(AİHS m. 10, 11, 34, 35, 41, 44) (5326 S. K. m. 32) (5442 S. K. m. 9, 11, 66) (2911 S. K. m. 6) (EZELIN - FRANSA DAVASI) (OYA ATAMAN - TÜRKİYE DAVASI) (MALONE - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (EKİN DERNEĞİ - FRANSA DAVASI) (DİNK - TÜRKİYE DAVASI) (DJAVIT AN - TÜRKİYE DAVASI) (BUKTA VE DİĞERLERİ - MACARİSTAN DAVASI) (GÜN VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 4524/06)
KARAR
STRAZBURG
14 Ekim 2014
İşbu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Yılmaz Yıldız ve Diğerleri / Türkiye davasında
Başkan,
Guido Raimondi
Yargıçlar,
Işıl Karakaş,
András Sajó,
Neboja Vucinic,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjolbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 23 Eylül 2014 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Dava, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi kapsamında, üç Türk vatandaşı, Yılmaz Yıldız, Kamiran Yıldırım ve Mehmet Metin Çılgın tarafından (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Mahkeme) önünde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine 3 Ocak 2006 tarihinde yapılan başvurudan (no. 4524/06) ibarettir.
2. Başvuranlar Ankarada görev yapmakta olan Avukat Ö. Türkdoğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ise (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar toplantı yapma özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarına müdahale edildiğini iddia etmişlerdir.
4. Başvuru, 14 Ocak 2013 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Türk vatandaşı olan başvuranlar sırasıyla 1972, 1965 ve 1961 doğumludurlar. Yılmaz Yıldız Niğdede ikamet etmektedir. Diğerleri ise Mardinde ikamet etmektedirler.
6. Birinci başvuran Yılmaz Yıldız, bir sağlık görevlisidir ve Niğdede Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES) şube başkanıdır. İkinci başvuran Kamiran Yıldırım, bir doktordur ve Mardinde SESin şube başkanıdır. Üçüncü başvuran Mehmet Metin Çılgın, bir doktordur ve ayrıca Mardinde SESin bir üyesidir.
7. Çok sayıda sendika üyesi 4 Şubat 2005 tarihinde, Niğde Sosyal Sigortalar Kurumu Hastanesi (Sosyal Sigortalar Kurumu - SSK) önünde toplanmışlardır. Daha sonra, birinci başvuran SESin basın açıklamasını okumuştur. Basın açıklamasında, SSKya bağlı hastanelerin Sağlık Bakanlığına devredilmesi sonucunda oluşan problemlere dikkat çekmiştir.
8. Açıklama aşağıdaki gibidir:
Basının ve kamunun dikkatine:
5283 sayılı Kanun uyarınca, SSKya bağlı hastaneler Sağlık Bakanlığına devredilmiştir. Bu yapısal değişiklikten sonra hastalar uzun bir süre ilaç alamamışlardır ve hastane çalışanı gergin bir atmosferde çalışmıştır.
Yapısal değişikliklerden önce sendikamız Hükümeti ve kamuyu uyarmıştır. Olası idari ve bürokratik sorunlar belirtilmiştir: SSKnın büyük bir ekonomik külfet altına gireceği, kişilerin sağlık bakım hizmetlerini ödemek zorunda kalacağı ve çalışanlara ek bir vergi uygulanacağı gibi.
Sendikamız, Hükümetin sağlık bakım hizmetlerine dair yapısal sorunları düzeltmek için bütçeden daha fazla pay ayırması gerektiğini ileri sürmektedir.
Sendikamız tüm vatandaşlara eşit, erişebilir, yeterli ve ücretsiz sağlık bakım hizmetleri sağlanması gerektiğini ifade etmektedir.
9. İkinci ve üçüncü başvuranlarla birlikte otuz kişi 25 Şubat 2005 tarihinde, Mardin Yenişehir SSK Hastanesine ait bahçede toplanmışlardır. Daha sonra, ikinci başvuran sendikanın Mardin şubesinin başkanı sıfatıyla basın açıklaması yapmıştır.
10. Polis, toplanmalar süresince hiç kimsenin bahçeye girmesini engel olmamıştır. Ayrıca, gerek göstericilere gerekse basın açıklamasının okunmasına müdahale etmemiştir.
11. Niğdede 4 Şubat 2005 tarihli ve Mardinde 25 Şubat 2005 tarihli polis raporlarına göre, bu iki gösterici grup toplanmalarının yasal olmadığı gerekçesiyle sözlü olarak uyarılmıştır ve kamu düzeni ve güvenliğinin korunması için dağılmalarına yönelik ihtarda bulunulmuştur.
12. Niğde ve Mardin Cumhuriyet savcıları 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 32. bölümü uyarınca, başvuranları yetkili makamlar tarafından kamu güvenliği ve düzeni korunması amacıyla verilen emre kasten aykırı hareket ettiklerine dair suçlayarak iddianameler hazırlamışlardır (bk. aşağıda 17. paragraf).
13. 8 Haziran ve 14 Temmuz 2005 tarihlerinde, sırasıyla, Mardin Sulh Ceza Mahkemesi ve Niğde Sulh Ceza Mahkemesi başvuranları isnat ettikleri suçlardan suçlu bulmuş ve kendilerine 100 TL (yaklaşık olarak 62 avro) idari para cezası uygulamışlardır.
14. Başvuranlar mahkemenin kararlarına itiraz etmişlerdir.
15. 20 Haziran 2005 ve 26 Temmuz 2005 tarihlerinde, sırasıyla, Mardin Sulh Ceza Mahkemesi ve Niğde Sulh Ceza Mahkemesi başvuranların itirazlarını reddetmiştir. Söz konusu kararlar başvuranlara, sırasıyla, 15 Temmuz 2005 ve 3 Ağustos 2005 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvuranlar 23 Ağustos 2005 ve 11 Ekim 2005 tarihlerinde ilgili vergi dairelerine para cezalarını ödemişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
17. 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 32. maddesi aşağıdaki gibidir:
Yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idari para cezası verilir.
18. 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 9/ç bölümü aşağıdaki gibidir:
Kanun, tüzük, yönetmelik ve Hükümet kararlarının verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için valiler genel emirler çıkarabilir ve bunları ilan ederler.
19. 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C bölümü aşağıdaki gibidir:
İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteaallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir.
20. 2004/100 sayılı İçişleri Bakanlığı genelgesine göre, yetkili mülki amirler, ortaya çıkacak güvenlik ihtiyacını değerlendirmek suretiyle, hassas konumdaki kurumlara yakın civarda basın açıklaması yapılmasına engel olabilirler.
21. 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 66. bölümü kapsamında, yerel idari yönetim ve mahalli mülki amir, kanunların verdiği yetkiye istinaden karar ve tedbirlerin tatbik ve icrasına riayet etmeyenlere Kabahatler Kanununun 32. maddesi hükmü uyarınca ceza verebilir.
22. 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 6. bölümü, mahallin en büyük mülki amirine gösterilere ilişkin gerekli düzenlemeleri yapmaya ve duyurmaya yönelik yetki vermektedir.
23. 20 Temmuz 2004 tarihli Mardin Valiliğinin basın bülteni, hastanelerin etrafında 100 metreye kadar olan yerlerde, diğerlerinin arasında, basın açıklaması yapmanın kanuna aykırı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, 5 Ağustos 2004 tarihli Niğde Valiliği basın bülteni, tüm Devlet kurum veya kuruluşları ve bu yerlerin ek binaları önünde yapılan basın açıklamalarına ilişkin bir yasaklama getirildiğini duyurmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 10. VE 11. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuranlar toplantılara katıldıkları ve basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle kendilerine verilen idari para cezalarının, 10. ve 11. maddelerin anlamı dahilinde ifade ve toplantı yapma özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğundan şikayetçilerdir.
25. Somut davada, aslında başvuranlar gösteri alanını terk etmelerine dair polis memurlarının talimatlarına uymamaları nedeniyle idari para cezalarına çarptırılmışlardır. Mahkeme, bu nedenle başvurunun bu kısmını II. madde kapsamında inceleyecektir. Mahkeme, ancak somut davada ifade özgürlüğü meselesinin tamamen toplantı yapma özgürlüğü meselesinden ayrılamayacağını ifade etmektedir. Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin özerk ve özel başvuru sahasına rağmen, Sözleşmenin 10. maddesi ışığında değerlendirilmesi gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bk. Ezelin /Fransa, 26 Nisan 1991, § 37, A Serisi no. 202).
26. Sözleşmenin 11. maddesi aşağıdaki gibidir:
Madde 11
Toplantı yapma ve dernek kurma özgürlüğü
1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.
2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.
A. Kabul Edilebilirlik
27. Hükümet başvuranlara verilen ufak para cezaları karşısında başvuranların herhangi bir önemli zarara maruz kalmadıklarından mevcut başvurunun Sözleşmenin 35 § 3 (b) maddesi kapsamında reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
28. Mahkeme, Hükümetin başvuranların neden önemli bir zarara maruz kalmadığını düşündüğüne dair açıklama yapmadan, yalnızca başvuranlara verilen para cezaları düzeyine atıfta bulunmuş olduğunu belirtmektedir (bk. Berladir ve Diğerleri / Rusya, no. 34202/06, §§34-35, 10 Temmuz 2012 ve ayrıca Giuran / Romanya, no. 24360/04, §§ 21-23, AİHM 2011 (alıntılar) ve Van Velden / Hollanda, no. 30666/08, §§ 37-39, 19 Temmuz 2011). Ayrıca, Sözleşmenin 35 § 3 (b) maddesinde bulunan güvence veren maddelerin ikisine ilişkin hiçbir görüş belirtilmemiştir. Mahkeme; mevcut davada ortaya atılan, sınırlamaların kapsamı yanı sıra muhtemelen önemli bir ilke sorununu da ilgilendiren meselelerin niteliğini göz önünde bulundurarak; mevcut başvurunun Sözleşmenin 35 § 3 (b) maddesine atıfta bulunarak reddedilmesini uygun görmemiştir.
29. Mahkeme, ayrıca başvurunun Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların beyanları
30. Başvuranlar toplantılara katıldıkları ve basın açıklaması yaptıkları gerekçesiyle kendilerine verilen idari para cezalarının, ifade ve barışçıl olarak toplanma özgürlüğü haklarına bir müdahale oluşturduğunu beyan etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca kamu düzenini bozmadıklarını ve yaptıkları açıklamaların diğerlerinin haklarını ihlal etmediğini ileri sürmüşlerdir.
31. Şikayetin esasına dair, Hükümet, Mardin ve Niğde Valiliklerinin basın bültenlerinin hastaneler de dahil olmak üzere Devlet kurumları ve bu kurumların ek binaları önünde basın açıklaması yapmaya ilişkin yasağı bildirdiklerini beyan etmiştir.
32. Hükümet, Mahkemenin Oya Ataman / Türkiye davasındaki içtihadına göre (no. 74552/01, § 35, AİHM 2006-XIII), gösterilerin en iyi şekilde yapılması ve kamu güvenliğini sağlamak amacıyla ulusal makamların yasal gösteriler için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü bulunduğunu kaydetmiştir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
(a) Barışçıl olarak toplanma özgürlüğü hakkına müdahale olup olmadığı
33. Mahkeme, ilk olarak, tüm başvuranların toplantılara katıldıklarını ve üç başvurandan ikisinin basın açıklaması yaptığını belirtmiştir. Mahkeme, ayrıca başvuranların söz konusu toplantılara katılarak, o zamanda gündemdeki meselelerden biri olan SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi hususuna dikkat çekmeyi amaçladıklarını belirtmiştir. Mahkeme, başvuranlara dava açılmasının ve mahkûm edilmelerinin caydırıcı bir etki yaratmış olabileceği ve başvuranları diğer benzer toplantılara katılmalarına yönelik caydırdığı kanaatindedir (bk. Baczkowski ve Diğerleri / Polonya, no. 1543/06, § 67-68, 3 Mayıs 2007).
34. Yukarıda belirtilenler dikkate alındığında, Mahkeme başvuranlara verilen para cezalarının, başvuranların barışçıl olarak toplanma özgürlüğü haklarına müdahale oluşturduğu kanaatindedir.
(b) Müdahalenin gerekçelendirilip gerekçelendirilmediği
35. Bu tür bir müdahale, kanunda öngörüldüğü, 11. maddenin 2. paragrafında tanımlanan meşru amaçların birini ya da daha fazlasını taşıdığı ya da demokratik bir toplumda gerekli olduğu gösterilemediği sürece 11. maddenin ihlaline yol açacaktır.
(i) Kanunla öngörülme
36. Başvuranlar, kamunun, resmi gazetede yayınlanmamış olan İçişleri Bakanlığı Genelgesine ilişkin bilgisi olmadığını beyan etmişlerdir.
37. Hükümet, Niğde ve Mardin Valiliklerinin 2004/100 sayılı İçişleri Bakanlığı genelgesine, 5442 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 66. ve 9/ç, 11/c bölümlerine ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 6. maddesine dayanarak, resmi gazetede basın bültenlerini yayınladıklarını ibraz etmiştir. Hükümet, ayrıca gösterilere ve basın açıklaması yapılmasına müdahale edilmediğini, ancak daha sonra başvuranlara yasaklanan yerlerde basın açıklaması yapma suçundan 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 32. maddesi kapsamında idari para cezası verildiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet bu nedenle müdahalelerin kanunla öngörüldüğünü ibraz etmiştir.
38. Mahkeme, öncelikle kanunla öngörülme ifadesinin, ihtilaf konusu tedbir kararının iç hukukta yasal bir dayanağının bulunması ve aynı zamanda bu dayanağın kanun kavramının niteliklerini taşıması gerektiğine dikkat çekmektedir: bu nitelikler, ilgili yasanın herkes için ulaşılabilir, bazı sonuçları öngörebilir ve aynı zamanda hukukun üstünlüğü ilkesi ile de bağdaşır olmasıdır (bk. Kruslin / Fransa, 24 Nisan 1990, Seri A no. 176-A, § 27).
39. Mahkeme somut davada, başvuranlara 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 32. bölümü uyarınca idari para cezaları verildiğini belirtmektedir. Bu nedenle, kanun, yeteri kadar erişilebilir ve öngörülebilir olmalıdır yani kanun bireyin gerekirse açık tavsiyeler alarak, tutumunu ayarlayabilmesi için yeteri kadar açık olmalıdır. Kanunun, bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için, keyfiliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yeterli bir netlikte, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini tanımlaması gerekmektedir (bk. Malone / Birleşik Krallık, 2 Ağustos 1984, §§ 66-68, Seri A no. 82, Rotaru / Romanya (BD), no. 28341/95, § 55, AİHM 2000-V). Ancak Mahkeme, aşağıdaki hususları tedbirin gerekliliği (bk. paragraflar 43 - 49) açısından yaptığı incelemeyi dikkate alarak, hukuka uygunluk konusu hakkında kesin bir karara varmanın gerekli olmadığı kanısındadır (bk. Association Ekin, no. 39288/98, § 46, CEDH 2001-VIII, ve Dink / Türkiye, NO. 2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, § 116, 14 Eylül 2010).
(ii) Meşru amaç
40. Söz konusu tedbirin meşru bir amaç taşıyıp taşımadığı konusuna ilişkin olarak, Hükümet müdahalenin kamu güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığın korunmasını sağlama amacıyla meşru amaç izlediğini beyan etmiştir. Başvuranlar iddialarını ileri sürmüşlerdir. Mahkeme, tedbirin Hükümet tarafından aktarılan meşru amaçları izlediğini kabul etmektedir.
(iii) Demokratik bir toplumda gereklilik
(c) İlgili Genel İlkeler
41. Mahkeme toplantı yapma özgürlüğünün ifade özgürlüğü ile birlikte demokratik toplumların temel taşlarını oluşturduğunu vurgulamaktadır. Bu nedenle, sınırlayıcı bir şekilde yorumlanamaz. Bu özgürlük hem gizli hem de kamuya açık olarak yapılan toplantıları kapsadığı için toplantıyı düzenleyen şahıslarca da kullanılabilir (bk. Djavit An / Türkiye, no. 20652/92, § 56, AİHM 2003-III). Söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı sorusuna gelindiğinde, Mahkeme içtihatlarına atıfta bulunarak bu hususa yönelik olarak yetkililerin tüm vatandaşları açısından kanunlara uygun gösterilerin barış içerisinde yapılmasını sağlamak amacıyla uygun önlemleri alma görevleri bulunduğunu belirtmektedir (bk. Oya Ataman, yukarıda anılan). Mahkeme, Sözleşmenin 11. maddesinin 2. paragrafının, devletin, toplantı yapma özgürlüğüne ilişkin meşru kısıtlamalar getirebilmesine izin verdiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme halka açık yerlerde toplantı yapma özgürlüğüne ilişkin kısıtlamaların, kargaşayı önleme maksadıyla diğerlerinin hakkını korumaya hizmet edebileceğini belirtmektedir (bk. Éva Molnár / Macaristan, no. 10346/05, § 34, 7 Ekim 2008).
42. Mahkeme ayrıca, Sözleşmenin 11 § 2 maddesinde belirtilen amaçların gereklilikleri ve barışçıl olarak toplanma özgürlüğünün gereklilikleri arasında denge sağlanmasını öngören orantılılık ilkesini vurgulamaktadır. Bir gösteride kışkırtıcı şiddet içeren eylemler nedeniyle verilen bir mahkûmiyet belirli koşullarda kabul edilebilir bir tedbir olarak sayılabilir (bk. Osmani ve diğerleri / Makedonya eski Yugoslav Cumhuriyeti (k.k.), no. 50841/99, 11 Ekim 2001). Ayrıca, izinsiz bir gösteriye katılma sebebiyle verilen bir yaptırım, 11. maddede belirtilen güvencelere uyum sağlayabilir (bk. Ziliberberg / Moldova, no. 61821/00, 1 Şubat 2005). Diğer taraftan, barışçıl bir toplantıda yer alma özgürlüğü çok büyük önem arz etmektedir; zira, bir kimse yasaklanmamış olan bir gösteriye katılım gösterdiği için, disiplin cezalarına ilişkin ölçeğin alt sınırındaki bir cezaya dahi olsa, bu tür bir durumda kınanmaya değer bir eylemde bulunmadığı sürece herhangi bir yaptırıma maruz bırakılamaz (bk. Ezelin, yukarıda anılan, § 53).
(d) Somut davada söz konusu ilkelerin uygulanması
43. Mahkeme, başvuranlar ilgili yetkililer tarafından yasaklanan bir alanda gösteri yapmak için toplanmış olmalarına rağmen, başvuranların niyetleri kamu menfaatini ilgilendiren konular yani SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığına devredilmesi üzerine tartışmaya katılma olduğunu gözlemlemektedir. Katılımcılar barışçıl bir gösteri yapmışlardır ve hastanelerin girişlerinde herhangi bir rahatsızlığa sebep olmamışlardır; ayrıca hastaların hastanelere girmelerine imkan vermişlerdir. Ayrıca, gösteri yapan kişilerin gerek kamu düzenine yönelik bir tehlike arz ettiklerini gerekse şiddet içeren eylemlere kalkıştıklarını gösteren bir delil yoktur.
44. Mahkeme önündeki delilden görülebileceği üzere, gösterici gruplar polis tarafından toplanmalarının yasal olmadığına dair bilgilendirilmiştir ve kamu düzeni ve güvenliği yararına dağılmaları emredilmiştir. Başvuranlar ve diğer göstericiler bu emirlere uymamışlardır ve basın açıklamalarını okumaya devam etmişlerdir.
45. Genel bir ilke olarak, Mahkeme her türlü gösterinin günlük yaşamın devamı için bir takım düzensizliklere neden olabilmekte olduğunu ve kamu güçlerinin, Sözleşmenin 11. maddesinde güvence altına alınan dernek kurma özgürlüğü özünden mahrum edilmedikçe, barışçı toplantılara belirli bir ölçüye kadar müsamaha göstermelerinin önemli olduğunu hatırlatmaktadır (bk. Bukta ve diğerleri / Macaristan, no. 25691/04, § 37, AİHM 2007 III).
46. Mahkeme, üç başvuranın yalnız barışçıl bir gösteriye katılmaları nedeniyle yargılanmaları ve ardından idari para cezasına çarptırılmaları hususunda endişe duymaktadır. Orantılılık ilkesi, 11 § 2 maddesinde belirtilen amaçların gereklilikleri arasında denge sağlanmasını gerektirmektedir. Adil bir denge gerçekleştirmeye çalışma, barışçı bir gösterinin, ilke olarak, cezai yaptırım tehdidine maruz bırakılmaması anlamına gelmektedir (bk. Akgöl ve Göl / Türkiye, no. 28495/06 ve 28516/06, § 43, 17 Mayıs 2011).
47. Ayrıca, başvuranların ilgili makamlar tarafından verilen emirlere uymamalarından suçlu bulunmaları doğrudur. Mahkeme bununla birlikte, yerel mahkeme kararlarının gerekçe kısmında, söz konusu mahkemelerin müdahalenin orantılılığı ve başvuranların toplantı özgürlüğü nedeniyle sahip oldukları hakların dengelenmesi hususları üzerinde durduklarının tespit edilmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme yerel mahkemeler tarafından belirtilen gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı ve izlenen meşru amaçlara orantılı olmadığı görüşündedir.
48. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme Sözleşmenin 11. maddesi 2. paragrafı anlamı dahilinde, başvuranların barışçıl bir gösteriye katılmaları nedeniyle yargılanmalarının ve kendilerine verilen adli para cezalarının kamu düzenini sürdürmeye yönelik orantısız olduğu ve gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. Gün ve Diğerleri / Türkiye, no. 8029/07, §§ 77-85, 18 Haziran 2013).
49. Dolayısıyla Sözleşmenin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
50. Sözleşme"nin 41. maddesi uyarınca:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
51. Her bir başvuran toplantılara katılmaları sebebiyle ödemiş oldukları idari para cezası 62 avroyu talep etmiştir. Başvuranlar ayrıca tüm tutarların her birine faiz uygulanmasını talep etmişlerdir.
52. Her bir başvuran manevi tazminata karşılık olarak 5.000 avro talep etmiştir.
53. Hükümet söz konusu taleplere itiraz etmiştir.
54. Mahkeme, başvuranların ödemek zorunda kaldıkları idari para cezalarına dair ve tazminat miktarlarına yönelik faiz uygulanmasına dair taleplerini reddederek her birine maddi tazminat olarak 62 avro ödenmesine karar vermiştir. Ayrıca, Mahkeme her bir başvurana manevi tazminat olarak 1.500 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
55. Başvuranlar Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderler için kişi başına yaklaşık olarak 1.350 avro talep etmişlerdir.
56. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
57. Mahkemenin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamalarını fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mevcut davada, Mahkeme başvuranların yalnızca Türkiye Barolar Birliğinin ücret baremine atıfta bulunduklarını ve herhangi bir destekleyici belge sunmadıklarını belirtmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme başvuranların masraf ve giderlerine ilişkin taleplerine yönelik herhangi bir meblağ vermemiştir.
C. Gecikme faizi
58. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmenin 11. maddesinin ihlal edilmiş olduğuna;
3. (a) Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Maddi tazminata karşılık, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, her bir başvurana 62 avro (altmış iki avro);
(ii) Manevi tazminata karşılık, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, her bir başvurana 1.500 avro (binbeşyüz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına karar vermiştir.
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 14 Ekim 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy