(AİHS. m. 3, 5, 6, 13, 14, 34, 44) (BALTACI - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT SOLMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (ABDULKADİR AKTAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (SAĞNAK - TÜRKİYE DAVASI) (ERHUN - TÜRKİYE DAVASI) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜZEL (ZEYBEK) - TÜRKİYE DAVASI) (HÜSNİYE TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (BOYLE VE RICE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru no: 43648/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
2 Şubat 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (43648/05) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Abdulcelil Kaçmazın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 10 Kasım 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından F.Karakaş Doğan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1967 doğumludur ve halen Kocaeli Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
27 Haziran 1996 tarihinde, İstanbulda yasadışı silahlı bir örgüte yönelik olarak düzenlenen bir operasyon çerçevesinde başvuran yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. 8 Temmuz 1996 tarihinde, başvuran, bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor, patolojik hiçbir bulgu tespit edilmediğini ve ilgilinin sol kolundaki kişisel ağrılarından şikayetçi olduğunu gösteren bir sağlık raporu düzenlemiştir. Aynı gün yetkili hakim tarafından, başvuranın tutuklanmasına karar verilmiştir. 11 Temmuz 1996 tarihinde, yasadışı silahlı örgüt üyesi olmaktan ve ulusal toprağı bölmeye yönelik kışkırtma amacı taşıyan eylemlere katılmaktan başvuran hakkında kamu davası açılmıştır.
26 Şubat 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesi, başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir. Buna karşın, 15 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtay, yargılama hatasından ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. 25 Nisan 2007 tarihinde, iade edilen kararı inceleyen İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı yeniden aynı cezaya mahkum etmiştir. 9 Nisan 2008 tarihinde, Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Yakalanmasından itibaren adli makamlar, başvuranın yinelenen serbest bırakılma taleplerini sürekli reddetmişler ve atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi, kanıtların durumu ve dosyanın içeriği gibi her zaman neredeyse aynı gerekçelere dayanarak her seferinde başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Dosyada bulunan unsurlara göre, başvuran, yetkili mahkeme önünde, iki sefer tutukluluk halinin devamı kararlarına itiraz etmiştir. Buna karşın, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma gerçekleştirmeden, atılı suçun, Ceza Muhakemesi Usulü Kanununun 100. maddesinde (tutuklama nedenleri ve koşulları ile ilgili) sıralanan suçlardan bir olması, atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesini kanıtların durumunu ve/veya dosyanın içeriğini temel alarak sırasıyla 15 Temmuz 2005 ve 12 Nisan 2006 tarihlerinde sözkonusu itirazları reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 5/3, 5/4 ve 5/5 ile 6/2, 13. ve 14. maddelerine atıfta bulunarak, başvuran, tutukluluk süresinden ve bir yandan tutukluluk süresine itiraz etmek için diğer yandan kanuna aykırı olduğuna kanaat getirdiği tutukluluk nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili başvuru yolunun bulunmayışından şikayetiçidir. Ayrıca başvuran, tutukluluk halinin devamına hükmetmek için ulusal makamlar tarafından sürekli neredeyse aynı gerekçelerin temel alınmasının masumiyet karinesi ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
Dava konusu olayların hukuki değerlendirmesini yapmakta yetkili olan AİHM (Guerra ve diğerleri-İtalya, 19 Şubat 1998), sözkonusu şikayetlerin AİHSnin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Tutukluluk süresi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, başvuranın tutukluluğunun ilk döneminin 26 Şubat 2003 tarihinde ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sona erdiğini hatırlatmasının ardından, Hükümet, sözkonusu şikayetin tutukluluğun ilk dönemi ile ilgili olarak altı ay süresi içerisinde AİHMye sunulmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, başvuranın, iç hukuk yollarının etkisiz olduğuna hükmettiği andan itibaren sözkonusu şikayetini sunmuş olması gerektiğini aksi takdirde altı ay kuralı nedeniyle şikayetin kabuledilemezlik unsuru içerdiğini belirtmektedir.
İlk itiraz ile ilgili olarak, AİHM, çok sayıda ve aralıksız tutukluluğun toplam süresini belirlemeye ilişkin yerleşik içtihadı göz önüne alındığında sözkonusu itirazı reddetmektedir (bkz, Baltacı-Türkiye, başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-Türkiye, başvuru no: 27561/02). İkinci itiraz ile ilgili olarak, AİHM, başvurunun yapıldığı tarihte başvuranın halen tutuklu olduğunu ve dolayısıyla şikayetin mesnetten yoksun olmadığını gözlemlemektedir. Sonuç olarak AİHM, sözkonusu itirazı reddetmektedir.
Başvurunun sözkonusu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit edemeyen AİHM, başvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esas
Yargılama süresi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaşıklığının, kanıtların durumunun, şiddet içeren eylemlerde bulunan bir terör örgütü ile başvuranın bağlantısının, suçun tekrarı ve firar riskinin başvuranın tutukluluğunu haklı kıldığını savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir.
Yargılama süresi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, AİHM, dikkate alınacak çok sayıda ve aralıksız tutukluluk süresinin belirlenmesine ilişkin yerleşik içtihadı göz önüne alındığında, başvuranın yaklaşık on yıllık bir süreyi tutuklu geçirdiğini tespit etmektedir (bkz, Baltacı ve Solmaz). AİHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (bkz, Dereci-Türkiye, başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve Taciroğlu-Türkiye, başvuru no: 25324/02, 2 Şubat 2006). Sözkonusu dava ile ulusal makamlara yüklenen zorlukları kabul eden AİHM, yine de, yerleşik içtihadı ışığında, mevcut davada aynı sonuca ulaşmaktadır. Dolayısıyla, AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
Bir yandan tutukluluk süresine itiraz etmek için diğer yandan kanuna aykırı olduğu iddia edilen tutukluluk nedeniyle tazminat elde edebilmek için etkili başvuru yolu bulunmadığı kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak AİHM, müteaddit defalar benzer sorunları ortaya koyan davaları inceleme imkanı bulduğunu ve AİHSnin 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Bağrıyanık-Türkiye, başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007, Cahit Solmaz-Türkiye, başvuru no: 34623/03, 14 Haziran 2007, Abdulkadir Aktaş-Türkiye, başvuru no: 38851/02, 31 Ocak 2008, Tunce ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009 ve Sağnak-Türkiye, başvuru no: 45465/04, 13 Ekim 2009). Hükümetin mevcut davada sözkonusu koşullardan sapma imkanı sağlayan hiçbir tespit ve argüman sunmaması nedeniyle, sözü edilen kararlarda belirtilen aynı gerekçelerle AİHSnin 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.
II. AİHSNİN 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, davasının makul bir sürede görülmemesinden ve hakkında açılan ceza davasının süresine itiraz etmek için etkili iç hukuk yolunun bulunmamasından şikayetçidir. Başvuran, AİHSnin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Hükümet, başvuru yapıldığında, yargılama süresi kapsamında yapılan şikayetin zamanından önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır.
Başvuran, sözkonusu iddiaya itiraz etmektedir.
Bu bağlamda AİHM, süresinin çok uzun olmasından şikayet edilen bir yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu itirazın ceza davasının sürensinin uzunluğuna ilişkin şikayetin niteliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir (bkz, Erhun-Türkiye, başvuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). Bu itibarla AİHM, Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
Sözkonusu şikayetlerin başka hiçbir kabuledilemezlik unsuru içermediğini tespit eden AİHM, başvuruları kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esas
Başvuranın yargılama süresi kapsamında yaptığı şikayeti ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaşıklığına ve başvurana yüklenen suçların niteliğine oranla ihtilaflı sürenin uzun olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır. Ayrıca, Hükümete göre, sözkonusu yargılamanın seyrinde ulusal makamlar ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.
AİHM, dikkate alınacak dönemin başvuranın yakalandığı tarih olan 27 Haziran 1996 tarihinde başladığını ve Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesinin kararının onandığı tarih olan 9 Nisan 2008 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Tek bir davayı dört kere inceleyen iki dereceli yargıda yargılama on bir yıl dokuz aydan fazla sürmüştür.
AİHM, müteaddit defalar, mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94). Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığı kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, yargılama süresinin uzun olduğu ve makul süre gerekliliğini karşılamadığı değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Bu itibarla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSnin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, AİHM, Türk Hukuk düzeninin davalı ve davacılara, AİHSnin 13. maddesi uyarınca ceza davalarının süresinin uzun olduğu hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını daha önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz, özellikle, Tendik vd- Türkiye, başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve sözü edilen Tunce vd-Türkiye). AİHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememektedir.
Sonuç olarak AİHM, mevcut davada, başvuranın davasının AİHSnin 6/1 maddesi uyarınca makul sürede görülmesi hakkını elde etmek için iç hukukta başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
III. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
AİHSnin 3 ve 13. maddelerine atıfta bulunarak, başvuran, gözaltında kötü muameleye uğradığını ve AİHSnin 3. maddesi kapsamındaki şikayetini sunmak için etkili başvuru yoluna sahip olmadığını iddia etmektedir.
AİHM, AİHSnin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun kanıt unsurları ile desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Güzel-Türkiye, başvuru no: 71908/01, 5 Aralık 2006, Hüsniye Tekin-Türkiye, başvuru no: 50971/99, 25 Ekim 2005 ve Martinez Sala vd-İspanya, başvuru no: 58438/00, 2 Kasım 2004). Buna karşın AİHM, başvuran tarafından, hiçbir darp ve cebir izine rastlanmadığı tespitinde bulunan bir sağlık raporunun sunulduğu tespitinde bulunmaktadır. AİHM, takdirine sunulan unsurları dikkatle incelemiş ve kötü muamele iddialarına ilişkin sahip olduğu unsurların böyle bir sonuca ulaştıracak nitelikte emareler sunmadığına kanaat getirmiştir.
AİHSnin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili olarak, AİHM, sözkonusu hükmün sadece AİHS açısından savunulabilir şikayetlere uygulanabileceğini hatırlatmaktadır (Boyle ve Rice-Birleşik Krallık, 27 Nisan 1988). Bununla birlikte AİHM, kötü muamele iddiası hakkında ulaştığı sonuç ışığında, AİHSnin 13. maddesi uyarınca başvuranın şikayetinin savunulabilir olmadığını gözlemlemektedir (Hüsniye Tekin-Türkiye, başvuru no: 50971/99, 25 Ekim 2005 ve Muzaffer Sünük-Türkiye, başvuru no: 9610/03, 27 Kasım 2007).
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, 6.000 Euro maddi ve 25.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran, ayrıca 7.000 Euro yargılama masraf ve gideri istemektedir. Başvuran, faturaları ve avukatına 5.000 Euro ödeme yapılmasını öngören avukatlık ücret sözleşmesini belge olarak sunmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı görememekte ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın, AİHSnin 5/3, 5/5 ve 5/5 maddesi ile 6/1. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alarak AİHM, başvurana, 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetmektedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, sahip olduğu unsurları göz önüne alan AİHM, başvurana tüm masraflar için 1.040 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
AİHM, sözkonusu miktarlara marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına hükmetmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, AİHSnin 5/3, 5/4, 5/5, 6/1 maddeleri (süre) ve 13. maddesi kapsamında yapılan şikayetlere ilişkin kısmının kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/3, 5/4 ve 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargılama süresi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AİHSnin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine;
i) her türlü vergiden muaf tutularak 12.000 Euro (on iki bin Euro) manevi tazminat
ii) her türlü vergiden muaf tutularak tüm masraflar için 1.040 Euro (bin kırk Euro)
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 02 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy