(AİHS m. 5, 34, 41, 44) (4675 S. K. m. 5, 6) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BARIŞ - TÜRKİYE DAVASI) (DEĞERLİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SAKIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (JOHNSTON VE DİĞERLERİ - İRLANDA DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI)
(Başvuru no: 4631/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
27 Eylül 2011
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4631/05) no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Veysel Şahin'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 5 Şubat 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul Barosu avukatlarından B. Aşçı ve T. Tanay tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1967 doğumlu olup Edirne'de ikamet etmektedir.
1994 yılında başvuran yasadışı silahlı bir örgütün üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak ve kullanmak suçlarından yirmi yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Başvuran Edirne F tipi cezaevine konulmuştur.
19 Aralık 2000 tarihinde güvenlik güçleri mahkûmların sürdürmüş oldukları açlık grevi nedeniyle cezaevine müdahalede bulunmuştur. Bu operasyon sırasında güvenlik güçleri ile mahkûmlar arasında şiddet olayları meydana gelmiştir.
20 Nisan 2001 tarihinde Çanakkale Cumhuriyet Savcısı aralarında başvuranın da yer aldığı 154 mahkûmu özellikle cezaevi yönetimine karşı ayaklanmakla itham etmiştir.
25 Ocak 2005 tarihinde başvuranın silahlı terör örgütü üyesi olmasına ilişkin ilk mahkûmiyeti ile ilgili İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi İstanbul ve Edirne Cumhuriyet Savcılıklarına bir suçtan mahkûm hükümlünün başka bir suçtan dolayı mahkûm edilemeyeceği koşuluna dayalı olarak başvuranın şartlı olarak tahliye edilmesi talimatını vermiştir.
Edirne Cumhuriyet Savcılığı, İstanbul Cumhuriyet Savcılığına başvuran hakkında cezaevi yönetimine karşı ayaklanma suçundan Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi önündeki davanın sürdüğü gerekçesiyle adı geçenin serbest bırakılamayacağı bilgisini vermiştir.
2 Şubat 2005 tarihinde ikinci yargı süreci kapsamında Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi delillerin durumunu dikkate alarak başvuranın tahliyesine karar vermiştir. Mahkeme aynı gün Çanakkale Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla Edirne Cumhuriyet Savcılığına göndermiş olduğu faksla bir suçtan mahkûm hükümlünün başka bir suçtan mahkûm edilemeyeceği şartıyla başvuranın serbest bırakılması talimatını vermiştir.
Alınan fotokopiye müteakip Edirne Cumhuriyet Savcılığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığından serbest bırakılmadan önce başvuran hakkında olası bir kararın olup olmadığının tespiti için kararın infazına ilişkin dosyanın kendilerine gönderilmesini istemiştir. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı acele posta ile infaz dosyasını göndermiş, dosya Edirne F tipi cezaevine 4 Şubat 2005'te ulaşmıştır.
Başvuran 5 Şubat 2005 tarihinde serbest bırakılmıştır.
HUKUK
I. AİHS'NİN 5/1 C) MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi'nin serbest bırakma kararının ardından üç gün süreyle tutuklu bulundurulmasının AİHS'nin 5/1 maddesinin c) fıkrasının ihlaline yol açtığından şikayetçi olmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır, bu itiraz üç aşamalıdır.
Hükümet öncelikli olarak başvuranın Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen serbest bırakılma kararının ardından üç gün daha tutulu bulundurulmasına ilişkin şikayetini ulusal mahkemeler nezdinde en azından özü itibarıyla dile getirmediğini ifade etmektedir.
Hükümet ikinci olarak, kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı Kanun'a, benzer hükümleri içeren 141 sayılı Kanun'a ve yeni CMK'ya dayalı olarak başvuranın iç hukuktaki mahkemeler nezdinde tazminat davası açması gerektiğini savunmaktadır.
Hükümet ayrıca 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Hakkındaki Kanun'un 5. ve 6. maddelerinde yer alan başvuru yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Hükümet özellikle mezkur Kanun'un 5. maddesinin ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemlere karşı bir başvuruyu öngördüğünü belirtmektedir.
Başvuran ceza infaz hakiminin talebinden bir hafta sonra ancak dosyasını incelediğini öne sürerek Hükümetin savlarına karşı çıkmaktadır.
İtirazın ilk bölümü ile ilgili AİHM, daha önce de benzer bir itirazı incelediğini ve reddettiğini hatırlatır (Bkz. Koşti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007). Başvuran tarafından bir tazminat talebinin yapılmadığı yönündeki itirazın AİHS'nin 5/1 c) maddesi kapsamında incelendiğini, oysa kanun dışı yakalamaya karşı Hükümet tarafından öngörülen tazminat yolunun AİHS'nin 5/5 maddesi alanına girdiğini gözlemlemektedir (Bkz., mutatis mutandis, Barış-Türkiye no: 26170/03, 31 Mart 2009 ve Değerli vd.-Türkiye no: 18242/02, 5 Şubat 2008). Benzer bir başvuru yolu başvuranın mevcut başvuruda şikayetçi olduğu etkili bir başvuru yolu olarak addedilememektedir. Bu nedenle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki itirazı reddedilmektedir.
Hükümetin üçüncü itirazına ilişkin AİHM, 2 Şubat 2005 tarihinde Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvuranın şartlı olarak tahliye edilmesi kararını verdiğini hatırlatır. Bu bağlamda, ceza davası süreci devam ederken halihazırda şartlı salıverilme kararı verilmiş başvurandan ceza infaz hakimi karşısında yeniden serbest bırakılma talebinde bulunmasını beklemek aşırı olacaktır (Bkz. mutatis mutandis, Metaxas-Yunanistan, no: 8415/02, 24 Mayıs 2004 ve Karahalios-Yunanistan no: 62503/00, 11 Aralık 2003).
AİHM, yerleşik içtihadına göre AİHS'de yer alan erişilebilirlik ve etkililik esasını kaybetmeksizin, hukuki bir başvuru yolunun teoride olduğu kadar pratikte de belirli bir kesinlikte olması gerektiğini anımsatır (Bkz. Sakık vd.-Türkiye, 26 Kasım 1997, Vernillo-Fransa, 20 Şubat 1991, Johntson vd.-İrlanda, 18 Aralık 1986). Oysa AİHM mevcut başvuruda 4675 sayılı Kanun'un tutuklu ve hükümlüler tarafından şartlı salıverme kararının infazındaki gecikmelere yönelik yapılan şikayetlere karşı herhangi bir öncelik tanımadığını saptamaktadır. Bu yasada yer alan hususlara göre infaz hakimliği kararını bir hafta içinde vermektedir, bu ise başvuranın karşı çıktığı fazladan üç günlük tutukluluk süresinden daha uzundur. AİHM bu durumda Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.
AİHM, başvuruya ilişkin herhangi bir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
Başvuran Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2 Şubat 2005 tarihinde vermiş olduğu şartlı salıverilme kararına rağmen tutulu bulundurulmasının kanun dışı olduğunu ve AİHS'nin 5/1 maddesinde yer alan hiçbir fıkra ile bağdaşmadığını öne sürmektedir.
Hükümet sözkonusu gecikmenin tahliye edilmeye bağlı gerekli idari işlemlerin tamamlanmasından kaynaklandığını savunmaktadır. Edirne savcılığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından gönderilen infaz dosyasını incelemesinin ardından başvuran hakkında alınan herhangi bir tutukluluk ya da mahkûmiyet kararının olmadığı sonucuna varmış ve bunun üzerine adı geçenin serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır. Hükümete göre geçen bu süre zarfında tutukluluğun yasallığı hakkında her hangi bir sorun ortaya konulmamıştır.
AİHM, 5/1 maddesinde yer alan hürriyet hakkının kimi istisnaları içeren eksiksiz bir yapıda olduğunu, bu hükmün amacına uygun şekilde hürriyetten yoksun bırakma işleminin keyfiyete mahal bırakmayacak şekilde dar bir çerçevede yorumlanması gerektiğini anımsatır (Bkz. Labita-İtalya no: 26772/95). AİHM serbest bırakma kararının infazındaki gecikmelere ilişkin şikayetleri titizlikle ele alacaktır (Bkz. Bojinov-Bulgaristan no: 47799/99, 28 Ekim 2004).
AİHM, asgari süreye indirgenmesi gereken, serbest bırakma kararının infazı için belirli bir sürenin kaçınılmaz olduğunu kabul etmektedir (Labita, sözü edilen). Fakat serbest bırakmaya ilişkin idari işlemler için birkaç saati aşan bir süre makul görülemez (Bkz. Nikolov-Bulgaristan no: 38884/97 30 Ocak 2003). AİHM bu durumda Hükümete ilgili olayları ayrıntıları ile sunmak düştüğünü hatırlatır.
Mevcut başvuruda başvuran hakkında açılmış iki ceza davası bulunmaktadır, bunlardan ilki yasadışı bir örgütün üyesi olmak ithamıyla İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, diğeri ise cezaevi yönetimine karşı ayaklanmak suçu ile Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davadır. AİHM 25 Ocak 2005 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nin Edirne Cumhuriyet Savcılığına (başvuranın hükümlü bulunduğu ceza infaz kurumu) İstanbul Cumhuriyet Savcılığı kanalıyla bir suçtan mahkum olan bir kimsenin başka bir suçla mahkum edilemeyeceği esasına dayalı olarak başvuranın şartlı olarak serbest bırakılması talimatını vermiştir. Başvuranın şartlı salıverilmesi kararından haberdar olan Edirne Cumhuriyet Savcılığı adı geçeni hakkında Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesi önünde açılmış bir davanın bulunması nedeniyle serbest bırakmamıştır. Edirne savcılığı bunun üzerine İstanbul Cumhuriyet Savcılığından olası işlenmiş başka bir suç nedeniyle bir mahkumiyet ya da tutukluluk kararının olup olmadığının incelenmesi için başvuranın ceza infaz dosyasını talep etmiştir.
Dava dosyasından edinilen bilgilere göre AİHM, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ilk karardan bu yana, Edirne Cumhuriyet Savcılığının başvuran hakkında açılan yegane davanın Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinde olduğu bilgisine sahip olduğunu not etmektedir. AİHM İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nın başvuranın ceza infaz dosyasını posta ile göndermek yerine Edirne Cumhuriyet Savcılığına aynı gün 2 Şubat 2005 tarihinde-postadan daha hızlı bir iletişim şekliyle- faksla iletebileceğine itibar etmektedir. AİHM, dar kapsamlı bir çizelgenin yokluğunda, ulusal yetkililer tarafından saat be saat tamamlanan idari formalitelerle ceza infaz kurumu yönetimine sözkonusu kararın infazının gerçekleşmesi için gereken talimatın verilmesinin 4 Şubat 2005'i bulduğunu kaydetmektedir. Bunun da ötesinde serbest bırakma kararının verilmesinden üç gün sonra başvuran 5 Şubat 2005'te serbest bırakılmıştır.
AİHM hürriyet hakkının önemli önceliklerinden birinin yetkili mercilere Devletin teşkilatından ileri gelen aksamaları bertaraf etme ve haksız yere özgürlükten yoksun bırakma riskini ortadan kaldırma yükümlülüğü olduğunu hatırlatır. Bu bağlamda, AİHM bu başvuruda başvuranın serbest bırakılmasına ilişkin idari formalitelerin AİHS'nin 5. maddesi uyarınca ve mahkemenin yerleşik içtihadında yorumladığı üzere asgari süreye indirgenmediği kanaatine varmaktadır (Bkz. Ladent-Polonya no: 11036/03, 18 Mart 2008).
Bu nedenle AİHS'nin 5/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran mahkumiyet süresinin uzamasından kaynaklanan zararın karşılığı olarak 1.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet aşırı bulduğu bu talebe itiraz etmektedir.
AİHM başvuranın tutukluluğun uzun sürmesi nedeniyle belirli bir ölçüde zarara uğradığını, bunun manevi tazminat ile giderilmesi gerektiğini kabul etmektedir. AİHM 41. maddede öngörüldüğü üzere hakkaniyete uygun başvurana 1.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran avukatlık gideri için 4.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu meblağın aşırı ve ispat edici herhangi bir belgeye dayanmadığını savunmaktadır.
Başvuran kanıtlayıcı belge mahiyetinde avukatlık ücretinin 2.500 Euro, yargı ve tercüme giderlerinin 600 Euro olduğunu gösterir makbuzu sunmaktadır.
Mahkemeye sunulan bu belgeler ışığında AİHM, tüm yargı giderleri için başvurana 3.100 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana:
i. miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf 1.000 (bin) Euro manevi tazminat ödenmesine,
ii. yargılama masraf ve giderleri için miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf 3.100 (üç bin yüz) Euro ödenmesine;
b) yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası'nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 27 Eylül 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy