(AİHS. m. 1, 3, 4, 6, 13, 29, 34, 35, 44) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (YOLDAŞ VD. - TÜRKİYE DAVASI) (MECAİL ÖZEL - TÜRKİYE DAVASI) (HÜSNİYE TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (DAĞABAKAN VE YILDIRIM V. - TÜRKİYE DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNI - FRANSA DAVASI) (AYŞE TEPE - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KAYA - TÜRKİYE DAVASI) (YAŞA - TÜRKİYE DAVASI) (ÖZLEM ALPARSLAN -TÜRKİYE DAVASI) (COŞAR V. - TÜRKİYE DAVASI) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 4447/05)
KARAR
STRAZBURG
1 Ekim 2013
İşbu karar, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Aksin ve diğerleri/Türkiye davasında, Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
NebojaVucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), 10 Eylül 2013 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Serhan Aksin, Mehmet Başaran ve Bülent Özcanın (« başvuranlar ») tarafından, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 5 Kasım 2004 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (« Sözleşme ») 34. maddesine uygun olarak Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (No. 4447/05) bulunmaktadır.
2. Başvuranlar, Mardinde görev yapan avukatlar H. Cangir, E. Kuzu ve Ankarada görev yapan M. Vargün, D. Bayır tarafından temsil edilmektedirler. Türk Hükümeti (Hükümet), Mahkeme önündeki yargılamada, kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar, gözaltındayken kötü muamelelere maruz kaldıklarından ve gözaltı sırasında avukat yardımından faydalanmadıklarından şikayet etmektedirler.
4. Başvuru, 25 Şubat 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda karar verilmesine karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar, sırasıyla 1973, 1985 ile 1968 doğumludurlar ve Mardinde ikamet etmektedirler.
6. Başvuranlar, 23 Kasım 2003 tarihinde, Derik Polis Karakolunda görevli olan polis memurlarına karşı saldırı düzenlenmek şüphesiyle gözaltına alınmışlardır. Başvuranlar, 24 saat boyunca gözaltında kalmışlardır. Başvuranlar, gözaltına alınmadan önce bir hekim tarafından muayene edilmişlerdir. Sağlık raporunda, herhangi bir yaralanma veya darp izi tespit edilmemiştir.
7. Tutanaklarda başvuranların, sorgulamaları sırasında, savunmalarını kendilerinin yapacaklarını beyan ederek, avukat yardımını reddettikleri görülmektedir. Başvuranlar ifadelerinde, PKK militanlarının kendilerini tehdit ederek birçok faaliyete katılmalarını zorladıklarını, özellikle üç polis memuru hakkında bilgi aktararak, ilgili polis memurlarına karşı saldırı düzenlemeye zorlandıkları beyan etmişlerdir. Başvuranlar, silahlı yasadışı bir örgüt olan PKK ile ilgili bilgi ve itiraflar içeren ifadelerini imzalamışlardır.
8. Başvuranlar, 24 Kasım 2003 tarihinde, gözaltı sonrası bir hekim tarafından muayene edilmişlerdir. Hekim tarafından düzenlenen raporda, başvuranların bedeninde herhangi bir yara veya darp izine rastlanılmamıştır. Başvuranlar, aynı gün, savcı huzuruna daha sonra da tutuklanmalarına karar veren sulh ceza hakimi huzuruna çıkarılmışlardır. Başvuranlar, bu iki yargıç huzurunda kendi kendilerini savunmak istediklerini belirterek yine avukat yardımı almayı reddetmişlerdir. Başvuranlar, ifadelerinin polis memurları tarafından herhangi bir baskı olmadan alındığını ve ifadelerinin içeriğini onayladıklarını beyan etmişlerdir. Başvuranlar, PKK bünyesindeki görevleriyle ilgili olarak bilgiler vermişlerdir ve herhangi bir kötü muameleden şikayet etmemişlerdir. Başvuranlar, alınan bütün ifadelerinin samimi itiraflar ve kabul ettikleri açık ifadeler taşıdığını belirtmişlerdirler. Başvuranlar, cezaevine gönderilmişlerdir.
9. Başvuranların avukatı, 1 Aralık 2003 tarihinde, işkence ve kötü muamele nedeniyle polis memurları hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardır.
10. Başvuranlar, 3 Aralık 2003 tarihinde, gözaltı sırasında kötü muamele iddialarına ilişkin olarak savcılık tarafından dinlenmişlerdir. Serhan Aksin, polis memurlarının ceketiyle başını örttüklerini ve kendisine vurduklarını belirtmiştir. Başvuran, elmacık kemiğine bir darbe almış ve kendisine elektrik şoku uygulanmıştır. Başvuranın halen bağırsaklarında ve boğazında kanaması bulunmaktadır. Başvuran, polis memurlarının korkusu nedeniyle hekimin yüzünde teşhis ettiği yumruk izlerinin raporunda belirtmediğini beyan etmiştir. Başvuran, polis memurlarınca parasının ve cep telefonunun iade edilmemesinden şikayet etmektedir. Bülent Özcan, burnunun ve parmağının kırıldığını ve cinsel organına baskı yapıldığını iddia etmiştir. Mehmet Başaran, cinsel organına şiddet uygulanması ve üç veya dört polis memurları tarafından dövülmesi nedeniyle şikayet etmektedir. Savcılık, başvuranların Mardin Devlet Hastanesinde muayene edilmesini talep etmiştir.
11. 5 Ocak 2004 tarihinde muayene sonucu düzenlenen raporda, Mehmet Başaran ile Bülent Özcanın bedeninde herhangi bir anomali veya darp izi tespit edilmemiştir. Hekim, Serhan Aksinin başının arka kısmında servikal bölgede bir hassasiyet tespit etmiş ve raporda ekimoz veya ödem gibi diğer bir belirti bulunmadığına dikkat çekmiştir. Hekim, başvuranın nöroloji servisine sevkine karar vermiş. Burada yapılan muayene sonucu nörolog, Serhan Aksin in başının arkasındaki 7. servikalde spinal bir kırık teşhis etmiş ve on beş günlük iş göremezlik raporu düzenlemiştir.
12. Savcılık, 22 Ocak 2004 tarihinde, sağlık raporunun yetersiz olduğuna dikkat çekmiş ve Serhan Aksin in bedeninde kötü muameleye ilişkin başka izlerin olup-olmadığını araştırmak ve iş göremezlik raporunu destekleyen hastalığının kökeniyle bu hastalığının meydana geliş tarihini belirlemek amacıyla adli tabipliğe sevkine karar vermiştir.
13. 23 Şubat 2004 tarihinde düzenlenen rapor, nörolojik inceleme sonuçlarını onaylamıştır. Hekim, ayrıca ekimoz, ödem veya diğer bir travma belirtisi bulunmaması nedeniyle lezyonun meydana geliş tarihini belirlemenin imkansız olduğunu belirtmiştir. Hekim, lezyonun kökenini belirlemek için dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderilmesini önermiştir. Ayrıca kötü muamele izlerinin bulunmadığı hususunu da onaylamıştır.
14. Savcı, Adli Tıp Kurumundan Serhan Aksin in bedeninde teşhis edilen lezyonun kökeni ve bu lezyonun meydana geliş tarihiyle ilgili olarak ayrıntılı bilgiler sunulmasını talep etmiştir.
15. Serhan Aksin, 3 Mayıs 2004 tarihinde, Diyarbakır Adli Tıp Kurumunda muayene edilmiş ve bu kurum tarafından düzenlenen raporla spinal kırığın tam tarihini tıbbi olarak düzenlemenin imkansız olduğu belirlenmiştir. Raporda ayrıca Serhan Aksin in bedeninde kötü muamele izlerinin bulunmadığı doğrulanmıştır.
16. Savcılık, kötü muamelenin uygulandığı iddia edilen tarihte Derik Karakolunda görevde olan on bir polis memurunun ifadesini almıştır. Suçlananların sorgularına katılan polis memurları, başvuranların yakalandıklarını, yasaya uygun olarak sorgulandıklarını ve başvuranların bizzat kendilerinin savcı ve hakim önünde kötü muameleye maruz kalmadıklarını beyan ettiklerini belirtmişlerdir.
17. Savcılık, 16 Haziran 2004 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, karar gerekçesinde başvuranların gözaltları sonunda savcının ve sulh hakimi önünde çıkarıldıklarında kötü muameleye maruz kalmadıklarına ilişkin beyanlarını dikkate almıştır. Başvuranlar, polis memurları tarafından alınan ifadelerinin doğru olduğunu kabul etmişlerdir. Savcı, başvuranların hakim ve savcının bazı iyi dileklerini elde etmek amacıyla itiraflarını yinelediklerini ve kendi kendilerini savunmak istediklerini belirterek bir avukat yardımı almayı reddettiklerini dikkate almıştır. Savcı, Mehmet Başaran ve Bülent Özcan ile ilgili olarak, sağlık raporlarında şikayetçilerin iddialarını destekleyen herhangi bir unsur bulunmamaktadır. Savcı, Serhan Aksin ile ilgili olarak, 5 Ocak 2004 tarihli rapora rağmen başının arkasında bulunan lezyonun meydana geliş tarihi ile kökeninin Adli Tıp Kurumunca tespit edilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Savcı, başvuranların gözaltı öncesi ve sonrasında bir hekim tarafından muayene edildiklerini ve herhangi bir kötü muamele izine rastlanmadığını hatırlatmıştır. Savcı, nihayetinde başvuranların şikayetlerinin süresi geçtikten sonra yapıldığına atıfta bulunmuştur. Savcı, kötü muamele nedeniyle polis memurları hakkında kamu davası açmayı sağlayacak maddi unsurların bulunmadığı sonucuna varmıştır.
18. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Temmuz 2004 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığı kararında olduğu gibi, aynı gerekçelerle başvuranların itirazlarını reddetmiştir.
19. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Eylül 2006 tarihinde, PKK mensubu oldukları ve PKK adına birçok silahlı eylemler düzenledikleri gerekçesiyle başvuranların suçlu olduklarına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir. Başvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılama sırasında avukat yardımından faydalanmışlardır. Başvuranlar, haklarındaki iddiaları kabul etmemişler ve ayrıntıları belirtilmeksizin kötü muamelelere maruz kaldıklarını ifade ederek gözaltı sırasında alınan ifadeleri inkar etmişlerdir. Başvuranlar, üç polis memuru hakkında düzenlenen saldırıya PKK teröristlerinin tehdidi altında katılmaya zorlandıklarını, suçlanan diğer kişilerin kimlik bilgileri ile PKK tarafından kullanılan bölgeler ve faaliyetleriyle ilgili olarak, doğru olarak bilinen bütün bilgileri verdiklerini beyan etmişlerdir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların ifadelerinin samimi olduğunu ve sanıkların işbirliği yolunu tercih etmeleri sebebiyle ağırlaştırılmış müebbet hapsine ilişkin cezada indirime gitmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların itirafları dışında, maddi delillerin ayrıntılı listesine dayanmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak, maddi delil bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesiyle başvuranların şikayetleriyle başlatılan ardından kapatılan soruşturma dosyasının içeriğine atıfta bulunmuştur; Ağır Ceza Mahkemesi, sonuç olarak başvuranların iddialarının açıkça dayanaktan yoksun oldukları kanaatindedir.
20. Yargıtay, 27 Şubat 2007 tarihinde, mahkumiyet kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK İLE ULUSLARARASI HUKUKUN UYGULANMASI
21. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk ile uygulanması Batı ve diğerleri / Türkiye Kararı (no. 33097/96 ile 57834/00, §§ 95-100, AİHM 2004-IV (özet)) ve Yoldaş / Türkiye Kararında (no. 27503/04, §§ 23-28, 23 Şubat 2010) belirtilmektedir.
22. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin bildirgesi: adil yargılanma ile adli yargı organları ve mahkemeler önündeki eşitlik haklarına ilişkin 14. madde üzerine 32. nolu genel yorumları:
37. İkincisi, suç isnat edilen herkesin kendini bizzat veya kendi seçtikleri bir vekille savunma ve bu hak konusunda bilgilendirilme hakkı, madde 14 paragraf 3 (d)de de belirtildiği gibi, birbirini karşılıklı olarak dışlamayan iki tür savunma ile ilgilidir. Avukat yardımı alan kişilerin, mesleki sorumluluklar çerçevesinde kalmak kaydıyla, avukatlarına davanın nasıl yürütüleceği konusunda talimat verme ve kendi adlarına konuşma yetkisi verme hakları vardır. Bu arada, Sözleşmenin sözü, tüm resmi dillerde açıktır: Savunma ya şahsen yapılır ya da savunma tarafının kendi seçeceği kişinin hukuksal yardımlarıyla; dolayısıyla, sanığın herhangi bir vekil tarafından temsil edilmeyi reddetmesi mümkündür. Ancak, kişinin kendini kendi başına savunmasıyla ilgili bu hak mutlaklık taşımaz. Yargının sağlıklılığı açısından, belirli durumlarda, sanığın kendisi istemese bile bir avukat atanması gerekli olabilir. Duruşmaların gerektiği gibi yürümesini engelleyici fiillerde ısrar eden, ağır bir suçlamayla karşı karşıya olduğu halde kendi çıkarını kollayacak durumda olmayan sanıklar söz konusu olduğunda veya sanığın kendilerine soru sorması halinde sıkıntı ve tehdit gibi durumlarla karşılaşabilecek tanıkların korunması açısından bu yola başvurulabilir. Bununla birlikte, sanıkların kendi savunmalarını yapma isteklerine getirilen herhangi bir kısıtlama nesnel ve yeterince ciddi gerekçelere dayanmalı, adaletin gerçekleşmesini sağlamak açısından gerekli olanların ötesine geçmemelidir. Dolayısıyla, iç hukuk, bir sanığın ceza davalarında vekil yardımı olmadan kendini savunma hakkına mutlak yasak getirmekten kaçınmalıdır.
23. Correia de Matos / Portekiz Davasında Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 1123/2002 nolu bildirisi:
7.5. Komite, belirli bir davada, sanığın söz konusu çıkarları doğru değerlendirme imkanının olmaması dolayısıyla kendi savunmasını daha etkin bir şekilde sağlama imkanının bulunmaması, ceza kovuşturmaları konusu nedeniyle, adaletin yararı içerisinde bir avukatın resen atamasının gerekli olup-olmadığını araştırmak için yetkili mahkemenin sahip olduğunu değerlendirmektedir. Ancak, mevcut durumda, taraf Devletin mevzuatı ile Yüksek Mahkemenin içtihadı, sanığın kendisi avukat olsa dahi ceza yargılamasında bir avukat tarafından temsil edilme yükümlülüğünden asla çıkamayacağını ve kanunun sanığın davranışı ile iddialarının ağırlığını dikkate almadığını öngörmektedir. Taraf Devlet ayrıca somut olayda, nispeten basit bir davada, adaletin çıkarlarının zarara uğramasına ilişkin bir avukatın resen atanmasının bulunmaması ve failin kendi savunmasını yapma imkanını verme hakkının kısıtlanması gerektiği nedenini açıklayacak yeterince önemli ve tarafsız nedenler ileri sürmemiştir. Komite, antlaşmanın 14. maddesinin 3. paragrafının d) bendinin güvence altına aldığı kendini savunma hakkına riayet edilmediği sonucuna varmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. İLE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuranlar, gözaltı sırasında maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muameleler ile Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayetlerini ileri sürmek için iç hukuk yolunun bulunmadığından şikayet etmektedirler. Başvuranlar, Sözleşmenin 3. ile 13. maddeleri ileri sürmektedirler. Davanın kendine özgü koşullarına ilişkin hukuki değerlendirmeye yetkili olan Mahkeme, şikayetleri yalnızca aşağıda belirtilen Sözleşmenin 3. maddesi açısından inceleyecektir (Mecail Özel / Türkiye, no. 16816/03, § 21, 14 Nisan 2009):
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
1. Mehmet Başaran ile Bülent Özcan ile ilgili olarak
25. Mahkeme, öncelikle, Mehmet Başaran ile Bülent Özcanın gözaltına alınmaları sonucunda bedenlerinde herhangi bir darp izi veya şiddet bulunmadığını teşhis eden adli bir tabip tarafından 24 Kasım 2003 tarihinde muayene edildiklerini dikkate almaktadır. Ardından, diğer bir adli tabip 3 Aralık 2003 tarihli raporunda ilk raporun sonuçlarını onaylamıştır (yukarıdaki 7. ile 10. paragraflar).
26. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olan kötü muamele iddialarının uygun delil unsurları tarafından desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Hüsniye Tekin / Türkiye, no. 50971/99, § 43, 25 Ekim 2005, Martinez Sala ve diğerleri / İspanya, no. 58438/00, § 121, 2 Kasım 2004 ve Dağabakan ve Yıldırım / Türkiye, no. 20562/07, §§ 49-50, 9 Nisan 2013).
27. Mahkeme, somut olayda, Mehmet Başaran ile Bülent Özcanın Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olan kötü muamele iddialarına dayanarak, herhangi bir unsurunun veya delil başlangıcı ileri sürülmediğini tespit etmiştir.
28. Bu koşullarda Mahkeme, polis memurlarının Mehmet Başaran ile Bülent Özcanın cinsel organına şiddet uygulanmasına ilişkin makul bir şüpheye yol açacak unsurların bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
29. Başvurunun bu kısmı, sonuç olarak, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. §§ 3 ile 4 hükümleri uyarınca reddedilmelidir.
2. Serhan Aksin ile ilgili olarak
30. Mahkeme, Serhan Aksin ile ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayetlerin Sözleşmenin 35 § 3 hükmü bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, diğer taraftan bu şikayetlerin herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini saptamaktadır. Dolayısıyla bu şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermek uygun olacaktır.
B. Esas hakkında
31. Hükümet, başvuranının iddialarını kabul etmemektedir.
32. Mahkeme, bir kişinin tamamıyla polis memurlarının kontrolü altındayken gözaltı sırasında yaralanması durumunda, bu süreç içerisinde meydana gelen tüm yaralanmaların büyük olasılıkla olaylarda meydana geldiğini hatırlatmaktadır (Salman / Türkiye (BD), no. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Dolayısıyla, teşhis edilen yara izlerinin kökeni hakkında makul bir açıklama sunmak ve mağdurun iddiaları hakkında şüphe uyandıran olayların kurulmasına ilişkin delilleri özellikle bu iddiaları tıbbi belgelerle destekleyerek ortaya çıkarmak görevi Hükümete aittir (Bk., pek çok karar arasında, Selmouni / Fransa (BD), no. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V, Berktay / Türkiye, no. 22493/93, § 167, 1 Mart 2001, ve Ayşe Tepe / Türkiye, no. 29422/95, § 35, 22 Temmuz 2003).
33. Mahkeme, iddia edilen olay ve olguların kurulması için her türlü makul şüphe ötesinde delil kıstaslarından yararlanmaktadır; ancak benzeri bir kanıt, bir dizi gösterge veya yeterince önemli, kesin ve tutarlı çürütülemez karineler sonucunda ortaya çıkabilmektedir (İrlanda / Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161 in fine, Seri A no. 25, ve Labita / Türkiye (BD), no. 26772/95, §§ 121 ve 152, AİHM 2000-IV).
34. Mahkeme, ayrıca bir kişinin Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak polis memurları veya Devletin benzer diğer birimleri tarafından kötü muameleye maruz kaldığını savunabilir bir şekilde ifade ederse bu hükmün, etkin resmi bir soruşturma yapılmasını öngördüğünü hatırlatmaktadır. Bu soruşturma, Sözleşmenin 2. maddesinde öngörülen soruşturma gibi, sorumluların kimliklerinin tespit edilmesine ve cezalandırılmalarına imkan vermelidir (Bk., birçok diğer kararlar arasında, McCann ve diğerleri / Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, § 161, Seri A no. 324, Kaya / Türkiye, 19 Şubat 1998, § 86, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-I, ve Yaşa / Türkiye, 2 Eylül 1998, § 98, Derleme 1998-VI).
35. Hükümet, 5 Ocak 2004 tarihli raporda belirtilen sekellere itiraz etmemektedir ancak bu sekellerin meydana geliş tarihinin tıbbi açıdan tam olarak belirlenmesinin imkansız olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın gözaltındayken kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin şüphe uyandıracak herhangi bir unsurun dosyada bulunmadığını da eklemektedir. Hükümet, başvuranın verdiği ifadelerin içeriğine ve gözaltı sonucunda savcı ve hakim huzuruna çıkarıldığında şikayetçi olmamasına atıfta bulunmaktadır.
36. Mahkeme, başvuranın 24 saat gözaltında kaldığını ve gözaltı öncesi ve sonrasında adli bir tabip tarafından muayene edildiğini tespit etmektedir. Başvuran, sağlık muayenesi boyunca hiçbir şikayette bulunmamaktadır; üstelik başvuran cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada cezaevi hekimi tarafından muayene edilme talebinde bulunmamıştır. Mahkeme, aynı şekilde savcının belirttiği gibi, başvuranın gözaltına alınması sonrası savcı ve hakim huzurunda herhangi bir kötü muamele şikayetinde bulunmadığını tespit etmektedir. Başvuran, aksine gözaltına alınması sırasında ifadesinin baskı altında alınmadığını beyan etmiştir.
37. Mahkemenin değerlendirmesine sunulan tek unsurun, herhangi bir hematom veya belirti bulunmaksızın ilk defa servikal spinal kırık teşhisinin yapıldığı 5 Ocak 2004 tarihli sağlık raporu olduğuna işaret etmektedir. Bu lezyon nedeniyle, başvurana on beş günlük iş göremezlik raporu verilmiştir. Bir önceki sağlık raporunda olduğu gibi, gözaltı sonrası bu raporda kötü muameleye ilişkin değer herhangi bir iz bulunmamaktadır.
38. Mahkeme, dosyadaki tüm belgeleri inceledikten sonra, başvuranın şikayeti üzerine savcının ayrıntılı bir soruşturma başlattığını, başvuranların ifadelerini aldığını ve Serhan Aksin in bedeninde teşhis edilen sekellerin kökenini araştırmak amacıyla aksi yönden kanaat bildiren tıbbi bilirkişi raporu düzenlendiğini tespit etmektedir. Savcı, ayrıca başvuranların yakalanması ile sorgulanması sırasında görevde olan polis memurlarının da ifadesini almıştır. Mahkeme, bu soruşturmanın ardından savcılığın başvuranın iddialarını destekleyen maddi delillerin bulunmaması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiğini gözlemlemektedir.
39. Bu karar, özellikle başvuranların gözaltı sonrası hakimler huzurunda şikayetçi olmamaları ve samimi itiraflarıyla da desteklenmiştir (yukarıdaki 16. paragraf).
40. Mahkeme, sonuç olarak ilk derece mahkemesinin başvuranın açıklamalarının inandırıcılık derecesini değerlendirmek için daha iyi bir konumda olduğu kanaatindedir. Başvuran, diğer taraftan tespitlerini yeniden meydana getirmek için diğer ek unsurlar sunmamıştır.
41. Mahkeme, dosyaya aktarılan belgeler ışığında, başvuranın gözaltında kaldığı sırada polis memurları tarafından Sözleşmenin 3. maddesine aykırı olarak kötü muamelelere maruz kaldığına ilişkin her türlü makul şüphe ötesinde kökeninin araştırılması yönünde herhangi bir unsur veya ipucuna sahip olmadığını tespit etmektedir (Özlem Alparslan / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 52663/99, 25 Ağustos 2008, Okay / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 6283/02, 1 Haziran 2006, Cengiz Sarıkaya / Türkiye, no. 38870/02, § 57, 20 Mayıs 2008, Erdal Yıldız / Türkiye (kabul edilebilirlik kararı) no. 68630/01, 10 Ocak 2008, Hüsniye Tekin / Türkiye, no. 50971/99, § 50, 25 Ekim 2005 ve Coşar / Türkiye, no. 22568/05, §§ 32-35, 26 Mart 2013).
42. Sonuç olarak Mahkeme, iddia edilen kötü muamelelerle ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesine herhangi bir aykırılık tespit etmemektedir (Bk., mutadis mutandis, Assenov ve diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, § 100, Derleme 1998-VIII). Dolayısıyla, esas veya usul yönlerinden Sözleşmenin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. §§ 1 VE 3. HÜKÜMLERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabul edilebilirlik hakkında
43. Başvuranlar, gözaltı sırasında avukat yardımı alamadıklarından şikayet etmektedirler. Mahkeme, bu şikayetleri aşağıda belirtilen Sözleşmenin 6. §§ 1 ve 3-c) hükümleri açısından inceleyecektir:
1. Herkes, (
) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, (
) bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, (
) görülmesini istemek hakkına sahiptir.
3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:
(
)
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek.
44. Mahkeme, bu şikayetin Sözleşmenin 35. § 3 hükmü bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, diğer taraftan şikayetin herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini saptamaktadır. Dolayısıyla bu şikayetin kabul edilebilir olduğuna karar vermek uygundur.
B. Esas hakkında
45. Hükümet, başvuranların iddialarını kabul etmemektedir. Hükümet, olay ve olgulara dayanarak, başvuranlara diledikleri takdirde talep ettikleri ya da resen atanan avukatların tayin edilebileceğinin hatırlatıldığını savunmaktadır. Hükümet, başvuranların avukat yardımı almak istemediklerini beyan ettiklerini açıklamaktadır. Hükümet, nihayetinde, başvuranların Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay önünde bir avukat yardımı aldıklarını ve kendilerini savunmak için bütün imkanlardan yararlandıklarını belirtmektedir.
46. Mahkeme, yerleşik içtihadına atıfta bulunarak, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. paragrafının c) bendinde belirtilen hakkın, ceza yargılaması alanında aynı maddenin 1.paragrafında yer alan adil yargılanma kavramına ilişkin diğer unsurlardan birini teşkil ettiğini belirtmektedir (Salduz / Türkiye (BD), no. 36391/02, §§ 50-54, 27 Kasım 2008). Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 6. § 1 hükmü tarafından öngörülen adil yargılanma hakkının yeterince somut ve etkin olması için genellikle bir şüphelinin polis memuruyla ilk sorgusu esnasında kendisine bir avukat yardımı verileceğini ancak somut olayın özel koşulları ışığında, zorlayıcı nedenler bulunması halinde bu hakkın kısıtlanacağını hatırlatmaktadır. Zorlayıcı nedenlerin istisnai durumlarda avukata erişim hakkının engellenmesini haklı kılması durumunda, böyle bir kısıtlama -gerekçesi ne olursa olsun-, Sözleşmenin 6.maddesinde belirtilen sanık haklarına haksız biçimde zarar vermemelidir. Polis sorgusu esnasında avukat yardımı alınmaksızın alınan ve kişinin mahkumiyetine dayanak teşkil eden suçlayıcı ifadeler savunma hakkına telafi edilemez şekilde zarar vermektedir (anılan, Salduz, § 55).
47. Ancak Mahkeme, Salduz kararının aksine, mevcut davada başvuranın gözaltı sırasında avukat yardımı almamasının ilgili yasal hükümlerin sistematik biçimde uygulanmasının sonucu olmadığını belirtmektedir. Başvuranlar, somut olayda, genellikle bir avukat yardımı talep etme hakkına sahip olmuşlardır.
48. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin ne lafzı ne de ruhunun, başvuranın iradi olarak açık ya da örtülü biçimde adil yargılanma hakkından vazgeçmesini engellemediğini belirtmektedir (Kwiatkowska v. İtalya (kabul edilebilirlik kararı), no. 52868/99, 30 Kasım 2000; Ananyev v. Rusya, no. 20292/04, § 38, 30 Temmuz 2009). Ancak davada yer alma hakkından vazgeçme durumunun geçerli ve etkin olabilmesi için her türlü şüpheden uzak bir açıklıkta olması, ayrıca sonuçlarının ağırlığı itibariyle asgari garantileri içermesi gereklidir (Salduz, yukarıda anılan, § 59).
49. Mevcut davanın koşullarında, Mahkeme başvuranların avukat yardımından faydalanma hakkının gözaltı sırasında kendilerine hatırlatıldığını ve bu hususu itiraz etmediklerini dikkate almaktadır. Bu bağlamda başvuranların, sorgu tutanağından da anlaşıldığı üzere, avukat yardımından faydalanma hakkına sahip olduklarına dair bilgi de edindikleri görülmektedir (yukarıdaki 7. paragraf). Mahkeme, ayrıca başvuranların savcı ve tutuklama kararını veren sulh hakimi önünde kendi kendilerini savunmak istediklerini belirterek bir avukat yardımı almayı reddettiklerini gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranların ceza yargılamasının başlangıcı ile bütün yargılama boyunca bir avukat yardımı aldıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, nihayetinde, başvuranların kötü muamele iddialarının Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelendiğini ve dayanaktan yoksun olduğuna karar verildiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 19. paragraf). Mahkeme, sonuç olarak, başvuranların mahkumiyetlerinin samimi olduklarına karar verilen yineledikleri itiraflar ile maddi diğer delillere dayandığını dikkate almaktadır (mutatis mutandis, anılan, Coşar, § 52).
50. Dolayısıyla başvuranlar, gözaltı sırasında avukat yardımından faydalanma hakları bulunurken, bu yardımı almayı reddetmişlerdir. Başvuranların gözaltı sırasında alınan ifadelerinden de açıkça görüldüğü gibi, avukat yardımından faydalanma haklarından serbestçe ve kendi rızalarıyla vazgeçtikleri değerlendirilmektedir. Başvuranların bu haklarından vazgeçmeleri, belirsiz değildir ve asgari bir güvence ile çevrilidir (anılan, Yoldaş, § 52, 23 Şubat 2010, a contrario, Padalov / Bulgaristan, no. 54784/00, § 54, 10 Ağustos 2006 ve Somogyi / İtalya, no. 67972/01, § 73, AİHM 2004-IV).
51. Bu koşullarda, Mahkemenin elinde bulundurduğu unsurlar ve tarafların görüşleri ışığında ve davanın tümü incelendiğinde, Mahkeme, Sözleşmenin 6. maddesinin 3. paragrafının c) bendi ile 1. paragrafı birlikte değerlendirildiğinde, başvuranların adil yargılanma haklarından yoksun bırakılmadıkları kanısına varmıştır.
52. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. §§ 1 ile 3-c) hükümleri ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşmenin 6. § 1 ve § 3 hükümlerine ilişkin şikayetlerin ile başvuran Serhan Aksin ile ilgili olarak, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3-c) hükümlerinin ihlal edilmediğine;
Karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, İçtüzüğün 77. §§ 2 ve 3 hükümleri uyarınca, 1 Ekim 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy