(AİHS m. 8, 29, 34, 35, 41, 44) (818 S. K. m. 49) (4721 S. K. m. 24) (KEMAL TAŞKIN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (PRETTY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (X VE Y - HOLLANDA DAVASI) (MINELLI - İSVİÇRE DAVASI) (YHGK 06.05.2009 T. 2009/4-100 E. 2009/163 K.) (YHGK 15.07.2009 T. 2009/4-276 E. 2009/396 K.) (4. HD. 11.07.2006 T. 2005/8200 E. 2006/8394 K.) (4. HD. 29.11.2007 T. 2006/13374 E. 2007/15131 K.) (3. HD. 27.03.1986 T. 1986/984 E. 1986/3196 K.)
(Başvuru no 42811/06)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2012
İşbu karar, AİHSnin 44ncü maddesinin 2nci fıkrasında belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşmiştir. Karar şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Alkaya/Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (İkinci Daire):
Başkan
Ineta Ziemele,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Isabelle Berro-Lefèvre,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, ve Daire Yazı işleri Müdürü Stanley Naismithin,
katılımıyla oluşan mahkeme heyeti, 18 Eylül 2012 tarihinde yapılan kapalı karar toplantısı sonucunda aynı tarihli şu kararı almıştır:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (42811/06) numaralı davanın nedeni, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin («Sözleşme») 34ncü maddesi uyarınca Bayan Yasemin Alkaya (« Başvuran ») tarafından 13 Ekim 2006 tarihinde yapılmış olan başvurudur.
2. Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından S. Dutar tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti, (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, ayrımcılıkla nitelendirdiği, özel hayatına ve konutuna saygı hakkının (Sözleşmenin 8nci maddesi) ihlal edilmesinden şikayetçidir.
4. Başvuru, 7 Ekim 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 29ncu maddesinin 1nci paragrafı uyarınca, Dairenin davayı hem kabul edilebilirlik hem de esas bakımından birlikte hükme bağlayacağı kararlaştırılmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1964 doğumlu olup, İstanbulda ikamet etmektedir. Başvuran, Türkiyede tanınmış bir sinema ve tiyatro oyuncusudur.
6. Başvuran, 12 Ekim 2002 sabahı, evinde bulunduğu sırada bir hırsızlık olayının kurbanı olmuştur. Başvuran, bunun üzerine polisi aramış ve şikayette bulunmuştur.
7. 15 Ekim 2002 tarihinde, ülke çapında çıkan günlük gazete Akşam gazetesinde, başvuranın bir fotoğrafı ile birlikte, maruz kaldığı hırsızlık olayına ilişkin bir haber yayınlamıştır. Söz konusu haberde, başvuranın kaldığı semt, sokağın adı ve numarası ile daire numarasını göstermek suretiyle, ilgilinin ev adresi açık bir biçimde yer almıştır.
8. Başvuran, 3 Aralık 2002 tarihinde, Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesi (« Asliye Hukuk Mahkemesi ») önünde söz konusu gazete, gazete müdürü ve ilgili gazeteciye karşı tazminat davası açmıştır. Başvuran, maddi tazminat hakkı saklı kalmak üzere, uyuşmazlık konusu haberin yayınlanmasından dolayı maruz kaldığı manevi zarar karşılığında on milyar Türk Lirası (TRL) tutarında manevi tazminat talep etmiştir. Başvuran, Asliye Hukuk Mahkemesine sunduğu çeşitli dilekçelerde, söz konusu haberde açık adresinin belirtilmesiyle, ününden faydalanmak isteyen bazı okuyucular için kendisinin bir hedef haline getirildiğini ve bunun da, kendisine göre, hem fiziksel bütünlüğünü hem de malvarlığını tehlikeye soktuğunu ileri sürmüştür. Başvuran böylelikle, konutunun özel ve güvenli bir mekan olma vasfını yitirdiğini eklemiştir. Başvuran, basının rolünün önemini vurgulamakla birlikte, aynı zamanda sorumluluklarının da bulunduğunu ve adresinin yayınlanmasının hiçbir haber değeri olmadığını, gazetenin bilgilendirme özgürlüğünün sınırlarını aştığını ve kişilik haklarını ihlal ettiğini belirtmiştir. Başvuran, talebini desteklemek amacıyla, maruz kaldığı hırsızlık olayına ilişkin olarak diğer basın organları tarafından iletişim bilgileri belirtilmeksizin yayınlanan haberleri sunmuştur.
9. Haklarında dava açılan kişiler, 14 Mart 2003 tarihinde verdikleri savunma dilekçesinde, başvuranın birçok film ve dizide oynamış olan bir sinema ve tiyatro oyuncusu olduğunu özellikle belirtmişlerdir. Bu nedenle de başvuranın sıradan bir kişi olmadığını ve halka mal olduğunu belirtmişlerdir. Buna ek olarak, yayınlanan bilginin doğruluğuna itiraz edilmemiştir. Son olarak, haberin redaksiyon biçimi bir gazetecilik tekniği olup, ortalama ya da daha alt katmandaki okuyucuya cazip gelmesi için bu şekilde yazılmıştır.
10. 29 Mart 2005 tarihinde, Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın bir sinema ve tiyatro oyuncusu olarak ününden dolayı halka mal olmuş olduğunu ve bunun avukatı tarafından da kabul edildiğini belirterek tazminat talebini reddetmiştir. Bu nedenle, Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranın adresinin yayınlanmasının kendisini bir hedef haline getirmeyeceği ya da 818 sayılı Borçlar Kanununun 49ncu maddesi kapsamında kişilik haklarını ihlal etmediği hükmüne varmıştır.
11. Başvuran, bu karara karşı temyiz isteminde bulunmuştur. Başvuranın avukatı temyiz dilekçesinde, söz konusu haberin yayınlanmasından itibaren, özellikle bazı kişilerin oyuncunun evinin önünde sabahtan akşam geç saatlere kadar beklediklerini ve kendisine uygunsuz tekliflerde bulunduklarını belirtmiştir. Başvuranın avukatı, bu sahnelere tanık olmuş kişilerin, kendisine güzel olduğunu söyleyerek öpmek isteyen ve kendisi ile çıkmak isteyen bazı erkeklerin oyuncunun evinin önünde bekledikleri yönündeki ifadelerine atıfta bulunmuştur. Avukat daha sonra, başvuranın korktuğunu ve bu nedenle evinde yalnız kalmasının imkansız hale geldiğini belirtmiştir. Avukat, müvekkilinin açık adresinin yayınlanmasının bilgilendirme özgürlüğü kapsamına girmediğini ve müvekkilini bir hedef haline getirdiğini ifade etmiştir. Avukat son olarak, müvekkilinin kişilik haklarının ihlal edilmiş olduğundan şikayetçi olmuştur.
12. 12 Haziran 2006 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
13. 22 Nisan 1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanununun 49ncu maddesi şöyle idi:
«Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate alır.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da hükmedebilir.»
Bu kanun yürürlükten kaldırılmış ve 11 Ocak 2011 tarihinde, 6098 sayılı Borçlar Kanunu kabul edilmiş ve 4 Şubat 2011de yürürlüğe girmiştir.
14. Medeni Kanunun 24ncü maddesi hükmü şöyledir:
«Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hakimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir.
Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.»
HUKUK
I. SÖZLEŞMENİN 8NCİ MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, ünlü ve tanınmış oluşundan kaynaklanmasından dolayı ayrımcılıkla nitelendirdiği, özel hayatına ve konutuna saygı hakkının ihlal edildiğinden şikayet etmektedir. Bu kapsamda, başvuran, bir basın organı aracılığıyla adresinin yayınlanmasından ve özel hayatın gizliliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle Devletten şikayetçidir. Başvuran, aşağıdaki hükmü içeren Sözleşmenin 8nci maddesini ileri sürmektedir:
«Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.»
16. Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
17. Hükümet, başvuran tarafından Yargıtay kararına karşı, kendisine göre erişilebilir ve etkili bir başvuru yolu olan karar düzeltme yoluna gidilmediği için iç hukuk yollarının tükenmediğini ileri sürmektedir.
18. Başvuran, bu sava itiraz etmektedir.
19. AİHM, daha önceden bu başvuru yolu hakkında birçok karar vermiş olduğunu hatırlatır (bakınız, birçok karar arasından, Gök ve diğerleri /Türkiye, n 71867/01, 71869/01, 73319/01 ve 74858/01, 47-48. paragraflar, 27 Temmuz 2006 ve Kemal Taşkın ve diğerleri /Türkiye, n 30206/04, 37038/04, 43681/04, 45376/04, 12881/05, 28697/05, 32797/05 ve 45609/05, 39-41. paragraflar, 2 Şubat 2010). AİHM, somut dava itibarıyla, belirtilen davalarda gösterdiği yaklaşımdan uzaklaşmasına neden olabilecek hiçbir neden görmemektedir. Yukarıda atıf yapılan içtihat ışığında, başvuranın talebi ile ilgili olarak Yargıtayın Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesinin kararını kesin olarak onadığını tespit etmek AİHM için yeterli olacaktır. Buradan hareketle, AİHM, Hükümetin bu ilk itirazını reddeder.
20. AİHM, bu başvurunun Sözleşmenin 35nci maddesinin 3ncü fıkrası hükümleri bakımından açıkça temelden yoksun olmadığını tespit etmektedir. AİHM, ayrıca başka herhangi bir kabul edilemezlik nedeni bulmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle, şikayetin kabul edilebilirliğine karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas hakkında
1. Tarafların savları
21. Hükümet, politikacılar, sanatçılar ve sporcular gibi kişilerin ünlerinden dolayı büyük dikkat çektiklerini ve halk tarafından haklarında sıradan kişilere göre daha çok bilgi talep edildiğini ileri sürmektedir. Ayrıca, bu gibi kişilerin özel hayatları, dışa yansımaya daha çok müsaittir. Bu kapsamda Hükümet, kamuya mal olmuş kişilerin özel hayatlarına saygı ve özel hayatlarının korunması haklarının, toplumun diğer bireylerine göre daha sınırlı olduğunun belirtildiği Yargıtay 4ncü Hukuk Dairesinin 28 Kasım 1974 tarihli bir kararına atıfta bulunmaktadır.
22. Hükümet, özel hayata saygı hakkının, herkese karşı korunması gereken vazgeçilemez ve mutlak bir kişilik hakkı olduğunu kabul etmektedir. Diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da, özel hayata saygı hakkını ve konut dokunulmazlığını teminat altına almıştır. Buna ek olarak, Medeni Kanun, münhasır bir şekilde özel hayatı koruyan bir hüküm içermemekle birlikte, Medeni Kanunun 24ncü maddesi ile 818 sayılı Borçlar Kanununun 49ncu maddesi kişilik haklarının korunmasını sağlamaya imkan tanımaktadırlar. Hükümet, bu nedenle, kişilik haklarının sınırsız yasal bir korumadan yararlanamayacaklarını ve daha önemli bir hakkın korunması gereğinin, diğer hakların sınırlandırılması sonucunu doğurabileceğini belirtmektedir.
23. Buna ek olarak, Hükümete göre, özel hayata saygı hakkının söz konusu medya tarafından ihlal edilmesi durumunda, uyuşmazlığı çözmekle görevli hakimin iki yönden takdir hakkı bulunmaktadır: hukuk tarafından korunmayı gerektiren yasal değerin belirlenmesi ve hukuka aykırılık. Hukuka aykırılık sorununun incelenmesi sırasında, hakim, çatışan hakları değerlendirecek, sonra da, hangi hakkın daha öncelikli olduğuna karar verecektir. Yine Hükümete göre, kişilik haklarını etkileyen bir eleştirinin veya bilgilerin hukuka aykırılıklarının tespiti için bir kriterin bulunmaması halinde, her olayın özelliklerine göre, hangi çıkar veya hakkın öncelikli olduğunun tespiti hakime düşmektedir. Bu kapsamda, Yargıtayın yerleşik içtihadına ve doktrinin yerleşik görüşlerine atıf yapan Hükümet, haberlerin Türk Medeni Kanununun 24ncü maddesinin 2nci fıkrası hükümlerine uygun olması için şu iki kriteri karşılaması gerektiğini ileri sürmektedir: doğruluk, halkın ilgisi ve çıkarı, güncellik ve değerlendirilen konu ile ifade edilişi arasında bir bağ bulunması. Hükümet bu açıklamalarını desteklemek amacıyla, Yargıtay Genel Kurulunun 6 Mayıs ve 15 Temmuz 2009 tarihli iki kararına (E.2009/4-100 - K. 2009/163 ve E. 2009/4-276 - K. 2009/396) ayrıca, Yargıtay 4ncü Hukuk Dairesinin 11 Temmuz 2006 ve 29 Kasım 2007 atıf yapmaktadır (E.2005/8200 - K.2006/8394 ve E.2006/13374 - K.2007/15131).
24. Somut davada, iç hukuk hakimi, çatışma halindeki iki menfaatin değerlendirilmesi ile karşı karşıya kalmıştır: özel hayatın ihlal edildiği iddiası ve basın özgürlüğü. İç hukuk hakimi, basının başvuranın özel hayatına müdahalesinin yasallığı sorununu çözüme bağlamak için yerleşik içtihat tarafından belirlenmiş kriterler doğrultusunda yaptığı inceleme sonucunda, haberin doğru olduğuna, halkın ilgisini hak ettiğine ve kamuya mal olmuş kişiler ile ilgili suç olaylarına ilişkin haberlerin bilinmesinde bir kamu yararının bulunduğu sonucuna varmıştır. Haber ayrıca, olaydan birkaç gün sonra yayınlandığı için güncel bir nitelik taşımakta ve haber konusu ile ifade edilişi arasında bir bağlantı bulunmaktaydı. Ayrıca, uyuşmazlık konusu haberin metninin tümüyle incelenmesi, bu haberin ilgisiz bilgiler içermediği ve kullanılan üslubun yerinde olduğunu ortaya koymaktaydı.
25. Hükümet son olarak, sahip oldukları takdir yetkisi uyarınca Devletlerin belli bir dava bakımından alınacak önlemleri belirleyebileceklerini ve iç hukukun belli bir ihlali önlemek veya onarmak için çeşitli dava türleri öngördüğünü ileri sürmektedir. Hükümet, bu kapsamda, başvuranın davayı kazanamamasının, söz konusu başvuruyu etkisiz kılmadığını eklemektedir.
26. Başvuran, mağduru olduğu hırsızlık olayının doğurduğu stres ve korkunun, uyuşmazlık konusu haberde adresinin belirtilmesiyle ve haberin ülke genelinde yüksek tirajlı bir gazetede çıkmasıyla daha da büyüdüğünü ileri sürmektedir. Başvuran, gerçekten de, tacize maruz kalmış ve konutu özel ve güvenli bir yer olmaktan çıkmıştır. Başvuran ayrıca, mağduru olduğu hırsızlık olayına ilişkin bir haberde kişisel adresinin belirtilmesinin, söz konusu olgular göz önüne alındığında, bilgilendirme ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını ileri sürmektedir. Bilgilendirmenin hırsızlık olayı ile sınırlı olması gerekmekteydi ve ilgiliye göre, konutunun tam adresi belirtilmeden de haber yapılabilirdi. Maruz kaldığı bu davranış, gazeteciliğin temel ilkelerine de ters düşmekteydi. Başvuran, ayrıca söz konusu haberin Yargıtay 3ncü Hukuk Dairesinin 27 Mart 1986 tarihli kararında (E. 1986/984 - K. 1986/3196) belirtilen ilkelere de aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Başvuran, söz konusu karardan şu kısmı alıntılamıştır: «(B)ilgi edinme hakkı, kamu yararı ve toplumsal yarar, güncellik, işlenen konu ile ifadesi arasında fikri bir bağ şeklindeki temel ilkelerle sınırlıdır. Bir haberin bu ilkelerden biri ile ters düşmesi durumunda, hakkın kanun ile uyumlu olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır».
27. Başvuran, aynı zamanda, özel hayatının korunması için gerekli tedbirleri almak pozitif yükümlülüğü bulunan Devleti, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle eleştirmektedir. Başvuran ayrıca, ünlü bir kişi olduğu için tazminat hakkından faydalanamayacağı yönündeki yaklaşımın, ne demokratik bir toplumun gerekleriyle, ne de hakkaniyet ilkesi ile uyuşmadığını eklemektedir. Başvuran, resmi makamların, olguları açıklamak için kendisinin ünlü oluşuna dayanmaları suretiyle adaletsizliği ortadan kaldırma ödevlerini yerine getirmedikleri sonucuna varmaktadır.
2. AİHMnin değerlendirmesi
28. AİHM, özellikle, kişisel özerklik ve kişisel gelişimi kapsayan ve eksiksiz bir tanımlamaya konu olamayacak kadar geniş bir kavram olan özel hayat kavramı hakkında daha önce birçok karar verdiğini hatırlatır (Pretty /Birleşik Krallık, n 2346/02, 61. paragra, AİHM 2002-III). Bu kavram ayrıca, kişinin fiziksel ve manevi bütünlüğünü (X ve Y/Hollanda, 26 Mart 1985, 22 ila 27. paragraflar, seri A no 91), her türlü ilgiden uzak bir şekilde kendi başına yaşama hakkını da (Smirnova /Rusya, n 46133/99 ve 48183/99, 95. paragraf, AİHM 2003-IX (karar özetleri)) kapsamaktadır. Bu kavram bazen, bir bireyin fiziksel ve sosyal kimliği biçimlerine de bürünebilir (Mikulic /Hırvatistan, n 53176/99, 53. paragraf, AİHM 2002-I). AİHM ayrıca, Sözleşmenin 8nci maddesi tarafından bu kapsamda sağlanan garantinin, temel olarak diğer kişilerle olan ilişkilerinde her bir bireyin kişiliğinin dış bir müdahale olmaksızın gelişimi sağlamaya yönelik olduğunu ve kamusal alanda olsa dahi, birey ile üçüncü kişiler arasında özel hayat olarak kabul edilebilecek bir etkileşim alanının bulunduğunu hatırlatır.
29. AİHM diğer yandan, Sözleşmenin 8nci maddesinin, özel hayat ve aile hayatının geliştiği fiziksel olarak belirli bir yer olan bireyin konutuna saygı hakkını koruduğunu yinelemektedir. Bireyin, yalnızca belli fiziksel bir mekan olarak değil, ayrıca huzurlu bir şekilde yaşanan bir mekan olarak konutuna saygı hakkı vardır. Bu bağlamda, konuta saygı hakkının ihlali aynı zamanda somut ve fiziksel olmayan ihlalleri de kapsar (Moreno Gomez/İspanya, n 43/02, 53. paragraf, AİHM 2004-X).
30. Somut davada, AİHM, başvuranın yazılı basında yapılan haberde adresinin belirtilmesinden dolayı, hem özel hayatına saygı hakkının hem de konutuna saygı hakkının ihlalinden şikayetçi olduğunu gözlemlemektedir. AİHM bu kapsamda, ikamet yeri tercihinin temel olarak özel bir karar olduğunu ve bu tercihin serbestçe yapılmasının Sözleşmenin 8nci maddesi tarafından korunan kişisel özerklik alanının bütüncül bir unsuru olduğunu vurgulamanın gerekli olduğu düşüncesindedir. Bir bireyin ev adresi, bu bakımdan, özel hayat kapsamına giren kişisel bir veri veya bilgi olup, bundan dolayı, kendisine tanına korumadan yararlanır. AİHM, bu nedenlerden dolayı, özel hayatın korunmasına ilişkin gereklilikler bakımından işbu davayı inceleyecektir.
31. AİHM ayrıca, tanınmamış bir bireyin özel hayatına saygı hakkının korunmasını isteyebileceği gibi kamuya mal olmuş kişilerin de aynı talepte bulunma haklarının olduğunu hatırlatır (Minelli /İsviçre (kabul edilebilirlik kararı), no 14991/02, 14 Haziran 2005). Bu nedenle, bir birey, tanınmış bir kişi olsa bile, belli durumlarda, özel hayatının korunması ve özel hayatına saygı konusunda « meşru bir beklenti » hakkına sahiptir (bakınız, birçok karar arasından, Von Hannover /Almanya (n 2) (BD), n 40660/08 ve 60641/08, 97. paragraf, AİHM 2012, Leempoel & S.A. ED. Ciné Revue /Belçika, no 64772/01, 78. paragraf, 9 Kasım 2006 ve Hachette Filipacchi Associés (ICIPARIS) /Fransa, no 12268/03, 53. paragraf, 23 Temmuz 2009).
32. AİHM, somut davada, uyuşmazlık konusu fiilin Devletin bir fiili olmadığını ancak, başvuranın yetersiz bulduğu, özel hayatı konusunda iç hukuk makamlarınca sağlanan korumanın derecesi olduğunu gözlemlemektedir. Burada AHMye düşen, Sözleşmenin 8nci maddesi kapsamında üzerine düşen pozitif ödevler bakımından Devletin, başvuranın özel hayatının korunması hakkı ile karşı tarafın Sözleşmenin 10ncu maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkı arasında adil bir denge kurup kurmadığını tespit etmektir (Von Hannover (n° 2), yukarıda atıf yapılan 99. paragraf).
33. Bu kapsamda, AİHM, özel hayatın korunması hakkı ile ifade özgürlüğü hakkı arasında kurulacak adil dengenin tespitinin, yayınlanan haberin kamu yararı içeren tartışmalara bir katkısının olup olmadığında yattığını tekrar belirtir (bakınız, birçok karar arasından, Von Hannover /Almanya, no 59320/00, 76. paragraf, AİHM 2004-VI). Ayrıca, özel hayata müdahalenin ağırlığına ve yayının hedeflenen kişi üzerinde yaratacağı etkilere de bakılmalıdır (bakınız, mutatıs mutandıs, Karnuvaara ve Iltalehti /Finlandiya, n 5 3 67 8/00, 47. paragraf, AİHM 2004-X ve Gourguénidzé /Gürcistan, no 71678/01, 41. paragraf, 17 Ekim 2006).
34. Somut olayın koşullarına bakılacak olursa, AİHM, başvuranın hiçbir şekilde, ne iç hukuk makamları önünde ne de kendisi önünde, maruz kaldığı hırsızlık ile ilgili haberin yayınlanmasına itiraz etmemiş olduğunu gözlemlemektedir. İtiraz konusu yapılan tek husus ise, kamu için bilgilendirici bakımdan hiçbir ilgisi bulunmayan ve özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan ev adresinin açıklanması fiili olmuştur (yukarıdaki 26-27. paragraflar).
35. Bu kapsamda, kamunun bilgilendirilmesi hakkı, demokratik bir toplumdaki temel haklardan olsa bile, AİHM, kimi özel koşullarda, tanınmışlık dereceleri ne olursa olsun, tek amacı ünlü kişilerin özel hayatı hakkında belli bir kesimin meraklarını gidermek olan kamuya mal olmuş kişilerin özel hayatı ile ilgili yayınların toplumun genel menfaati için herhangi bir tartışma sağlamayacağını hatırlatır (Von Hannover, yukarıda atıf yapılan 65. paragraf).
36. Somut davada, Hükümetin ileri sürdüğü üzere (yukarıdaki 24. paragraf), kamuya mal olmuş kişilerin maruz kaldıkları suç nitelikli fiillerin yayınlanmasının toplumun menfaati için olduğunu ve suçluluk ile ilgili olarak daha büyük bir kamuoyunun ilgisini çektiğini varsaysak bile, AİHM, ne ilgili haberde, ne de Hükümetin gözlemlerinde, söz konusu gazetenin başvuranın rızası alınmaksızın (yukarıdaki 14. paragraf) açık ev adresini belirtmesine neden olan toplumsal menfaatleri ortaya koyacak hiçbir unsur görmemektedir.
37. Buna ek olarak, Hükümet, ilgili haberin iç hukuk yargı yerleri tarafından incelenmesi sonucunda mevcut çıkarların dengelendiğini ve incelemenin, Yargıtay içtihadı ile saptanmış olan konuyla ilgili ilkelerin ışığında yapıldığını ileri sürüyor olsa bile, iç hukuk yargı mercilerinin karar gerekçelerinden somut dava itibarıyla durumun gerçekten böyle olduğu çıkarılmamaktadır.
38. Aslında, Başvuranın tazminat talebini reddeden Zeytinburnu Asliye Hukuk Mahkemesinin red kararına bakıldığında (yukarıdaki 10. paragraf), AİHM, bu yargı merciinin, başvuranın adresinin yayınlanmasının, başvuranı hedef yapmaya veya kişilik haklarını ihlale neden olamayacağı sonucuna varmak için ilgilinin kamuya mal olmasına dayanarak kendisini sınırlamış olduğunu gözlemlemektedir.
39. Aynı şekilde, ilgili iç hukuk yargı yerleri, hırsızlık olayının gerçekleşmesinden birkaç gün sonra, ülke genelinde çıkan bir gazete tarafından başvuranın ev adresi hakkında yapılan yayının başvuranın yaşamı üzerindeki olası etkilerini, başvuran evinin önüne kadar gelen ve uygunsuz tekliflerde bulunan kişilerden şikayet etmesine ve bunun sonucunda ortaya çıkan güvensizlik duygusuna rağmen, dikkate almamış gözükmektedirler.
40. AİHMye göre, mevcut çıkarların değerlendirilmesindeki bu eksiklik ve yayının başvuran üzerindeki etkileri, Sözleşmenin 8nci maddesi uyarınca Devlete düşen pozitif yükümlülüklere uygun düşmemektedir. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, Devletlerin bu konuda takdir yetkileri bulunmakla birlikte, AİHM, iç yargı mercilerinin AİHM tarafından oluşturulan kriterlere saygı çerçevesinde menfaatleri dengeleyemediklerini göz önüne alarak, başvuranın özel hayatı bakımından yeterli ve etkili bir koruma sağlamadıkları sonucuna varmıştır.
41. AİHM, buradan hareketle, Sözleşmenin 8nci maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI İLE İLGİLİ OLARAK
42. Sözleşmenin 41nci maddesinin hükmü aşağıdaki gibidir:
«Mahkeme, bu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder ».
A. Tazminat
43. Başvuran, manevi tazminat kapsamında 20 000 Avro (EUR) talep etmektedir.
44. Hükümet, başvurucunun bu talebine itiraz etmektedir.
45. AİHM, başvurucuya manevi tazminat kapsamında 7 500 Avro ödenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Masraf ve Giderler
46. Başvuran ayrıca, AİHM önünde yapılmış olan masraf ve giderler için 1 200 Avro talep etmektedir.
47. Hükümet, başvurucunun bu talebine itiraz etmektedir.
48. AİHMnin içtihadına göre, bir başvurana, yapmış olduğu masraf ve giderlerin geri ödemesi ancak, bunların varlığı, gerekliliği ve oranlarının makul olması kapsamında yapılabilir. AİHM, somut davada, kanıtlayıcı belge eksikliğinden dolayı ve yerleşik içtihadı gereğince, başvuranın talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
49. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
AİHM, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilirliğine;
2. Sözleşmenin 8nci maddesinin ihlal edilmiş olduğuna ;
3. a) Sözleşmenin 44ncü maddesinin 2nci fıkrası uyarınca, savunmacı Devletin başvurucuya kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna: Başvurana, 7 500 Avro (yedi bin beş yüz Avro), tutarında manevi tazminat ve ayrıca tahakkuk edebilecek bütün vergiler;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
İşbu karar, Fransızca dilinde düzenlenmiş olup, AİHM İçtüzüğünün 77nci maddesinin 2nci ve 3ncü fıkraları uyarınca, 09 Ekim 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy