(AİHS. m. 6, 35) (1602 S. K. m. 43, 45) (AYİM 2.D. 13.02.2002 T. 2001/406 E. 2002/148 K.) (AYİM 2.D. 03.12.2003 T. 2003/471 E. 2003/867 K.) (AYİM 2.D. 23.11.2005 T. 2005/784 E. 2005/830 K.) (GOLDER - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (MERDAN - TÜRKİYE DAVASI) (FERYADİ ŞAHİN - TÜRKİYE DAVASI)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla 17 Haziran 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından cevap olarak sunulan görüşleri ve yukarıda belirtilen 31 Mart 2006 tarihli başvuruyu dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran, Hasan Biçer, T.C. vatandaşı olup 1981 doğumludur ve Ceyhanda ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde, Osmaniyede görev yapan Avukat E. Köylüoğlu tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
3. Davanın koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, askerlik hizmetini gerçekleştirdiği sırada, 18 Eylül 2001 tarihinde, hizmet silahını yanlış kullanması sonucunda kendisini yaralamıştır.
5. 14 Mart 2003 tarihli sağlık raporunda, başvuranın yaralı kolunu kullanma kabiliyetini önemli ölçüde kaybettiği sonucuna varılmış ve askerlik hizmetine elverişli olmadığı belirtilmiştir.
6. Dosyada yer alan bilgi ve belgelere göre, ilgili aynı gün terhis edilmiştir.
7. Söz konusu rapor, 27 Mart 2003 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından onaylanmıştır.
8. Başvuran, 16 Nisan 2003 tarihinde, bulunduğu yerdeki askerlik şubesinden kendisine raporun bir nüshası verilmiştir.
9. Başvuran, 15 Nisan 2004 tarihinde, tehlikeli eylemler nedeniyle Devletin sorumluluğuna ilişkin ilkelere dayanarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.
10. Yüksek Mahkeme, 20 Mayıs 2004 tarihinde, zorunlu idari başvuru gibi bazı hususların eksik olması nedeniyle dava dilekçesini reddetmiş ve davanın gerektiği gibi tamamlanmış bir dilekçeyle yeniden açılması için otuz günlük bir süre belirlemiştir.
11. Başvuran, talep edilen unsurlarla birlikte 28 Haziran 2004 tarihinde yeni bir dava dilekçesi sunmuştur.
12. Yüksek Mahkeme, idari başvurunun idari mahkemelere müracaat edilmesi için ön koşulu teşkil etmesine rağmen, başvuranın bu başvuru yolunu kullanmadığı gerekçesiyle 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 45. maddesine dayanarak bu talebi 16 Eylül 2004 tarihinde Milli Savunma Bakanlığına iletmiştir.
13. İdari başvuru hakkında karar vermek için öngörülen sürenin aşılmasının ardından idare tarafından zorunlu idari başvurunun zımnen reddedilmesi sonucunda başvuran, 26 Ocak 2005 tarihinde Yüksek Mahkemeye yeniden başvuruda bulunmuştur.
14. Yüksek Mahkeme, 21 Temmuz 2005 tarihli karar ile, 1602 sayılı Kanunun 43. maddesinde öngörülen süreye riayet edilmediği gerekçesiyle başvuranın talebini reddetmiştir. Yüksek Mahkemeye göre davacının, şikayet konusu idari eylemin varlığından, en geç, söz konusu idari işlemin kesinleştiği 27 Mart 2003 tarihinde haberdar olduğu varsayılmıştır. Sonuç olarak, zorunlu idari başvuruda bulunulması için bir yıllık sürenin sona erdiği tarih (dies ad quem) 27 Mart 2004 tarihidir. Yüksek Mahkemeye ilk kez 15 Nisan 2004 tarihinde müracaat eden başvuran, kendisine tanınan bu süreyi geçirmiştir.
15. Başvuranın karar düzeltme talebi, üçü daha önce 21 Temmuz 2005 tarihli dava hakkında karar vermiş olan beş hakimden oluşan, Yüksek Mahkeme Dairesi tarafından, bu tür bir hukuk yolunun kullanılması için öngörülen koşulların bir araya gelmediği gerekçesiyle 19 Ekim 2005 tarihinde reddedilmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulaması
16. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.
17. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi içtihatlarına göre idari işlemin veya eylemin tebliğ tarihi, prensip olarak Yüksek Mahkemeye başvurma süresinin başlangıç noktasını teşkil etmektedir. Ancak, davacının şikayet ettiği işlem veya eylemden haberdar edildiği belirlendiğinde, bu süre tebliğ tarihinden itibaren değil, işlem veya eylemden haberdar edildiği tarihten itibaren başlamaktadır (bk, örneğin, AYİM, 1. Daire, 18 Aralık 1990 tarihli karar, 89/1579E - 90/1039K, Dergi No.7).
18. Bununla birlikte, itiraz edilen idari işlem veya eylemin vücut bütünlüğüyle ilgili olması nedeniyle, Yüksek Mahkemenin içtihadı, sürenin, işlem ya da eylemden haberdar olunan tarihten itibaren değil, davacı için daha fazla yarar sağlayacak olan, sağlık raporunun onay tarihinden itibaren başlatılmasından ibarettir (bk, diğerleri arasından, AYİM, 2. Daire, 13 Şubat 2002 tarihli karar, 2001/406E - 2002/148K, Dergi No. 17; AYİM, 2. Daire, 3 Aralık 2003 tarihli karar, 2003/471E -2003/867K, Dergi No. 19; AYİM, 2. Daire, 23 Kasım 2005 tarihli karar, 2005/784E - 2005/830K, Dergi No. 21).
19. Aynı Kanunun 45. maddesinde, 43. maddede bahsedilen zorunlu başvuru yolu kullanılmaksızın, Yüksek Mahkemede tam yargı davasının açılması halinde, dava dilekçesinin, zorunlu idari bir başvuru söz konusuymuş gibi ilgili idareye tevdii edilmesini öngörmektedir. Bu durumda, zorunlu idari başvurunun Yüksek Mahkemeye başvuruda bulunulduğu tarihte yapıldığı kabul edilmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesi bağlamındaki şikayet hakkında
20. Başvuran, söz konusu süreye riayet edilmediği gerekçesiyle tam yargı davasının reddedilmesinden şikayet etmektedir. Başvuran, Askeri Yüksek İdare Mahkemesini, başvuru süresini, kendisine göre mevzuatın gerektirdiği gibi, bu raporun tebliğ edildiği tarihten itibaren değil, askerlik hizmetine elverişsiz olduğunu bildiren sağlık raporunun onaylandığı tarihten itibaren başlatması nedeniyle suçlamaktadır.
21. Başvuran şikayetini desteklemek için Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir;
Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar konusunda karar verecek olan bir mahkeme tarafından hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.
22. Hükümet, bu görüşe karşı çıkmaktadır. Hükümet, mahkemeye erişim hakkının mutlak olmadığı ve zımnen kabul edilmiş sınırlamalara yol açabileceği kanısındadır. Hükümet bu hakka ilişkin düzenlemenin ve özellikle sürelerle ilgili kuralların, adaletin iyi bir şekilde yürütülmesinin sağlanmasını amaçladığını hatırlatmaktadır. Somut olayda, makamlar, yalnızca titizlikle ve kurallara uygun bir şekilde iç hukuku uygulatmışlardır. Bu durum, Sözleşme ve Mahkeme içtihatları ile tamamen uyumludur. Bu bağlamda, Hükümet, 1602 sayılı Kanunun 43. maddesine göre bir yıllık sürenin, zarar veren idari eylemin tebliğ edildiği tarihten itibaren veya ilgili kişinin başka bir yolla bu durumdan haberdar olduğu tarihten itibaren başladığını hatırlatmaktadır.
23. Başvuran, bunlara karşın şikayetini tekrarlamakta ve başvuru sürelerinin sadece ilgilinin tebliğ tarihten itibaren başlayabileceğini ileri sürmektedir.
24. Mahkeme, mahkeme hakkının bir unsurunu teşkil eden mahkemeye erişim hakkının (Golder/Birleşik Krallık, 21 Şubat 1975, § 36, A serisi No. 18) mutlak bir hak olmadığını ve özellikle bir başvurunun kabul edilebilirlik koşullarını ilgilendiren zımni sınırlamalara imkan tanıdığını hatırlatmaktadır. Zira bu hak doğası gereği, Devlet tarafından düzenleme gerektirmektedir ve bu kapsamda Devlet belli bir takdir yetkisine sahiptir (Vo/Fransa (BD), No. 53924/00, § 92, AİHM 2004-VIII). Bununla birlikte, getirilen kısıtlamalar, hakkın özüne zarar verecek ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememelidir. Ayrıca bu tür sınırlamalar, ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantılılık ilişkisi olması halinde 6. maddenin 1. fıkrasına uygun olacaktır (Cudak/Litvanya (BD), No. 15869/02, § 55, AİHM 2010, Sabeh El Leil/Fransa (BD), No. 34869/05, § 47, 29 Haziran 2011 ve Stanev/Bulgaristan (BD), No. 36760/06, § 230, AİHM 2012).
25. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemelerin yerine geçmek gibi bir görevi olmadığını hatırlatmaktadır. İç mevzuatı yorumlama görevinin öncelikle yerel makamlara ve özellikle ilk derece mahkemeleri ile Yüksek Mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkemenin rolü, benzer yorumların sonuçlarının Sözleşme ile uyumluluğunu denetlemekle sınırlıdır (Gorzelik ve diğerleri/Polonya (BD), No. 44158/98, § 100, AİHM 2004-I). Bu durum, özellikle mahkemelerin belgelerin ya da başvuruların sunulmasını düzenleyen süreler gibi yargılama usulüne ilişkin kuralları nasıl yorumladıkları ile ilgilidir.
26. Öte yandan Mahkeme, başvuru sunulması için riayet edilmesi gereken formalite ve sürelerle ilgili düzenlemenin, adaletin iyi bir şekilde yürütülmesini ve özellikle hukuki güvenlik ilkesine saygı duyulmasını amaçladığını değerlendirmektedir. İlgililer, bu kuralların uygulanmasını bekleyebilmelidirler. Bununla birlikte söz konusu kuralların veya yapılan uygulamanın davacının mevcut bir başvuru yoluna başvurmasını engellememesi gerekmektedir (Pérez de Rada Cavanilles/İspanya, 28 Ekim 1998, § 45, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII). Erişim hakkının etkinliği, bir kişinin haklarına müdahale teşkil eden bir işleme karşı açık ve somut itiraz edebilme imkanının bulunmasını gerektirmektedir (Bellet/Fransa 4 Aralık 1995, A serisi No. 333-B, § 31 ve Canete de Goni/İspanya, No. 55782/00, § 34, AİHM 2002-VIII).
27. Somut olayda Mahkeme, başvuranın geçirdiği kaza sonucu meydana gelen sekeller nedeniyle, 14 Mart 2003 tarihinde, doktorlar tarafından askerliğe elverişsiz olduğunun bildirildiğini ve başvuranın aynı gün terhis edildiğini tespit etmektedir. Bu rapor, yetkili askeri makamlar tarafından onaylanmış ve 27 Mart 2003 tarihinde kesinleşmiştir. İçtihadı uyarınca, Yüksek Mahkeme'nin başvuru süresini başlattığı tarih, rapor ya da olay tarihine göre başvuranın daha fazla lehine olan bu tarihtir.
28. Başvuranın iddiası, bahsi geçen raporun bir nüshasının kendisine 16 Nisan 2003 tarihinde teslim edildiğini ve bu sürenin böylelikle kısaldığını belirtmekten ibarettir.
29. Mahkeme, başvurana raporunun bir nüshasının teslim edildiği tarihte, başvuranın davasını hazırlamak ve başlatmak için hala on bir aydan fazla bir süreye sahip olduğunu tespit etmektedir (bk. Kaledonyalı Eğitim Yayımcılık Şirketi/Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 26814/02, 12 Ekim 2006 ve a contrario Tricard/Fransa, No. 40472/98, §§ 31-32, 10 Temmuz 2001). Şüphesiz raporun bir nüshasının tebliğ edildiği tarihten itibaren ilgilinin başvurmak için bir yıllık süresi olmamıştır. Ancak, Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihadına göre bu sürenin raporun onay tarihinden itibaren başladığını ve dolayısıyla uygulamada daha kısa olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu içtihat dikkate alındığında, raporun bir nüshası başvurana teslim edildiğinde, başvuran bu sürenin sona ereceği kesin tarihi göz ardı edemeyecektir.
30. Bu koşullar altında Mahkeme, böylelikle belirlenen sürenin başlangıç noktasının somut olayda ne bir aşırı kısıtlama teşkil ettiği ne de başvuranın mahkemeye erişim hakkının özüne halel getirdiği kanısındadır.
31. Dolayısıyla Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Tarafsız davranılmadığına dair şikayetle ilgili olarak
32. Başvuran, itiraz konusu yapılan kararı veren oluşumda yer alan hakimlerin çoğunlukta olduğu Daire tarafından karar düzeltme talebinin incelenmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
33. Mahkeme, tarafsızlığa ilişkin bir eksikliğin söz konusu olması için, bir hakimin, bilahare hakim olarak incelenmesi gerekebilecek bir sorun hakkında fikrini açıkça yansıtan bir eylemi daha önce gerçekleştirmiş olması gerektiğini hatırlatmaktadır (bk. diğer birçoğu arasından, Kleyn ve diğerleri/Hollanda (BD), No. 39343/98, 39651/98, 43147/98 ve 46664/99, § 201, AİHM 2003-VI ve Lindon, Otchakovsky-Laurens ve July/Fransa (BD), No.21279/02 ve 36448/02, § 79, AİHM 2007-XI).
34. Ayrıca Mahkeme, diğer davalarda benzer şikayetleri açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasından, Arslan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 39080/97, 21 Eylül 1999, Merdan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 38011/05, 23 Eylül 2008, Yıldırım/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 4300/05, 6 Ocak 2009 ve Feryadi Şahin/Türkiye, No. 33279/05, § 22, 13 Eylül 2011). Nitekim mevcut davada olduğu gibi, bir karar düzeltme talebi, kanunda öngörülen koşulların bir araya gelmediği gerekçesiyle esası incelenmeksizin reddedildiğinde, ret kararı, temyiz edilen karar ile incelenen meselede taraflı davranıldığı anlamına gelmemektedir (bk. Kum/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 28556/11, 10 Ocak 2012). Somut olayda Mahkeme bu içtihattan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir.
35. Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy