(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44) (TAMAR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 5173/05)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
27 Ekim 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 5173/05 nolu davanın nedeni, Elif Karakaya (başvuran) adlı T.C. vatandaşının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 10 Ocak 2005 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran İstanbul Barosu avukatlarından S. Kızılkaya ve İ.H. Altan tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
Başvuranın eşi 22 Kasım 1998 tarihinde zorunlu askerlik hizmetini yaparken, otopsisinde teşhis edildiği üzere doğuştan kalp rahatsızlığına bağlı olarak kalp krizi geçirip vefat etmiştir.
Başvuran, 19 Ekim 1999 tarihinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nde (AYİM) tazminat davası açmış, ayrıca emekli aylığı bağlanmasını talep etmiştir.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Daireler Kurulu 6 Ocak 2000 tarihinde başvuranın talebini, ilgili iç mevzuatla uyumlu olarak, iddialarının her biri için iki ayrı dava açması gerektiği gerekçesiyle reddetmiştir. Başvuran 4 Şubat 2000 tarihinde AYİMde yeniden, bu kez ayrı davalar açmıştır.
AYİM 1 Mart 2000 tarihinde ara karar çıkarmış, başvuranın dava açmadan önce İçişleri Bakanlığından tazminat talep edip etmediğini tahkik etmiştir. Mahkeme, ilgili idare makamlardan bu yönde bir tazminat talep edilmediği için, ulusal hükümlere istinaden, başvuranın tazminat talebini 29 Mart 2010 tarihinde İçişleri Bakanlığına iletmiştir.
Bu esnada İçişleri Bakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı tarafından 12 Şubat 2000 tarihinde başvurana tazminat ödenmiştir. İçişleri Bakanlığı belirsiz bir tarihte başvuranın tazminat talebini, tazminatın daha önceden ödendiği gerekçesiyle reddetmiştir. Bu karar başvurana 24 Mayıs 2000 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Başvuran ön koşula uyarak, 1 Haziran 2000 tarihinde AYİMde yeniden tazminat davası açmış, aynı tazminat miktarına ek olarak avukat yardımı talep etmiştir. AYİM, ilgili hükümlerle başvurana ödenen tazminata atıfta bulunarak, 28 Haziran 2000 tarihinde başvuranın avukat yardımı talebini reddetmiştir.
AYİM İkinci Dairesi 27 Mart 2002 tarihinde başvuranın tazminat talebine ilişkin olarak, başvuranın askeri personel olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. İlgili ulusal mevzuata istinaden, daire, davanın, yetkili sivil idare mahkemesinde açılması gerektiğine karar vermiştir.
Başvuran 7 Haziran 2002 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Ankara İdare Mahkemesi 17 Temmuz 2003 tarihinde konunun askeri mahiyeti nedeniyle AYİM tarafından incelenmesi gerektiğini kaydetmiş ve davayı uyuşmazlık mahkemesine havale etmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi 17 Kasım 2003 tarihinde davanın askeri idare mahkemesinin yargı yetkisine girdiğine karar vermiştir.
Ankara İdare Mahkemesi yukarıdaki karara atıfta bulunarak, 19 Aralık 2003 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir. Bunun üzerine AYİM davanın esasını incelemeye devam etmiştir. 3 Mayıs 2004 tarihinde başvuranın, oluştuğu iddia edilen maddi ve manevi zararına ilişkin bir bilirkişi raporu Ankara İdare Mahkemesine sunulmuştur. Başvuran bilirkişi raporunda ifade edilen meblağlara itiraz etmiştir.
AYİM, 16 Haziran 2004 tarihinde başvurana yasal faiz oranıyla beraber tazminat ödenmesine karar vermiştir. Karar başvurana 27 Temmuz 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuran düzeltme talebinde bulunmamıştır.
HUKUK
Başvuran tazminat davasının süresinin AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre koşuluyla örtüşmediğinden şikayetçi olmuştur. Hükümet bu sava itiraz etmiş, başvuranın 27 Mart 2002 tarihli görevsizlik kararına itiraz etmesi gerektiğini, bu itirazın sözkonusu süreci kısaltacağını ileri sürmüştür. Benzer biçimde, başvuran 16 Haziran 2004 tarihli karara da itiraz etmemiş, böylelikle iç hukuk yollarını tüketmemiştir.
AİHM, şu anda Türk yasalarında davanın haddinden uzun sürmesine ilişkin şikayetle ilgili başvurulacak hukuk yolu bulunmadığını gözlemler (bkz. Tamar - Türkiye, 15614/029). Bu nedenle, mevcut davada verilen son ulusal karar olan 16 Haziran 2004 tarihli karara yapılacak bir itiraz, başvuranın AİHMye sunduğu, davanın süresine ilişkin şikayetine çözüm teşkil edemez.
AİHM şikayetin AİHSnin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını kaydeder. Ayrıca AİHM, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Göz önünde bulundurulacak süre 19 Ekim 1999 tarihinde başlamış,16 Haziran 2004 tarihinde sona ermiştir. Dava, hukuki ihtilaflardan ötürü, biri uyuşmazlık mahkemesi olmak üzere üç farklı mahkeme önünde 4 yıl 8 ay sürmüştür.
AİHM, bir yargılama süresinin makul nitelikte olup olmadığının, davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların tutumu ile davanın ilgililer açısından arz ettiği öneme bakılarak belirlenmesi gerektiğini yineler (diğerlerinin yanı sıra bkz. Frydlender - Fransa (BD), 30979/96).
Hükümetin, başvuranın 27 Mart 2002 tarihli görevsizlik kararına itiraz etmesi gerektiğine ve bu itirazın sözkonusu süreci kısaltacağına ilişkin görüşüyle ilgili olarak AİHM, bunun farazi bir yaklaşım olduğunu kaydeder. Bu karara itiraz etmek, meselenin sonuçta uyuşmazlık mahkemesi tarafından çözüldüğü düşünüldüğünde, davayı daha da uzatacaktı. Başvuran yalnızca görevsizlik kararına riayet etmiş, şikayetini AYİMin yönlendirdiği üzere idare mahkemelerine taşımıştır.
AİHM, başvuranın tazminat davasını 19 Ekim 1999 tarihinde açtığını gözlemler. Öte yandan, usule ilişkin belirli hukuki koşulları yerine getirmediği için, şikayetini 4 Şubat ve 1 Haziran 2000 tarihlerinde yinelemek durumunda kalmıştır. Böylelikle, AİHM, başvuranın bu süre içinde titizlik göstermediği kanısındadır. Dolayısıyla 19 Ekim 1999 ile 1 Haziran 2000 tarihleri arasında sürenin, sözkonusu gecikmenin değerlendirilmesinde, makamlara atfedilemeyeceği kanısındadır.
AİHM ayrıca başvuranın 1 Haziran 2000 tarihinde yeniden tazminat davası açmasının ardından, yaklaşık bir yıl dokuz ay sonra AYİMin 27 Mart 2002 tarihinde görevsizlik kararı verdiğini gözlemler. Benzer biçimde, Ankara İdare Mahkemesi, dava açıldıktan bir yıl bir ay sonra, 17 Temmuz 2003 tarihinde görevsizlik kararı vermiştir. AİHM, her iki durumda da, kararların, başvuranın esasa ilişkin talebinin incelenmesiyle değil, yetki alanı sorunuyla sınırlı olduklarını kaydeder. AİHM, mevcut davanın uzun sürmesinin ana nedeninin, yargı alanı sorununun etkili biçimde çözülmemesi olduğu kanısındadır. AİHMye göre bu nedenle oluşan gecikme haddinden uzundur. Bu konu belirlendikten sonra, AYİM başvuranın tazminat talebinin incelenmesini, bilirkişi raporunun sunulduğu da göz önünde bulundurulduğunda makul bir süre olan altı ayda tamamlamıştır.
Öte yandan AİHM, davaya konu olayın, eşinin ölümünün ardından, başvuran için çok önemli olduğunu ve ulusal mahkemelerin titizlik göstermelerini gerektirdiğini vurgulamaktadır.
Sonuç olarak, AİHM, konuya ilişkin içtihadına dayanarak, mevcut davada, yargı alanı ihtilafını çözmede yaşanan gecikmenin haddinden uzun olduğu, bu nedenle, davanın genel uzunluğunun makul süre koşulunu karşılayamadığı kanısındadır.
Buna göre AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran toplam 154.754.760 Türk Lirası (yaklaşık 73.692.742 Euro) maddi tazminat talep etmiştir. Bu meblağ, başvurana göre, faiziyle beraber ulusal mahkemelerin ödenmesine hükmetmesi gereken tazminatın geri kalan tutarıdır. Başvuran manevi tazminatı AİHMnin takdirine bırakmış, mahkeme masrafları için talepte bulunmamıştır. Hükümet başvuranın talebine itiraz etmiştir.
AİHM tespit edilen ihlal ile meydana geldiği iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görememektedir. Bu nedenle bu talebi reddeder. Öte yandan, tazminat davasının gecikmesi nedeniyle başvuranın bir takım manevi zarara uğramış olduğu kanısındadır. AİHM, hakkaniyete uygun surette bu başlık altında başvurana 1500 Euro ödenmesine hükmeder. AİHM, mevcut davada mahkeme masraflarıyla ilgili talepte bulunulmadığını göz önünde bulundurarak, tazminat ödenmemesine karar verir.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
AİHM YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvurunun geri kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Savunmacı Devletin, başvurana, AİHSnin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, uygulanabilecek her tür vergiyle beraber, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevirerek 1500 Euro (bin beş yüz Euro) manevi tazminat ödemesine,
b.Yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 27 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy