(AİHS m. 4, 5, 6, 13, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 141, 142) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ERHUN - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT SOLMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULKADİR AKTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (SAĞNAK - TÜRKİYE DAVASI) (KALASHNIKOV - RUSYA DAVASI) (GEZİCİ VE İPEK - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULLAH YILMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (YAKIŞAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 41481/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
16 Şubat 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41481/05) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşları Şabeddin Yeşilmen, Mehmet Çelik ve Gülseren Özdemirin (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 29 Ekim 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından F. Karakaş Doğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1971, 1967 ve 1978 doğumlu olup halen Tekirdağ ve Gebze cezaevinde hükümlü bulunmaktadır.
29 Kasım 1997 tarihinde başvuranlar Şabeddin Yeşilmen ve Mehmet Çelik İstanbulda yasadışı silahlı bir örgüte karşı düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanarak gözaltına alınmış, 5 Aralık 1997 tarihinde yetkili hakim kararı ile tutuklanmışlardır. 25 Aralık 1997 tarihinde başvuranlar yasadışı silahlı bir örgütün mensubu olmak ve bu örgüt bünyesinde ulusal toprak bütünlüğüne kasteden eylemlere katılmakla itham edilmişlerdir ve haklarında kamu davası açılmıştır.
12 Ağustos 1998 tarihinde Gülseren Özdemir de Adanada yakalanarak gözaltına alınmış ve daha sonra İstanbula nakledilmiştir. Adı geçen 16 Ağustos 1998 tarihinde tutuklanmış ve sözü edilen eylemleri düzenlemekle itham edilerek hakkında kamu davası açılmıştır.
10 Kasım 1998 tarihinde esas hakimleri iki davanın birleştirilmesini kararlaştırmıştır. Yargılama sürecinde başvuranlar birçok kez savunmalarını hazırlamak için ek süre talep etmiş ve kimi duruşmalara katılmamıştır. 29 Mart 2007 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi başvuranları haklarında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve müebbet hapis cezasına çarptırmıştır. Dava dosyasında yer alan unsurlara göre sözü edilen ceza süreci mevcut bu kararın alındığı tarihte Yargıtayda halen devam etmekteydi.
Başvuranların yakalanmalarından itibaren adli merciler serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve «isnat edilen suçun niteliği», «delillerin durumu», «dosyanın içeriği», «tutukluluk süresinin uzunluğu», «öngörülen cezanın ciddiyeti» ve/veya «suçluluğun ciddiyetini belirtir emareler» ışığında düzenli olarak tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
HUKUK
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
AİHSnin 5/3, 4 ve 5. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar, tutukluluk süresinin uzunluğundan ve bir yandan tutukluluk süresinin uzunluğuna itiraz edilebilecek başvuru yolunun bulunmayışı, öte yandan kanundışı tutukluluk kararına karşı tazminat elde etme olanağının olmaması nedeniyle iç hukukta etkili başvuru yollarının mevcut olmadığından şikayetçidir. Başvuranlar AİHSnin 6. ve 13. maddelerini öne sürerek haklarında açılan davanın makul bir süre zarfında görülmediğinden ve ceza sürecinin uzunluğuna itiraz edilebilecek başvuru yollarının bulunmadığından yakınmaktadır.
Hükümet birçok açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümet öncelikle başvuranların şikayetlerini özü itibarıyla dahi ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmediklerini savunmakta, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idari mahkemeler önünde tam yargı davası açmadıklarını ifade etmektedir. Tutukluluk süresinin uzunluğu hakkındaki şikayet ile ilgili Hükümet, başvuranların tutukluluk kararına karşı itirazda bulunmadıklarının altını çizmekte, yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki dava sürecinin iç hukukta halen sürmesi dolayısıyla bunun erken yapılmış bir başvuru olduğunu belirtmektedir. AİHSnin 5/5 ve 13. maddelerine yönelik şikayetlerle ilgili olarak Hükümet, başvuranların 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni CMKnın 141. ve 142. maddeleri gereğince tazminat talebinde bulunmadıklarını dile getirmektedir.
AİHM geçmişte de buna benzer itirazların yapıldığını ve reddedildiğini anımsatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye no: 23188/02, 22 Aralık 2005, Koşti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007, Bağrıyanık-Türkiye no: 43256/04, 5 Haziran 2007, sözü edilen Tunce vd. ve Erhun-Türkiye no: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). AİHM mevcut başvuruda daha önce benimsenen bu kararların dışına çıkılmasını gerektirecek istisnai herhangi bir durumun olmadığını belirterek Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
II. ESASA DAİR
A. AİHSnin 5/3, 4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Tutukluluk süresinin uzunluğu hakkındaki şikayet ile ilgili olarak, Hükümet bilhassa isnat edilen suçların niteliği, işlenen suçların ciddiyeti, firar riski ve suçun tekrarı, adaletin tecellisi önündeki engel ve kamu düzeninin korunması zorunluluğu gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda başvuranların tutukluluk süresinin aşırı olarak nitelendirilemeyeceğini savunmaktadır.
Başvuranlar Hükümetin savlarına karşı çıkmaktadır.
AİHM mevcut bu kararın alındığı tarihte başvuranlar Şabeddin Yeşilmen ve Mehmet Çelikin tutukluluk süresinin dokuz yıl dört ay ve başvuran Gülseren Özdemirin tutukluluk süresinin ise sekiz yıl yedi aydan fazla olduğunu kaydetmektedir. AİHM daha önce bu başvurudakine benzer kararları incelediğini ve AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-Türkiye, no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 Şubat 2006). Ulusal yetkili mercilerin bu davada karşı karşıya bulundukları güçlükleri kabul eden AİHM, yine de yerleşik içtihadı ışığında aynı sonuca varmaktadır. Bu nedenle AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
Başvuranların yargılamanın uzunluğu ve yasaya aykırı olduğu öne sürülen tutukluluk halinin uzunluğuna karşı tazminat yollarının olmadığı şikayetine ilişkin AİHM, daha önce de benzer sorunları ortaya koyan birçok başvuruyu incelediğini ve AİHSnin 5/4 ve 5 maddelerinin ihlal edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, sözü edilen Bağrıyanık, Cahit Solmaz-Türkiye no: 34623/03, 14 Haziran 2007, Abdulkadir Aktaş-Türkiye, no: 38851/02, 31 Ocak 2008, sözü edilen Tunce vd. ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim 2009). Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığına itibar eden AİHM, sözü edilen kararlarda yer alan gerekçelere dayalı olarak AİHSnin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
B. AİHSnin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında
Yargılamanın uzunluğu hakkındaki şikayete dair Hükümet başvuranların itham edildikleri suçlamaların niteliği, işlenen suçların sayısı ve özellikle örgütlü olarak düzenlenen suçlara karşı yürütülen davalardaki güçlükler dikkate alındığında söz konusu yargılamanın uzunluğunun makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca bir yandan birçok kez savunmalarını hazırlamaları için ek süre talep etmeleri diğer yandan kimi duruşmalara katılmamaları nedeniyle başvuranların tutumunun yargı sürecinin uzamasına etki ettiğini belirtmektedir. Hükümete göre mezkur sürecin gidişatında ulusal mahkemelere yüklenebilecek herhangi bir ihmalkarlık söz konusu değildir.
Başvuranlar Hükümetin savlarına itiraz etmektedir.
AİHM dikkate alınması gereken dönemin başvuranlar Şabeddin Yeşilmen ve Mehmet Çelik için tutuklandıkları 29 Kasım 1997 ve başvuran Gülseren Özdemir için 12 Ağustos 1998 tarihi olduğunu saptamaktadır. Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen derdest olduğunu kaydeden AİHM, yargı sürecinin başvuranlar Şabeddin Yeşilmen ve Mehmet Çelik için on iki yıl iki ay ve başvuran Gülseren Özdemir için on iki yıl beş aydan fazla sürdüğünü hatırlatır.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranların ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).
AİHM bütün yargı süresi boyunca başvuranların tutukluluk hallerinin devam ettiğini anımsatarak bu durumda yargı organlarının adaletin bir an evvel tecelli etmesi için davanın en kısa zamanda sonuçlandırılması için özel bir ihtimam göstermeleri yükümlülüğünü ortaya koyduğunu ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve Gezici ve İpek-Türkiye no: 71517/01, 10 Kasım 2005).
AİHM, sözü edilen bu davaların örgütlü işlenen suçları kapsadığını, belirli bir karmaşık yapısının bulunduğunu, bilhassa sanık, tanık ve davacı sayısının ve sanıkların itham edildiği suçlamaların fazla olduğunu ve dava dosyalarının hacimli olduğunu kabul etmektedir. Bununla birlikte bütün bu unsurlar yargılamanın bir başvuran açısından on iki yıl beş ay ve diğer iki başvuran için on iki yıl iki aya dek uzamasını haklı çıkarmaya yetmemektedir.
Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier ve Sassi ve A. Yılmaz-Türkiye no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve davanın koşullarında AİHM bahse konu yargılamaların uzunluğunun aşırı olduğuna ve AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» zorunluluğunu karşılamadığına itibar etmektedir.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 13. maddesi hakkındaki şikayet ile ilgili AİHM daha önce de buna benzer bir şikayette dile getirdiği üzere Türk Hukukunun 13. madde uyarınca yargılama süreçlerinin uzunluğuna karşı etkili bir başvuru yolunu sunamadığını belirtmektedir (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve sözü edilen Tunce vd.). AİHM bu başvuruda farklı bir sonuca varılmasını gerektirecek bir durum görememektedir.
Mevcut başvuruda AİHM, başvuranların davalarının AİHSnin 6/1 maddesi doğrultusunda makul bir süre dahilinde görülmesi hakkına karşı iç hukukta etkili bir başvuru yolunun yokluğunda AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranların her biri 3.000 Euro maddi tazminat ve 22.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuranlar ayrıca iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için toplam 12.000 Euro talep etmektedir. Bu taleplerini destekleyici belge mahiyetinde avukatları ile avukatlık ücreti için her birinin 3.000 Euro ödemesi gerektiğini belirtir sözleşmeyi sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın başvuranlar Şabeddin Yeşilmen ve Mehmet Çelikin her birine 11.300 Euro ve başvuran Gülseren Özdemire 10.450 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun görmektedir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ışığında, AİHM başvuranlara yargılama giderleri için toplam 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
Bununla birlikte, başvuranlar hakkında yürütülen yargı süreçleri halen derdesttir, AİHM sonuç olarak en uygun telafi yolunun AİHSnin 6/1 maddesinin ihlaline son verecek şekilde adaletin iyi idaresinin gözetilerek mezkur davanın bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Yakışan-Türkiye no: 11339/03, 6 Mart 2007).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3, 4 ve 5. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:
i. başvuranlar Şabeddin Yeşilmen ve Mehmet Çelikin her birine 11.300 (on bir bin üç yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
ii. başvuran Gülseren Özdemire 10.450 (on bin dört yüz elli) Euro manevi tazminat ödenmesine;
iii. yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara ortaklaşa 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 16 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy