(AİHS. m. 6, 13, 34, 35, 44) (KOZACIOĞLU - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 35658/06)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
14 Haziran 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (35658/06) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşları Zülfü Aygün ve Sıraç Aygünün (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 16 Ağustos 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.
Başvuranlar, Diyarbakır Barosu avukatlarından S. Tanrıkulu tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuranlar, sırasıyla 1946 ve 1956 doğumlu olup Diyarbakırda ikamet etmektedirler. Zülfü Aygün ve Sıraç Aygün 311 numaralı parsele ortaktırlar. Zülfü Aygün, 654 numaralı parselin de sahibidir. Sözkonusu iki parsel Diclede bulunan tarım arazilerdir.
A. 311 numaralı parsel (22.000 m2)
18 Ocak 2001 tarihinde, başvuranlar, 311 parsel numaralı taşınmazlarının kamulaştırılmasının neden olduğuna kanaat getirdikleri zararlarının tazmini amacıyla Dicle Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır.
Başvurularını desteklemek için başvuranlar, Dicle Barajının inşasından beri (baraj 1986 ve 1997 yılları arasında inşa edilmiştir) taşınmazlarına giden yolun sular altında kaldığını ve parsellerine ulaşabilmek için barajın etrafını dolaşmaları ve komşu tarım arazilerinden geçmeleri gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
Mahkeme, bilirkişi incelemesi yapılmasına hükmetmiştir.
Yerlere yapılan ziyaretin ardından bilirkişiler değerlendirmede bulunmuşlardır.
30 Ekim 2002 tarihinde, bilirkişi raporunu temel alan mahkeme, kısmi kamulaştırma için,
18 Ocak 2001 tarihinden itibaren işlemeye başlayacak yasal gecikme faizi ile birlikte 6.158.707.200 eski Türk Lirası (yaklaşık 2.870 Euro) tazminat almaya hakları olduğu hükmünde bulunmuştur. Bu miktar, sözkonusu taşınmazın değerinin %40 altında bir değere tekabül etmekteydi.
19 Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay, kamulaştırma sürecinin henüz sona ermediği gerekçesi ile ilk derece mahkemesi tarafından alınan kararı bozmuştur.
19 Nisan 2005 tarihli bir kararla, mahkeme, Yargıtayın kararını yerine getirmiş ve başvuranların talebini reddetmiştir.
16 Şubat 2006 tarihinde, Yargıtay, başvuranlar tarafından itiraz edilen kararın hükümlerinin tamamını onamıştır.
5 Haziran 2006 tarihinde, Yargıtay karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir.
4 Temmuz 2006 tarihinde, 5 Haziran 2006 tarihli karar başvuranlara tebliğ edilmiştir.
B. 654 numaralı parsel (200 m2)
18 Ocak 2001 tarihinde, başvuran Zülfü Aygün, kendisine ait diğer taşınmazın kamulaştırılması için Dicle Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır (parsel numarası 654).
Dava dilekçesinde başvuran, Dicle barajının inşa edilmesinden beri 654 parsel numaralı taşınmaza ulaşım yolunun sular altında kaldığını ve sözkonusu parsele ancak sal ve kayıkla ulaşabildiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, bilirkişi incelemesi yapılmasına hükmetmiştir.
Sözkonusu parsele normal yolla ulaşım imkanı olmadığını tespit eden bilirkişiler, başvuranın ifadelerinin doğru olduğunu teyit etmişlerdir. Bilirkişiler, sözkonusu taşınmazını değerinin 3.744.398.400 TL (yaklaşık 1.745 Euro) olduğuna kanaat getirmişlerdir.
30 Ekim 2002 tarihinde, mahkeme, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü, başvurana, taşınmazının kamulaştırılması için mahkemeye başvuru tarihinden itibaren başlayacak yasal gecikme faizi ile birlikte 3.744.398.400 TL (yaklaşık 1.745 Euro) tazminat ödemeye mahkum etmiştir. Sözkonusu tazminat, bilirkişiler tarafından değerlendirilen taşınmazın değerinin tamamına tekabül etmekteydi. Kararın gerekçesinde, Dicle Barajının yapımından itibaren ihtilaflı parsele ulaşma imkanının bulunmadığını tespit eden ilk derece mahkemesi, malikin, sözkonusu taşınmazın kullanımını tamamen kaybettiği sonucuna ulaşmıştır.
19 Haziran 2003 tarihinde, Yargıtay, kamulaştırma sürecinin sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesi ile 30 Ekim 2002 tarihli kararı bozmuştur.
Başvuran, Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığından taşınmazının kamulaştırılmasını talep etmiştir.
19 Temmuz 2004 tarihinde, coğrafik konumu nedeniyle sözkonusu taşınmazın verimli olmamasından dolayı kamulaştırma koşullarının bir araya gelmediği gerekçesi ile Bakanlık, başvuranın talebine olumsuz yanıt vermiştir.
21 Nisan 2005 tarihinde, Yargıtay kararına dayanarak, mahkeme, başvuranın talebini reddetmiştir.
9 Mart 2006 tarihinde başvurana tebliğ edilen 13 Şubat 2006 tarihli bir kararla, Yargıtay itiraz edilen kararın bütün hükümlerini onamıştır.
HUKUK
I. 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunan başvuranlar, mülkiyete saygı haklarının ihlalinden şikayetçidir. Başvuranlar, Dicle barajının yapımından beri ulaşım imkanı olmayan taşınmazlarının kullanımını tamamen kaybettiklerini iddia etmekte ve idarenin kamulaştırma yapmamasından şikayetçi olmaktadır. AİHSnin 6/1 ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar, aleyhlerinde olduğunu iddia ederek ulusal mahkemelerin kanıtları değerlendirme biçiminden de şikayetçi olmaktadır.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Şikayetlerin düzenleniş biçimi göz önüne alındığında, AİHM, başvuranların, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ile birlikte AİHSnin 6/1 ve 13. maddeleri kapsamında yaptıkları şikayetleri, yalnızca 1 Nolu Ek Protokol 1. maddesi kapsamında inceleyecektir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, başvuranların, AİHM önünde ifade ettikleri şikayetleri özü itibariyle ulusal mahkemeler önünde dile getirmediklerini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, AİHMye başvuruda bulunmadan önce başvuranların davanın sonucu beklemeleri gerektiği görüşündedir.
Başvuranlar, Hükümetin argümanına karşı çıkmakta ve taşınmazların kamulaştırılmamasından şikayetçi olmaktadır.
Dosya unsurları incelendiğinde, AİHM, Hükümetin ifadesinin aksine, başvuranların, AİHM önünde yaptıkları 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında mülkiyete saygı hakkının ihlaline ilişkin şikayetlerini, en azından özü itibariyle ve iç hukuk tarafından belirlenen süre içerisinde avukatları aracılığıyla ulusal mahkemeler önünde de sunduklarını gözlemlemektedir. Bu bağlamda AİHM, AİHSnin 35/1 maddesinin öngördüğü şekli ile iç hukukun tüketilmesi kuralının, içeriği göz önüne alınarak ve aşırı formalite olmaksızın belirli bir esneklikle uygulanması gerektiğini hatırlatmaktadır (Kozacıoğlu-Türkiye, başvuru no: 2334/03).
Savunmacı Hükümetin ikinci itirazına ilişkin olarak AİHM, itirazın esasa eklenmesine karar vermektedir. AİHSnin 35/3 maddesi uyarınca kabuledilemezliğe ilişkin başka hiçbir gerekçe tespit edemeyen AİHM, başvuruyu kabuledilebilir ilan etmektedir.
B. Esasa ilişkin
Hükümet, kamulaştırma davasının sona ermemesi nedeniyle, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi uyarınca başvuranların mülkiyete saygı haklarının hiçbir şekilde ihlal edilmediğini savunmaktadır.
Başvuranlar ise aksine, sözkonusu durumunun 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuranlar, mülkiyete saygı haklarına yapılan müdahalenin Dicle
Barajının inşa edildiği tarih olan 2001 yılından beri sürdüğünü belirtmektedirler. Bu hususta başvuranlar, ulaşım yolunun kullanılamaz durumda olması nedeniyle taşınmazlarına ulaşım imkanı olmamasına rağmen yetkililerin kamulaştırma işlemi yapmamasından şikayetçi olmaktadır.
Resmi bilirkişi raporları ile iddialarının doğrulanmasını temel alan başvuranlar, taşınmazlarını kullanmadıklarından dolayı özü itibariyle mülkiyet hakkını kaybettiklerini ve sözkonusu durumun mülkiyete saygı hakkına yönelik orantısız bir müdahale oluşturduğu iddia etmektedir.
AİHMe göre, başvuranların mülkiyete saygı haklarına yönelik bir müdahale sözkonusudur. Nitekim AİHM, Dicle Barajının inşaatıyla sular altında kalmasından dolayı başvuranlara ait tarım arazilerini kapsayan parsellere normal ulaşım yolundan ulaşma imkanının olmadığını kaydetmektedir. Sözkonusu müdahalenin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin hükümlerini ihlal edip etmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
Bu hususta AİHMnin, kamu yararının gerekleri ile başvuranların temel haklarının korunması arasındaki adil dengenin hüküm sürüp sürmediğini araştırması gerekmektedir (sözü edilen Sporrong ve Lönnroth ve Phocas-Fransa, 23 Nisan 1996). AİHS somut ve etkili hakların korunmasını öngördüğü cihetle AİHM, görünenlerin ötesine geçerek ihtilaflı durumu inceleyecektir (Depalle-Fransa, başvuru no: 34044/02).
AİHM, mevcut davada, Dicle Barajının inşaatıyla sular altında kalmasından dolayı başvuranlara ait tarım arazilerini kapsayan parsellere normal ulaşım yolundan ulaşma imkanının olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca bilirkişi raporlarından, 311 numaralı parsele ancak ya sal ve kayıkla geçerek baraj gölünden ya da başvuranlar 15-20 km uzaklıktaki komşu köyden geçerek yani ancak ürünlere zarar verip tarım alanlarını geçerek taşınmazlarına ulaşabildikleri sonucuna ulaşılmaktadır. 654 numaralı parsele ise yalnızca sal ve kayıkla ulaşılmaktadır. Sözkonusu durum, hiç kuşkusuz, bu taşınmazların kullanabilirliğinin azalmasına neden olmuştur. Ayrıca, baraj inşası nedeniyle, pratikte normal yolla tarım arazilerine ulaşamayan başvuranlar, ne taşınmazlarını işleyebilmişler ne de alışılagelmiş koşullarda ekimini yapabilmişlerdir. Başvuranların sözkonusu taşınmazların maliki kalmalarına ve teoride sözkonusu taşınmazlara ilişkin bir uzlaşma imkanı bulunmasına rağmen, bu imkan kullanılamaz hale getirilmiştir. Dicle Asliye Hukuk Mahkemesinin de belirttiği üzere 311 numaralı parselin değeri %40 azalmış ve 654 numaralı parsel ise değerini tamamen yitirmiştir.
Başka bir değişle, başvuranların mülkiyet haklarından tam olarak yararlanmalarına yönelik bir engel bulunmakta ve bu da hiçbir tazminat almamaları nedeniyle durumları üzerinde zarara yol açmaktadır.
AİHM, Dicle Barajının inşasının ardından başlayan kamulaştırma çalışmalarının sonucunun beklenmesine ilişkin Hükümetin argümanını kaydetmektedir. AİHM, başvuranların on yıldan fazla bir süredir taşınmazlarının kamulaştırılmasını beklemelerinden dolayı Hükümetin argümanını kabul edemeyecektir. AİHM, böyle bir sürenin çok uzun olduğu ve taşınmazlarının kullanımını kaybeden vatandaşlara bu kadar uzun süre boyunca tazminat ödenmemesinin makul olmadığı kanaatindedir. Bu hususta AİHM ayrıca, Hükümetin, başvuranların başvurduğundan başka hiçbir iç hukuk yolunun mevcudiyetini göstermediğini belirtmektedir.
Ayrıca, ihtilaflı müdahalenin yasal bir temele dayanmasına ve meşru bir amaç izlemesine rağmen, dava koşulları, mülkiyet hakkından faydalanılmasının engellenmesi, tazminat ödenmemesi, ihtilaflı durumu çözebilecek etkili iç hukuk yolunun bulunmaması göz önüne alındığında, AİHM, başvuranların, kamu yararının gerektirdikleri ile mülkiyet hakkına saygının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldıkları kanaatindedir.
Bu itibarla AİHM, Hükümetin ön itirazının ikinci kısmını reddetmekte ve 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
II. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuranlar, 91.686 Euro maddi tazminat ve 13.980 Euro manevi tazminat talep etmektedirler. Başvuranlar, 2001 yılında iki taşınmazın toplam değerini 92.767 TL (yaklaşık 43.248 Euro) olduğuna dair ziraat mühendisi tarafından düzenlenen bilirkişi raporunu belge olarak sunmaktadırlar. Ayrıca bilirkişi 2001 yılından itibaren taşınmazların işletilememesi nedeniyle oluşan zararı 57.990 TL (yaklaşık 27.035 Euro) olarak değerlendirmektedir. Ayrıca başvuranlar, toplam 45.928 TL (yaklaşık 21.410 Euro) tutarındaki gecikme faizinin de ödenmesini talep etmektedirler.
Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmekte ve AİHMyi sözkonusu talepleri reddetmeye davet etmektedir.
Maddi tazminat ile ilgili olarak, uygun tazminatın belirlenmesi için AİHM, taraflar tarafından sunulan dosya unsurlarının tamamı ile sahip olduğu ilgili bilgileri dikkate alacaktır (bkz, mutatis, mutandis, N.A. ve diğerleri-Türkiye, (adil tatmin), başvuru no: 37451/97, 9 Ocak 2007).
Ayrıca mevcut davada AİHM, bilirkişilerin ulaştığı miktara bağlı kalmayacağı kanaatinde olsa bile ulusal yargılama boyunca gerçekleştirilen bilirkişi raporlarının- çekişmeli yargılama boyunca düzenlenen raporlar- sonuçlarını temel almanın uygun olacağına hükmetmektedir (bkz, sözü edilen Kozacıoğlu). Ancak, AİHM, başvuranlar tarafından sunulan belgelerin varsayıma dayalı bir hesap sundukları ve taşınmazlarından faydalanamamalarının neden olduğu gelir kaybını açıkça belirleme imkanı sağlamadıkları değerlendirmesinde bulunmaktadır.
Sözkonusu unsurları ve Türkiyede enflasyonun etkilerini göz önüne alan AİHM, her türlü vergiden muaf tutularak, Zülfü Aygüne 13.175 Euro ve Sıraç Aygüne 5.945 Euro maddi tazminat ödenmesine hükmetmektedir.
Manevi tazminat ile ilgili olarak AİHM, dava koşulları göz önüne alındığında, ihlal tespitinin yeterli adil tatmin oluşturduğu kanaatindedir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuranlar, 5.481 Euro yargılama masraf ve gideri ödenmesi talep etmekte ve yargılama masraf ve giderlerinin dökümünü şu şekilde yapmaktadırlar: iç hukukta yapmış oldukları yargılama masrafları için 3.259,96 TL (yaklaşık 1.520 Euro), avukatlık ücreti için 6.000 TL (yaklaşık 2.797 Euro), çeviri masrafları için 1.500 TL (yaklaşık 700 Euro) ve bilirkişi masrafları için 1.000 TL (yaklaşık 464 Euro). Başvuranlar, taleplerini belgelendirmek amacıyla yalnızca iç hukukta yapmış oldukları ödemeye ilişkin bir makbuzu sunmaktadırlar.
Hükümet, sözkonusu iddialara karşı çıkmakta ve AİHMden bu iddiaları reddetmesini talep etmektedir.
AİHM yerleşik içtihadına göre, AİHSnin 41. maddesi uyarınca yargılama masraf ve giderlerinin geri ödenmesi, gerçekliğinin, gerekliğinin ve oranların makul nitelikte olduğunun ortaya konmasını öngörmektedir. Ayrıca, benzer masraflar, sadece tespit edilen ihlalle bağlantılı olduğu sürece ödenmektedir. (bkz, AİHM İç Tüzüğünün 60. Maddesi ve diğerleri arasından, Beyeler-İtalya (adil tatmin), başvuru no: 33202/96, 28 Mayıs 2002 ve Sahin-Almanya, başvuru no: 30943/96).
Yukarıda söylenenler ışığında ve sahip olduğu unsurlar ve yargılama masraf ve giderlerinin ödenmesine ilişkin kriterler göz önüne alındığında, AİHM, başvuranlara ortaklaşa olarak 1.500 Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE
1. Hükümet tarafından yapılan ikinci itirazın esasa eklenmesine ve reddedilmesine;
2. Başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesine;
3. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
4. İhlal tespitinin kendisinin başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için yeterli adil tatmin oluşturduğuna;
5. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından aşağıdaki miktarların ödenmesine;
i. başvuran Zülfü Aygüne her türlü vergiden muaf tutularak 13.175 Euro (on üç bin yüz yetmiş beş Euro) maddi tazminat;
ii. başvuran Sıraç Aygüne her türlü vergiden muaf tutularak 5.945 Euro (beş bin dokuz yüz kırk beş Euro) maddi tazminat;
iii. başvuranlar Zülfü Aygün ve Sıraç Aygüne ortaklaşa olarak her türlü vergiden muaf tutularak 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) yargılama masraf ve gideri ödenmesine; b) Yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 14 Haziran 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy