(Başvuru No: 31869/06)
(AİHS. m. 3, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44, 45) (7201 S. K. m. 11) (Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği m. 10) (YCGK. 06.07.2004 T. 2004/6-133 E. 2004/160 K.) (YCGK. 06.11.1989 T. 1989/8-268 E. 1989/338 K.) (YHGK. 02.07.2003 T. 2003/12-442 E. 2003/445 K.) (YHGK. 10.12.1997 T. 1997/8-854 E. 1997/1056 K.) (BATI VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SEHER KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI) (FAZIL AHMET TAMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (KARADUMAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ALKES - TÜRKİYE DAVASI)
KARAR
STRASBOURG
17 OCAK 2012
Bu karar; Sözleşmenin 44/2. maddesinde belirtilen koşullar uyarınca kesinleşecek olup şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Mehmet Ali Okur- Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), aşağıdaki üyelerden oluşan heyetle toplanmış;
Başkan,
Françoise Tulkens,
Yargıçlar,
DanuteJociene,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Guido Raimondi,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
Daire yazı işleri müdürü
Stanley Naismith,
13 Aralık 2011 tarihli oturum sonrasında aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi (Sözleşme) 34.maddesi uyarınca; Türk vatandaşı M. Mehmet Ali Okur (başvurucu) tarafından, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi'ne 28 Temmuz 2006 tarihinde, 31869/06 numarayla yapılan başvurudan kaynaklanmıştır.
2. Başvurucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde, İzmir'de avukatlık yapan Bayan N. Erkem; Türk Hükümeti (Hükümet) ise; kendi vekili tarafından temsil edilmiştir.
3. 17 Mart 2009 tarihinde, İkinci Daire Başkanı, başvurunun
Hükümete bildirilmesine ve Sözleşmenin 29/1. maddesinin öngördüğü üzere, başvurunun esasının, kabul edilebilirliğiyle birlikte incelenmesine karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvurucu 1971 doğumlu olup Bursa'da ikamet etmektedir.
5. Başvurucu, 3 Şubat 2005 tarihi saat 23.30 sularında evine gelen
Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli memurlarca, bir kişiye şiddet uygulamak ve bir lokantacıyı ateşli silahla yaralamak şüphesiyle gözaltına alınmıştır.
6. Başvurucu, saat 23.50 itibarıyla tıbbi muayeneden geçirilmiş, bedeninde, ateşli silah kökenli üç adet yara izi dışında başkaca bir yara ya da ize rastlanılmamıştır.
7. 4 Şubat 2005 tarihi saat 02.10 sıralarında polis, olaya ilişkin bir tutanak tutmuştur. Tutanakta, başvurucunun Bursa Emniyet Müdürlüğü organize suçlar biriminde görevli memurlara teslim edileceğini öğrendikten sonra buna itiraz ettiği, hiç kimsenin kendisini organize suçlar birimine götüremeyeceğini söyleyerek kendisini yere, duvara doğru attığı belirtilmiştir. Tutanağa göre, başvurucu kelepçelendikten sonra; başını duvara vurmaya kalkışmış, memurlarca hareketsiz hale getirildikten sonra bayılmış gibi davranmış ve polislerce su kullanılarak kendine getirilmiştir. Tüm bunlara rağmen başvurucu, kendisini duvara atmaya devam etmiş ve psikopatça tutumlarını sergilemeyi sürdürmüştür.
8. Saat 02.30'a doğru başvurucu yeniden bir doktor kontrolünden geçirilmiştir. Muayene sonucu düzenlenen raporda, başvurucunun kürek kemikleri üzerinde ve etrafında kızarıklıklar; sol kürek kemiği üzerinde iki santimetre ebadında bir morluk ve bileklerinde, kelepçelerin denk geldiği noktalarda kızarıklıklar olduğu belirtilmiştir.
Başvurucu muayene sonrası Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne götürülmüştür.
9. Aynı konuyla ilgili olarak gözaltına alınan şüpheli S.Ç'ye ait tıbbi raporda da, şüphelinin elmacık kemiği üzerinde kızarıklıklar ve sırtında sıyrıklar tespit edildiği yazılıdır.
10. 7 Şubat 2005 tarihinde başvurucu Bursa Adli Tıp Kurumu'nda tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Doktor, sağ el üzerinde, kelepçeden kaynaklanan sıyrıklar, sol kürek kemiği civarında, 10* 15 santimetrelik bir alanda ince uzun görünümlü, mora çalan çürükler, skapulal arası bölgede ve sağ omuz ardında morumsu 2*3 santimetre büyüklüğünde çürükler, sol bacak kemiğinin dış yüzeyinde 15 santimetre boyutunda bir renk artışı (hiperpigmente) saptamıştır. Muayene esnasında başvurucu, Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli polislerin gözlerini bağlayarak ellerini arkadan kelepçelediklerini, beline ve sırtına vurduklarını ifade etmiştir.
11. Aynı tarihte S.Ç de bir tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Hazırlanan rapora göre, göz kapakları üzerinde kabuk bağlamış yara izleri, sol göz çukuru çevresinde sarı-yeşil renge dönmüş bir çürük, her iki omuz bölgesinde, dağınık biçimde yer alan sarı yeşil renkli ve yayılma gösteren çürükler, sol kolda sarı yeşil renkli dört beş çürük ve son olarak sağ ayak tabanında kızarıklık bulguları saptanmıştır. Muayenesi sırasında şüpheli; Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde, görevli polislerin gözlerini bağladıklarını, kendisine dansöz kıyafeti giydirdiklerini ve bu şekildeki görüntüsünü kaydettiklerini; ayrıca kendisini falakaya yatırdıklarını, kafasına, yüzüne ve sırtına vurduklarını, bacaklarını tekmelediklerini söylemiştir.
12. 8 Şubat 2005 tarihinde başvurucu, cezaevine götürülmeden önce, bir kez daha tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Muayene raporuna göre; başvurucunun sağ kolunda yaralar ve çürükler ve sol kürek kemiği bölgesinde genişçe bir alana yayılmış çürükler bulunmaktadır.
13. 9 Şubat 2005 tarihinde başvurucunun eşi Gemlik Kaymakamlığı'na bir dilekçe göndererek, eşinin kötü muamele gördüğünü bildirmiştir.
14. 2 Mart 2005 tarihinde; valiliğe bağlı insan haklan kurulunda başvurucunun durumu görüşülmüş ve başvurucunun kötü muameleye maruz kalmadığı yönünde bir karar alınmıştır. Kararda, 4 ve 7 Şubat 2005 tarihli doktor raporlarında yer alan yaralanmalara ilişkin olarak; yaralanmaların, başvurucunun, organize suçlar bürosuna götürüleceğini öğrendikten sonra kendine verdiği zarardan kaynaklandığı, başvurucunun bu tutumundan ötürü zorla kelepçelendiği ve etkisiz hale getirildiği belirtilmiştir. 28 Haziran 2005 tarihinde, başvurucunun vekilince ilgili karara karşı yapılan itiraz sonucu, Bölge İdare Mahkemesi, insan hakları kurulunca verilmiş kararları inceleme hususunun kendi yetki alanına girmediğinden bahisle, başvurucunun itirazını esası incelemeksizin reddetmiştir.
15. Başvurucunun eşinin iddiaları üzerine bir soruşturma başlatan Bursa Cumhuriyet Savcısı, 4 Mart 2005 tarihinde başvurucunun ifadesini almıştır. Başvurucu savcıya verdiği ifadede, Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin gözlerini bağlayarak kendisine kötü muamelede bulunduklarını, Bursa Emniyet Müdürlüğü görevlilerine teslim edilmesine dek kendisine hakaret edip küfür ettiklerini söylemiş, sözünü ettiği kötü muameleleri yapan ilçe emniyet müdürünün ve bazı polislerin isimlerini de savcıya vermiştir. Başvurucu ayrıca, kendisini Gemlik Devlet Hastanesi'nde muayene eden doktorun önyargılı olduğunu eklemiş, Bursa Emniyet Müdürlüğü'nde görevli memurlar hakkında hiçbir şikayeti olmadığını fakat Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü memurlarının kendisine kötü muamelede bulunduklarını vurgulamıştır.
Aynı gün Bursa Cumhuriyet Savcısı yetkisizlik kararı vererek dosyayı Gemlik Cumhuriyet Savcılığı'na göndermiştir.
16. 15 Mart 2005 tarihinde başvurucu, cezaevi idaresine Gemlik Cumhuriyet Savcılığı'na iletilmek üzere, Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde gördüğü kötü muameleleri anlattığı bir şikayet dilekçesi sunmuştur. Başvurucu dilekçesinde, gözlerini kapatan bandın yırtıldığını ve kendisine vuran polisleri görebildiğini belirtmiş; emniyet müdürünün emriyle, polislerin kendisini soyduklarını, kendisine etek ve sutyen giydirdiklerini, bu şekildeki görüntülerini kaydettiklerini ve fotoğrafını çektiklerini vurgulamıştır. Emniyet müdürü, kendisini, kötü muamele ile ilgili herhangi bir şikayette bulunması halinde fotoğrafları dağıtmakla tehdit etmiş ve kendisini sakınmasını tembihlemiştir. Başvurucunun duyduğu utanç, yaşadıklarını yetkililere iletmesine engel olmuştur. Başvurucu ayrıca, yakalama tutanağı ile olaya dair tutanağın güvenilirliklerinden şüphe duymaktadır. Başvurucu bundan başka, polislerin arasında, üstelik elleri kelepçeli olduğu halde, kendisini duvara atmasının mümkün olmayacağını özellikle vurgulamaktadır.
17. Başvurucu, 28 Mart 2005 tarihinde cezaevinde avukatı ile görüşüp kendisine uğradığı kötü muamelelerden söz etmiştir. Başvurucu, bilincini kaybettiğini ve polislerin onu kendisine getirmek için üzerine su döktüklerini belirterek, bu muamelelere maruz kaldığı mekanı tanımlamış, çok sayıda polisin ismini vermiş ve makinesiyle fotoğraflarını çeken memurun fiziksel görünümünü tarif etmiştir. Başvurucu, yaşadıkları nedeniyle kendisini son derece küçük düşmüş hissettiğini ve olanları özellikle geceleri aklından çıkaramadığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca, Bursa'ya götürülmesinden önce alınan doktor raporunun güvenilir olmadığını, doktorun, polislerin önünde adeta hiçbir muayene yapmadan sadece sırtını incelediğini belirtmiştir. Bursa'ya getirildiği günün ertesi gün saat 2'ye doğru, polislerin gözlerini bağladığını, kendisini soyduklarını ve kendisini amonyak benzeri bir sıvıyla ıslattıklarını eklemiştir. Bu sıvı, başvurucunun bacaklarında ve yumurtalıklarında yanık hissi oluşmasına sebep olmuştur. Polisler, başvurucuyu, meslektaşları hakkında nasıl olup da şikayetçi olabildiğinden bahisle yarım saat boyunca dövmüşler ve kendisini yeniden hücreye kapatmışlardır. Başvurucu son olarak; üç tutuklunun kendisine; çığlıklarını duyduklarını söylediklerini iletmiştir.
18. 31 Mart 2005 tarihinde başvurucunun avukatı bir dilekçe yazarak müvekkilinin bir üniversite hastanesinin psikiyatri servisinde muayene edilmesini talep etmiştir.
19. 8 Nisan 2005 tarihinde Cumhuriyet Savcısı, tanık olarak başvurucuyu gözaltında olduğu sürede muayene eden doktorun ifadesine başvurmuştur. Doktor, başvurucuyu soyunmuş vaziyette muayene ettiğini ve vücudunda gördüğü tüm izleri raporuna yansıttığım belirtmiştir. Doktor, başvurucunun Gemlik'te kendisinden korkulan biri, bir mafya lideri olarak tanındığını, bu nedenle polislerin muayene sırasın da odada bulunmalarını kendisinin istediğini belirtmiştir.
Aynı gün savcı, başvurucunun eşinin ifadesine başvurmuştur. Başvurucunun eşi, gece yarısına doğru eşinin Emniyet Müdürlüğünden kendisine telefon ettiğini ve avukatıyla birlikte oraya gelmelerini istediğini, saat 01.30 sularında avukatla emniyet müdürlüğü önünde buluştuklarını ama her ikisinin de başvurucuyla görüşemediklerini belirtmiştir. Saat 02.20 de, eşini iki polisin arasında merdivenlerden inerken gördüğünü, eşinin ıslanmış olduğunu ve yürüyemeyecek halde bulunduğunu ifade etmiştir.
20. 19 Nisan 2005 tarihinde savcı başvurucunun ifadesine başvurmuş; başvurucu şikayetini yinelemiştir.
21. 20 Nisan 2005 tarihinde Savcılıkça beyanı alınan başvurucunun avukatı, gördüğü kötü muamelelere bağlı olarak geçirdiği psikolojik travmanın saptanabilmesi için başvurucunun bir üniversite hastanesinde muayene olması yönündeki talebini tekrarlamıştır.
22. Savcı, avukatın talebini kabul ederek, 25 Nisan 2005 tarihinde başvurucunun kötü muameleye bağlı olarak bir psikolojik travma geçirip geçirmediğinin saptanabilmesi için adli tıp enstitüsüne sevkine karar vermiştir.
23. 2 Mayıs 2005 tarihinde başvurucunun avukatı bir ek talepte bulunarak; 3-7 Şubat 2005 tarihleri arasında basında çıkan yazıların derlenmesini ve S.Ç'nin de ifadesinin alınmasını talep etmiştir.
24. Savcılık, 12 Mayıs tarihinde emniyet müdürlüğünden, basında olayla ilgili çıkan haberlerin derlenmesini talep etmiştir.
25. Savcılık bununla birlikte, 3 Mayıs - 12 Mayıs 2005 tarihleri arasında, olay tarihinde Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli on bir polisin ve emniyet müdürünün ifadesine başvurmuştur. Polisler, olaya ilişkin tutanaklarını doğrular biçimde ifade vermişlerdir. Polisler, başvurucunun ellerini, kendisine ve etrafına zarar vermesini önlemek için arkasından kelepçelediklerini ancak buna rağmen başvurucunun saldırgan hareketlerini ve taşkınlıklarını sürdürdüğünü, hatta bir bilinç kaybı yaşamış gibi davrandığını ve bunun üzerine yüzüne bir bardak su döktüklerini ifade etmişlerdir. Polisler, başvurucunun birçok soruşturmaya adının karışması sebebiyle, organize suçlar birimi memurlarınca tanındığını, iddialarının emniyet kuvvetlerine kara çalmak ve polisi itibarsızlaştırmak amacı taşıdığını vurgulamışlardır.
Polislerden biri, daha önce aynı lokantada meslektaşlarıyla birlikte başvurucunun içinde olduğu bir olaya müdahale ettiklerini ve başvurucunun bu olaydan beri kendilerine düşmanca davrandığını eklemiştir.
26. 25 Mayıs 2005 tarihinde başvurucu Bursa Adli Tıp Kurumu'nda psikiyatri muayenesinden geçirilmiştir. Doktor, başvurucunun öyküsünü anlatırken zorlandığını, karmaşık bir ruh ve kaygı durumunda olduğunu belirtmiştir. Başvurucu, muayene sırasında doktora, daha önce özel bir klinikte ilaç tedavisi yöntemiyle psikiyatrik tedaviye başladığını anlatmıştır. Doktor, muayenesi sonunda, başvurucunun yeni bir muayene sürecine girmesi gerektiğini belirterek, post travmatik stres bozukluğu yaşayıp yaşamadığının ve kaygı halinin yaşadıklarıyla bir bağlantısı olup olmadığının tespiti bakımından başvurucunun mevcut psikiyatri raporlarını inceleme kararı almıştır.
27. 26 Mayıs 2005 tarihinde savcı, başvurucunun başladığını söylediği psikiyatri tedavisi hakkında bilgi almak için başvurucunun ifadesine başvurmuş; başvurucu sadece bir kez doktora gittiğini ve doktorun kendisine ilaç yazdığını dile getirmiştir.
Savcı aynı gün, başvurucunun muayene için Bursa Devlet Hastanesi'ne sevkine karar vermiştir.
28. 27 Mayıs 2005 tarihinde Bursa Devlet Hastanesi'nde görevli üç doktor, daha ileri psikometrik testler yapılabilmesi amacıyla başvurucunun başka bir hastaneye sevgi gerektiği konusunda görüş bildirmişlerdir.
29. 24 Haziran 2005 tarihinde savcılığın iki ayrı çağrısından sonra başvurucu adli tıp enstitüsüne sevk edilmiştir.
30. 13 Temmuz 2005 tarihinde adli tabipler, başvurucunun klinik bulgularının; post travmatik stres bozukluğu yaşadığını gösterir nitelik ve yeterlilikte olmadığını belirtir bir rapor hazırlamışlardır.
31.12 Ekim 2005 tarihinde Kandıra Cumhuriyet Savcısı istinabe yoluyla S.Ç'nin ifadesini almıştır. S.Ç, başvurucuyu Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne götürülüşü sırasında gördüğünü, başvurucunun vücudunda görünür bir darp izi ya da yara görmediğini, sadece, cezaevinde başvurucunun sırtında morluklar olduğunu fark ettiğini, başvurucunun gözaltına herhangi bir kötü muameleye maruz kalıp kalmadığını bilmediği ifade etmiştir. S.Ç, kendisiyle ilgili olarak da, dövüldüğünü, falakaya yatırıldığını, etek giymeye zorlandığını ve bu şekilde fotoğrafının çekildiğini belirtmiş ancak hiç kimseden şikayetçi olmadığını vurgulamıştır.
32.Savcılık, 16 Kasım 2005 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
Kararda; başvurucu ve S.Ç'nin Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli memurlarca, bir lokantacıya yapılan silahlı saldırıya katılmaktan ötürü yakalandıkları ve tıbbi muayeneden geçirildikleri, hakları konusunda bilgilendirildikleri, başvurucunun eşini arayarak eşinin aracılığıyla avukatını durumdan haberdar ettiğini, organize suçlar birimi görevlileri gelene dek her ikisinin de ifadelerinin alınmayarak sadece gözaltında tutuldukları belirtilmiştir. Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü görevlilerince düzenlenen 4 Şubat 2005 tarihli tutanağa göre; başvurucu, polisler organize suçlar birimine sevk edileceğini söyler söylemez bu duruma itiraz ederek, saldırgan hareketlerde bulunup kendisini yere atmıştır. Polisler bunun üzerine ellerini arkasından kelepçelemiş ancak başvurucuyu aynı taşkın hareketleri sergilemekten alıkoyamamışlardır. Başvurucunun bileklerindeki kelepçeden kaynaklanan izler bu surette meydana gelmiştir. Başvurucu bu sırada bayılmış ya da bayılmış gibi yapmış, polislerin yüzüne su dökmesiyle kendine gelmiştir. Bu olaydan sonra saat 2.30 civarında başvurucu tıbbi kontrolden geçirilmiş; muayene sonrasında kelepçelerin vücuduna temas ettiği yerde izler ve kendisini yere atıp duvara çarpması sonucu oluşan küçük morluklar saptanmıştır. Daha sonra organize suçlar bürosu memurları başvurucu ve S.Ç'yi teslim almışlardır.
Savcı; başvurucunun Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü binasında yaklaşık üç saat kaldığını ve bu süre boyunca sorgulanmadığını salt bu durumun dahi kötü muameleye maruz kalma olasılığını ortadan kaldırmaya yeterli olduğunu belirtmiştir.
Savcı ayrıca, başvurucunun, avukatının talebiyle herhangi bir psikolojik travma geçirip geçirmediğinin tespiti bakımından adli tıp kurumuna sevk edildiğini ve burada kendisine çeşitli tetkikler yapıldığını ancak 13 Temmuz 2005 tarihinde düzenlenen raporda başvurucunun klinik bulgularının post travmatik stres bozukluğu yaşadığını göstermekte yetersiz olduğunun belirtildiğini ifade etmiştir.
Savcı aynı zamanda, başvurucunun talebiyle 12 Ekim 2005 tarihinde tanık olarak ifadesine başvurulan S.Ç'nin ifadesine de atıf yapmıştır. Karar; başvurucunun Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde kaldığı üç saat boyunca kötü muameleye maruz kaldığı yönünde ve bu muameleden ötürü herhangi bir psikolojik travma yaşadığına dair hiçbir delil olmadığı şeklinde sonlamıştır. Kararda, başvurucunun gözaltına alınması ve bırakılması sırasında alınan tıbbi raporların olaya dair tutanağı doğrular ve tutanakla bağdaşır nitelikte olduğu, adli tıp kurumuna göre de başvurucunun psikolojik travma geçirmediğinin tespit edildiği vurgulanmıştır.
Şüpheli S.Ç ile ilgili olarak savcı, bu kişinin kötü muameleye dair hiçbir şikayetinin olmadığını ve göz altına alınması ile salıverilmesi sırasında alınan tıbbi raporların kötü muameleye değin saptamalar içermediğini belirtmiştir.
Son olarak savcı, doktorla ilgili olarak da, tıbbi raporların güvenilirliğine gölge düşürecek hiçbir delile rastlanılmadığını ifade etmiştir.
33. 13 Aralık 2005 tarihinde başvurucunun avukatı, hiçbir delil araştırması yapılmaksızın ve başvurucunun vücudundaki yaraların kaynağı konusunda hiçbir makul açıklama aranmaksızın; salt polislerin ifadesine dayandırıldığından bahisle takipsizlik kararına itiraz etmiştir. İtirazda, başvurucunun vücudundaki yaraların, olaya dair tutulan tutanakta ifade edilen şekilde gerçekleşmesinin mümkün olmadığı ve başvurucunun kendini yere attığı iddiasının akıl almaz olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, psikolojik muayenelerin, olayın üzerinden aylar geçtikten sonra gerçekleştirildiği ve adli tıp raporunda post travmatik stres bozukluğunun mevcut olmadığının saptanmasının, kötü muamelenin de mevcut olmadığı anlamına gelmediği vurgulanmış, son olarak savcının, Ş.Ç'nin vücudundaki yaralan gereğince dikkate almadığı belirtilmiştir.
34. 5 Ocak 2006 tarihinde ağır ceza mahkemesi, dosyanın delil durumunun polisler hakkında bir ceza kovuşturması açılmasına yeterli olmadığından bahisle, başvurucunun itirazını reddetmiştir.
35. Anılı karar, 23 Ocak 2006 tarihinde başvurucunun eşine, 30 Ocak 2006 tarihinde de avukatına tebliğ edilmiştir.
II- İLGİLİ İÇ HUKUK
36. Yürürlükteki Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 10. Maddesine göre (olay sırasında yürürlükte olup yerini 1 Haziran 2005'de yürürlüğe giren yeni yönetmeliğe bırakmıştır.) muayene sırasında, doktor ile muayene edilen kişinin yalnız kalmaları esastır. Ancak doktor, kişisel güvenlikle ilgili endişelerini ileri sürerek, muayenenin kolluk görevlileri gözetiminde yapılmasını isteyebilir. Doktorun söz konusu talebi, belgelendirilerek yerine getirilir.
37. Sağlık Bakanlığı'nın 20 Eylül 2000 tarih, 2000/93 sayılı Genelgesi uyarınca (22 Eylül 2005 tarih, 2005/143 sayılı genelge ile değiştirilmiştir) tıbbi incelemelerin, uygun koşullarda, kolluk kuvvetlerinin duyamayacakları ve göremeyecekleri biçimde yapılması gerekmektedir.
38. 12 Ocak 2005 tarihinde İçişleri Bakanlığı'nca yayımlanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin İhlal Kararları Hakkında Genelgede; doktor ile muayene edilenin muayene sırasında yalnız kalmaları gerektiği belirtilmiş olup bu ilkeden ancak doktor ya da şüpheli açısından kesin bir zorunluluk olması halinde cayılabileceği vurgulanmıştır.
39. İstanbul Protokolüyle açıklanan işkence ve diğer zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı muamelenin tespitine dair ilkeler, Batı ve Diğerleri/ Türkiye Davasında (No: 33097/96 ve 57834/00 & 100; AİHM 2004-IV) bir kez daha ortaya konulmuştur.
40. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. Maddesi; aşağıdaki şekilde kaleme alınmıştır:
Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır.(...)
HUKUK
1- SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
41. Başvurucu, gözaltındayken maruz kaldığı kötü muamele ve bu yönde başlatılan soruşturmanın yürütülme şekli konusunda şikayetçi olmuş ve bu şikayetlerini Sözleşme'nin 3. ve 13. maddelerine dayandırmıştır.
Mahkeme, başvurucunun şikayetlerini yalnızca, aşağıdaki biçimde ifade edilen Sözleşme'nin 3. Maddesi kapsamında incelemeyi uygun bulmuştur.
Hiç kimse, işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.
A- Kabul edilebilirlik
42. Hükümet; altı ay kuralına uyulmadığından bahisle başvuru dilekçesinin reddedilmesi gerektiği görüşündedir. Hükümet, ağır ceza mahkemesinin 5 Ocak 2006 tarihli kararının, 23 Ocak 2006 tarihinde başvurucunun eşine tebliğ edildiğini ve başvuru dilekçesinin bu tarihin üzerinden altı ay geçtikten sonraki bir tarihte gönderildiğini belirtmektedir.
Hükümet bundan başka, başvurucunun, mağduriyetini gidermek için, iç hukukta mevcut bulunan hukuki ve idari başvuru mekanizmalarını kullanmadıklarını ifade etmekte ve başvuruya bu yönüyle de itiraz etmektedir.
43. Başvurucu hükümetin iddialarını kabul etmemekte; mahkeme kararının 30 Ocak 2006 tarihinde avukatına tebliğ edildiğini, avukatla takip edilen davalarda tebligatın avukata yapılması gerektiğini ifade etmektedir. Başvurucu Avukatlık ve Tebligat Kanunlarındaki düzenlemelerin de bu yönde olduğunu belirterek, Yargıtay'ın bu yöndeki içtihatlarına atıf yapmaktadır. (Ceza daireleri: 2004/6-133 E. 2004/160 K. sayı, 6 Temmuz 2004 tarihli, 1989/8-268 E. 1989/338 K sayı, 6 Kasım 1989 tarihli kararlar) (Hukuk daireleri: 2003/12-442 E. 2003/445 K. sayı, 2 Haziran 2003 tarihli, 1997/8-854 E. 1997/1056 K sayı, 10 Aralık 1997 tarihli kararlar)
Hükümetin ikinci itirazına karşı ise başvurucu, sorumluların cezalandırılması yönünde ısrarla çaba gösterdiğini, olaylardan idari makamları haberdar ederek, valilik kararına bölge idare mahkemesi nezdinde itiraz ettiğini belirtmektedir.
44. Nihai kararın ağır ceza mahkemesinin 5 Ocak 2006 tarihli kararı olduğunu, kararın 23 Ocak 2006 tarihinde başvurucunun eşine, 30 Ocak 2006 tarihinde ise başvurucunun avukatına tebliğ edildiğini belirten Mahkeme; Hükümetin, Sözleşmenin 35/1. Maddesindeki sürenin, ilk tarih olan başvurucun eşine yapılan tebligattan itibaren işlemeye başlaması, başvurucunun ise aksine, sürenin ancak avukata yapılan tebligat tarihinde işlemeye başlayacağı yönündeki iddiaları karşısında; altı ay süresinin başlangıcı olarak dies a quo hangi tarihin dikkate alınacağı sorusunun yanıtlanması gerektiğini ifade eder.
45. Mahkeme, altı ay süresinin başlangıcını dies a quo saptarken, her zaman iç hukuk ve uygulamayı dikkate aldığını belirtmektedir, (Örnek olarak, iç hukukta kararın tebliğine dair Worm/ Avusturya, 29 Ağustos 1997 &33, Derleme Kararlar ve Hükümler 1997-V, iç hukukta tebligatın eksikliğine dair: Papachelas/Yunanistan (Büyük Daire) no 31423/96, &30-31, Derleme Kararlar ve Hükümler 1999-11, ödeme emri tebliğine dair Seher Karataş/Türkiye no 33179/96, 9 Haziran 2002, &28)
46. Mahkeme; Türk hukuku ve uygulamasının incelenmesinden, avukatla takip edilen davalarda, tebligatın avukata yapılması gerektiği, yasal sürelerin, asile vekilden önce tebligat yapılmış olsa dahi, vekile yapılan tebligatla birlikte işlemeye başlayacağı sonucuna erişildiğini saptamakta ve Sözleşme'nin 35. Maddesinin uygulanması anlamında; avukata yapılan tebligat tarihinin dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedir. Bu durumda, nihai karar avukata 30 Ocak 2006 tarihinde tebliğ edilmek ve başvuru dilekçesi 28 Temmuz 2006 tarihinde, verilmekle; dilekçenin altı aylık sürenin dolmasından önce Mahkeme'ye sunulduğuna kanaat getirilmiştir.
47. İç hukuk yollarının tüketilmesi ile ilgili olarak Mahkeme; başvurucunun, kendisini gözaltına alan polislerden savcılık nezdinde şikayetçi olduğunu belirtmiş; başvurucunun anılı şikayeti yapmakla Türk ceza hukuku sisteminin kendisine sunduğu olanağı sonuna dek kullandığını, başvurucunun bir ödence elde edebilmek için bir tazminat davası açmak ya da idari makamlara başvuru yapmak zorunda olmadığını dile getirmiştir, (bakınız mutadis mutandis Assenov ve diğerleri/ Bulgaristan 28 Ekim 1998 &86, Derlemeler 1998-VIII, Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri/ Türkiye no 19028/02, & 75, 24 Haziran 2007; Karaduman ve diğerleri/ Türkiye, no 8810/03 &60,17 Haziran 2008)
48. Sonuç olarak Mahkeme, Hükümetin itirazlarını reddetmiştir.
49. Sözleşme'nin 35 § 3 maddesi hükmü bağlamında başvurucunun şikayetinin açık bir biçimde temelden yoksun olmadığını kaydeden Mahkeme; başvuruda başka herhangi bir kabul edilemezlik unsuru bulunmadığını tespit etmiştir. Bu nedenle; başvuru kabul edilebilir niteliktedir.
B- Esas
50. Başvurucu, kötü muameleye uğradığına dair iddialarını yinelemektedir. Başvurucuya göre, vücudundaki yara izleri, olayların kendi anlattığı biçimde gerçekleştiğinin kanıtı olup Hükümet, özgürlüğünden yoksun ve polisin kontrolü altında olduğu sırada vücudunda meydana gelen yaraların oluş şekli hakkında makul bir açıklama yapmak durumundadır. Başvurucu, kendisini en çok aşağılayan ve küçük düşüren muamelenin kendisine dansöz kıyafeti giydirilerek ailesine ve kendisine küfredilmesi olduğunu belirtip, gözaltında şüpheli olarak bulunduğu süre içinde maruz kaldığı muamelelerden çok etkilendiğini eklemiştir.
Başvurucu aynı zamanda, şikayeti üzerine başlatılan ceza soruşturmasının etkili biçimde yürütülmediğinden de yakınmaktadır. Başvurucu, savcının, polis kamerası ve cep telefonu ile fotoğrafını çeken polisin telefonu üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmadığını oysa böyle bir incelemeyle maddi gerçeğin, dolayısıyla iddialarının doğruluğunun ortaya konulacağını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca; savcının talep etmelerine rağmen keşif yapmadığım belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, bacaklarına bir sıvının dökülmüş olmasından yakındığını ve adli tıp raporunda vücudunun bu bölgesinde izler olduğunun saptandığını ancak buna rağmen bu izlerin sebebinin araştırılmadığını eklemiştir. Başvurucu bundan başka, psikolojik muayenenin olaylardan beş ay sonra gerçekleştirildiğini vurgulamış, üstelik olaylar bu biçimde cereyan etmesine rağmen polisler hakkında dava da açılmadığını belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarak, idari yetkililerce etkili bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmektedir.
51. Hükümet; başvurucunun bedeninde bulunan yaraların bir kısmına bizzat kendi hareketleriyle kendisinin neden olduğunu, diğer izlerin de kelepçelenmeye bağlı izler olduğunu savunmakta, başvurucun bu yöndeki iddialarının makul şüphenin ötesinde kanıt ölçütlerine göre temellendirilmediğini ve Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlal edilmediğini ileri sürmektedir.
Soruşturmaya değin ise Hükümet, Cumhuriyet savcısının dosyadaki tüm unsurları dikkate aldığını ve bu surette takipsizlik kararı verdiğini dile getirmiştir.
1. Kötü muamele iddiaları
52. Mahkeme öncelikle, Sözleşme'nin 3. Maddesinin ihlal edilebilmesi için, kötü muamelenin belli bir asgari şiddet düzeyinde olması gerektiğini ve asgari şiddet düzeyi değerlendirmesinin göreceli olabileceğini, muamelenin süresine, fiziksel veya ruhsal etkilerine ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyet yaş ve sağlık durumu gibi dava ile ilgili tüm koşullara bağlı olarak değişebileceğini anımsatır. Mahkemeye göre, bir birey özgürlüğünden yoksun bırakıldığı andan itibaren, kendince gerekli görmediği halde kendisi üzerinde fiziksel güç kullanıldığı kanaatinde ise, bu davranışlar kişinin insanlık onurunun ihlal edildiği anlamını taşır ve esasen sözleşmenin 3. maddesiyle koruma altına alınan hakkın çiğnendiğini gösterir. (Labita/ İtalya (Büyük Daire) no 26112195 &120, AİHM 2000-IV)
53. Mahkeme kötü muamele iddialarının uygun ve elverişli kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini ifade etmektedir. (Bakınız mutadis mutandis Klaas/Almanya, 22 Eylül 1993 &30 A serisi no: 269) AİHM, delilleri değerlendirirken makul şüphenin ötesinde kanıt ölçütünü kullanır. Ancak böyle bir kanıt, yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin varlığı ile ortaya konabilmektedir (İrlanda/ Birleşik Krallık 18 Ocak 1978 &161, A Serisi No 25)
54. Mahkeme, gözaltına alınan, dolayısıyla tamamen polis kontrolünde tutulan kişinin salıverildiğinde yaralı olması halinin, karineten bu yaraların gözaltında meydana geldiği sonucu doğuracağını; (Salman/ Türkiye (Büyük Daire) no 21986/93 &100, AİHM 2000-VII) mevcut yaraların kökenine dair makul bir açıklama yapmanın ve mağdurun olaylara ilişkin ifadesine,- hele ki bu ifade tıbbi raporlarla desteklenmişse- şüphe düşüren delilleri sunmanın Devletin görevi olduğunu ifade etmektedir. (Selmouni/ Fransa (Büyük Daire) no 25803/94 &87, AİHM 1999-V)
55. Bu durum karşısında Mahkeme; başvurucunun gözaltına alınmasından birkaç saat sonraki muayenesi sonucu alınan doktor raporunda, kürek kemikleri üzerinde ve çevresinde kızarıklıklar, sol kürek kemiği üzerinde iki santimetre büyüklüğünde bir morluk ve kelepçelenen bileklerinde kızarıklıklar olduğunun tespit edildiğini belirterek, söz edilen yaraların başvurucunun yakalanmasından önce oluştuğunun ileri sürülemeyeceğini belirtmektedir.
56. Hükümet, başvurucunun bedenindeki yaraların tıpkı olay yerinde tutulan tutanakta tespit edildiği gibi, başvurucunun kendi hareketlerinden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Tutanağa göre, elleri kelepçeli başvurucu, kendisini yere, duvara doğru atmış ve kafasını duvara çarpmıştır. (Yukarıda 7. Paragraf)
57. Mahkeme öncelikle; Hükümetin savunmasına dayanak yaptığı ve başvurucu tarafından imzalanmamış olan bahse konu tutanağın, emniyet müdürlüğü binasında ve polislerin gözetiminde bulunan başvurucunun kendi kendisine zarar verme ve kendini yaralama sürecine dair hiçbir bilgi ve ayrıntı içermediğini belirtmektedir.
58. Mahkeme daha sonra; 4 Şubat 2005 tarihi saat 02.30'da tutulan doktor raporunun güvenilirliği konusunda ciddi şüpheler bulunduğunun altını çizmektedir. Dosya içeriğine göre, başvurucunun tıbbi muayenesi sırasında odada iki polis bulunmaktadır. Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesine başvurulan doktor, başvurucunun Gemlik'te kendisinden korkulan biri olduğu ve yerel bir mafya lideri olarak tanındığından bahisle korktuğunu ve bu sebeple polislerin muayene odasında kalmalarını talep ettiğini belirtmiştir.
59. Mahkeme; kurallara uygun olarak yapılan bir tıbbi muayene ve bu bağlamda düzenlenen doktor raporunun, tutuklu kişilere özellikle suçu itiraf ettirmek amacıyla uygulanma riski bulunan kötü muamelenin saptanması ve engellenmesi bakımından, temel teminatlardan birini oluşturduğunu hatırlatmaktadır. (Alkes/Türkiye, no 3044/04 &39 16 Şubat 2010) Kurallı bir muayene, doktor denetiminde, muayene odasında kolluk güçleri ya da diğer memurlar hazır bulunmaksızın yapılan muayenedir. (İç hukuktaki uygulama için İstanbul Protokolü'ne bakınız)
60. Gözaltında tutulan bir kişinin tıbbi muayenesi sırasında, güvenlik nedeniyle kolluk kuvvetlerinin muayene odasında bulunması mümkün olabiliyorsa da, somut olayda böyle bir sebebin bulunmadığı açıktır. Dosyanın incelenmesinden, başvurucunun muayene odasında dok-torla yalnız kalması halinde doktorun kişisel güvenliği açısından herhangi bir tehlike oluşacağına dair hiçbir sonuca ulaşılamamıştır. Aksine, doktorun ifadesinden, başvurucunun kendisine hiçbir zorluk çıkarmamış olduğu anlaşılmaktadır. Mahkeme bu aşamada, Hükümetin ortada ne gibi bir güvenlik tehdidi olduğuna dair herhangi bir açıklama yapmadığını da belirtmektedir.
61. Mahkeme; doktorun, muayenenin özellikle ilgililere dair koşullarına (örneğin, muayene sırasında kolluk kuvvetlerinin varlığı, başvurucuya eşlik eden kişilerin tutumları ya da muayene eden doktora yönelen tehditler; bu açıdan İstanbul Protokolü'ne bakınız) ilişkin ayrıntılı bir rapor hazırlaması gerektiğine dikkat çekmek istemektedir. Mahkeme ayrıca; Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin 10. Maddesine göre muayene sırasında, doktor ile muayene edilen kişinin yalnız kalmalarının esas olduğunu ancak; doktorun kişisel güvenlikle ilgili endişelerini ileri sürerek; muayenenin kolluk görevlileri gözetiminde yapılmasını isteyebileceğini; doktorun söz konusu talebinin, belgelendirilerek yerine getirileceğini anımsatmaktadır. Dava konusu olayda, doktor raporunda, kolluk kuvvetlerinin muayene sırasında muayene odasında bulunduklarına dair bir ibare yer almadığı gibi bu konuda tutulmuş herhangi bir tutanak da bulunmamaktadır. Muayene sırasında kolluk kuvvetlerinin muayene odasında bulunduğu bilgisi başvurucu tarafından dile getirilmiş ve soruşturma sürecinde teyit edilmiştir.
62. Mahkeme; sözü edilen raporda tespit edilen yaraların - kürek kemikleri üzerinde ve çevresinde kızarıklıklar ve sol kürekkemiğinde iki santimetre büyüklüğünde morluk- bir kişinin kendisini yere atması ve duvara çarpması sonucu oluşup oluşmayacağını tartışmayı gerekli görmemektedir; zira Mahkeme, bu yaraların oluşum sebepleri için makul bir açıklama olduğunu varsaysa dahi, 7 Şubat tarihli adli tıp raporunda saptanan yaralar için hiçbir açıklamanın mevcut olmadığını gözlemlemektedir. (Yukarıda 10. Paragraf)
Bahse konu yaralar, sol kürek kemiği civarında 10*15 santimlik bir alanda ince uzun görünümlü, mora çalan çürüklerdir ve Mahkeme bu lezyonların da başvurucunun kendi taşkın hareketlerinden kaynaklandığını kabul etmekte güçlük çekmektedir. Yaralar, başvurucunun, beline ve sırtına vurulduğu yönündeki söylemleri ile bağdaşır niteliktedir. (7 Şubat tarihli doktor raporu) Bir önceki, 4 Şubat tarihli raporda bu yaralardan söz edilmemiş olduğu da göz önüne alındığında; yaraların kaynağının; başvurucu Gemlik'te gözaltında olduğu sırada meydana gelen yaraların kaynağından farklı olduğunu düşünmek güçtür. Bundan başka, ince uzun biçimli çürüklerin mora çalan renginin, başvurucunun bedenindeki diğer çürüklerle aynı olması, lezyonların birçok gün önceden oluştuğunu göstermektedir.
63. Mahkeme; dosyadaki başkaca unsurların da başvurucunun anlatımını desteklediği görüşündedir. Esasen, başvurucuyla aynı zamanda gözaltına alınan şüpheli S.Ç de, Gemlik İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde kötü muameleye maruz kaldığını beyan etmiş olup gözaltı süresi bitiminde alınan doktor raporu da S.Ç'nin bu iddialarını doğrular niteliktedir.
64. Başvurucu ve eşinin iddialarını ifade etme doğrultusunda gösterdikleri çabayı kayda değer bulan Mahkeme, başvurucunun eşinin, başvurucunun gözaltı süresinin bitiminden itibaren, başvurucunun da 7 Şubat tarihli tıbbi muayenesi boyunca; kötü muamele iddialarını dile getirdiklerini ifade etmekte ve bu hususu önemsemektedir. Başvurucunun iddialarını olaydan hemen sonra yapılan tıbbi muayenede dillendirmediği hususu da doğru olmakla birlikte; Mahkeme, muayene sırasında odada bulunan iki polisin varlığının iddialarını ileri sürme açısından başvurucu üzerinde caydırıcı etkisi olmuş olabileceği kanaatindedir. Bu koşullarda, başvurucuyu kötü muameleyi dile getirmeyen biri olarak tanımlamak; mümkün olmayacaktır.
65. Son olarak, Mahkeme, salt adli tıp kurumunun başvurucunun post travmatik bozukluk yaşamadığına dair raporunun, başvurucun kötü muameleye maruz kaldığına dair iddiasını ortadan kaldırmayacağını saptamaktadır.
66. Mahkeme, değerlendirmesine esas tüm kapsamdan ve Hükümetin bu doğrultuda makul bir açıklama yapamamış olmasından hareketle, başvurucunun 7 Şubat tarihli muayenesinde ortaya konulan çürüklerin bir kötü muameleden kaynaklandığı ve bu muameleden Hükümetin sorumlu olduğu düşüncesindedir.
67. Mahkeme son olarak; Sözleşmenin 3. Maddesinin esas bakımından ihlal edildiği görüşündedir. Mahkeme, başvurucunun, kendisine kadın elbisesi giydirilmesine dair iddiasının ayrıca incelenmesine gerek olmadığını düşünmektedir.
2. Yürütülen soruşturmaların etkililiği hakkında
68. Mahkeme; bir bireyin Devlet görevlilerinin, Sözleşme'nin 3. Maddesine aykırı olarak kendisine kötü muamelede bulunduklarını iddia etmesi halinde, yetkililerin, sorumluların tespiti ve cezalandırılmasına yönelik resmi ve etkili bir soruşturma yürütmek zorunda olduklarını hatırlatır. (Sözü edilen Assenov ve diğerleri &102) Soruşturmanın belirtilen biçimde yürütülmemesi halinde temel önemi dışında işkence ve ceza veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelelerin genel yasal yasağı, uygulamada etkili olmayacak ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin, benzeri cezasızlıktan yararlanarak, denetimi altındaki kişilerin haklarını çiğnemesi mümkün olacaktır. (Caloc/ Fransa, no 33951/96 &89, AİHM2000-IX, sözü edilen Batı ve diğerleri & 134)
69. Mahkeme bu noktada sonuca değil, olanaklara dair bir zorunluluğun söz konusu olduğunu anımsatmaktadır. Yetkililerin, iddia konusu olaylara değin tüm delilleri elde etmek için ellerinde bulunan makul önlemleri alma zorunluluğu bulunmaktadır. Soruşturmadaki, yaraların kökenine ilişkin ya da sorumlularının ortaya konulmasını güçleştiren her türlü eksiklik, bu kurala uymama riskini taşımaktadır. (Batı ve Diğerleri; precite, &134)
70. Mahkeme, Bursa Cumhuriyet Savcısı'nın başvurucunun ifadesini aldıktan sonra yetkisizlik kararı ratione loci verdiğini ve dosyayı Gemlik Cumhuriyet Savcısı'na gönderdiğini belirterek, Gemlik Cumhuriyet Savcısı'nın bir soruşturma başlatarak başvurucun iddialarını doğrulamak için çeşitli işlemler gerçekleştirdiğini, sonuç olarak başvurucunun kötü muameleye maruz kalmadığına ve başvurucunun vücudunda 4 Şubat tarihinde tespit edilen yara izlerinin, başvurucunun kendi kendisini yaralamasından kaynaklandığına hükmettiğini anımsatmaktadır.
71. Mahkeme, kovuşturmaya yer olmadığına dair karar içeriğinden, soruşturmayı yürüten savcının, (Yukarıda 32. Paragraf) başvurucunun bedeninde bulunan yara izlerinin polislerce tutulan tutanaktaki ve yine polislerce verilen ifadelerdeki anlatımlarla bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda hakiki bir sorgulama yapmadığına itibar etmiştir. Savcı esasen, mora çalan ince uzun görünümlü çürüklerin tespit edildiği 7 Şubat tarihli doktor raporunu hiç dikkate almamıştır. Tıbbi incelemenin başvurucunun Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne getirilmesinden günlerce sonra yapıldığı hususu doğru olmakla birlikte; raporda söz edilen yara izlerinin doğası, savcının bu hususa dikkat etmesini gerektirmekteydi. Kaldı ki; başvurucu ifadesinde, 4 Şubat tarihli raporun güvenirliğinden şüphe duyduğunu belirtmiş ve S.Ç de Gemlik'teki kötü muamelelerden söz etmiştir. Savcı; S.Ç'nin kötü muameleye dair bir şikayette bulunmadığını, gözaltı süresi bitiminde alınan tıbbi raporda vücudunda çok sayıda yara izi olduğunun saptanmasına rağmen, gözaltına alınmadan önce ve gözaltı sonrası alınan raporların kötü muamele varlığına dair bir ibare içermediğini belirtmekle yetinmiştir. Bu son noktada Mahkeme, savcının sürdürdüğü baştan savma tutumun, takipsizlik kararı ile sonlandığı hususunun altını çizmektedir.
Mahkemeye göre, Cumhuriyet savcısı, dosyada bir kötü muamele ihtimali olabileceğini düşündüren unsurlar olmasına rağmen, bu unsurları gereğince dikkate almamıştır.
72. Sonuç olarak Mahkeme; Gemlik Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen soruşturmada başvurucunun iddialarının yeterince irdelenmediği ve soruşturmanın ilerletilmediği kanaatine varmış ve Sözleşme'nin 3. Maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar vermiştir.
2- SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLALİ EDİLDİĞİ İDDİASI
73. Başvurucu, ağır ceza mahkemesi kararının gerekçeden yoksun olduğunu ifade ederek Sözleşme'nin 6. Maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
74. Mahkeme, başvurucu tarafından ileri sürülen iddiayı değerlendirmiş ve elindeki tüm verileri göz önünde bulundurarak; Sözleşme ile koruma altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlamadığına hükmetmiştir. Mahkeme; başvuru dilekçesinin bu kısmını; Sözleşme'nin 35/4. Maddesine uygun olarak kabul edilemez bulduğunu belirtmektedir.
V. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
75.Sözleşme'nin 41.maddesi uyarınca;
Mahkeme, işbu sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku, bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A.Manevi Tazminat
76. Başvurucu, manevi zararı karşılığı olarak 20.000 EURO talep etmektedir.
77. Hükümet, başvurucunun talebine itiraz etmektedir.
78. Mahkeme, başvurucuya manevi tazminat olarak 15.600 EURO ödenmesini uygun bulmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
79. Başvurucu ulusal yargı işlemleri sürecinde tahakkuk eden masraf ve giderler için 4.000 TL, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru dilekçesinin çeviri işlemleri için 175 EURO talep etmektedir. Başvurucu, taleplerini destekleyen kanıtlayıcı belge olarak, avukatlık ücret sözleşmesi ve çeviri ücretlerini gösterir bir makbuz sunmaktadır.
80. Hükümet başvurucunun taleplerine itiraz etmektedir.
81. Mahkeme içtihadına göre, bir başvurucu, masraf ve giderlerin kendisine ödenmesini, ancak bunların gerçekliği, gerekliliği ve miktarlarının makullüğünü kanıtladığı ölçüde sağlayabilir.
Başvurucunun sunduğu belgeler ve belirtilen ölçütler temelinde Mahkeme, başvurana yargılama masraf ve giderleri için 1.500 EURO ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
82. Mahkeme; Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın; gecikme faizi oranı olarak benimsenmesini uygun bulmuştur.
AİHM BU GEREKÇELERLE;
1. Oyçokluğuyla, Sözleşmenin 3. Maddesinden kaynaklanan başvuru ile ilgili olarak, başvuru dilekçesinin kabul edilebilirliğine;
2. Oybirliğiyle, Başvuru dilekçesinin geri kalanın kabul edilemez olduğuna;
3. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 3. maddesinin esastan ve usulden ihlal edildiğine;
4. Oybirliğiyle,
a) Sorumlu Devletin başvurucuya, kararın; Sözleşmenin 44/2.maddesine göre kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki rayiç oran üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere; manevi tazminat olarak 15.600 EURO (on beş bin altı yüz avro) ve bu meblağa tekabül edecek her türlü yasal kesintiyi, ücret ve harcamalar karşılığı 1.500 EURO (bin beş yüz avro) ve bu meblağa tekabül edecek her türlü yasal kesintiyi ödemesine;
b) Süre bitiminden ödeme gününe dek geçecek sürede, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Hakkaniyete uygun tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77/2 ve 77/3. maddeleri uyarınca, 17 Ocak 2012 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
İşbu karar ekinde, Sözleşme'nin 45/2 ve İç Tüzüğün 74/2. Maddelerine uygun olarak yargıç Raimondi'nin karşı oy gerekçesi yer almaktadır.
YARGIÇ RAİMONDİ'NİN KARŞI OY GEREKÇESİ
İşbu kararın esasa değin noktalarına bir muhalefetim bulunmamakta olup oyumu da bu yönde kullanmış bulunmaktayım. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Bundan böyle Sözleşme olarak anılacaktır) 35. Maddesinde bağıt altına altı ay kuralının aşılmasından ötürü; başvurunun kabul edilebilir bulunmasına dair görüşü; üzülerek paylaşamıyorum.
Bu davanın nihai kararı, Yalova Ağır Ceza Mahkemesi'nin 5 Ocak 2006 tarihli kararı olup karar 23 Ocak 2006 tarihinde başvurucunun eşine, daha sonra Türk hukukunda öngörüldüğü üzere 30 Ocak 2006 tarihinde, başvurucunun vekiline tebliğ edilmiştir.
28 Haziran 2006 tarihinde kayıtlara geçen başvuru dilekçesinin altı aylık sürede verilip verilmediğinin incelenmesi hususunda, çoğunluk tarafından, altı aylık başvuru süresinin başlangıç tarihi olarak dies a quo başvurucunun eşine değil avukatına yapılan tebligatın tarihi esas alınmıştır.
Avukata yapılan tebligatın geçerliliğine itiraz edilmemiştir.
Çoğunluğun başvurucun avukatına yapılan tebligat tarihini esas almasının nedeni, Türk hukuku ve uygulamasında, vekille takip edilen davalarda, asile daha önce tebligat yapılmış olsa dahi, yasal sürelerin vekile tebligat yapıldığı andan itibaren işlemeye başlayacağı yönündeki düzenlemelerdir. (Kararın 46. Paragrafı)
Oysaki ben; anılı gerekçenin, Sözleşme'nin 35/1. Maddesi bağlamında yerinde olmadığını düşünmekteyim.
Burada, Türk hukukunda uygulanan dava sürelerinden değil -kaldı ki somut olayda, karar nihai olduğundan dava süresinden söz etmek de mümkün değildir- bir başvuru dilekçesinin kayda girmesiyle ilgili olarak Sözleşme ile sabitlenmiş bir süreden söz edilmektedir.
Bu durumda, iç hukuk yollarını tüketen nihai karar başvurucun eşine tebliğ edilmiş iken, başvurucunun vekiline tebligat yapılmasına önem atfedilmesinin -Sözleşme'nin 35/1. Maddesi karşısında- geçerli bir yönünü göremiyorum.
Çoğunluk bu noktada; Mahkeme'nin iç hukuk ve uygulamaya itibar eden içtihadına atıf yapmıştır. (İşbu kararın 45. Paragrafı, örnek olarak sunulan kararlar; iç hukukta kararın tebliğine dair Worm/ Avusturya, 29 Ağustos 1997 &33, Derleme Kararlar ve Hükümler 1997-V, iç hukukta tebligatın eksikliğine dair: Papachelas/Yunanistan (Büyük Daire) no 31423/96, &30-31, Derleme Kararlar ve Hükümler 1999-11, ödeme emri tebliğine dair Seher Karataş/Türkiye no 33179/96, 9 Haziran 2002, &28)
Anılı içtihadı uygun ve yerinde bulmamaktayım.
Worm Davasında Mahkeme; iç hukuk ve uygulamaya uygun olarak, başvuru sahibinin -kararın tefhiminde hazır bulunsa dahi- nihai iç hukuk kararının kendisine res'en tebliğ edilmesini talep etme hakkına sahip olduğunu ve yargı makamlarının bu konuda meydana gelebilecek her türlü gecikmeden sorumlu olduğunu saptamıştır. Nihai hali dokuz sayfadan da uzun olan bahse konu karar, ayrıntılı bir yasal gerekçe içermektedir. AİHM, Komisyon'un da yapmış olduğu gibi başvuranın nihai iç hukuk kararının kendisine re'sen tebliğ edilmesini talep etme hakkına sahip olduğu durumlarda, altı aylık sürenin kararın bir nüshasının tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başladığının kabul edilmesi hususunun, Sözleşme'nin 26. maddesinin (Sözleşme'nin şimdiki 35. Maddesi) konu ve amacına uygun olacağına hükmetmiş ve Avusturya hukukunda aynı çözümün temyiz başvurusu sürelerinde uygulandığını eklemiştir.
Papachelas Davasında Mahkeme, Savunmacı Devletin; başvurucunun özen göstermesi halinde kararı veren mahkemenin kaleminden kararı öğrenebileceği ve kararın tebliğini beklemek zorunda olmadığı yönündeki itirazını reddederek, temyiz mahkemesinin kararının bir örneğinin başvurucu yana tebliğ edildiği tarihi dayanak almıştır.
Nihai Yargıtay kararının başvurucuya verilen bir para cezasının onanması şeklinde verildiği Seher Karataş Davasında Mahkeme, Yargıtay kararının tebliğinden daha önceki bir tarihte tebliğ edilen ödeme emrinin tebliğ tarihini değil Yargıtay kararının başvurucuya tebliğ tarihini esas almıştır.
Yukarıda değinilen kararlarda Mahkeme, başvuru sahibi karardan tamamıyla bilgi sahibi olmadığı sürece, altı aylık sürenin işlemeye başlamayacağının kabulüne özen göstermiştir.
Özellikle Worm Davasında başvurucu, kararın duruşmada tefhimiyle karardan haberdar olmuş ancak buna karşılık Mahkeme, kararın nihai hali dokuz sayfadan daha fazla karar ayrıntılı yasal gerekçe içermekte ifadelerine yer vererek; kararın bir örneğinin başvurucuya tebliğ edildiği tarihi altı aylık sürenin başlangıcı, dies a quo olarak esas almış ve Avusturya hukukunda aynı çözümün temyiz başvurusu sürelerinde uygulandığını eklemiştir.
AİHM'in altı ay kuralının başvurucunun nihai ulusal karardan (Worm davasında olduğu gibi, oldukça ayrıntılı bir yasal gerekçe içeren, karmaşık bir karar) bütünüyle haberi olmaksızın işlemeye başlamayacağı yünündeki çözümü karşısında; Avusturya hukukunda aynı çözümün temyiz başvurusu sürelerinde uygulandığının da belirtilmesi; ad abundantiam tarafımca, son derece ikincil bir nokta olarak değerlendirilmektedir.
Mahkeme'nin Sözleşme'nin 35. Maddesinin (O dönemde 26. maddesi) uygulanması hususunda her durumda ulusal hukuk ve uygulamayı esas alması, bana göre Sözleşmedeki düzenlemenin amacına hizmet etmemektedir.
Somut olayda kayda alınması gereken husus, başvurucunun, 23 Ocak 2006 tarihinde kendisine yapılan tebligatla nihai iç hukuk kararından haberdar olmuş olmasıdır. Bu nedenledir ki, sözü edilen tarih, 6 aylık sürenin hesaplanmasında, dies a quo, başlangıç tarihi olarak ele alınmalıdır.
Yukarıdaki gerekçelerle, başvurunun kabul edilebilirliği yönündeki çoğunluk kararına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy