(4721 S. K. m. 465, 466, 471) (492 S. K. m. 28) (AİHS. m. 6, 14, 34, 35, 41, 44, Protokol No 1) (UZUN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 27023/06)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Temmuz 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (27023/06) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Sevgül Altıparmakın (başvuran) 12 Haziran 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Malatya Barosu avukatlarından B. Özcan ve E. Özcan tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1973 doğumlu olup, Malatya'da ikamet etmektedir.
5 Mayıs 2002 tarihinde, başvuranın eşi ölü bulunmuştur. Dört kişi bu cinayeti işlemekle suçlanmıştır.
31 Mayıs 2002 tarihinde, başvuran sözkonusu ölüm sonucu uğradıkları zarar karşılığı olarak kendisi ve reşit olmayan oğlu adına bu kişiler aleyhine Malatya Asliye Hukuk Mahkemesi («AHM») önünde tazminat davası açmıştır.
1 Mart 2005 tarihinde, başvuran adli yardımdan yararlanmak üzere talepte bulunmuştur.
13 Ekim 2005 tarihinde, AHM ilgili şahsın talebini kabul etmiştir. Ceza mahkemelerinin yargılanan kişilerden yalnızca birini ihmal ve dikkatsizlik nedeniyle cinayetten suçlu bulduğu kararlara dayanan mahkeme, başvuranın bu kişi ile ilgili tazminat talebini haklı bulurken, davaya adı karışan diğer kişiler için tazminat talebini reddetmiştir. Mahkeme, maddi ve manevi tazminat başlığı altında ilgili şahsa 143 581,73 Türk Lirası ve oğluna da 37.358,52 TL. ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme ayrıca borçlu davalının karar ve ilam harcı dahil yargılama masrafları karşılığında 9 568,27 TL ödemesine karar vermiştir.
28 Kasım 2005 tarihinde, AHM kaleminin karar ve ilam harcı ile diğer yargılama masraflarının ödenmemesi nedeniyle sözkonusu kararın tebliğini reddettiğini vurgulayan ilgili şahıs, 13 Ekim 2005 tarihli kararın tebliğ edilmesi talebiyle AHM'ne başvurmuştur. İlgili şahıs, yaptığı başvurunun dayanağında, adli yardımdan yararlandığını ve Medeni Kanun'un 465. ve onu izleyen maddeleri gereğince tüm yargılama masraflarından muaf olduğunu hatırlatmıştır. Bu itibarla, başvurana göre, ihtilaflı masrafları karşı tarafın ödemesi gerekmektedir.
29 Kasım 2005 tarihinde, AHM ödenmeyen karar ve ilam harcı ile diğer yargılama masraflarını kimin ödemesi gerektiğini Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü'ne sormuştur.
Genel Müdürlük 27 Aralık 2005 tarihli cevap yazısında, 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun karar ve ilam harcı ödenmediği müddetçe tarafların karar suretini elde edemeyeceklerini bildiren 28. maddesi hükümlerini hatırlatmıştır. Genel Müdürlük, Medeni Kanun'un 465. ve onu izleyen maddelerinin harçlarla ilgili bir istisna hükmü içermediğini ve bu alanda yürürlükte olan genel hukuk kuralları doğrultusunda hareket etmek gerektiğini kaydetmiştir.
AHM, 6 Ocak 2006 tarihinde başvuranın avukatına talebin reddedildiğini bildirmiştir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN 1. PARAGRAFININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, kendisine tazminat hakkı tanıyan asliye hukuk mahkemesi kararının tebliğ edilmesi için karar ve ilam harcını ödemeye mecbur edilmesine itiraz etmekte ve bu durumun kararın infazına imkân tanımadığını savunmaktadır.
Başvuran, ayrıca ulusal mahkemelerin Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü'ne danışmasından şikâyetçi olmakta ve AİHS'nin 6. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, bu sava karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
AİHM, bu şikâyetlerin AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, sözkonusu şikâyetlerin kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
B. Esasa ilişkin
Hükümet, Medeni Kanun'un 466 ve 471. maddelerinin hukuki yorumu sonucu, adli yardımın sadece karar ilamından önce dava süresince ödenmesi gereken yargılama masraflarını kapsadığını, buna karşın karar verildikten sonra ödenecek mahkeme harçlarını içermediğini ileri sürmektedir. Ulusal mahkemelerin mevcut dava koşullarını inceledikten sonra bu yönde karar aldığını belirten Hükümet, ulusal mahkemelerin adli yardım kapsamının genişletilerek mahkeme harcını da içine almasını reddetmesinin, meşru bir amaç izlediğini ve bu uygulamanın izlenen amaç doğrultusunda orantılı olduğunu savunmaktadır.
Başvuran, bu argümanlara itiraz etmekte ve Anayasa Mahkemesi'nin 492 sayılı yasanın 28 a) maddesini anayasaya aykırı bularak, iptal ettiğini hatırlatmaktadır.
AİHM, öncelikle bir Sözleşmeci Devletin ulusal hukuk düzeni tarafından verilen zorunlu ve kesinleşmiş bir yargı kararının taraflardan birinin zararına etkisiz kalması durumunda, 6. maddenin 1. paragrafıyla güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının anlamsız hale gelmiş olacağını hatırlatmaktadır (Yunanistan aleyhine Hornsby davası, 19 Mart 1997, prg. 40, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-II). Bu nedenle, bir mahkeme kararı aşırı derecede geciktirilemez (İtalya aleyhine Immobiliare Saffi davası (GC), no 22774/93, prg. 66, CEDH 1999-V). Bu bağlamda, pozitif yükümlülüklerini yerine getirmek amacıyla uygun ve yeterli yasal düzenlemeleri yapmak her Sözleşmeci Devletin görevidir (Romanya aleyhine Fociac davası, no 2577/02, prg. 70, 3 Şubat 2005).
AİHM, ayrıca 492 sayılı yasada belirlendiği şekliyle mahkeme kararlarının infazına bağlı koşulları daha önce incelediğini hatırlatmaktadır (Osman Yılmaz, ilgili bölüm, prg. 41-45). Bu vesileyle AİHM, bu harçların peşin ödenme zorunluluğunun icra işlemlerinin başlatılmasını fiilen sınırladığını ve yargılama masraflarının ödenmesinin hukuk mahkemelerine erişim için bir kural haline geldiğini kaydetmektedir (Osman Yılmaz, ilgili bölüm, prg. 39).
Mevcut davada AİHM, başvuran lehine verilen karar uyarınca icra davasının başlatılmasının, kararın önce taraflara verilmesine ve dahası kendi içinde, karar harcının borçlu - tazminat davasındaki davalı - tarafından önceden ödenmiş olmasına bağlı kaldığını gözlemlemektedir.
Bu bağlamda AİHM, başvurunun Hükümete bildirilmesinden sonra, Anayasa Mahkemesi'nin, 14 Ocak 2010 tarihli kararında 492 sayılı yasanın 28 maddesinin 1 a) fıkrasındaki ikinci cümlenin anayasaya aykırı olduğuna hükmettiğini kaydetmektedir. Gerçekten de, Anayasa mahkemesi hakimleri, borçlu olmayan tarafın lehte verilen bir kararın infazını elde etmek için bu maddede ifade edilen harcı ödemesini zorunlu kılmanın, dava açma ve adil yargılanma hakkına aykırı olduğuna hükmetmiştir.
AİHM, mevcut davada farklı sonuca varmayı gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir. Sonuçta, her ne kadar anayasanın bu kararı, başvuranın kendi lehine verilen kararı elde edebileceği anlamına gelse de, geriye doğru işlememektedir. Oysa dosyadaki belgelere ve tarafların sunduğu bilgilere bakıldığında, AİHM, bu kararın 6 Ocak 2006 tarihinde tebliğ edilmemesi nedeniyle başvuranın anormal derecede uzun bir dönem icra davası açma imkânı bulamadığını gözlemlemektedir.
Tüm bu unsurlar, AİHM'nin ulusal yetkililerin başvuranın mahkemeye erişme hakkını kısıtladığı ve bu hakkını esas bakımından ihlal ettiği sonucuna varmasına yetmektedir. Bu itibarla AİHM, AİHS'nin 6. maddesi 1. paragrafının ihlal edildiğine hükmetmektedir.
Böylece AİHM, başvuranların 6. maddeye dayalı temel şikâyetine cevap verdiği kanaatine varmakta ve bunun sonucu olarak da bu bağlamda dile getirilen diğer şikâyetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına hükmetmektedir.
II. DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
Başvuran aynı olgulara dayanarak, AİHS'nin 14. maddesinin ihlal edildiğinden şikâyetçi olmaktadır. Başvuranın avukatı ayrıca, davanın esası ve adil yargılanma hakkı ile ilgili 8 Mart 2010 tarihli layihasında, başka bir açıklama yapmaksızın, AİHM'nin ihtilaflı olayları 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi açısından da incelemesini istemiştir.
Her ne kadar bu son şikâyet 8 Mart 2010 tarihli layiha çerçevesinde ilk kez dile getirilse de, AİHM bu şikâyetin başvurunun kabuledilebilirliği aşamasında incelendiğini tespit etmektedir. Dolayısıyla AİHM, AİHS'nin 6. maddesi bağlamında bir ihlal olduğu yönündeki tespitinden sonra, mevcut başvurudaki temel hukuki sorunu incelediği kanaatine varmaktadır. Buradan yola çıkan AİHM, diğer şikâyetler hakkında ayrıca karar vermenin gereksiz olduğuna hükmetmektedir (benzer bir yaklaşım için, bakınız Türkiye aleyhine Kamil Uzun davası, no 37410/97, prg. 64, 10 Mayıs2007).
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran, maddi tazminat olarak, kendi hesabına göre, asliye hukuk mahkemesinin hükmettiği tazminat miktarına, 31 Mayıs 2002 tarihinden itibaren yasal oranda gecikme faizlerinin eklenmesiyle elde edilen 270.000 Euro tutarını talep etmektedir. Başvuran ayrıca, manevi tazminat olarak da 135.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
Talep edilen maddi tazminatla ilgili olarak AİHM, normal şartlarda başvuranın bundan sonra istediği tarihte kendisine hak görülen tazminatı almak için icra davası açabileceğini gözlemlemektedir. Dahası, başvuran genel anlamda hâlâ ulusal mahkemeler tarafından kendisine hak görülen tazminat tutarını alma hakkına sahiptir. Bu itibarla, mevcut davada vardığı sonuç bağlamında ve mevcut karar infazı kurallarının iyileştirilmesi için alınabilecek başka önlemlere halel getirmeksizin AİHM, en olumlu iyileştirmenin eleştirilen infaz edilmeme durumunun ortadan kaldırılması olduğu kanaatine varmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Rusya aleyhine Plotnikovy davası, no 43883/02, prg. 33, 24 Şubat 2005 ve Osman Yılmaz, ilgili bölüm, prg. 51). Bunun sonucu olarak, Savunmacı Devlet'in ihtilaflı karar infazının önündeki engelleri etkili bir şekilde ortadan kaldırması gerekmektedir.
Talep edilen manevi tazminatla ilgili olarak AİHM, bu başlık altında başvurana 7.200 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran, ayrıca ulusal mahkemelerde görülen yargılama masraf ve giderleri için 10.000 Euro, AİHM önünde görülen yargılama masraf ve giderleri için de yine 10.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda hiçbir kanıt belgesi sunmamıştır.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Yukarıdaki kıstasları ve mevcut davada elinde gerekli belgelerin olmamasını dikkate alan AİHM, başvuranın yargılama masraf ve giderleri ile ilgili talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 6/1 maddesi hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir olduğuna;
2. Bir mahkemeye erişim hakkının engellenmesi nedeniyle AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6. maddesi hakkındaki diğer şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. AİHSnin 14. ve Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi hakkındaki şikayetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına ve ayrıca bu şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
5. AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:
a) Asliye hukuk mahkemesinin 6 Ocak 2006 tarihli kararının infazı önündeki engelleri kaldıracak gerekli tedbirlerin alınmasına;
b) başvurana 7.200 (yedi bin iki yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
c) yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy