(AİHS. m. 5, 6, 9, 10, 34, 35, 44) (GÖÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAHİN KARAKOÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAHİN KARAKOÇ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞENTÜRK - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 45140/05)
KARAR
STRAZBURG
22 Kasım 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 45140/05 nolu davanın nedeni Sakine Bayav ve Zehra Bayav adlı iki T.C. vatandaşının (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 21 Kasım 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuranlar, AİHM önünde Adana Barosu avukatlarından V. Özkan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuranlar sırasıyla 1979 ve 1974 doğumlu olup Adanada yaşamaktadır. Başvuranlar, 17 Ocak 2002 tarihinde yasadışı PKK örgütüne yardımda bulundukları şüphesiyle tutuklanmışlardır. 22 Ocak 2002 tarihinde savcı, başvuranlar hakkında hazırladığı iddianameyi Adana DGMye sunmuştur.
Başvuranlar tutuksuz yargılanmak üzere 22 Mart 2002 tarihinde tahliye edilmiş, Adana DGM 22 Mayıs 2003 tarihinde başvuranların haklarındaki tüm suçlamalardan beraat ettiğine dair karar vermiştir.
11 Ağustos 2003 tarihinde başvuranlar, hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kişilere tazminat ödenmesine ilişkin 466 sayılı yasaya dayanarak maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Adana Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.
11 Aralık 2003 tarihinde Adana Ağır Ceza Mahkemesi tetkik hakimi her iki başvuranı dinlemiş, başvuranların haksız tutuklama nedeniyle gelir kaybına uğradıklarını ifade etmiştir.
Adana Ağır Ceza Mahkemesi sırasıyla 30 Kasım ve 1 Aralık 2004 tarihlerinde, her bir başvurana 783,050,956 TL (o dönem için yaklaşık 443 Euro) tazminat ödenmesine karar vermiş, kararlar Yargıtay tarafından sırasıyla 19 Nisan ve 2 Mayıs 2005 tarihlerinde onanmıştır. Nihai kararlar başvuranlara sırasıyla 7 Haziran ve 20 Temmuz 2005 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar AİHS'nin 6/1 maddesine dayanarak, tazminat taleplerinin belirlenmesine ilişkin olarak Adana Ağır Ceza Mahkemesinde duruşma yapılmamış olmasından şikayetçi olmuştur. Ayrıca aynı maddeye dayanarak yargılamanın makul süre şartına uygun olmadığını ve ödenen tazminat miktarının çok düşük olduğunu iddia etmiştir.
A. Ulusal yargılamada duruşma yapılmamış olması
1. Kabuledilebilirlik
Hükümet, altı aylık sürenin nihai kararların başvuranlara tebliğ edildiği tarihte başlıyor olması nedeniyle başvuruların süresinde yapılmadığını ifade etmiştir. Dolayısıyla başvuruların sırasıyla 19 Ekim ve 2 Kasım 2005 tarihlerine kadar yapılmış olması gerektiğini savunmuştur.
AİHM, Hükümetin belirttiği tarihlerin Yargıtayın vermiş olduğu kararlardan altı ay sonrasına tekabül ettiğini, ancak sözkonusu kararların başvuranlara sırasıyla 7 Haziran ve 20 Temmuz 2005 tarihlerinde, yani başvuranların başvuru yaptığı tarih itibariyle altı aydan daha kısa bir sürede tebliğ edildiğini gözlemler. Dolayısıyla Hükümetin ön itirazını reddeder.
AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3(a) paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
2. Esas
Hükümet, başvuranların her biri için Adana Ağır Ceza Mahkemesinde birer duruşma yapıldığını ve başvuranların adil ve açık bir yargılamaya tâbi tutulduklarını kaydeder.
AİHM, Göç - Türkiye ((BD), no. 36590/97) kararında somut davadakine benzer bir durumun incelendiğini hatırlatır. Sözkonusu davada AİHM, başvuranın tazminat talebiyle ilgili duruşma yapılmamasını haklı çıkaran herhangi bir istisnai durum olup olmadığını değerlendirirken, başvurana, tutukluluğunun sıkıntı ve endişe anlamında ne gibi manevi zararlara yol açtığını ilk derece mahkemesine sözlü olarak anlatma fırsat verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. AİHMye göre, başvurana ulusal mahkeme önünde yapılacak kamu denetimine tabi bir duruşmada şahsi durumunu açıklama hakkı verilerek adaletin işletilmesine ve devletin hesap verebilirliğine daha iyi bir şekilde hizmet edilebilirdi. AİHM, yukarıda belirtilen faktörün, Hükümete göre 466 sayılı yasanın dayandığı ivedilik ve etkinlik mülahazalarına ağır bastığı sonucuna varmıştır.
AİHM somut davada başvuranlara Adana Ağır Ceza Mahkemesi tetkik hakimi önünde şahsi durumlarını açıklama hakkının tanınmış olduğunu kaydeder. Ancak her defasında, diğer iki hakim, savcı ve savunma makamı hazır bulunmaksızın, sadece tetkik hakimi tarafından dinlenmiş olduklarını gözlemler. Bu nedenle AİHM, somut davada başvuranların mahkemece dinlendiği koşulların, Göç kararında (bkz. Göç - Türkiye, yukarıda anılan; Şahin Karakoç - Türkiye, no. 19462/04) zorunlu tutulduğu gibi başvuranlara ulusal mahkeme önünde kamusal denetime açık bir duruşmada şahsi durumlarını açıklama hakkını tanımadığına karar vermiştir.
Dolayısıyla AİHM, başvuranların duruşma yapılmamış olması şikayetine ilişkin olarak AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
B. Yargılamanın adilliği ve süresi
Başvuranlar Adana Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılamanın makul olmayan bir şekilde uzun sürdüğünü ve hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğunu savunmuştur.
Yargılamanın uzunluğuna dair şikayete ilişkin olarak AİHM, sözkonusu iki dava sürecinin 11 Ağustos 2003 tarihinde başlayıp sırasıyla 19 Nisan ve 2 Mayıs 2005 tarihlerinde sona erdiğini ve dolayısıyla bir yıl sekiz ay sürdüğünü kaydeder.
AİHM yargılama süresinin uygunluğunu davanın şartları ışığında, özellikle de davanın karmaşıklığı ile başvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve uyuşmazlık konusu olayda başvuran açısından neyin mevzubahis olduğu gibi içtihadında yerleşmiş ölçütleri dikkate alarak değerlendirecektir (bkz. birçok içtihadın yanı sıra Frydlender - Fransa (BD), no. 30979/96). AİHM sözkonusu davaların, talep hakkında karar verilmesinin bilirkişi ifadesi gerektirmesi nedeniyle karmaşık nitelikte olduğunu ve yargılamanın iki derecede tamamlandığını gözlemler. Dolayısıyla somut davada yargılama süresinin AİHS bağlamında soruna yol açmadığı kanaatindedir.
Başvuranların yargılamanın sonucuna dair şikayetine ilişkin olarak AİHM, ulusal mahkeme kararlarının temyiz makamı olmadığını veya kimi zaman dördüncü derece mahkemesi olarak tabir edilen bir görevi bulunmadığını yineler. İçtihada göre, tanıkların inandırıcılığı ve davadaki olaylara ilişkin delillerin yerindeliği en iyi şekilde ulusal mahkemeler tarafından değerlendirilebilir (bkz. diğer birçok kararın yanı sıra Vidal - Belçika, A Serisi no. 235-B; Edwards - İngiltere, A Serisi no. 247-B).
Somut davada ulusal mahkeme kararlarının iç hukuka ve davanın özel şartlarına dayandığı gözlenmektedir. AİHM, ulusal mahkemelerin yaptıkları değerlendirmelerde keyfi veya yersiz bir şekilde hareket ettikleri sonucuna varmasına yol açabilecek herhangi bir husus tespit etmemiştir. Dolayısıyla bu bağlamda AİHS'nin 6/1 maddesi ihlal edilmemiştir.
Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında AİHM, her iki şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle AİHS'nin 35/3 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
II. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar AİHS'nin 5. maddesine dayanarak tutukluluklarının hukuksuz ve uzun olduğunu öne sürmüştür.
Hükümet, tutukluluk süresi ile ilgili şikâyetlerini, haklarında yürütülen ceza kovuşturması sırasında dile getirmemiş olmalarından dolayı başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediğini savunmuştur. AİHM, her halükârda, tartışma konusu tutukluluğun başvuranların tutuksuz yargılanma üzere tahliye edildikleri 22 Mart 2002 tarihinde sona erdiğini ve sözkonusu maddeye dayalı şikâyetlerin altı aylık süre içerisinde yapılmadığını tespit etmiş olması nedeniyle sözkonusu ön itirazı incelemeyecektir.
Başvuranların AİHS'nin 9. ve 10. maddelerine dayalı olarak, haklarında yürütülen ceza kovuşturması nedeniyle düşünce ve ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak AİHM, sözkonusu yargılamanın, başvuranların AİHMe başvuru yaptıkları tarihten altı ayı aşkın bir süre önce, Adana DGMnin 22 Mayıs 2003 tarihli kararı ile sona erdiğini gözlemler. Her halükarda başvuranlar, sözkonusu kararla kendilerine yöneltilen tüm suçlamalardan beraat etmiş olduğundan AİHS'nin 9. ve 10. maddelerinin ihlalinden mağdur olduklarını iddia edemezler.
Sonuç olarak AİHM, AİHS'nin 35/1 ve 35/4 maddeleri uyarınca altı ay kuralına uyulmadığından sözkonusu şikâyetlerin kabuledilemez olduğunu tespit etmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuranların her biri 30,000 Euro maddi, 50,000 Euro manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Ayrıca AİHM önündeki masraflara karşılık olarak 8,830 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet, miktarların aşırı olduğunu değerlendirerek taleplere itiraz etmiştir.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Manevi tazminat talebine ilişkin olarak ise, 6/1 maddenin ihlal edildiği tespitinin bu bağlamda yeterli tazminat sağladığı kanaatindedir (bkz. Şahin Karakoç - Türkiye, no. 19462/04; Şentürk - Türkiye, no. 27577/04).
Yargılama masraf ve giderleri bağlamında AİHM, içtihadına göre bir başvuranın, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazandığını hatırlatır (bkz. Sawicka - Polonya, no. 37645/97). Somut davada başvuranlar, geri almayı talep ettikleri harcamaları gerçekten yaptıklarını kanıtlayamamıştır. Özellikle avukatlık hizmetine ilişkin fatura, makbuz, sözleşme, ücret anlaşması ya da avukat tarafından dava üzerinde yapılan çalışmanın saatlerinin dökümü gibi delil niteliğinde belgeler ibraz edilmemiştir. Dolayısıyla AİHM bu başlık altında ödeme yapılmamasına hükmeder.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Açık duruşma yapılmamasına ilişkin şikâyetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuranlar tarafından uğranmış olabilecek tüm manevi zararlar için yeterli tazminat sağladığına;
4. Başvuranların adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 22 Kasım 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy