(AİHS. m. 5, 6, 34, 35, 41, 44) (CAHİT SOLMAZ - TÜRKİYE DAVASI) (BALTACI - TÜRKİYE DAVASI) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 41810/06 ve 20871/07)
STRAZBURG
29 Mart 2011
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41810/06 ve 20871/07) nolu davanın nedeni, T.C. vatandaşı Ercan Kartalın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 8 Ekim 2006 ve 9 Nisan 2007 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından T.Tanay, O. Aslan ve B.Aşçı tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1962 doğumludur ve halen Edirne Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
31 Ağustos 1994 tarihinde, yasadışı silahlı bir örgüt olan Dev-Sola karşı yürütülen bir operasyon çerçevesinde başvuran yakalanmış ve gözaltına alınmıştır.
12 Eylül 1994 tarihinde başvuran, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıkarılmış ve hakim başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
7 Ekim 1994 tarihinde, yasadışı örgüt üyesi olmaktan ve cebren Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüsten başvuran hakkında kamu davası açılmıştır. Bilahare, sözkonusu yasadışı örgüt tarafından işlenen bazı suçlar kapsamında kışkırtma yoluyla işbirliği yapmaktan başvuran hakkında başka kamu davaları da açılmıştır. Bu süre zarfında mahkeme aralarında olaylara ve hukuka ilişkin bağ bulunduğu gerekçesi ile yargılamaların tek bir mahkemede birleştirilmesine karar vermiştir.
Sözkonusu ceza davası, 16 Haziran 2004 tarihinde Türk hukuk sisteminden Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldıran 5190 sayılı Kanunun kabulüne kadar İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde devam etmiştir. Sözkonusu mahkemelerin kaldırılmasının ardından, dava, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine havale edilmiş ve mahkeme, 8 Kasım 2006 tarihinde, başvuranı, ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına mahkum etmiştir.
12 Kasım 2007 tarihinde, Yargıtay, alınan kararı bozmuştur.
29 Aralık 2008 tarihinde, kararın iadesi üzerine esas hakimi, başvuranı yeniden ömür boyu ağırlaştırılmış hapis cezasına mahkum etmiştir.
29 Mart 2010 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Yakalanışından itibaren, adli merciler, atılı suçların niteliği, kanıtların durumu dosyanın içeriği ve/veya çarptırılan cezanın ağırlığı gibi her zaman nerdeyse aynı gerekçelere dayanarak her seferinde başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHSNİN 5/3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 5/3 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu iki şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak, Hükümet, şüphelisi olduğu suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı ve olası ciddi suçlar işleme tehlikesine göre başvuranın tutukluluk süresinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, kaçma riski, adalete engel olma tehlikesi ve kamu düzenin korunması gerekliliğinin, başvuranın tutukluluk halinin sürmesini haklı kılmak için yeterli unsurlar olduğunu belirtmektedir.
Başvuran, sözkonusu argümanlara itiraz etmekte ve tutukluluk süresinin uzun olmasına ilişkin iddialarını yinelemektedir.
Dikkate alınacak çok sayıda ve artarda tutukluluk süresinde tutukluluk süresinin belirlenmesine ilişkin yerleşik içtihat göz önüne alındığında (Solmaz-Türkiye, başvuru no: 27561/02, Baltacı-Türkiye, başvuru no: 495/02), AİHM, başvuranın, yaklaşık on üç yıl dört ayını tutuklu geçirdiğini gözlemlemektedir. AİHM, benzer davaları incelediğini ve müteaddit defalar AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını hatırlatmaktadır (Dereci-Türkiye, başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu-Türkiye, başvuru no: 25324/02, 2 Şubat 2006, Tunce ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: nos 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 et 3746/08, 13 Ekim 2009). AİHM, mevcut davada sözkonusu sonuçlardan sapmak için hiçbir neden görememekte ve AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmaktadır.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHSnin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, başvuran, davasının makul bir sürede görülmemesinden şikayetçidir.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu iki şikayetin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvurular kabuledilebilir niteliktedir.
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, özelikle davanın karmaşıklığına, başvuranın tutumuna, dosyanın kapsamına, başvurana karşı yapılan suçlamaların niteliğine, atılı suçların, sözkonusu suçlamaların, tanıkların, davacı ve mağdurların sayısına göre ve organize suçlara ilişkin yargılamalara özgü zorluklar göz önüne alındığında, , ihtilaflı yargılama süresinin, makul olmadığı değerlendirmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır. Ayrıca, Hükümete göre, sözkonusu yargılamaların seyrinde, ulusal makamlar, hiçbir ihmalkarlıkla suçlanamazlar.
Başvuran, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.
Dikkate alınacak dönem başvuranın yakalanması ile 31 Ağustos 1994 tarihinde başlamış ve esas hakimleri tarafından alınan kararı onayan Yargıtay kararı ile 29 Mart 2010 tarihinde sona ermiştir. Dolayısıyla sözkonusu süre, bir dava için dört kere başvurulan iki dereceli mahkemede on beş yıl yedi aydan fazla sürmüştür.
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).
Takdirine sunulan unsurları incelemesinin ardından, AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve argüman sunmadığına kanaat getirmiştir. Konuya ilişkin içtihadını dikkate alan AİHM, mevcut davada, ihtilaflı yargılama süresinin çok uzun olduğu ve AİHSnin makul süre gerekliliğini karşılamadığı kanaatindedir.
Bu itibarla AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, 51.000 Euro manevi tazminat ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve gideri için 9.561 Türk Lirası (yaklaşık 4.670 Euro) talep etmektedir. Başvuran belge olarak sadece, özellikle sözkonusu başvurunun hazırlanması için geçen çalışma sürelerini ve yargılamanın seyri ile posta ve çeviri masraflarını gösteren ayrıntılı bir not sunmuştur.
Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.
AİHSnin 5/3 ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitini göz önüne alan AİHM, başvuranın belli bir manevi zarara uğradığı kanaatindedir. AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana, 16.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, sahip olduğu belgeler göz önüne alındığında, AİHM, sadece avukatlık ücreti olarak başvurana 1.500 Euro ödenmesine hükmetmektedir.
AİHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların geri kalan kısımlarının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak, 16.000 Euro (on altı bin Euro) manevi tazminat ve 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) avukatlık ücreti ödenmesine;
b) Yukarıda belirtilen sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenmek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 29 Mart 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy