(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (MAHMUT VE ZÜLFÜ BALIKÇI - TÜRKİYE DAVASI) (MEŞRURE SÜMER - TÜRKİYE DAVASI) (EZEL TOSUN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 37252/05)
KARAR
STRAZBURG
20 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 37252/05 nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Seydo Kalgının (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 28 Eylül 2005 tarihinde Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Başvuran 1938 doğumludur ve Şanlıurfada yaşamaktadır.
1964 yılında yapılan kadastro ölçümünde Siverek ilçesindeki bazı araziler, başvuran ve diğer kişiler adına kaydedilmiştir. 1971 yılında aynı ilçeden bir kişi, kendi hissesini başvurana bağışlamıştır.
28 Ağustos 1972de ilçeden iki kişi (O.T. ve H.Y.), kadastro kayıtlarına itiraz ederek M.E. aleyhinde dava açmış ve 1950den önceki kayıtlara göre sözkonusu arazinin yasal sahipleri olduklarını iddia etmişlerdir. Belirsiz tarihlerde, yargılama sürecinde, başvuranın da dahil olduğu birçok ilçe sakininin, üç davacı, yedi davalı ve iki müdahil üçüncü tarafla devam eden yargılamaya taraf oldukları anlaşılmaktadır. Hem davalılar hem de davacılar sözkonusu arazinin tapusuna sahip olduklarını iddia etmişlerdir.
9 Haziran 1983te ilk derece mahkemesi, mahkemeye çağrılabilmesi için başvuranın adresinin tespit edilmesini talep etmiştir. 20 Mart 1985te ilk derece mahkemesi, başvuranın bulunduğu yeri tespit etmek amacıyla ülke çapındaki bir gazetede celpleri yayınlamaya karar vermiştir.
18 Kasım 1985te H.Y. ilk derece mahkemesine bir yazı sunarak hakime, başvuranla vardıkları mutabakatı bildirmiş ve başvuranın, bu mutabakata uygun olarak ifade vermek üzere mahkeme önüne çıkacağını belirtmiştir.
Dava dosyasından başvuranın, taraflardan biri olduğunu bildirdiği 22 Mart 2004e kadar ilk derece mahkemesi önüne çıkmadığı anlaşılmaktadır. 22 Kasım 2004te başvuranın temsilcisi, ilk derece mahkemesine bir vekaletname sunmuştur.
Mahkeme, yargılama sürecinde 23 Haziran 1986da yerinde inceleme gerçekleştirmiştir. Tapu kayıtlarına ilişkin bilirkişi raporları talep edilmiştir. Çeşitli tarihlerde çok sayıda tanık dinlenmiştir. Davalıların bir kısmı farklı tarihlerde kendi hisselerini, kısmen diğerlerine devretmiştir.
5 Mart 2007de Siverek Kadastro Mahkemesi, başvuran ve diğer davalılar lehine karar vermiştir. Kararın verildiği tarihte davacı ve davalı sayısının sırasıyla yirmi sekiz ve seksen bire eriştiği anlaşılmaktadır.
Dava halen Yargıtay önünde devam etmektedir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, AİHSnin 6/1 maddesine dayanarak yargılama süresinin makul süre gereğine uygun olmadığından şikayetçi olmuştur.
A. Göz önüne alınacak süre
Hükümet, AİHMden yalnızca Türkiyenin, Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna kişisel başvuru hakkını tanıdığına ilişkin beyanını sunduğu 28 Ocak 1987den sonra yapılan yargılamaları göz önüne almasını istemiştir. Ayrıca, başvuranın yalnızca bir avukat tarafından temsil edilmeye başladığı 22 Kasım 2004ten tarihinden sonra yargılamaya taraf olduğunu kaydetmiştir. Başvuran, herhangi bir yorum yapmamıştır.
AİHM, dava dosyasından başvuranın, 28 Ağustos 1972de başlayan yargılamaya ne zaman taraf olduğunun kesin olarak anlaşılmadığını kaydeder. Yargılamalarda başvurandan ilk kez, ilk derece mahkemesinin başvuranın adresinin tespit edilmesini istediği 9 Haziran 1983te bahsedilmiştir. Bu tarihten önce başvuranın yargılamaya dahil olduğunu gösteren herhangi bir belge olmaması nedeniyle AİHM, başvuran hususunda yargılamanın başlama tarihi olarak 9 Haziran 1983ün kabul edilmesine karar vermiştir. AİHM, yargılamaların halen ulusal mahkemeler önünde devam etmekte olduğunu kaydeder. AİHMnin zaman yönünden (ratione temporis) yetkisi göz önüne alındığında, yargılamalar Hükümetin 28 Ocak 1987de kişisel başvuru hakkını tanımasından bu yana hali hazırda yirmi iki yıl dokuz aydır devam etmekteydi. Ancak, sözkonusu tarih itibariyle yargılamaların, başvuran hususunda üç yıl yedi aydır devam etmekte olduğunu kaydeder.
B. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranın yargılamalara son zamanlarda dahil olması nedeniyle mağdur statüsünde bulunmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, herhangi bir yorum yapmamıştır.
AİHM başvuranın, yargılamaları gereken titizlikle takip etmediğini kabul eder. Ancak, 3402 sayılı Kadastro Kanununun, ulusal mahkemelerin yargılamalara devam etmesini ve her iki tarafın yokluğunda dahi sorunları çözüme kavuşturmasını gerekli kıldığını kaydeder. Dolayısıyla, başvuranın yargılama süresinin aşırılığından mağdur olduğunu iddia edebileceği kanaatindedir (bkz., Mahmut ve Zülfü Balıkçı/Türkiye, no. 19895/03 ve 21302/03, 28. paragraf, 21 Ekim 2008).
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit eder. Bu nedenle, kabuledilebilir niteliktedir.
C. Esas
Hükümet, başvuranın 2004te aktif olarak dahil olması nedeniyle yargılamaların aşırı uzun sürmediğini ileri sürmüştür. Başvuran, herhangi bir yorum yapmamıştır. Ancak AİHM, mevcut yargılamaların başlangıç tarihi olarak 28 Ocak 1987yi kabul etmiş olduğunu kaydeder.
AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının, dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumları ve ihtilaf durumunda başvuran için nelerin risk altında olduğu gibi kriterlere atıfta bulunularak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz., Frydlender/Fransa (BD), no. 30979/96, 43. paragraf, AİHM 2000-VII).
AİHM mevcut davada, iddianın karara bağlanmasının, bilirkişi ekspertizi, yerinde inceleme ve tanıkların dinlenmesini gerektirdiğini gözlemler. Bu nedenle, dava belirli bir karmaşıklık içermektedir.
Ancak AİHM yargılama sürecinde kayda değer gecikmeler meydana geldiğini ve başvuranın mevcut bulunmaması, yargılamaların uzamasına katkıda bulunmuş olsa dahi, bunun asıl sebep olarak kabul edilemeyeceğini kaydeder. İç hukuk uyarınca, ilk derece mahkemesi başvuranın mevcut olmaması halinde dahi yargılamalara devam etmekle yükümlüdür. AİHM, sıklıkla mevcut başvurudakine benzer konuların ortaya konduğu davalarda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (bkz., mutatis mutandis, Meşrure Sümer/Türkiye, no. 64725/01, 49. paragraf, 8 Nisan 2008). Ne davanın karmaşıklığı ne de tarafların tutumları mevcut başvuruda ilk derece mahkemesinin yol açtığı bu denli uzun gecikmeleri açıklamak için yeterli değildir.
Sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir delil ya da iddia ortaya koymadığı kanaatindedir. AİHM yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre gereğini karşılamadığı sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHSYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, yargılamaların aşırı uzun sürmesinin, 1 Nolu Protokolün 1. maddesi tarafından güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğinden şikayetçi olmuştur. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM sözkonusu şikayetin yukarıda incelenen şikayetle bağlantılı olduğunu ve bu nedenle, kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini kaydeder.
Ancak, 6/1 madde bağlamında vardığı sonucu göz önüne alarak, mevcut davada, 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin de ihlal edilip edilmediğini incelemenin gerekli olduğu kanaatindedir (bkz. Ezel Tosun/Türkiye, no. 33379/02, 28. paragraf, 10 Ocak 2006).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran adil tazmine ilişkin, 28 Eylül 2005te sunduğu başvuru formunda belirttiği taleplerini ortaya koymuştur ancak, AİHM İç Tüzüğünün 60. maddesi ile ilgili Uygulama Talimatının 5. maddesine riayet etmemiştir. Bu nedenle AİHM, mevcut davada bu başlık altında tazminat ödenmesine gerek görmemektedir (bkz. Marcic ve Diğerleri/Sırbistan, no. 17556/05, 63. paragraf, 30 Ekim 2007).
BU NEDENLERLE, AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
3. AİHSye ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi bağlamındaki şikayeti ayrıca incelemenin gerekli olmadığına karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77. Maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 20 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy