(AİHS m. 3, 6, 34, 35, 41) (765 S. K. m. 143, 243) (DAĞABAKAN VE YILDIRIM V. - TÜRKİYE DAVASI) (SONER ÖNDER - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 36395/06)
KARAR
STRAZBURG
21 Ekim 2014
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Temizalp / Türkiye Davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan ve Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 16 Eylül 2014 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 36395/06) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Hatun Temizalpin (başvuran) 28 Ağustos 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
1. Başvuran, Stuttgartta (Almanya) görev yapan Avukat U. Roder tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi temsilcisi tarafından temsil edilmiştir.
2. Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada kötü muameleye maruz kalmasından şikayet etmektedir. Ayrıca başvuran, kötü muamele iddialarına ilgili makamları etkin bir şekilde karşılık vermediklerini iddia etmektedir.
Başvuran öte yandan, polisler hakkında açılan dava süresinden şikayet etmekte ve Sözleşmenin 3. ve 6. maddelerini ileri sürmektedir.
3. Başvuru, 21 Mayıs 2012 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1962 doğumludur ve Stuttgartta (Almanya) ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 8 Mart 1997 tarihinde, yasadışı bir örgüte üye olma şüphesiyle yakalanmış ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde gözaltına alınmıştır.
6. Başvuran, 12 Mart 1997 tarihinde, gözaltında iken Haseki eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilmiş ve burada sağlık muayenesinden geçmiştir. Aynı gün tarihli sağlık raporunu göre, başvuranın sırt hizasında, sol kürek kemiğinde, sağ üst kolda hafif bir hiperemi, sol omuz hizasında ağrı ve hassasiyet ve aynı kolda hareket kısıtlanması bulunmaktadır. Raporda, bu türdeki tespitlerin ortopedi muayenesi gerektirdiği belirtilmektedir.
7. Başvuran, 14 Mart 1997 tarihinde, gözaltı sonunda Adli Tıp Kurumuna sevk edilmiştir. Muayene sonunda düzenlenen sağlık raporunda, 12 Mart 1997 tarihli raporda bulunan tespitler onaylanmakta ve başvuranın sol omuz hizasında ağrı ve bu omuzda hareket kısıtlanması bulunduğu belirtilmektedir. Ayrıca raporda, kürek kemiğinin kırıldığı kaydedilmektedir.
8. Başvuranın, aynı gün, Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı tarafından ifadesi alınmış ve burada gözaltına alındığı sırada polis memurları tarafından işkenceye maruz kaldığını iddia etmiştir. Başvuranın ifade alındıktan sonra serbest bırakılmıştır.
9. Başvuranın, 3 Nisan 1997 tarihinde, Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesi alınmış ve burada da kötü muamele iddialarını tekrar etmiştir.
10. Cumhuriyet savcısı, aynı gün, başvuranı gözaltına alan ve görevde bulunan polis memurlarının kimliklerine ilişkin İstanbul Emniyet Müdürlüğünden bilgi talebinde bulunmuştur.
11. Emniyet Müdürlüğü, 22 Mayıs 1997 tarihinde, talep edilen isimleri (savcılığa) bildirmiştir.
12. Cumhuriyet savcısı, 23 Temmuz, 7 Ağustos ve 12 Kasım 1997 tarihlerinde, söz konusu polis memurlarının ifadelerini almıştır. Polis memurları, başvuran tarafından haklarında belirtilen iddiaları kabul etmemişlerdir.
13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 9 Ocak 1998 tarihli bir iddianameyle, kötü muamele uygulamalarını cezalandıran 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 143. maddesine dayanarak Terörle Mücadele Şubesine bağlı yedi polis hakkında dava açmıştır.
14. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önündeki davaya müdahil taraf olarak katılmıştır.
15. 28 Mayıs 2001 tarihli duruşmada, teşhis amacıyla yüzleştirme yapılmıştır. Başvuran, suçlanan polisler ve diğer birçok kişi arasında B.Kyı kendisini gözaltına alan ve gözaltı işlemi sırasında emirler veren polis olarak açık bir şekilde tanıdığını beyan etmiştir. Ancak başvuran, polislerin gözlerini bir bantla kapatmaları nedeniyle tam olarak emin olmadığını belirterek, şikayet ettiği kötü muamelenin yapıldığı sırada N.A.nın orada bulunabileceğini eklemiştir.
16. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine 12 Mart 1997 tarihli sağlık raporunun tespitlerine dayanarak, 21 Kasım 2003 tarihli Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda, başvuranın hayati tehlikesinin bulunmadığı ancak ilgiliye yirmi beş günlük iş göremezlik raporu verilmesi gerektiği sonucuna varılmaktadır.
17. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Aralık 2003 tarihinde, sanıklar B.K., C.B., N.A., Z.Ö. ve S.T. hakkında yürütülen davanın zamanaşımına uğraması nedeniyle düşmesine ve delil yetersizliğinden polis E.E. ve Y.Ö.nün beraatlarına karar vermiştir.
18. Başvuranın temyizi üzerine, 22 Aralık 2005 tarihinde, Yargıtay, polis memurları B.K., C.B., N.A., Z.Ö. ve S.T. ile ilgili kısmı bakımından ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Ancak Yargıtay, aynı kararı diğer iki polis bakımından bozmuş ve kamu davasının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle düşme kararı vermiştir. Bu karar, başvurana bildirilmemiştir.
19. Yargıtay, 1 Mart 2006 tarihinde, dava dosyasını Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğüne göndermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
20. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan işkence ve kötü muamele suçlarına ilişkin 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 243. maddesi aşağıdaki gibidir:
Bir kimseye cürümlerini söyletmek, mağdurun, şahsi davacının, davaya katılan kimsenin veya bir tanığın olayları bildirmesini engellemek, şikayet veya ihbarda bulunmasını önlemek için yahut şikayet veya ihbarda bulunması veya tanıklık etmesi sebebiyle veya diğer herhangi bir sebeple işkence eden veya zalimane veya gayri insani veya haysiyet kırıcı muamelelere başvuran memur veya diğer kamu görevlilerine sekiz yıla kadar ağır hapis ve sürekli veya geçici olarak kamu hizmetlerinden mahrumiyet cezası verilir.
Fiil neticesinde ölüm vukua gelirse 452 nci, sair hallerde 456 nci maddeye göre tertip olunacak ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. VE 6. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuran, gözaltında bulunduğu sırada polisler tarafından kendisine uygulanan şiddetten şikayet etmekte ve polisler hakkında açılan ceza davasının zamanaşımına uğraması sebebiyle dava süresinden ve ceza davasının etkin olmamasından şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 3. ve 6. maddelerini ileri sürmektedir.
22. Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin dile getirme şeklini dikkate alarak, şikayetlerinin Sözleşmenin 3. maddesinin usulü ve esası yönünden incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. diğer kararlar arasında, Dağabakan ve Yıldırım/Türkiye, No. 20562/07, § 33, 9 Nisan 2013 ve Karaman ve diğerleri / Türkiye, No. 60272/08, § 37, 31 Ocak 2012). Bu hüküm aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."
23. Hükümet, başvuranın iddialarını kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Kararı
24. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
25. Başvuran, verilen sürede herhangi bir görüş sunmamıştır.
26. Hükümet, Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönüyle ilgili olarak, 12 ve 14 Mart 1997 tarihlerinde düzenlenen sağlık raporlarına atıfta bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın bedeninde gözlemlenen yara izlerinin yakalanmasından daha önceki veya sonraki bir dönemden olabileceğini iddia etmemektedir.
27. Hükümet, Sözleşmenin 3. maddesinin usulü yönüyle ilgili olarak, ceza soruşturmasının başvuran tarafından ileri sürülen işkence iddialarına ilişkin hemen açıldığını, söz konusu polislerin tespit edildiğini ve haklarında ceza davasının hemen açıldığını savunmaktadır. Hükümet, ceza davasının sonunda Ağır Ceza Mahkemesinin sanık E.E. ve Y.Ö.nün beraatına karar verdiğini, diğer sanıklarla ilgili olarak ceza davasının zamanaşımına uğraması nedeniyle sona erdiğini belirtmektedir. Hükümet, Yargıtayın kararı kısmen düzelterek onama kararı verdiğini ve bütün sanıklarla ilgili olarak zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle kamu davasının sona erdiğini eklemektedir.
28. Hükümet, yukarıda belirtilenler ışığında, bu konuda Mahkeme İçtihadının farkında olduğunu ve Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin başvuranın şikayetlerinin değerlendirmesini Mahkemenin takdirine bıraktığını belirtmektedir.
1. Kötü Muamele İddiaları Hakkında
29. Mahkeme, bir kimsenin gözaltındayken, tamamen polis memurlarının denetimi altında olduğu halde yaralanması durumunda, bu süre içinde meydana gelen her türlü yaralanmanın güçlü maddi karinelere yol açtığını hatırlatmaktadır (bk. Gültekin ve Diğerleri/Türkiye, No. 52941/99, § 23, 31 Mayıs 2005, bk. ayrıca Salman/Türkiye (BD), No. 21986/93, § 100, AİHM 2000-VII). Dolayısıyla, söz konusu yaralanmaların sebebi hakkında makul bir açıklama sunmak ve özellikle, mağdurun iddialarının tıbbi raporlarla desteklendiği durumlarda, bu iddialar hakkında şüphe uyandıracak olgusal tespitlere dayalı delilleri sunmak yükümlülüğü Hükümete düşmektedir (bk. Dönmüş et Kaplan/Türkiye, No. 9908/03, § 44, 31 Ocak 2008, bk. ayrıca, diğer kararlar arasında Selmouni/Fransa (BD), No. 25803/94, § 87, AİHM 1999-V ve Soner Önder/Türkiye, No. 39813/98, § 34, 12 Temmuz 2005).
30. Ardından Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı kötü muamele iddialarının uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Martinez Sala ve diğerleri/İspanya, No. 58438/00, §122, 2 Kasım 2004). Mahkeme, iddia edilen muamelelerin sübut bulması bakımından kendisine sunulan delillerin ispat gücünü değerlendirebilmek için, her türlü makul şüpheden uzak olma kıstasından yararlanmaktadır. Böylesi bir delil, yeterince ciddi, kesin ve bir biriyle uyumlu bir takım ipuçlarından veya aksi ispat edilemeyen karinelerden yola çıkılarak elde edilebilmektedir (İrlanda/Birleşik-Krallık, 18 Ocak 1978 tarihli karar, § 161 in fine, Seri A No. 25, et Labita/İtalya (BD), No. 26772/95, §§ 121 et 152, AİHM 2000-IV).
31. Somut olayda Mahkeme, başvuranın 8 Mart 1997 tarihinde yakalandığını ancak başvuranın gözaltına alınmasını takip eden aşamada yapılan sağlık muayenesine ilişkin düzenlenen hiçbir sağlık raporunun dosyada bulunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın gözaltında bulunduğu sırada 12 Mart 1997 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda, ilgilinin sol omuz hizasında ağrı ve hassasiyetin ayrıca bu omuzda hareket kısıtlaması bulunduğunu kaydetmektedir. (yukarıda 7. paragraf). Başvuranın gözaltı sonrasında yeniden bir doktor tarafından muayene edilmiş ve hakkında düzenlenen raporda, bir kırığın bulunduğunu ortaya koyan sol omuz hizasında ağrı hissettiği tespit edilmiştir (yukarıda 8. paragraf). Nihayet 21 Kasım 2003 tarihinde düzenlenen sağlık raporunda da, 12 Mart 1997 tarihli raporda tespit edilen yaraların yirmi beş günlük iş göremezlik raporu gerektirdiği sonucuna varılmıştır (yukarıda 17. paragraf)
32. Mahkeme, Hükümetin başvuran tarafından sunulan sağlık raporlarının içeriğine itiraz etmediğini ve kimsenin başvuranın bedeninde gözlemlenen yara izlerinin ilgilinin gözaltına alınmasından önceki bir döneme ait olabileceğini ileri sürmediğini gözlemlemektedir.
33. Mahkeme, değerlendirmesine sunulan bütün unsurlar ve Hükümet tarafından makul bir açıklama yapılmamasını dikkate alarak, somut olayda doktorların düzenledikleri sağlık raporlarında tespit edilen yaralanmaların (yukarıda 7,8 ve 17. paragraflar) Hükümetin sorumluluğunu taşıdığı bir muameleden kaynaklandığının sabit olduğu kanaatindedir.
34. Ayrıca Mahkeme, Yargıtayın olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle bütün polisler hakkında açılan ceza davasının düşmesine karar verdiğini kaydetmektedir. (yukarıda 19. paragraf). Ancak Mahkeme, yetkili makamların denetimleri altında bulunan kişiler bakımından sorumlu olduklarını hatırlatarak, polis memurlarının ceza davasında beraat etmiş olmalarının davalı devleti Sözleşme karşısındaki sorumluluğundan kurtarmadığının altını çizmektedir. (Berktay/Türkiye, No. 22493/93, § 168, 1 Mart 2001).
35. Dolayısıyla Mahkeme, esas yönden Sözleşmenin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
2. Yürütülen Soruşturmaların Etkin Niteliği Hakkında
36. Mahkemeye göre bir şahıs, polisin veya Devletin farklı birimlerinin gözetimi altındayken, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı yasadışı ağır istismarlara uğradığını savunulabilir bir şekilde iddia ederse, Mahkemenin (...) yetki alan(ı) içinde bulunan herkesin, bu Sözleşmemde) tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını öngören Sözleşmenin 1. maddesi tarafından Devlete yüklenen genel sorumlulukla birlikte değerlendirilen 3. madde dolaylı olarak resmi ve etkin bir soruşturma gerektirmektedir (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 102-103, Karar ve Hüküm Derlemeleri, 1998-VIII ve Ay / Türkiye, No. 30951/96, § 59-60, 22 Mart 2005). Mahkeme, ulusal makamların soruşturma başlatma ve etkin bir soruşturma yürütme yükümlülükleriyle ilgili olarak, içtihadından doğan ilkelere atıfta bulunmaktadır (bk., diğer kararlar arasında, Khachiev ve Akaieva/Rusya, No. 57942/00 ve 57945/00, § 177, 24 Şubat 2005, Menecheva/Rusya, No. 59261/00, § 67, AİHM 2006-III, Batı ve diğerleri/Türkiye, No. 33097/96 ve 57834/00, §§ 134-137, AİHM 2004-IV, et Abdülsamet Yaman/Türkiye, No. 32446/96, § 54, 2 Kasım 2004).
37. Somut olayda Mahkeme, başvuran tarafından yapılan suç duyurusunun ardından Ağır Ceza Mahkemesi önünde 9 Ocak 1998 tarihinde polisler hakkında kötü muamele nedeniyle ceza davası açıldığını ve Ağır Ceza Mahkemesi önünde, 28 Mayıs 2001 tarihinde, teşhis amacıyla yüzleştirme yapıldığını tespit etmektedir (yukarıda 14. ve 18. paragraflar). Yaklaşık sekiz yıl süren bu ceza davasının, zamanaşımına uğraması nedeniyle Yargıtay tarafından sona ermesine karar verilmiştir. (yukarıda 19. paragraf). Mahkeme, somut olaydaki koşullara benzer koşullarda ulusal makamların Sözleşmenin 3. maddesine aykırı davranışların faillerinin çürütülemez delillerin bulunmasına rağmen neredeyse tam bir dokunulmazlığa sahip olmamalarından dolayı yeterli çabukluk ve makul özenle hareket etmek için gereken bütün pozitif tedbirleri almakla yükümlü olduklarına dair daha önce karar verdiğini hatırlatmaktadır (anılan, Batı ve diğerleri § 146). Ayrıca Mahkeme, bu bağlamda, bir devlet görevlisinin Sözleşmenin 3. maddesine aykırı fiillerle itham edildiği hallerde, yargılama ya da mahkûmiyetin zamanaşımına uğratılarak hükümsüz bırakılmaması ve af, bağışlama ya da ceza infazının ertelenmesi gibi tedbirlerin uygulanmasına izin verilmemesi gerektiğini bir kez daha dile getirmektedir (bk, bu bağlamda, Zeynep Özcan/ Türkiye, No. 45906/99, § 45, 20 Şubat 2007 ve Okkalı / Türkiye, No. 52067/99, §§ 76 ve 78, AİHM 2006-XII, bk ayrıca, mutatis mutandis, anılan, Abdülsamet Yaman, § 55, et Ciğerhun Öner/Türkiye (No. 2), No. 2858/07, § 101, 23 Kasım 2010).
38. Somut olayda, Mahkeme, polisler aleyhine açılan ceza davasında gerektiği gibi hızlı davranılmaması ve özen gösterilmemesinin, bu tür olayların failleri olan polislere neredeyse tam bir dokunulmazlık sağlanması sonucunu doğurduğunu ve dolayısıyla - yaklaşık sekiz yıl -süren ceza davasının toplam süresinden ve kamu davasının zamanaşımına uğramasından dolayı cezai başvuru yolunun etkinliğini ortadan kaldırdığını değerlendirmektedir. Mahkeme, Türk makamlarının, iddia edilen şiddet eylemlerinin faillerinin neredeyse tam bir dokunulmazlığı sahip olmaları nedeniyle, yeterli ivedilikle ve makul özenle hareket ettiklerinin değerlendirilmeyeceği kanaatindedir.
39. Bu koşullarda Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin usuli gerekliliklerinin ihlal edildiği kanaatindedir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
«Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.»
41. Mahkeme, Sözleşmenin 41. maddesi bağlamında, başvuran tarafın verilen süre içerisinde herhangi bir talepte bulunmaması nedeniyle, kendisi hakkında herhangi bir tazminata hükmedilmesine yer olmadığı kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usulü yönünden ihlal edildiğine;
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; içtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 21 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy