(AİHS m. 6, 10, 34, 35) (1608 S. K. m. 1) (HAKAN ÖNEN - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no.42978/06)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
16 Eylül 2014 tarihinde,
Başkan
Helen Keller,
Yargıçlar
Egidijus Kuris,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos katılımıyla oluşturulan ve Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 9 Ekim 2006 tarihli yukarıdaki başvuruyu dikkate alarak, Gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran, Tayfun Görgün, Türk vatandaşı olup, 1955 doğumludur ve Ankarada ikamet etmektedir. Mahkeme önünde, Ankarada görev yapan Avukat D. Hatipoğlu Aydın tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
Davaya konu olaylar, tarafların ibraz ettikleri şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir. Başvuruya konu olayların meydana geldiği zamanda, başvuran, işçi sendikası DİSK (Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) Ankara Şubesi Başkanı ve bir maden sendikası Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yapmaktaydı.
15 Aralık 2005 tarihinde, birkaç STK ve aralarında DİSKin de bulunduğu çeşitli işçi sendikaları tarafından, Türkiyedeki sosyal güvenlik reformları taslağının protesto edilmesi amacıyla Ankarada bir gösteri yürüyüşü düzenlenmiştir. Gösteri yürüyüşünün kamuoyuna duyurulması amacıyla hazırlanan ve DİSK'İ gösteri yürüyüşünün organizatörlerinden biri olarak gösteren afişler elektrik trafosu ve Dikimevinde bulunan bir reklam panosu da dahil Ankaranın çeşitli yerlerine asılmıştır. 20 Aralık 2005 tarihinde, Ankara Büyükşehir Belediyesi görevlileri tarafından, başvurana Ankara Belediyesi Zabıta ve Kuşat Yönetmeliğinin 29. maddesine aykırı olarak, Belediyenin izni olmaksızın, tayin edilmiş alanlar dışındaki yerlere afiş asılması nedeniyle yasal önlemlere başvurulacağı bildirilmiştir. DİSKin temsilcisi sıfatıyla başvurana, 26 Ocak 2006 tarihinde, belediye cezalarına ilişkin 1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkamı Cezaiye Hakkında Kanunun 1. maddesi gereğince Ankara Büyükşehir Belediyesi kararı ile 124 TL (76 avro) idari para cezası verilmiştir. Başvuran, söz konusu afişlerin asılmasıyla kendisinin bir ilgisinin olmadığını ileri sürerek, bu karara itiraz etmiştir.
Ankara Sulh Ceza Mahkemesi, nihai karar ile, 10 Nisan 2006 tarihinde, dosya üzerinden başvuranın itirazını reddetmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, (i) bizzat işlemediği bir suçtan sorumlu tutulmuş olması, (ii) Sulh Ceza Mahkemesinin duruşma yapmaması ve tanıkları dinlememesi, (iii) Sulh Ceza Mahkemesi kararının gerekçelendirilmemiş olması ve (iv) kendisine bu kararı temyiz etme imkanı verilmediği gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, yasaya uygun bir gösteri yürüyüşünün kamuoyuna duyurulması nedeniyle verilen cezanın, Sözleşmenin 10. maddesi kapsamında, hem kendisinin hem de işçi sendikasının ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 10. maddesi
Başvuran, Sözleşmenin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkına aykırı olarak, yasalara uygun şekilde düzenlenen bir gösteri yürüyüşünün kamuoyuna duyurulması nedeniyle hem kendisine hem de temsilcisi olduğu işçi sendikasına ceza verilmesinden şikayetçi olmuştur.
Mahkeme, ilk olarak, söz konusu işçi sendikasının mevcut davada başvuran olmadığını ve başvurunun, başvuran tarafından sadece kendi adına yapıldığını dikkate alır. İşçi sendikasının hakları ile ilgili olduğu ölçüde başvurunun bu kısmının, Sözleşme hükümleri ile kişi bakımından bağdaşmaz olduğuna ve bu nedenle 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
Başvuranın Sözleşmenin 10. maddesi kapsamındaki diğer şikayetleri açısından ise, Mahkeme; daha sonra uluslararası düzeyde yapılması planlanan şikayetlerin, en azından esas bakımından, yerel mahkemeler önünde ileri sürülmüş olması gerektiğini hatırlatır (örneğin bakınız, Fressoz ve Roire/Fransa (BD), no. 29183/95, § 37, AİHM 1999-1 ve Önen/Türkiye (k.k.) no. 32860/96, 10 Şubat 2004). Ancak Mahkeme, başvuranın 10. madde kapsamındaki şikayetlerini Sulh Ceza Mahkemesi veya başka bir mercii önünde, zımnen veya esas bakımından bile, dile getirmediğini ve başvuranın yerel mahkeme önündeki savlarının, sadece söz konusu afişlerin asılmasıyla bizzat ilgisinin olmamasına yönelik olduğunu belirtir.
Mahkeme, bu koşullar altında, başvurunun bu bölümünün Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4. maddesi anlamı dahilinde iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varır.
B. Sözleşmenin 6. maddesi
Başvuran, işlememiş olduğu bir suç nedeniyle kendisine para cezası verildiğini ve bu para cezasına itirazda bulunduğu Ankara Sulh Ceza Mahkemesinin ise Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen birtakım usulü gerekliliklere uygun hareket etmediğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, mevcut koşullarda, ilk olarak mevcut şikayetin Sözleşmenin aşağıda yer alan 35 § 3 (b) maddesi uyarınca reddedilmesi gerekip gerekmediğinin incelenmesini uygun bulur.
3. Aşağıdaki hallerde Mahkeme, 34. madde uyarınca sunulan bireysel başvuruları kabul edilemez bulur:
b) Başvurucunun önemli bir zarar görmemiş olması; meğer ki Sözleşme ve Protokolleri ile güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesi başvurunun esastan incelenmesini gerektirsin. Ancak ulusal bir mahkeme tarafından gereği gibi incelenmemiş hiçbir dava bu gerekçe ile reddedilemez.
Mahkeme, bu nedenle,
(i) başvuranın önemli bir zarar görüp görmediğini;
(ii) Sözleşme ve ekli Protokollerinde tanımlandığı şekliyle insan haklarına saygı hususunun, şikayetin esası bakımından bir inceleme gerektirip gerektirmediği ve
(iii) davanın, ulusal mahkeme tarafından gereği gibi incelenip incelenmediğine bakacaktır (Bk. Korolev/Rusya (k.k.),no. 25551/05, AIHM 2010 ve Ladygin/Rusya (k.k.), no. 35365/05, 30 Ağustos 2011).
1. Başvuranın önemli bir zarar görüp görmediği hakkında
Mahkeme, yakın bir zamanda, bu kriterin, sadece yasal açıdan potansiyel bir hak ihlali mevcut olmasına rağmen, ulaşılan önem seviyesinin uluslararası mahkeme tarafından dikkate alınmayı gerektirmediği durumlarda uygulanır olduğunu kabul etmiştir (Bk. Ionescu/Romanya (k.k.), no. 36659/04, 1 Haziran 2010 ve yukarıda anılan Korolev kararı).Önemli bir zararın mevcut olmaması, söz konusu olayın finansal etkisi veya davanın başvuran açısından önemi gibi kriterlere dayandırılabilir (Bk. yukarıda anılan Ionescu kararı).
Mahkeme, bu doğrultuda, başvuranın, kendi namına değil bir işçi sendikasının temsilcisi olarak, yaklaşık 76 avro tutarında idari para cezasına tabi tutulduğunu dikkate alır Mahkeme, ilk olarak, söz konusu para cezası miktarının az olmasını dikkate alır Maddi zararın, kuramsal boyutta ölçülemeyeceği doğrudur: Az miktardaki maddi para cezası bile, kişiye özgü koşullar ve yaşadığı ülke veya bölgenin ekonomik durumu ışığında önemli olabilir (Bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Georgiev/Bulgaristan (k.k.) no. 15644/06, § 39, 5 Kasım 2013). Mahkeme, mevcut davada verilen para cezasının başvuran tarafından bizzat mı yoksa işçi sendikası tarafından mı ödendiğine ilişkin bir bilgiye sahip değildir. Ancak, kendisi ödemiş olsa dahi, işçi sendikası yöneticisi olarak söz konusu zamandaki pozisyonu dikkate alındığında, verilen cezanın başvuran üzerinde aşırı bir finansal etkisi bulunduğunu ileri sürecek bir delil mevcut değildir. (Bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Burov/Moldova, (k.k.), no. 38875/03, § 27, 14 Haziran 2011).
Mahkeme, aynı zamanda, olaydaki maddi boyutun başvuranın ciddi bir zarar görüp görmediğini belirleyen tek unsur olmadığının farkındadır Aslında, Sözleşme ihlali, kaidelere ilişkin önemli sorunlarla ilgili olabilir ve bu nedenle maddi bir etkisi olmaksızın önemli bir zarara neden olabilir. Ancak Mahkeme, mevcut davada bu gibi hususların başvuran tarafından ileri sürüldüğü kanaatinde değildir (Bk. yukarıda anılan Burov kararı). Bu bağlamda Mahkeme, söz konusu idari para cezasının başvuranın adli sicil kaydına işlenmediğine vurgu yapar.
Yukarıdaki hususlar göz önünde tutulduğunda, Mahkeme, başvuranın Sözleşmenin iddia edilen ihlali sonucunda önemli bir zarara uğramadığı sonucuna varır.
2. Sözleşme ve ekli Protokollerinde tanımlandığı şekliyle insan haklarına saygı hususunun, şikayetin esası bakımından bir inceleme gerektirip gerektirmediği hakkında
Sözleşmenin 35 § 3(b) maddesinde yer alan ikinci unsur, insan haklarına saygının bunu gerektirdiği durumlarda, Mahkemenin davayı her halükarda incelemesini gerektirir. Bu husus; davanın, davalı Devletin Sözleşme kapsamındaki yükümlülüğünün netleştirilmesi veya davalı Devletin yapısal bir eksikliği gidermeye teşvik edilmesi ihtiyacının olduğu durumlar gibi Sözleşme gerekliliklerinin yerine getirilmesini etkileyen genel nitelikte bir konu gündeme getirdiği hallerde uygulanacaktır (Bk. Zwinkels/Hollanda (k.k.), no. 16593/10, § 28, 9 Ekim 2012). Mahkeme, mevcut davada ileri sürülen hususların, Mahkeme içtihatlarını genişletebilecek veya bunlara katkı sağlayabilecek nitelikle olmadığı kanaatindedir (Bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, HeatherMoor&Edgecomb Ltd/Birleşik Krallık (k.k.), no. 30802/11, § 26, 26 Haziran 2012). Bu nedenle, insan haklarına saygı, bu başvurunun esas bakımından incelenmesini gerektirmemektedir.
3. Davanın ulusal mahkeme tarafından gereği gibi incelenip incelenmediği hakkında Mahkeme; bu güvence maddesinin amacının, adaletin tecellisi için, her davanın ulusal düzey veya Avrupa düzeyinde adli olarak incelenmesinin sağlamak olduğunu hatırlatır (Bk. yukarıda anılan Korolev kararı).
Mevcut davaya döndüğümüzde, Mahkeme, başvuranın Belediyenin kendisine verdiği idari para cezasına itiraz bulunduğunu ve bu itirazın da, sonuç olarak, Ankara Sulh Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini dikkate alır. Mahkemenin görevi, ulusal mahkemelerin neden olduğu iddia edilen maddi veya usulü hatalarla ilgilenmek değildir. Ayrıca, bu güvence maddesi, dava işlemlerinin sonucu ile alakalı olmayıp; sadece davanın gereği gibi incelenmesini gerektirir (Bk. Uhl/Çek Cumhuriyeti (k.k.), no. 1848/12, § 31, 25 Eylül 2012). Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın bu iddialarını avukat aracılığıyla gerektiği gibi ele alınacağı bir mahkemeye sunma fırsatına sahip olduğunu belirtir. Bu nedenle, Mahkeme, bu koşulun da karşılanmış olduğu kanaatindedir.
4. Sonuç
Mahkeme, başvuruya ilişkin olarak yeni kabul edilebilirlik kriterlerinden üç koşulun karşılanmış olması gerekçesiyle, Sözleşmenin 35 §§ 3 (b) ve 4 maddesi gereğince bu şikayetin kabul edilemez olduğunu beyan eder.
Bu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle,
Başvuruyu kabul edilemez olarak nitelendirir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy