(AİHS m. 3, 5, 6, 13, 14, 34, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 146) (5271 S. K. m. 102, 141) (AYHAN IŞIK - TÜRKİYE DAVASI) (EGE - TÜRKİYE DAVASI) (ABİDİN DOĞAN - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT SOLMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (YEŞİLYURT VE TUTAR - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (ŞAYIK VD. - TÜRKİYE DAVASI) (BAHÇELİ - TÜRKİYE DAVASI) (ER - TÜRKİYE DAVASI) (YAKIŞAN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 23480/06)
KARAR
STRAZBURG
23 Kasım 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tâbi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 23480/06 nolu davanın nedeni Nuri Akalın adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 10 Mayıs 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İstanbul Barosu avukatlarından İ. Kadirhan ve G. Tuncer tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1977 doğumludur ve Kandıra Cezaevinde hapis cezası çekmektedir.
3 Mart 1997 tarihinde başvuran yasadışı örgüt üyesi olduğu şüphesiyle gözaltına alınmıştır. 14 Mart 1997 tarihinde doktor muayenesinden geçmiş, doktor başvuranın kalça kısmında kızarıklık tespit etmiştir. Aynı gün savcı önüne çıkarılan başvuran, gözaltında soyulduğunu ve üzerine tazyikli su sıkıldığını söylemiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi hakimi başvuranın tutuklu olarak yargılanmasına karar vermiştir. Başvuran, hakim önünde, detay vermeksizin işkence iddiasını tekrarlamıştır. Savcı, 28 Nisan 1997 tarihinde sunduğu iddianamede başvuranı eski TCKnın 146. maddesi uyarınca, anayasal düzeni bozmaya teşebbüsle suçlamıştır. Başvuran, DGM önünde 7 Temmuz 1997 tarihli duruşmada detay vermeksizin gözaltında işkence iddiasını tekrarlamıştır.
İstanbul DGM, 26 Nisan 2002 tarihinde başvuranı atılı suçtan mahkûm etmiş, Yargıtay sözkonusu kararı 12 Mayıs 2003 tarihinde bozmuştur.
30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5190 sayılı yasa ile DGMler kaldırılmış, başvuran hakkındaki ceza davası İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine sevkedilmiştir.
Başvuran, 25 Aralık 2008 ve 9 Nisan 2009 tarihlerinde tutukluluk durumuna itiraz ederek tutuksuz yargılanma talebinde bulunmuş, mahkeme suçun niteliği ve delillerin durumunu dikkate alarak talebi reddetmiştir. Mahkeme duruşma yapmamıştır.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Nisan 2009 tarihinde başvuranı mahkûm etmiştir. Davanın temyizi halen Yargıtayda derdesttir.
Yargılama süresince ilk derece mahkemeleri her duruşma sonunda başvuranın tutukluluk durumunu kendi gerek görmeleri ya da başvuranın talebiyle yeniden değerlendirmiş, mahkemeler her defasında delillerin durumu, suçun niteliği, kuvvetli şüphe, kaçma tehlikesi, tutuklu olarak geçirilen süre ve tutukluluğun devamını gerektiren gerekçelerin sürmesi nedeniyle başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 3 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHSnin 3. ve 13. maddelerine dayanarak gözaltında kötü muameleye uğradığını ve kötü muamele şikâyetlerine ilişkin etkili bir hukuk yolu bulunmadığını öne sürmüştür.
AİHM, başvuranın kötü muamele şikâyetlerini yargılama sırasında en son 7 Temmuz 1997 tarihinde dile getirdiğini gözlemler. Bu şikâyetlerini diğer duruşmalar sırasında belirtmemiştir. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi de 26 Nisan 2002 tarihli kararında bu şikâyetlere değinmemiştir.
Somut davanın özel koşullarında AİHM, yargı makamlarının harekete geçmediğinin İstanbul DGMnin kararının açıklandığı 26 Nisan 2002 tarihinde başvuran tarafından anlaşılması gerektiği ve dolayısıyla başvuranın o tarihte hukuk yollarının etkisizliğini fark etmiş olması gerektiği kanaatindedir. Buna göre AİHS'nin 35. maddesinde öngörülen altı aylık dönemin en geç 26 Nisan 2002 tarihinde başladığı kabul edilmelidir (bkz. İçöz - Türkiye, no. 54919/00). Ancak AİHM'ye başvuru bu tarihten altı ay geçmesinden sonra, 10 Mayıs 2006 tarihinde yapılmıştır.
Dolayısıyla sözkonusu şikâyetler süresinde yapılmadığından AİHS'nin 35. maddesinin
I. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
II. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 3, 5/1, 5/2 ve 5/3 maddelerine dayanarak gözaltı ve tutukluluk süresinin haddinden fazla olduğunu öne sürmüştür. Ayrıca AİHS'nin 6/2 maddesine dayanarak, çok uzun süre tutuklu kalmış olması nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini savunmuştur. Yeni CMKnın azami tutuklu kalma süresini düzenleyen 102. maddesinin yürürlüğe giriş tarihinin 5320 sayılı yasada, kendi suçu dahil olmak üzere birtakım suçlar bakımından 31 Aralık 2010 tarihine ertelenmiş olmasının AİHS'nin 14. maddesine aykırı olduğunu savunmuştur. AİHS'nin 13. maddesine dayanarak, 14. maddeye dayalı mağduriyetine ilişkin etkili bir hukuk yolu olmadığını iddia etmiştir. AİHM, tüm bu şikâyetlerin, başvuranın tutukluluk süresiyle alakalı olması nedeniyle sadece 5/3 maddesi temelinde incelenmesini uygun bulmaktadır (Ayhan Işık - Türkiye, no. 33102/04; Can - Türkiye, no. 6644/08).
Başvuran ayrıca AİHS'nin 5/4, 6/1 ve 13. maddesine dayalı olarak, tutukluluk süresinin yasaya uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu olmadığını ileri sürmüştür. AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHS'nin sadece 5/4 maddesi bağlamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
A. AİHS'nin 5/3 maddesi
1. Gözaltı süresi bakımından
AİHM, başvuranın gözaltı süresinin 14 Mart 1997 tarihinde sona erdiğini ancak somut başvurunun bu tarihten altı ay geçmesinden sonra, 10 Mayıs 2006 tarihinde yapıldığını gözlemler (bkz. Ege - Türkiye, no. 47117/99; Doğan - Türkiye, no. 67214/01).
Başvurunun bu kısmı, zamanında yapılmadığından AİHS'nin 35. maddesinin 1 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
2. Tutukluluk süresi bakımından
AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak Hükümet, başvuranın tutukluluğunun, suçu işlemiş olduğuna dair makul şüphelere dayandığını ve tutukluluğun yetkili makam tarafından, yürürlükteki mevzuatın gerekleri çerçevesinde belli aralıklarla özel bir titizlikle gözden geçirildiğini savunmuştur. Başvuranın üzerine atılı suçun ciddi nitelikte olduğuna ve tutuklu bulunmasının suçun önlenmesi ve kamu düzeninin korunması açısından zorunlu olduğuna işaret etmişlerdir.
AİHM, AİHS'nin 5/1 maddesi uyarınca başvuranın hükümlü olarak geçirdiği süre mahsup edildiğinde, dikkate alınması gereken sürenin 11 yıl olduğunu kaydeder (bkz. Solmaz - Türkiye, no. 27561/02).
AİHM, bu davadakiyle karşılaştırılabilecek, uzun tutukluluk sürelerini ortaya çıkaran davalarda sıklıkla AİHS'nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. örneğin Tutar - Türkiye, no. 11798/03; Cahit Demirel, no. 18623/03). Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir. Konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada başvuranın tutukluluk süresinin haddinden fazla olduğuna karar vermiştir.
Bu nedenle AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
B. AİHS'nin 5/4 maddesi
AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak Hükümet, başvuranın aslında itirazda bulunarak tutukluluk halinin devamına karşı çıkabileceğini ifade etmiştir. Ayrıca başvuranın, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesini takiben yeni CMKnın 141. maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunabileceğini belirtmiştir.
Başvuran iddialarında ısrarcı olmuştur.
AİHM daha önce Türkiyede tutuklu yargılamaya itiraz imkânlarını incelemiş ve Hükümetin, atıfta bulunduğu hukuk yolunun sanıklar için gerçek anlamda çekişmeli bir usul sunduğunu kanıtlayamadığına karar vermiştir (bkz. örneğin Koşti vd. - Türkiye, yukarıda anılan; Şayık vd. - Türkiye, 1966/07, 9965/07, 35245/07, 35250/07, 36561/07, 36591/07 ve 40928/07). AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir.
AİHM, yukarıda belirtilen hususlar ışığında AİHS'nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
III. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılamasının süresinin AİHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre şartına uymadığını öne sürmüş, Hükümet iddiayı reddetmiştir.
AİHM, sözkonusu şikâyetin AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikâyetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikâyet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak Hükümet, yargılama süresinin; davanın karmaşıklığı, sanık sayısı ve başvurana isnat edilen suçun niteliği göz önünde bulundurulduğunda makul olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
AİHM, sözkonusu yargılamanın başvuranın gözaltına alındığı 3 Mart 1997 tarihinde başlayıp, dava dosyasındaki bilgilere göre halen Yargıtay önünde sürdüğünü kaydeder. Dolayısıyla yargılama şu ana kadar iki yargı aşamasında 13 yıl 7 aydan fazla sürmüştür.
AİHM, somut başvurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Bahçeli - Türkiye, no. 35257/04 ve Er - Türkiye, no. 21377/04). Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AİHM, somut davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla somut davada yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre şartına uymadığı görüşündedir. Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
IV. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
Başvuran 80,000 Euro manevi tazminat talebinde bulunmuş, Hükümet talebe itiraz etmiştir. AİHM, başvurana 17,200 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
Ayrıca, tarafların sunduğu bilgiye göre başvuran hakkındaki ceza davası halen devam etmektedir. Bu koşullar altında AİHM, tespit etmiş olduğu ihlale bir son verilmesi için uygun bir yolun sözkonusu yargılamanın, adaletin düzgün işletilmesi gerekleri dikkate alınarak mümkün olduğunca hızlı bir şekilde sonuçlandırılması olduğu kanaatindedir (bkz. Yakışan - Türkiye, no. 11339/03).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, yargılama masraf ve giderleri için 11,605 Euro talep etmiş, talebini desteklemek üzere bir avukatlık ücret sözleşmesi ve ödenen harçların makbuzlarını ibraz etmiştir.
Hükümet talebe karşı çıkmıştır.
AİHMnin içtihadına göre bir başvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır. Sözkonusu davada elindeki bilgileri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulundurarak AİHM başvurana tüm başlıklar altındaki masraf ve giderleri karşılamak üzere 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Tutukluluk süresi, tutukluluğa itiraz edilebilecek hukuk yolu bulunmayışı ve yargılama süresine ilişkin şikâyetlerin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) Savunmacı devletin başvurana, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:
(i) 17,200 (on yedi bin iki yüz) Euro manevi tazminat;
(ii) 1,000 (bin) Euro yargılama masraf ve giderleri ödemesine;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 23 Kasım 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy