(AİHS. m. 6, 13, 35) (2918 S. K. m. 112) (5326 S. K. m. 27, 28, 29)
(Başvuru no: 40988/06)
2 Temmuz 2013 tarihinde,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi),
Davalı Hükümetin görüşlerini ve bu görüşlere karşılık başvuranın görüşlerini dikkate alarak,
Yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
A. Davanın Koşulları
Başvuranların her birine, Trafik Kanununun (2918 sayılı Kanun) muhtelif maddelerini ihlal etmeleri nedeniyle trafik cezası kesilmiştir. Başvuranların tümü, söz konusu para cezalarına itiraz ederek Sulh Ceza Mahkemelerinde dava açmışlardır. Her bir davada, ilgili mahkemeler duruşma yapmadan itirazları incelemiş ve reddetmiştir.
Başvuranlar, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca, trafik cezalarına itirazlarına ilişkin yürütülen yargılamalar sırasında yerel mahkemeler nezdinde kendilerini savunamadıklarından şikayetçi olmuşlardır. Olaylara ve ceza yargılamalarına ilişkin detaylar ve başvuranların diğer şikayetleri ekteki tabloda belirtilmiştir.
B. İlgili iç hukuk ve uygulamaları
1. Trafik Kanunu (2918 sayılı Kanun)
Trafik Kanununun ilgili maddesi şu şekildedir:
Madde 112
"Sürücü belgelerinin geçici olarak geri alınması hariç olmak üzere, bu belirtilen suçlarla ilgili davalara trafik mahkemelerinde, bunların bulunmadığı yerlerde yetki verilen sulh ceza mahkemelerinde bakılır."
2. Kabahatler Kanunu (5326 sayılı Kanun)
Kabahatler Kanununun ilgili maddeleri şu şekildedir:
Madde 27
"İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı sulh ceza mahkemesine başvurulabilir.
Madde 28
"
(4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir. Dinleme için belirlenen günle tebligatın yapılacağı gün arasında en az bir haftalık zaman olmasına dikkat edilir. Dinleme sırasında taraflar veya avukatları hazır bulunur. Mazeretsiz olarak hazır bulunmama, yokluklarında karar verilmesine engel değildir. Bu husus, tebligat yazısında açıkça belirtilir.
(7) Mahkeme, ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde idari yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde idari yaptırım kararı verilen tarafın kanuni temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar.
(8) Mahkeme, son karar olarak idari yaptırım kararının;
a) Hukuka uygun olması nedeniyle, "başvurunun reddine",
b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idari yaptırım kararının kaldırılmasına",
Karar verir.
.
(10) İki bin Türk Lirası dahil idari para cezalarına karşı başvuru üzerine verilen kararlar kesindir."
Madde 29
(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı, yargı çevresinde yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesine itiraz edilebilir.
(2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden inceleme yapılarak verilir.
3. Anayasa Mahkemesinin kararı
Anayasa Mahkemesi, 12 Aralık 2007 tarihli bir kararla, Trafik Kanununun muhatabın huzurunda düzenlenen para cezalarının kesin olduğunu belirten bendini iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi bu bendin, vatandaşların idari işlem ve kararlara karşı mahkemeye erişimini kısıtladığından, hukukun üstünlüğünü ve eşitlik ilkesini ihlal ettiğine karar vermiştir. Yukarıda bahsedilen karar 30 Ocak 2008 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuruların, olaylar ve hukuki değerlendirme açısından benzerlikleri göz önüne alındığında, mahkeme başvuruların birleştirilmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
I. SÖZLEŞMENİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca, yargılamalar sırasında açık duruşma yapılmaması nedeniyle, avukat yardımından yararlanarak veya kişisel olarak kendilerini savunamadıklarından şikayet etmişlerdir. Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
Herkes,
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda
bir mahkeme tarafından davasının
hakkaniyete uygun
olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.
Hükümet, başvuranların yerel mahkemelerden duruşma yapılmasını talep etmediklerini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Kabahatler Kanununun 28 (4) maddesine atıfta bulunmuştur.
Mahkeme, Sözleşmenin 6 § 1 maddesindeki açık duruşma hakkının sözlü duruşma hakkı anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Bununla birlikte, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi gereğince açık duruşma yükümlülüğü mutlak değildir. Bu nedenle, kamu yararının duruşmayı gerekli kılmaması veya bir tarafın açık duruşma hakkından kesin surette feragat etmesi halinde, duruşma yapmaktan vazgeçilebilir. Bir feragat, açıkça veya zımnen (örneğin duruşma talebinde bulunmaktan sakınıldığında) gerçekleştirilebilir (bkz,. diğer kaynaklar arasında, Hâkansson ve Sturesson/İsveç, 21 Şubat 1990, § 66, A Serisi no. 171-A, ve Schuler-Zgraggen/Isviçre, 24 Haziran 1993, § 58, A Serisi no. 263).
Ayrıca, dava dosyası ve tarafların yazılı görüşlerine dayanılarak olaylara ilişkin herhangi bir sorunun olmaması veya tam olarak çözülemeyen bir hukuki değerlendirmenin söz konusu olmaması gibi durumlarda, duruşma, davanın istisnai koşullarından dolayı gerekli olmayabilir (bkz. diğerleri arasında, Döry/İsveç, no. 28394/95, § 37, 12 Kasım 2002; Lundeval Msveç, no. 38629/97, § 34, 12 Kasım 2002; Salomonsson/İsveç, no. 38978/97, § 34, 12 Kasım 2002; ve, mutatis mutandis, Fredin/İsveç (no. 2), 23 Şubat 1994, §§ 21-22, A Serisi no. 283-A, ve Fischer/Avusturya, 26 Nisan 1995, § 44, A Serisi no. 312).
Mahkeme, mevcut davalarda, başvuranların ilgili sulh ceza mahkemelerinden duruşma talebinde bulunmadıklarını belirtmektedir. Mahkeme, Kabahatler Kanununun 28 (a) maddesine göre, bir duruşmanın tarafların talebiyle veya sulh ceza mahkemesince resen gerçekleştirilebileceğini bildirmektedir. Bu nedenle, başvuranlar sulh ceza mahkemeleri önünde duruşma yapılmasını talep edebilirlerdi. Bununla birlikte, dava dosyalarındaki belgelerden anlaşıldığı üzere, başvuranlar söz konusu talepte bulunmamışlardır. Mahkeme, bu nedenle, başvuranların sulh ceza mahkemeleri önündeki duruşma haklarından feragat etmiş oldukları kanaatine makul bir şekilde varılabileceğini değerlendirmektedir (bkz. Blom/İsveç (dec), no. 28338/95, 14 Mart 2000).
Mahkeme, söz konusu şikayetin, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmeder.
II. SÖZLEŞMENİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN DİĞER İDDİALAR
Son olarak, bazı başvuranlar ayrıca Sözleşmenin 6 ve 13 maddeleri ve 1 Nolu Protokolünün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
Mahkeme, elindeki bütün bilgi ve belgeler ışığında ve şikayet edilen olayların yetkisi kapsamına girdiği ölçüde, geri kalan şikayetlerin Sözleşmenin yukarıda değinilen maddelerinden hiçbirinin ihlaline yol açmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme, bu şikayetlerin, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmeder.
Bu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine karar verir;
Başvuruları kabul edilemez olarak nitelendirir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy