(AİHS m. 6, 34, 35, 44) (KARAKULLUKÇU - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 27597/06)
KARAR
STRAZBURG
22 Eylül 2009
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Davanın nedeni, T.C. vatandaşı Ahmet Sürgitin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, 19 Haziran 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine yaptığı 27597/06 sayılı başvurudur.
OLAYLAR
Başvuran, 1964 doğumludur ve İzmirde ikamet etmektedir.
Başvuran ile eşi, 1998 yılında bir daire satın almışlardır. Başvuranın eşi, 1999 yılında başvuran hakkında boşanma davası açmış ve 2000 yılında boşanma gerçekleşmiştir.
Bu arada, başvuran, 24 Kasım 1999da, 1998 yılında eski eşiyle birlikte almış oldukları dairenin değerinin yarısına eşit miktarda tazminat istemiyle İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine dava açmıştır. Mahkeme, 17 Eylül 2003 tarihinde ratione materiae yetkisi olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dava dosyasını İzmir Aile Mahkemesine göndermiştir. Ancak, İzmir Aile Mahkemesi de 21 Ekim 2004 tarihinde ratione materiae yetkisi olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek dosyayı İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine iade etmiştir.
Son olarak, 16 Haziran 2005 tarihinde, dairenin alımı sırasında tarafların ne kadar katkıda bulunduklarını değerlendirmek üzere her iki tarafın tanık ifadeleri ile bilirkişi raporunu gözönünde bulunduran İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi, önceki boşanma davasının olaylarını da dikkate alarak davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme, başvuran ile eski eşinin sözkonusu daire satın alındığında ayrı evlerde yaşamakta olduklarını belirtmiştir. Ayrıca, başvuran o sırada işsiz olup eşine temel düzeyde bile maddi destek sağlayamayacak durumdaydı. Başvuranın, maddi durumu gözönünde bulundurularak, sözkonusu dairenin alımına hak iddia edecek kadar katkıda bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Mahkeme, ayrıca, satın alım sırasında, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğunu ve daire tapusunun başvuranın eşinin adına kaydedildiğini belirtmiştir.
Yargıtay, sırasıyla 29 Aralık 2005 ve 14 Nisan 2006 tarihlerinde, başvuranın temyiz ve karar düzeltme taleplerini reddetmiştir.
HUKUK
Başvuran, adil bir şekilde yargılanmadığı ve yargılama süresinin AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen makul süre şartıyla bağdaşmadığı konusunda şikayetçi olmuştur.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın yargılama süresine ilişkin şikayetini yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini, dolayısıyla sözkonusu şikayetin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. AİHM, sözkonusu başvurudakine benzer sorunlar içeren önceki davalarda, Hükümetin ön itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır (Karakullukçu / Türkiye, no. 49275/99; Nalbant / Türkiye, no. 61914/00). AİHM, sözkonusu davada içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin ön itirazını reddeder.
Başvuranın yargılamanın adilliğine ilişkin şikayetiyle ilgili olarak, AİHM, yerel mahkeme kararlarının iç hukuka ve davanın özel koşullarına dayanılarak verildiğini gözlemlemektedir. AİHM, yerel mahkemelerin dava konusu olayları saptarken veya iç hukuku yorumlarken keyfi ya da makul olmayan bir şekilde hareket ettikleri sonucuna varmak için herhangi bir gerekçe görmemektedir. Bu bakımdan, AİHSnin 6/1 maddesinin ihlali sözkonusu değildir. AİHM, AİHSnin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca, sözkonusu şikayetin dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine karar verir.
AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca yargılamanın uzun sürdüğüne ilişkin şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Sözkonusu davada gözönünde bulundurulması gereken süre, 24 Kasım 1999 tarihinde başlayıp 14 Nisan 2006 tarihinde sona ermiştir. Bu nedenle yargılama, iki aşamalı yargıda altı yıl dört ay sürmüştür.
Hükümet, yargılamanın makul süreyi aşmadığını ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın avukatının birkaç kez süre uzatma talebinde bulunması ve altı duruşmaya katılmamasının da yargılamanın uzun sürmesine yol açtığını iddia etmiştir. AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığı konusunun davanın koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran ile ilgili makamların tutumu ve tartışmada başvuran için neyin tehlikede olduğu gibi ölçütlere atfen değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlender / Fransa, no. 30979/96). AİHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda sıklıkla AİHSnin 6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Frydlender, yukarıda kaydedilen).
AİHM, sözkonusu davada, İzmir Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararı vermesinin üç yıl dokuz ay sürdüğünü gözlemlemektedir. Bunun ardından, dosyanın gönderildiği İzmir Aile Mahkemesi on üç ay sonra görevsizlik kararı vermiştir. Bunun sonucunda, davanın esasına ilişkin ilk karar beş buçuk yıl sonra verilebilmiştir. AİHMye göre, başvuranın avukatının bazı duruşmalara katılmaması yargılamanın uzamasını haklı çıkaramaz. Temyiz aşamasında önemli bir gecikme olmamasına rağmen, AİHM, yargılamanın ilk aşamasında geçen beş yıl altı aylık süreyi çok uzun bulmuştur. Konuyla ilgili içtihadını gözönünde bulunduran AİHM, sözkonusu davada toplam yargılama süresinin (özellikle ilk derece mahkemesi önünde geçen sürenin) çok uzun olduğu ve makul süre şartını yerine getirmediği kanaatindedir. Buna göre, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Adil tatmin hususunda, başvuran maddi tazminat olarak 10,000 Türk Lirası (yaklaşık 4,600 Euro), manevi tazminat olarak 10,000 Türk Lirası talep etmiştir. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir. Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı bulunmadığını kaydeden AİHM, sözkonusu talebi reddeder. Ancak, AİHM, başvuranın manevi zarar görmüş olabileceği kanaatindedir. Dolayısıyla, sözkonusu dava koşularını göz önünde bulunduran AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 3,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.
Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için 10,000 TL talep etmiş, ancak iddiasını destekleyici herhangi bir belge sunmamıştır. AİHMnin içtihadına göre, bir başvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Sözkonusu davada, başvuran iddia ettiği yargı giderlerinin gerçekliğini kanıtlamamıştır. Dolayısıyla, AİHM, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar vermiştir. .
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM, OYBİRLİĞİ İLE
1. Yargılamanın uzun sürdüğüne ilişkin şikayetin kabuledilebilir olduğuna, başvurunun geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) AİHSnin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirasına çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi tazminat olarak 3,000 Euro (üç bin Euro) ödenmesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 1 Eylül 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy