(AİHS m. 6, 13, 34, 35, 41, 44, 1 NOLU PROTOKOL) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 41613/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
18 Ocak 2010
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41613/05) no'lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Ahmet Mavitan'ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 18 Kasım 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından T. Avşar ve A.Saydı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1942 doğumludur ve İstanbul'da ikamet etmektedir.
11 Şubat 1983 tarihinde, başvuran, Gelibolu'da (Çanakkale) 2.298.256 m2 yüzölçümünde bir taşınmaz satın almıştır. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından başvurana bir tapu verilmiştir.
Söz konusu taşınmazın ediniminden yaklaşık bir yıl sonra, başvuranın taşınmazının bulunduğu bölgede yeni tapulama çalışmaları başlatılmıştır. Söz konusu çalışmaların sonunda, söz konusu taşınmazın büyük bir kısmı, üçüncü kişiler adına tescil edilmiş ve bir kısmının da, orman alanı içerisinde yer almasından dolayı tapu kaydı yapılmamıştır.
A. Gelibolu Kadastro Mahkemesi'ndeki davalar
1984 ve 1988 yılları arasında, bazı şahıslar tarafından, Gelibolu Kadastro Mahkemesi'nde kadastro tespitine itiraz edilmiştir.
27 Şubat 1991 (dosya numarası: 1984/542, 1988/325 ve 1988/311) ve 17 Temmuz 1992 tarihlerinde (dosya numarası: 1988/372), başvuran, davaların kendi taşınmazının bir kısmını kapsadığı gerekçesi ile dört başvuru için mahkemeye müdahil olma talebinde bulunmuştur. Söz konusu talep, mahkeme tarafından, başvuran lehine kabul edilmiştir.
1996 yılında, mahkeme, öncelikle, olay ve hukuk bakımından aralarında bağlantı olduğuna kanaat getirdiği (dosyan numaraları 1984/542, 1988/325 numaralı olan) başvurulardan ikisinin 1996/12 dosya numarası altında birleştirilmesine karar vermiştir.
Sırasıyla, 9 Haziran 1997 ve 21 Şubat 2000 tarihlerinde yapılan 1984/542 ve 1988/311 numaralı başvurular çerçevesinde mahkeme, başvuranların taleplerini haklı bulmuştur. Buna karşın Yargıtay, sırasıyla 5 Mart 1998 ve 30 Kasım 2000 tarihlerindeki kararlarla alınan hükümleri bozmuş ve davaları ilk derece mahkemesine iade etmiştir. 2001 yılında, mahkeme, söz konusu iki davanın (dosya numaraları: 1984/542 ve 1988/311) 2001/41 dosya numarası altında birleştirilmesine karar vermiştir.
21 Kasım 2003 tarihinde, mahkeme, 1996/12 ve 2001/41 numaralı başvuruları birleştirilmiş ve 2001/41 dosya numarası altında davanın sürdürülmesine karar vermiştir.
Söz konusu dava (dosya no: 2001/41), işbu kararın kabul edildiği tarihte ulusal mahkemeler önünde halen derdesttir.
B. Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi'ndeki davalar
30 Kasım 1988 (başvuru no: 1988/545), 17 Nisan 1989 (başvuru no: 1989/232), 27 Şubat 1991 (başvuru no: 1991/49), 8 Eylül 1992 (başvuru no: 1992/302), 16 Aralık 1993 (başvuru no: 1993/429) ve 23 Temmuz 1993 (başvuru no: 1993/237) tarihlerinde, başvuran, Gelibolu Asliye Hukuk Mahkemesi'nde farklı kişiler hakkında altı tane tapu iptal ve tescil davası açmıştır. Başvuran, öncelikle, taşınmazının çok sayıda parsele bölündüğünü ve daha sonra 1984 yılında gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sırasında söz konusu parsellerin davalı kişiler adına tescil edildiğini iddia etmiştir. Orman Genel Müdürlüğü, yargılamalarda müdahil tarafı oluşturmuştur. Orman Genel Müdürlüğü, bazı parsellerin, ormanlık alan içerisinde yer aldığı ve bu nedenle şahıs adına tapu konusu yapılamayacağını belirtmiştir.
Farklı tarihlerde, Asliye Ceza Mahkemesi, söz konusu davaların birleştirilmesine ve davanın 2001/122 dosya numarası ile sürdürülmesine karar vermiştir.
6 Şubat 2006 tarihli bir kararla, Asliye Ceza Mahkemesi başvuranı kısmen haklı bulmuş ve bazı parsel üzerinde başvuranın mülkiyet hakkı bulunduğunu kabul etmiştir.
23 Mart 2007 tarihinde, taraflarca yapılan başvuru üzerine, Yargıtay, başvurana verilen parseller ile ilgili ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Buna karşın, diğer parseller hakkındaki 6 Şubat 2006 tarihli kararı bozmuş ve yeniden görüşülmesi için davayı Asliye Hukuk Mahkemesi'ne iade etmiştir.
11 Temmuz 2007 tarihinde, Yargıtay, taraflarca yapılan başvuruları reddetmiştir.
2008/40 dosya numaralı dava, Asliye Hukuk Mahkemesi'nde halen derdesttir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDASI HAKKINDA
Başvuran, davaların süresinin AİHS'nin 6/1 maddesinin öngördüğü şekli ile "makul süre" ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
AİHM, sözkonusu davaların, 1988 ve 1993 yılları arasında başladığını ve halen sona ermediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla davaların süresi, iki dereceli mahkemede, 22 ve 17 yıl arasında değişmektedir.
AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları ile ilgililer açısından davanın öneminin dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96).
AİHM, müteaddit defalar mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz, sözü edilen Frydlender).
Takdirine sunulan unsurların incelenmesinin ardından, AİHM, Hükümet'in mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığı kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada, ihtilaflı dava sürelerinin çok uzun olduğu ve "makul süre" gerekliliğini karşılamadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Bu itibarla AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, dava süresinin uzun sürmesinden şikayetçi olma imkanı sağlayan iç hukuk yolunun bulunmayışından şikayetçi olmaktadır. Bu bağlamda başvuran AİHS'nin 13. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmektedir.
Kabul edilebilirlik ile ilgili olarak, AİHM, söz konusu şikayetin, AİHS'nin 35. maddesine belirtilen gerekçelerden hiçbirini içermediği dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir ilan edilmesi gerektiği kanaatindedir.
Esas ile ilgili olarak, AİHM, Türk hukukunda, ilgililere dava süresinin uzunluğundan şikayetçi olma imkanı sağlayan bir başvuru yolu bulunmaması nedeniyle Tendik ve diğerleri-Türkiye (başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005) davasında AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunduğunu hatırlatmaktadır. İşbu dava çerçevesinde sözkonusu tespitten sapmayı gerektirecek hiçbir şey bulunmamaktadır.
Bu itibarla AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. 1 NO'LU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1 No'lu Ek Protokol'ün 1. Maddesine atıfta bulunan başvuran, taşınmazlarını, Orman Genel Müdürlüğü ve kişiler lehine kaybetme riskinden dolayı mallarına saygı hakkının ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır. Ayrıca başvuran, dava süresinin uzaması nedeniyle yirmi yıldan fazla bir süredir taşınmazından faydalanamadığını ifade etmektedir.
AİHM, tapu iptal ve tescil davasının ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu ve başvurana ait hiçbir taşınmazın ne Hazine'ye ne de şahıslara devredildiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla söz konusu şikayet zamanından önce yapılmıştır ve AİHS'nin 35. maddesinin 3 a) ve 4. maddeleri uyarınca şikayetin reddedilmesi gerekmektedir.
Dava süresinin uzunluğu nedeniyle başvuranın taşınmazlarından yararlanmasının mümkün olmaması kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak AİHM, sözkonusu şikayeti kabul edilebilir ilan etmektedir. Buna karşın, mevcut dava koşulları ve AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespiti göz önüne alındığında, AİHM, 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında farklı hiçbir sorunun bulunmadığı kanaatindedir.
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, 1.800.000 TL (yaklaşık 900.000 Euro) maddi tazminat ve 500. 000 TL (250.000 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.
Başvuran ulusal mahkemeler ve AİHM önündeki yargılama masraf ve gideri için 800.000 (yaklaşık 400.000 Euro) talep etmektedir; başvuran iddiasının hesap dökümünü şu şekilde yapmaktadır: 100.000 TL (50.000 Euro) ulaşım ücreti ve 700.000 TL (350.000 Euro) avukatlık ücreti
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmekte ve AİHM'yi sözkonusu iddiaları reddetmeye davet etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM, başvuranın belli bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir ve başvurana 15.600 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
Yargılama masraf ve gideri ile ilgili olarak, AİHM içtihadına göre bir başvuran, yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir. Mevcut davada başvuran tarafından belge sunulmamasını göz önüne alan AİHM, yargılama masraf ve giderlerine ilişkin talebi reddetmektedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS'nin 6/1 ve 13. maddeleri ve yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle başvuranın taşınmazlarından faydalanamamasına ilişkin olarak 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin kısmın kabuledilebilir geri kalan kısmın kabuledilemez olduğuna;
2. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. 1 No'lu Ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında farklı hiçbir sorunun bulunmadığına;
5. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak, 15.600 Euro (on beş bin altı yüz Euro) manevi tazminat ödenmesine;
b) Yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası'nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 18 Ocak 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy