarına engel olduğunu kaydetmiştir.
38. Ayrıca ulusal mahkemeler, başvuranların iddialarını hangi sebeplerle reddettiklerini ve tazminat miktarının taşınmazın değerinin %2si ile sınırlandırılmasının gerekçelerini açıklamamışlardır. Bu meşru beklenti karşılanmamıştır. Başvuranların iddialarına cevap verebilecek nitelikte herhangi bir açıklama yapılmamıştır.
39. Mahkeme, yukarıdaki açıklamalar ışığında başvuranlara verilecek tazminat miktarına getirilen sınırlandırmanın, kamu yararı ile ilgililerin haklarının korunması zorunluluğu arasındaki adil dengeyi tehlikeye sokacak nitelikte olduğuna kanaat getirmektedir.
40. Dolayısıyla Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
41. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir.
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
42. Başvuranların her biri maddi tazminat kapsamında 58.631,31 Türk lirası (TRY), (yaklaşık 17.700 avro - EUR) ve manevi tazminat kapsamında ise 5.000 EUR talep etmektedirler. Başvuranların her biri ayrıca masraf ve harcamalar kapsamında 4.989,77 TRY (yaklaşık 1.500 EUR) istemektedirler. Başvuranlar kanıt olarak Mahkeme önünde açılan davaya ilişkin yapılan tercüme masrafları ve avukatlık ücretiyle ilgili faturaları sunmuşlardır.
43. Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
44. Mahkeme maddi tazminat konusuyla ilgili olarak, ihlal tespitinde bulunulan bir kararın davalı devlete, ihlale son vermeyi ve bu bağlamda ortaya çıkan sonuçları mümkün olduğunca ihlalden önceki duruma dönebilmeyi sağlayacak şekilde ortadan kaldırma yönünde bir hukuki yükümlülük getirdiğini hatırlatmaktadır (Iatridis/Yunanistan (adil tazmin) (BD), No. 31107/96, § 32, AİHM 2000-XI).
45. Mahkeme somut olayda, kamu yararı ile başvuranların haklarının korunması zorunluluğu arasındaki adil dengeye riayet edilmediği kanaatine varmıştır (paragraf 41 yukarıda). İlgililerin maruz kaldığı zarar, gerçekten elde etmeleri gereken tutar ile kendilerine ödenen tutar arasındaki farka tekabül etmektedir. Bu fark, 27 Nisan 2004 tarihinde 21.272.310.969 TRLdir (yukarıda 16. paragraf). Tazminat ödenirken aradan önemli bir sürenin geçmesi gibi değer kaybına neden olan unsurlar dikkate alınmadıysa, tazminatın uygun olma niteliği riske gireceğinden (Stan Greek Rafinerileri Stran ve Stratis Andreadis/Yunanistan, 9 Aralık 1994, § 82, seri A No. 301-B), bu tutarlar enflasyon etkilerinin karşılanması için güncelleştirilmelidir (Scordino/İtalya (No. 1) (BD), No. 36813/97, § 258, AİHM 2006-V).
46. Söz konusu unsurları göz önünde bulundurun Mahkeme, maddi tazminat olarak başvuranların her birine 15.800 EUR ödenmesinin uygun olacağını düşünmektedir.
47. Manevi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğiyle ilgili şikâyet edilen durumun ilgililerin adil tazmin adı altında belli bir manevi zarara uğramasına neden olduğunu düşünmektedir. Dolayısıyla Sözleşmenin
41. maddesinin de gerektirdiği gibi Mahkeme hakkaniyete uygun bir şekilde başvuranların her birine manevi tazminat olarak 1.500 EUR ödenmesine karar vermektedir.
48. Öte yandan Mahkemenin içtihadına göre masraf ve giderlerle ilgili olarak bir başvurana yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir (Nikolova/Bulgaristan (BD), No. 31195/96, § 79, AİHM 1999-II). Mahkeme elinde bulunan belgeleri ve yukarıda açıklanan kriterleri dikkate alarak, tüm masraflar için başvuranların her birine 500 EUR ödenmesinin makul olduğu kanısındadır.
49. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı devletin, işbu kararın Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kesinleşeceği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, başvuranların her birine aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere maddi tazminat olarak 15.800 EUR (on beş bin sekiz yüz avro) ödenmesine,
ii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 1.500 EUR (bin beş yüz avro) ödenmesine,
iii. Başvuranlarca ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için, 500 avro (beş yüz avro) ödenmesine;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş; ardından Mahkeme İçtüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 31 Mayıs 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy