(AİHS m. 5, 6, 34, 41, 44) (5271 S. K. m. 141, 142, 143, 144, 271) (SANCHEZ-REISSE - İSVİÇRE DAVASI) (KOŞTİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 28551/06)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
20 Mayıs 2010
İşbu karar Sözleşmenin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (28551/06) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Erhan Dinçin (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 30 Haziran 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1988 doğumludur.
Başvuran 25 Eylül 2005 tarihinde yasadışı silahlı bir örgüte karşı yürütülen operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıştır.
Başvuran 26 Eylül 2005 tarihinde avukatı nezaretinde Nusaybin Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiştir. Aynı tarihte (diğer dört sanık ile birlikte) Nusaybin Asliye Ceza Mahkemesi hakimi tarafından dinlenen başvuranın tutuklanmasına karar verilmiştir.
Nusaybin Cumhuriyet Savcısı 18 Ekim 2005 tarihli soruşturma ile Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığından başvuranın yasadışı bir örgüte mensup olma suçu ile itham edilmesini talep etmiştir.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 22 Kasım 2005 tarihli bir iddianame ile yasadışı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle başvuranın mahkumiyetini talep etmiştir.
2 Aralık 2005 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi başvuranın reşit olmaması nedeniyle ratione materiae konu bakımından yetkisizlik kararı vererek davayı Mardin Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.
5 Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi de aynı şekilde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi lehine yetkisizlik kararı vermiş ve başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
23 Ocak 2006 tarihinde başvuran avukatı aracılığıyla 5 Ocak 2006 tarihli karara itiraz etmiş ve serbest bırakılmasını talep etmiştir.
24 Ocak 2006 tarihinde Mardin Ağır Ceza Mahkemesi dava dosyasına bakarak ve kanıtların durumu, suçun niteliğini dikkate alarak ve işlenen suçun güçlü karinelere dayandığını göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
24 Mayıs 2006 tarihinde başvuranın avukatı bir kez daha müvekkilinin serbest bırakılmasını talep etmiş, bu talep de aynı şekilde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 17 Mayıs 2007 tarihli bir karar ile başvuranı hakkında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve adı geçeni sekiz yıl dört ay hapis cezasına çarptırmıştır.
Başvuran 23 Mayıs 2007 tarihinde temyize gitmiştir.
Yargıtay 8 Temmuz 2008 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/4 VE 5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiğinden şikayetçi olmaktadır. Başvuran tutukluluk halinin yasallığına karşı iç hukukta itiraz edilebilecek etkili bir başvurunun bulunmadığından yakınmaktadır. Başvuran ayrıca yasal hükümlerin AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca etkili bir tazmin elde etmeye olanak tanımadığını ileri sürmektedir.
Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümete göre başvuran şikayetlerini ulusal mahkemeler nezdinde dile getirmemiştir. Hükümet özellikle AİHSnin 5/5 maddesine ilişkin, başvuranın yeni Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 141. ve izleyen maddeleri uyarınca iç hukuktaki mahkemeler önünde bir tazminat davası açabileceğini savunmaktadır.
AİHM, Hükümetin ilk itirazını mesnetten yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmekte, CMKnın 141. ve takip eden maddelerine dayalı olarak tazminat davası açılabileceği yönündeki itirazının ise başvuranın AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca yaptığı şikayet ile ilintili olduğuna ve esastan incelenmesi gerektiğine karar vermektedir. AİHM ayrıca söz konusu bu şikayetlerin dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir, dolayısıyla şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
Hükümet AİHSnin 5/4 maddesi ile ilgili esasa ilişkin tutukluluk işleminin yasallığının denetimini sağlayacak etkili başvuru yollarının mevcut olduğunu yinelemektedir. Hükümet Mardin ve Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin her duruşmada başvuranın tutukluluk halini incelediğini, adı geçenin avukatının savunmasını hazırlaması için her türlü kolaylığın sağlandığını ifade etmektedir. «Etkili» başvuru kavramı ile başvuran lehine sonuçlanacak mutlak bir başvuru yolunun olmadığını belirten Hükümet, AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak, Hükümete göre AİHSnin 5/5 maddesinin hükümleri ihlal edilmemiştir.
Başvuran Hükümetin savına karşı çıkmakta ve iddialarını yinelemektedir.
AİHM yakalanan ya da tutulu bulundurulan kimselerin yargı usulünün gereklerini karşılayacak yargılanma ve AİHS uyarınca hürriyetten yoksun bırakma işleminin esasının «yasal» olmasını isteme haklarının olduğunu hatırlatır. Tutukluluk haline karşı yapılan itirazı değerlendiren adli bir merciinin bilhassa çekişmeli yargı sürecinde taraflar arasındaki «silahların eşitliği» ilkesini de gözeten bir duruşmanın gerçekleşmesini sağlayacak hukuki güvenceleri sağlaması gerekmektedir (Bkz. Sanchez-Reisse-İsviçre, 21 Ekim 1986, Toth-Avusturya 12 Aralık 1991, Kampanis-Yunanistan 13 Temmuz 1995, Schöps-Almanya no: 25116/94).
AİHM, Hükümetin öne sürmüş olduğu başvuru yolu ile ilgili olarak daha önce de benzer başvurularda incelediği üzere sözü edilen başvuru yolunun bir yanda etkisiz ve uygulamada başarı ile sonuçlanabilecek bir başvuru şansını garanti etmemesi (Bkz. diğerleri arasında, Koşti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs 2007), öte yanda adli bir merci nezdinde sağlamış olduğu güvenceler arasında özellikle vicahilik ve silahların eşitliği ilkelerine riayet edilmemesi nedeniyle etkili bir başvuru olarak addedilemeyeceğini ifade etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Bağrıyanık-Türkiye kararı, no: 43256/04, 5 Haziran 2007 ve Cahit Demirel-Türkiye no: 18623/03, 7 Temmuz 2009).
AİHM bunun yanı sıra yeni CMKnın 271. maddesinin teoride bir hükümlünün temsilcisine veya sanık avukatına itiraz hakkının incelendiği sırada adli bir mercii tarafından dinlenme olanağını tanıdığını not etmektedir. Bununla birlikte, olası muhtemel bir duruşma talebi ise sanıklar ve/veya temsilcileri tarafından dile getirilse dahi hukuki yetkilinin inisiyatifine bırakılmaktadır. Mevcut başvuruda, başvuranın serbest bırakılma talebinin dosya üzerinden incelendiğini hatırlatan AİHM, görevinin bu davaya özgü koşulları incelemekle sınırlı olduğunu ve daha önceki başvurularda varmış olduğu sonuçların dışına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir gerekçenin yer almadığını ifade ederek başvuranın tutukluluk halinin yasallığına ilişkin yaptığı itiraz sürecinde AİHSnin 5/4 maddesi gereğince hakkaniyete uygun yargılamanın gereğinin yerine getirilmediği sonucuna varmaktadır.
AİHSnin 5. maddesinin 5. paragrafına dair AİHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. paragraflarına aykırı koşullarda gerçekleşen özgürlüğünden yoksun bırakma işlemlerine karşı bir tazminin sağlanması gerektiğini hatırlatır (Bkz. Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990). AİHM ayrıca mezkur 5. paragrafta söz edilen tazmin hakkının ulusal mercii tarafından ya da AİHS kurumlarından biri tarafından diğer paragrafların ihlalini de kapsadığını belirtir (Bkz. N.C.-İtalya no: 24952/94).
Bu başvuruda, başvuranın tutukluluk halinin yasallığına karşı etkili bir başvuru hakkının tanınmaması nedeniyle AİHSnin 5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varan AİHM, adı geçenin uğradığı bu zararının karşılanmasını sağlayacak tazminat yollarının mevcut olup olmadığını irdeleyecektir. AİHM bu bağlamda, yeni CMKnın 141. maddesinin tutukluluk halinin yasallığına karşı itirazda bulunan bir kimseye tazminat imkânını sağlayacak etkili bir başvuru yolunu sunmadığını gözlemlemektedir. Sonuç itibarıyla, AİHM Hükümetin itirazını reddetmekte ve aynı gerekçelere dayalı olarak AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran başvurunun kabuledilebilirliği ve davanın esası hakkındaki 2 Aralık 2009 tarihli yazılı görüşlerinde tutukluluk haline ve ceza yargı sürecinin hakkaniyetine ilişkin şikayetlerinin yanı sıra 5/3 ve 6/1 maddeleri hakkındaki diğer şikayetlerini de dile getirmiştir.
AİHM altı ay kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle bu şikayetlerin esasını incelemeyi gerekli görmemiştir. Başvurunun bu kısmı gecikmeli olarak yapılmıştır ve AİHSnin 35/1 ve 4. maddeleri gereğince reddedilmelidir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran 50.000 TL (yaklaşık 23.750 Euro) manevi tazminat talep etmekte ve maddi tazminatın değerlendirilmesi hususunda takdiri AİHMye bırakmaktadır. Başvuran ayrıca yargılama gider ve masrafları için 9.000 TL (yaklaşık 4.300 Euro) talep etmekte, kanıtlayıcı belge niteliğinde bir makbuz sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında hiçbir illiyet bağı kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın başvurana 6.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır. AİHM, yargılama masraflarına ilişkin kendisine sunulan ve belgeler ve sözü edilen kıstaslar ışığında başvurana tüm yargılama giderleri için Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 850 Euroluk yardım düşülmek kaydıyla 1.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini bildirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHSnin 5/4 ve 5. maddeleri hakkındaki şikayetlerin kabuledilebilir, bunun dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;
2. AİHSnin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL.ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana:
i. manevi tazminat olarak 6.000 (altı bin) Euro ödenmesine;
ii. yargılama masraf ve giderleri için başvurana Avrupa Konseyi tarafından adli yardım başlığı altında verilen 850 Euroluk yardım düşülmek kaydıyla 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 20 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy