(AİHS. m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 100, 141) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 37377/05)
KARAR
STRAZBURG
2 Temmuz 2013
Bu karar AİHS'nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Uçan ve diğerleri v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragoljube Popovic,
Andras Sajo,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
ve Daire yazı işleri müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) heyeti yapılan müzakereler sonrasında 11 Haziran 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (37377/05 nolu) dava, Türk vatandaşları olan Şevket Uçan, İbrahim Doğan, Oktay Petek, Erol Korkulu, Aziz Doğan ve Metin Doğanın (başvuranlar) 21 Eylül 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar, İstanbulda görev yapan avukatlar Y. ve M. Filorinalı tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. Başvuru 17 Kasım 2009 tarihinde kısmen kabul edilemez olarak açıklanmış; Metin Doğan ve Aziz Doğanın tutukluluk süreleri, maruz kalınan tutukluluk nedeniyle tazminat elde etmek için etkili bir başvuru yolu bulunmaması (madde 5 §§ 3 ve 5) ve tüm başvuranların haklarında yürütülen ceza davasının süresi (madde 6 § 1) bağlamında yaptıkları şikayetleri Hükümete bildirmiştir.
OLAY VE OLGULAR
1. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar sırasıyla 1961, 1955, 1976, 1974, 1962 ve 1957 doğumlu olup, İstanbulda ikamet etmektedirler.
5. Aziz Doğan, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi- DHKP/C isimli yasadışı silahlı bir örgüt hakkında yürütülen operasyon çerçevesinde 12 Nisan 1996 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmış ve 16 Nisan 1996 tarihinde tutuklanmıştır. İbrahim Doğan, Şevket Uçan, Erol Korkulu, Oktay Petek ve Metin Doğan ise sırasıyla 20, 21, 22, 25 ve 27 Ağustos 1996 tarihlerinde yakalanarak gözaltına alınmışlar ve 3 Eylül 1996 tarihinde tutuklanmışlardır.
6. 6 Aralık 1996 tarihli iddianame ile başvuranlar ile diğer yirmi dört kişi hakkında bünyesinde özel görevlerden sorumlu oldukları yasadışı silahlı örgüt üyesi oldukları, bu örgüte yardım ve yataklık ettikleri ve konutlara patlayıcılar attıkları gerekçesiyle kamu davası açılmıştır.
7. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tutuksuz yargılamak üzere, 10 Mart 1997 tarihinde Şevket Uçan ı, 26 Mayıs 1997 tarihinde İbrahim Doğan ile Metin Doğan ı, 18 Şubat 1998 tarihinde Erol Korkulu ile Oktay Peteki, 10 Eylül 1999 tarihinde Aziz Doğanı serbest bırakmıştır.
8. Bununla birlikte, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi 30 Temmuz 2001 tarihinde, aralarında Erol Korkulu ve Oktay Petekin de bulunduğu çok sayıda sanık hakkında duruşmaya katılmamaları sebebiyle yakalama müzekkeresi çıkartılmıştır. Bu iki sanıkla ilgili yakalama kararları halen yerine getirilmemiştir.
9. Aziz Doğan ile Metin Doğan, sırasıyla 10 ve 20 Ağustos 2001 tarihlerinde ve daha sonra 23 Mart 2005 tarihinde yeniden tutuklanmışlardır.
10. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, 20 Mayıs 2002 tarihinde başvuranları, özgürlüğü kısıtlayıcı çeşitli cezalara mahkûm etmiştir. Bununla birlikte, bu karar temyiz edilmiş ve 30 Eylül 2003 tarihinde Yargıtay tarafından bozulmuştur.
11. 16 Haziran 2004 tarihinde kabul edilen 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri Türk yargı sisteminden kaldırılmış ve bu mahkemelerin yetkisi dahilinde olan davalar (Özel Yetkili) Ağır Ceza Mahkemeleri tarafından tekrar görülmüştür.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 21 Ekim 2009 tarihinde Aziz Doğan, İbrahim Doğan ve Metin Doğanı, en hafifi sekiz yıl dokuz ay, en ağırı ise on bir yıl üç ay olan özgürlüğü kısıtlayıcı cezalara mahkûm etmiştir. Mahkeme, Şevket Uçan ın davasının zaman aşımı nedeniyle sonlandığını açıklamış ve davanın görüldüğü gün hala kaçak olan Erol Korkulu ile Oktay Petekin dava dosyalarını bu davadan ayırmaya karar vermiştir.
12. Yargıtay, 27 Şubat 2012 tarihli kararıyla İbrahim Doğan ile Metin Doğan hakkında yürütülen yargılamanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine ve Ağır Ceza Mahkemesinin Aziz Doğan hakkındaki kararın ise onanmasına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI VE UYGULAMASI
13. Türk hukukunda, tutukluluk hali, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanununun («CMK») 100. ve onu takip eden maddelerince düzenlenmiştir.
14. Bu kanunun 100. maddesine göre, sadece kuvvetli suç şüphesi ve kaçma şüphesi bulunması ya da delilleri karartma gibi gerekçelerin varlığı halinde kişi tutuklanabilmektedir. Dolayısıyla, kanunun 100. maddesinin 3. fıkrasında, ilgilinin söz konusu suçu işlediğine dair şüpheye yol açacak inandırıcı delillerin bulunması halinde, özellikle aralarında başvurana atılı suçun da yer aldığı bazı ağır suçlar için yukarıda anılan tutukluluk gerekçelerinin öngörülebildiği belirtilmektedir.
15. Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesi, yargılanan kişiye, aleyhine uygulanan koruma tedbirlerinden doğan zararın tazminini talep etme imkanı tanımaktadır. Bu hüküm, yasadışı olarak yakalanmış veya tutuklanmış kişilere tazminat ödenmesi hakkındaki 7 Mayıs 1964 tarihli 466 sayılı kanunda (yürürlükten kaldırılmıştır) yer almaktaydı. Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin 1. paragrafının d) bendi, 466 sayılı Kanuna nazaran, tutuklu olarak yargılanan ve hakkında makul sürede hüküm verilmemiş olan kişiler için zararların telafisini talep etme imkanı tanıyan bir düzenleme getirmiştir.
16. Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendi şunu öngörmektedir:
1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;
( )
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen,
( )
Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.
17. Ceza Muhakemesi Kanununun tazminat isteminin koşullarıyla ilgili 142. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:
Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her halde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. VE 5. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Aziz Doğan ve Metin Doğan, aşırı uzun tutukluluk sürelerine itiraz etmekte ve tazminat talep etmelerine imkan verecek bir başvuru yolu bulunmamasından da şikayet etmektedirler.
19. Hükümet, başvuranların tutukluluk süresinden kaynaklanan şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde özet olarak bile belirtmemiş olmaları sebebiyle, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümete göre, ayrıca ilgililerin Ceza Muhakemesi Kanununun haksız yere tutuklu bulundurulanlara veya yasadışı yollarla tutuklananlara tazminat ödenmesini öngören 141. ve 142. maddelerine uygun olarak yerel mahkemeler önünde tazminat davası açmaları gerekmekteydi. Sonuçta Hükümet, başvuranların tutuklu bulundurulmasının yasal olduğunu ve bu nedenle başvuranların şikayetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.
20. Başvuranlar, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedirler.
21. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Mahkemeye ancak iç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra başvurulabileceğini hatırlatmaktadır. Bu kural, Sözleşmeci Taraflara, AİHMe başvurulmadan evvel, aleyhlerine iddia edilen ihlalleri önleme veya düzeltme imkanı sunmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Mifsud v. Fransa (kabul edilebilirlik kararı), (BD), no.57220/00, § 15, AİHM 2002-VIII ve daha yakın zamanda, Simons v. Belçika (kabul edilebilirlik kararı), no.71407/10, § 23, 28 Ağustos 2012).
22. Bununla beraber, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrası, sadece şikayet edilen ihlallere ilişkin kullanılabilir ve uygun başvuru yollarının tüketilmesini gerektirmektedir. Başvuru yolunun, ancak olayların meydana geldiği dönemde hem teoride hem de pratikte mevcut erişilebilir olması, başvuranın şikayetlerinin düzeltilmesini sağlayabilmesi ve makul ölçüde bir başarı sunması halinde bu yol etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, başarısızlıkla sonuçlanacağı kesin olmayan bir başvurunun başarılı olup olmayacağı konusunda şüphe duymak, iç hukuk yollarının tüketilmemesini haklı göstermek için geçerli bir sebep teşkil etmemektedir. (Sejdovic v. İtalya (BD), no. 57220/00, §46, AİHM 2006-II, Sardinas Albo v. İtalya (kabul edilebilirlik kararı), no.56271/00, AİHM 2004-I (özetler), Brusco v. İtalya (kabul edilebilirlik kararı) no.69789/01, AİHM 2001-IX, ve daha yakın zamanda Alberto Eugenio da Conceicao v. Portekiz (kabul edilebilirlik kararı), no. 74044/11, 29 Mayıs 2012).
23. AİHM, tutukluluk süresi konusunda, tutukluluk sona erdiğinde, tutukluluk süresinin makul olmayan niteliğinin tanınmasına ve bu tespite bağlı olarak bir tazminat ödenmesine yol açabilecek bir tazminat davasının genellikle, -uygulamadaki etkinliği gereğince kanıtlanmışsa-, tüketilmesi gereken etkin bir başvuru yolu olduğu kanaatindedir (bkz., mutatis mutandis, daha önce anılan Şefik Demir, §§ 23-24 ve bu kararda yer alan atıflar).
24. Mahkeme, Ceza Muhakemesi Kanununun 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendinde, makul sürede hakkında hüküm verilmeyen tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkanının öngörüldüğünü hatırlatmaktadır. Bu başvuru yolu, bir taraftan itiraz edilen tedbirin makul olmayan niteliğinin tanınması, diğer taraftan başvuran tarafından maruz kalınan zararın karşılanması sonucunu doğurabilirdi.
25. Mahkeme, başvuranların tutukluluk hallerinin Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası anlamında 23 Nisan 2005 tarihinde tahliye edilmeleriyle son bulduğunu ve mahkûmiyetlerinin Yargıtay tarafından 27 Şubat 2012 tarihinde onandığını kaydetmektedir. Başvuranlar 27 Şubat 2012 tarihinden itibaren, CMKnın 141. maddesine dayanarak tazminat talebinde bulunma imkanına sahiplerdi.
26. Mahkeme kendi rolünün/AİHMin fonksiyonunun, insan haklarını güvence altına alan ulusal sistemlere nazaran ikincil olduğunu hatırlatarak, başvuranların, yerel yargı organları önünde Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının sözde ihlalini ifade edebilecekleri yeni bir hukuk yoluna sahip oldukları kanısındadır. Hiçbir hüküm bu vesileyle, yerel mahkemeler tarafından yapılacak denetimin, bu türden bir başvuru yolunun etkinliğinden şüphe duyabilmek ve kesinlikle başarısızlıkla sonuçlanacağını doğrulayabilmek için herhangi bir şekilde kısıtlanacağını belirtmemektedir. Üstelik özel bir amaçla kabul edilen ve bu türden şikayetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan yeni bir yasal düzenlemeye işlerlik kazandırmak ve bu hükmü uygulatma imkanı vermek amacıyla ulusal mahkemelere başvurulmasında yarar bulunmaktadır. (Şefik Demir, yukarıda anılan, § 32 ve bu kararda yer alan atıflar).
27. AİHM, yukarıda belirtilenler ışığında, iki başvuranın CMKnın 141. maddesinin 1. fıkrasının d) bendine dayanarak tazminat talebinde bulunmak için ulusal yargı organlarına başvurmaları gerektiği ancak bu yolu kullanmadıkları kanısındadır. Dolayısıyla, mevcut şikayet, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
28. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasına ilişkin şikayetle ilgili olarak bu hükmün, Sözleşmenin 5. maddesinin diğer hükümlerine aykırı olan koşularda sağlanan bir gözaltına alınmadan veya tutukluluktan mağdur olanlar için tazminat talep edebilme hakkını güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. (Steel ve diğerleri v. Birleşik Krallık, 23 Eylül 1998, § 81, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998-VII). Somut olayda AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin diğer fıkralarının ihlal edildiğini tespit etmediğinden, bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuranların tümü, yargılamanın süresi nedeniyle Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasında yer alan makul süre ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmektedirler. Bu madde şunu öngörmektedir:
Herkes medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar ( ) konusunda karar verecek olan ( ) bir mahkeme tarafından ( ) davasının makul bir süre içinde ( ) açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
30. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
31. Dikkate alınacak süreç, başvuranların her biri için değişmektedir:
32. Aziz Doğan için dikkate alınacak süre, 12 Nisan 1996 tarihinde yakalanmasıyla başlamış; 27 Şubat 2012 tarihinde Yargıtay kararıyla sona ermiştir. Dolayısıyla söz konusu süre yaklaşık on altı yıl dokuz ay sürmüştür.
33. İbrahim Doğan ve Metin Doğan için dikkate alınacak süre ise, sırasıyla 20 ve 27 Ağustos 1996 tarihlerinde yakalanmalarıyla başlamış; 27 Şubat 2012 tarihinde Yargıtay kararıyla sona ermiştir. Dolayısıyla söz konusu süre yaklaşık on altı yıl altı ay sürmüştür.
34. Şevket Uçan için dikkate alınacak süre 21 Ağustos 1996 tarihinde yakalanmasıyla başlamış; 21 Ekim 2009 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin zaman aşımı nedeniyle hakkındaki yargılamayı sonlandırdığı kararıyla sona ermiştir. Dolayısıyla yargılama yaklaşık on üç yıl sürmüştür.
35. Sonuçta, Erol Korkulu ve Oktay Petek için dikkate alınacak süre sırasıyla 22 ve 25 Ağustos 1996 tarihlerinde yakalanmalarıyla başlamıştır. Mahkeme, bir sanığın hukukun üstünlüğü prensibini benimseyen bir devletten kaçması durumunda, kaçmasını müteakip devam eden yargılamanın süresinin makul olmadığından şikayette bulunamaması gibi bir karinenin mevcut olacağını, ancak yeterli gerekçeler olması durumunda bu karine göz ardı edilebileceğini dikkate almaktadır (Teslim Töre / Türkiye (no 2), no 13244/02, § 39, 11 Temmuz 2006; Ventura /İtalya, no 7438/76, 15 Aralık 1980 tarihli Avrupa İnsan Hakları Komisyonu raporu, Raporlar ve Kararlar (KR) 23, sayfa 43-44, § 197). Ancak mevcut davada bunu gerektirecek bir durum söz konusu değildir. Bu itibarla mevcut dava koşullarında dikkate alınması gereken dönem, Erol Korkulu ve Oktay Petekin mahkeme önüne çıkmamaları sebebiyle haklarında yakalama emrinin verildiği tarihten itibaren yani kaçtıkları için iki sanık hakkında yargılamayı sürdürmenin imkansız olduğu 30 Temmuz 2001 tarihinde sona ermiştir (bkz. mutatis mutandis, X /İrlanda, no 9429/81, 2 Mart 1983 tarihli Komisyon Kararı, KR 32, p. 226). Dolayısıyla yargılama yaklaşık olarak beş yıl sürmüştür.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
36. AİHM, Ümmühan Kaplan / Türkiye Davasında verilen pilot kararın uygulamaya konulmasının ardından Türkiyede yeni bir tazminat yolunun oluşturulduğunu belirtmektedir (no 24240/07, 20 Mart 2012). Mahkeme, Müdür Turgut ve diğerleri / Türkiye Kararında da(no 4860/09, 26 Mart 2013), başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemiş oldukları gerekçesiyle yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğuna karar verdiğini hatırlatmaktadır. Bu yüzden AİHM, özellikle daha önce bahsedilen (a priori) bu yeni başvuru yolunun, yargılama süresine ilişkin şikayetlerin giderilmesi için makul bakış açıları sunmaya elverişli ve erişebilir olduğu kanaatindedir.
37. AİHM aynı zamanda, Ümmühan Kaplan (daha önce anılan § 77) pilot kararında daha önceden Hükümete bildirilen bu türden başvuruların incelemesine normal yargılama yoluyla devam edebileceğini özellikle belirttiğini hatırlatmaktadır. Ayrıca Mahkeme Hükümetin somut olayda bu yeni başvuru yolu hakkında itirazda bulunmadığını dikkate almaktadır. AİHM yukarıda belirtilenler ışığında mevcut başvurunun incelenmesinin devamına karar vermiştir.
38. Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesi bağlamında yapılan şikayetin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabule edilemezlik gerekçesi bulunmadığı tespit ederek, kabul edilebilir olarak açıklamıştır.
B. Esas hakkında
39. AİHM, bir dava ile ilgili makul sürenin davanın koşullarına ve Mahkemenin yerleşik içtihadı bağlamında özellikle davanın karmaşıklığına, başvuranın ve yetkili makamların tutum ve davranışına göre değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz. diğer birçok karar arasından, Pélissier ve Sassi v. Fransa (BD), no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
40. Mahkeme, somut olayda konu edilenlere benzer sorunlara ilişkin pek çok davaya bakmış ve Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. yukarıda anılan, Pélissier ve Sassi).
41. Mahkeme, başvuranlar Erol Korkulu ile Oktay Petekin yargılama sırasında belirli bir zaman diliminde kaçmış olmalarının, somut olayda belirleyici bir unsur olmadığı; zira haklarında yürütülen yargılamanın, kaçtıkları tarihte zaten yaklaşık beş yıldır devam etmekte olduğu kanaatine varmaktadır (bkz, mutatis mutandis, Teslim Töre, yukarıda anılan, §§ 41-42).
42. Mahkeme, sunulan bütün delilleri değerlendirmiş ve Hükümetin bu davada farklı bir karara varmasına yol açacak herhangi bir olgu ve iddia sunmadığı kanaatine ulaşmıştır. Bu konudaki içtihadını göz önünde bulundurarak Mahkeme, ihtilaf konusu yargılama süresinin aşırı uzun olduğunu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığını değerlendirmektedir.
43. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
44. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
45. Başvuranlar, maruz kaldıkları manevi zarar bağlamında her biri için 15 000 Avro (EUR) talep etmektedirler.
46. Hükümet, bu iddiaların haksız olduğu kanaatine varmaktadır.
47. Mahkeme, başvuranların belli bir manevi zarara uğramış oldukları kanısındadır. Hakkaniyete uygun olarak, başvuranlardan Aziz Doğan, İbrahim Doğan ve Metin Doğanın her birine 11 000 EUR; başvuran Şevket Doğana ise 8 000 EUR ödenmesine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranlar Erol Korkulu ve Oktay Petekin uğramış oldukları manevi zararın, ihlal tespitiyle yeterli derecede telafi edildiği kanaatine varmaktadır.
B. Masraf ve giderler
48. Başvuranlar, AİHM önünde yaptıkları masraf ve giderler için de 5 500 EUR talep etmektedirler. Başvuranların avukatları bu talebi desteklemek için, bizzat imzaladığı çalışma saatlerinin hesap ayrıntılarını sunmaktadır.
49. Hükümet, başvuranların, iddia ettikleri harcamaların gerçekliğini ispat etmek için gerekli faturaları ve diğer belgeleri sunmadıklarını ileri sürmektedir.
50. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, avukatlık ücreti olarak başvuranlara müştereken 500 EUR ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
C. Gecikme faizleri
51. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6. maddesinin 1.fıkrası bağlamında yapılan şikayetin tüm başvuranlar yönünden kabul edilebilir; başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının tüm başvuranlar yönünden ihlal edildiğine;
3. Mevcut davanın, başvuranlar Erol Korkulu ve Oktay Petekin maruz kaldıkları manevi zarar için bizzat yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
4. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) söz konusu meblağlar her türlü vergiden muaf olmak üzere, manevi tazminat olarak başvuranlar Aziz Doğan, İbrahim Doğan ve Metin Doğanın her birine 11 000 EUR (on bir bin Avro), Şevket Uçana 8 000 EUR (sekiz bin Avro);
ii) söz konusu meblağlar her türlü vergiden muaf olmak üzere, Mahkeme masraf ve giderleri için, tüm başvuranlara müştereken 500 EUR (beş yüz Avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 2 Temmuz 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)