(AİHS. m. 3, 4, 5, 34, 35, 44) (5271 S. K. m. 94, 141, 271) (KOŞTİ - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (DAŞ -TÜRKİYE DAVASI) (SANCHEZ-REISSE - İSVİÇRE DAVASI) (BROGAN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI)
(Başvuru no: 20259/06)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Mayıs 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (20259/06) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Delil Aytimurun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 18 Mayıs 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1990 doğumludur.
Başvuran 26 Eylül 2005 tarihinde Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından düzenlenen ihzar müzekkeresi ile yasadışı silahlı bir örgütün mensubu olmakla itham edilmiştir.
19 Kasım 2005 tarihinde başvuran İstanbul Terörle Mücadele Şubesine gitmiştir. Polisler başvuranın babasını telefonla arayarak adı geçenin gözaltına alındığını bildirmiştir. Savcının talebi üzerine başvuran yakın civarda oturan amcasının kendisini ziyaret edebilmesi amacıyla Eminönü Emniyet Müdürlüğü Şubesine nakledilmiştir. Sağlık kontrolünden geçirilen başvuranın vücudunda herhangi bir darp ya da şiddet izine rastlanmamıştır.
21 Kasım 2005 tarihinde başvuran avukatı eşliğinde İstanbul Asliye Ceza Mahkemesi önüne çıkmıştır. Hakim CMKnın 94. maddesinin uygulanmasına istinaden başvuranın hemen adli bir mercii karşısına çıkarılması amacıyla tutuklanmasına karar vermiştir.
Başvuran, bir yük arabası ile İstanbuldan Diyarbakıra nakledilmiştir.
Başvuran 25 Kasım 2005 tarihinde Diyarbakır merkez cezaevine konulmuştur.
Avukatı eşliğinde başvuran 30 Kasım 2005 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiş, hakkında yapılan ithamlar karşısında kendini savunmuştur.
Başvuran aynı gün Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi hakimi önüne çıkarılmış, hakim delillerin durumu ve işlenen suça ilişkin ciddi karinelerin mevcut olduğu gerekçesiyle adı geçenin tutuklanmasına karar vermiştir.
Başvuran avukatı aracılığıyla bu karara itiraz etmiştir.
8 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasını dikkate alarak bu itirazı reddetmiş ve başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Savcı 6 Aralık 2005 tarihli bir iddianame ile başvuranı yasadışı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık etmek suçu ile itham etmiştir.
13 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın reşit olmadığı gerekçesiyle ratione materiae bakımından yetkisizlik kararı vererek davayı Mardin Ağır Ceza Mahkemesine göndermiş, ayrıca işlenen suçun niteliği ve kanıtların durumunu göz önünde bulundurarak adı geçenin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Başvuran bu kararı müteakip Diyarbakır merkez cezaevinden Mardin merkez cezaevine nakledilmiştir.
Başvuran 27 Aralık 2005 tarihinde tutukluluk kararına itiraz etmiştir.
5 Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi de aynı şekilde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiş, delillerin durumu ve işlenen suça ilişkin ciddi karinelerin mevcut olduğu gibi hususları göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
20 Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasının incelenmesinden başvuranın itirazını reddetmiş ve cumhuriyet savcısının görüşüne uygun olarak tutukluluğun devamına karar vermiştir. Mahkeme bu kararın gerekçesinde suça ilişkin ciddi karinelerin mevcut olduğunu ve başvuranın firar riskinin bulunduğunu ifade etmiştir.
23 Ocak 2006 tarihinde başvuran avukatı aracılığı ile 5 Ocak 2006 tarihli karara itiraz etmiştir. Ağır ceza mahkemesi 20 Ocak 2006 tarihli karardaki aynı gerekçelerle başvuranın itirazını reddetmiştir.
10 Nisan 2006 tarihinde Yargıtay iki mahkeme arasındaki yetki sorununu gidererek Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesini başvuranın davasına bakmaya yetkili mahkeme ilan etmiştir.
25 Mayıs 2006 tarihinde başvuranın avukatı bir kez daha müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiş, bu talep de aynı şekilde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
22 Ağustos 2006 tarihli duruşmada delillerin durumu ve geçen tutukluluk süresi göz önünde bulundurularak başvuran serbest bırakılmıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza mahkemesi 17 Mayıs 2007 tarihli bir karar ile başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve beş yıl hapis cezasına çarptırmıştır.
Yargıtay 8 Temmuz 2008 tarihinde başvuranın suçluluğunu ortaya koyacak somut delillerin bulunmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur.
Ağır Ceza Mahkemesi 30 Ekim 2008 tarihinde başvuranın beraatına karar vermiştir. Temyize gidilmediğinden bu karar 7 Kasım 2008 tarihinde kesinleşmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/4 VE 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğinden ve tutukluluk halinin yasallığına karşı iç hukukta itiraz edilebilecek etkili bir başvurunun bulunmadığından yakınmaktadır. Başvuran ayrıca yasal hükümlerin AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca etkili bir tazminat elde etmeye olanak tanımadığını ileri sürmektedir.
Hükümet AİHSnin 5/4 maddesi uyarınca yapılan şikayetin kabul edilebilirliği konusunda görüş bildirmemiştir. Hükümet başvuranın yeni Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 141. ve izleyen maddeleri uyarınca iç hukuktaki mahkemeler önünde bir tazminat davası açabileceğini savunarak AİHSnin 5/5 maddesi ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.
AİHM, Hükümetin CMKnın 141. ve takip eden maddelerine dayalı olarak tazminat davası açılabileceği yönündeki itirazının başvuranın AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca yaptığı şikayet ile ilintili olduğuna ve esasa birleştirilerek incelenmesi gerektiğine karar vermektedir. AİHM ayrıca söz konusu bu şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir, dolayısıyla şikayetler kabul edilebilir niteliktedir.
Hükümet esasa ilişkin olarak başvuranın tutukluluk işleminin ulusal mevzuata olduğu kadar AİHSnin 5/4 maddesindeki hükümlere de uygun gerçekleştirildiğini ifade etmektedir.
Başvuran Hükümetin savına karşı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.
AİHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini karşılayacak yargılanma ve AİHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma işleminin esasının «yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karşı yapılan itirazı değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekişmeli yargı sürecinde taraflar arasındaki «silahların eşitliği» ilkesini de gözeten bir duruşmanın gerçekleşmesini sağlayacak hukuki güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-İsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no: 25116/94).
AİHM, daha önce de benzer başvurularda incelediği üzere sözü edilen başvuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada başarı ile sonuçlanabilecek bir başvuru şansını garanti etmemesi (Bkz. diğerleri arasında, Koşti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamış olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle etkili bir başvuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007 ve Cahit Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7 Temmuz 2009).
AİHM bunun yanı sıra yeni CMKnın 271. maddesinin teoride bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not etmektedir. Bununla birlikte, olası muhtemel bir duruşma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Mevcut başvuruda, başvuranın serbest bırakılma talebinin dosya üzerinden incelendiğini hatırlatan AİHM, görevinin bu davaya özgü koşulları incelemekle sınırlı olduğunu ve daha önceki başvurularda varmış olduğu sonuçların dışına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçenin yer almadığını ifade ederek başvuranın tutukluluk halinin yasallığına ilişkin yaptığı itiraz sürecinde AİHSnin 5/4 maddesi gereğince hakkaniyete uygun yargılamanın gereğinin yerine getirilmediği sonucuna varmaktadır.
AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafına dair AİHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. paragraflarına aykırı koşullarda gerçekleşen özgürlüğünden yoksun bırakma işlemlerine karşı bir telafinin sağlanması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). AİHM ayrıca mezkur 5. paragrafta söz edilen tazminat hakkının ulusal mercii tarafından ya da AİHS kurumlarından biri tarafından diğer paragrafların ihlalini de kapsadığını belirtir (Bkz. N.C.-İtalya no: 24952/94).
Bu başvuruda, başvuranın tutukluluk halinin yasallığına karşı etkili bir başvuru hakkının tanınmaması nedeniyle AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, adı geçenin uğradığı bu zararının karşılanmasını sağlayacak tazminat yollarının mevcut olup olmadığını irdeleyecektir. AİHM bu bağlamda, yeni CMKnın 141. maddesinin tutukluluk halinin yasallığına karşı itirazda bulunan bir kimseye tazminat imkânını sağlayacak etkili bir başvuru yolunu sunmadığını gözlemlemektedir. Sonuç itibarıyla, AİHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve aynı gerekçelere dayalı olarak AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 5/3 maddesini öne süren başvuran gözaltı ve tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır. Başvuran ayrıca AİHSnin 3. maddesine atıfla cezaevine nakledilmesi sırasındaki koşullardan ve Diyarbakır merkez cezaevindeki mahkumiyet şartlarından yakınmaktadır.
AİHM gözaltı süresi ile ilgili adı geçenin 19 Kasım 2005 tarihinde yakalandığını, avukat yardımından yakalanarak 21 Kasım 2005 tarihinde İstanbul Asliye ceza mahkemesi yetkili hakimi önüne çıkarıldığını gözlemlemektedir. AİHM bu tutukluluk süresinin iç hukuka uygun gerçekleştiğine ve AİHSnin 5/3 maddesinde öngörülen tutukluluk süresi sınırlarını aşmadığına itibar etmektedir (Bkz. Brogan vd.-Birleşik Krallık, 29 Kasım 1988). Bilhassa Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yasadışı silahlı bir örgütün mensubu olmakla itham edilen başvuran hakkında ihzar müzekkeresi çıkarıldığını göz önünde bulunduran AİHM yapılan bu işlemin «gerekli» olup olmadığı hususuna olumlu karşılık vermektedir (Daş-Türkiye no: 74411/01, 8 Kasım 2005) AİHM, (Bkz. Caner Canöz-Türkiye no: 28480/02, 5 Aralık 2006).
AİHM başvuranın tutukluluk süresinin uzunluğunun yaklaşık dokuz ay olduğunu gözlemlemektedir. Bu süre boyunca iç hukuktaki mahkemeler başvuranın tutukluluk halini incelemiş ve özellikle işlenen suçun niteliğini ve kanıtların durumunu göz önünde bulundurarak tutukluluğun devamına karar vermiştir. Mevcut koşullarda AİHM, söz konusu tutukluluk süresinin uzunluğunun AİHSnin 5/3 maddesi hükümlerine karşı bir ihlali oluşturmadığı kanısına varmaktadır.
AİHM yukarıda bahse konu gerekçeler ışığında başvuranın AİHSnin 5/3 maddesine yönelik şikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğu ve AİHSnin 35/3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmesi gerektiği görüşündedir.
AİHM, AİHSnin 3. maddesi hakkındaki şikayet ile ilgili delil unsurlarının yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da karinelerden oluşması (Bkz. Dikme-Türkiye no: 20869/92) gerektiğini ifade ederek başvuranın AİHM önünde 3. madde hakkındaki şikayetlerini destekleyici ve ikna edici asgari düzeyde herhangi bir unsuru veya delil unsuru başlangıcını sunmadığını gözlemlemektedir. Ayrıca ve bilhassa iç hukuktaki bütün yargı süreci boyunca kendisine bir avukatın eşlik ettiği başvuran ulusal mahkemeler önünde veyahut Cumhuriyet Savcısı karşısında herhangi bir şikayette bulunmamıştır. Sonuç itibarıyla bu şikayet iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle karşı karşıya bulunmakta ve AİHSnin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran 50.000 TL (yaklaşık 23.750 Euro) manevi tazminat talep etmekte ve maddi tazminatın değerlendirilmesi hususunda takdiri AİHMye bırakmaktadır. Başvuran ayrıca yargılama gider ve masrafları için 9.000 TL (yaklaşık 4.300 Euro) talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde bir makbuz sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın başvurana 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır. AİHM, yargılama masraflarına ilişkin kendisine sunulan ve belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvuranın talep ettiği meblağın aşırı olduğunu kaydederek başvurana tüm yargılama giderleri için makul olarak 1.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini bildirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 5/4 ve 5. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat olarak 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için başvurana 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy