(AİHS. m. 6, 13, 34, 35, 41) (BAHÇEYAKA - TÜRKİYE DAVASI) (TENDİK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 4530/06)
KARAR
STRAZBURG
6 Mart 2012
İşbu karar nihaidir ancak şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Ülgen v. Türkiye davasında
Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi oluşmaktadır:
Isabelle Berro-Lefèvre, Başkan,
Guido Raimondi,
Helen Keller, hâkimler,
ve
Françoise Elens-Passos, Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı
14 Şubat 2012 tarihinde gizli olarak müzakere edilmiş olup,
Aynı tarihte kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4530/06) başvuru nolu davanın nedeni, TC vatandaşı, Bayan Gülsen Ülgen'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 29 Aralık 2005 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
2. Başvuran İstanbul'da görev yapan avukat Bayan B. Baysal tarafından temsil edilmiştir. Türkiye Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 27 Ağustos 2009 tarihinde Hükümet'e iletilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 2 Kasım 1936 tarihinde doğmuştur.
5. 14 Ağustos 1976 tarihinde başvuranın annesi, N. B. Bodrum Kadastro Mahkemesi'ne 423 nolu arsası ile ilgili olarak yapılan arsa incelemesinin iptalini isteyen bir dava açmıştır.
6. 12 Haziran 1995 tarihinde başvuran varis olarak yargılama sürecine dâhil olmuştur.
7. 7 Ağustos 1998 tarihinde mahkeme talebi kabul etmiştir.
8. 25 Mayıs 1999 tarihinde Yargıtay 7 Ağustos 1998 tarihli kararı bozmuştur.
9. 26 Kasım 1999 tarihinde kararın düzeltilmesi talebi reddedilmiştir.
10. 27 Mart 2000 tarihinde ilk derece mahkemesi davayı bozmuştur.
11. 28 Kasım 2000 tarihinde Yargıtay 27 Mart 2000 tarihli kararı onamıştır.
(İkinci Daire) aşağıdakilerden
12. Hükümet tarafından tebliğ edilen belgeye göre, 17 Ekim 2005 tarihinde tarafların düzeltme talebi reddedilmiştir.
HUKUK
I. SÖZLEŞME'NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
13. Başvuran, yargılama süresinin, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesinde aşağıdaki şekilde belirtilen "makul süre" şartıyla uyuşmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur:
"Herkes davasının medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili
konusunda karar verecek olan
bir mahkeme tarafından
makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkında sahiptir."
A. Kabul edilebilirlik
14. Hükümet Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını kabul ettiği 28 Ocak 1987 tarihinden önce gerçekleşen olaylarla ilgili olarak, zaman bakımından (ratione temporis)inceleme kuralı gereğince, Mahkeme'nin başvuran şikâyetlerini incelemek için yetkisi olmadığını belirtmiştir. Dikkate alınması gereken sürecin, başvuranın yargılamaya katıldığı 12 Haziran 1995 tarihinde başladığını, dolayısıyla yargılama süresinin on yıl sürdüğünü ayrıca belirtmiştir. Son olarak Hükümet, başvuranın şikâyetlerini yerel mahkemeler huzurunda öne sürmeyerek iç hukuk yollarını tüketmediğini ve altı ay kuralına uymadığını iddia etmiştir.
15. Başvuran, bu görüşlere itiraz etmiş ve davanın ulusal mahkemeler nezdinde hala beklediğini iddia etmiştir.
16. Hükümet'in ilk iddiasıyla ilgili olarak, Mahkeme içtihadı ışığında (bkz. Cankoçak v. Türkiye, no. 25182/94 ve 26956/95, 20 Şubat 2001, § 25), Sözleşme'nin eski 25. maddesi uyarınca Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıyan bildirisinin tevdii tarihi olan 28 Ocak 1987 tarihinden sonra geçen süreyi ele alabileceğini belirtmektedir. Hükümet'in ikinci iddiasıyla ilgili olarak ise, başvuranın, annesi N.B'nin yasal varisi olduğunu göz önüne alarak, Mahkeme Hükümet'in bu bağlamda yaptığı ilk itirazını reddetmiştir.
17. Başvuran'ın iç hukuk yollarını tüketmediğine dair görüşler hususunda, Mahkeme davalı Hükümet tarafından Daneshpayeh v. Türkiye davasında (no. 21086/04, 16 Temmuz 2009, §§ 35-38) öne sürülen benzer iddiaları incelediğini belirtmektedir. Hükümet söz konusu davada Mahkeme'nin farklı bir sonuca ulaşmasına neden olabilecek yeni bir görüş bildirmemiştir. Altı ay kuralı konusunda, Hükümet tarafından gönderilen belgelerin ışığında nihai kararın 17 Ekim 2005 tarihinde verildiğinin kabul edildiği ve mevcut başvurunun Mahkeme'ye 29 Aralık 2005 tarihinde yapıldığı göz önüne alınarak, Mahkeme başvuranın Sözleşme'nin 35 § 1 maddesi çerçevesindeki altı ay kuralına uyduğu sonucuna varmaktadır. Sonuç olarak, Mahkeme Hükümet'in bu konudaki ilk itirazını reddetmektedir.
18. Mahkeme başvurunun Sözleşme'nin 35 § 3(a) maddesi çerçevesinde açıkça temelden yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, diğer koşullar bakımından da kabul edilemezliğe ilişkin herhangi bir noktanın olmadığını belirtmektedir. Bu açıdan, kabul edilebilir olduğu bildirilmelidir.
B. Esas bakımından
19. Hükümet şikâyete katılmamıştır. Davanın karmaşıklığı göz önüne alındığında, tartışılan yargılama sürecinin aşırı uzun olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Bu doğrultuda, yargılama sürecinde Devlet'e isnat edilebilecek hiçbir gecikme olmadığını belirtmiştir.
20. Başvuran şikâyetlerini sürdürmüştür.
21. Mahkeme gözönüne alınması gereken ve yargı yetkisi kapsamındaki sürecin zaman bakımından (ratione temporis) Türkiye'nin bireysel başvuru hakkını tanıyan bildirisinin tevdii tarihi olan 28 Ocak 1987 tarihinde başladığını belirtmektedir. (bkz yukarıdaki paragraf 16). Yargılama sürecinin Yargıtay'ın 17 Ekim 2005 tarihli kararıyla sona erdiği göz önüne alındığında, yargılamalar iki aşamalı yargı nezdinde yaklaşık on sekiz yıl dokuz ay sürmüştür (bkz. gerekli değişikliklerle, Baggetta v. İtalya, 25 Haziran 1987, § 20, Seri A no. 119 ve Timotiyevich v. Ukrayna (dec), no. 63158/00, 18 Mayıs 2004).
22. Mahkeme, mevcut davadakine benzer tartışmalar yaratan davalarda, Sözleşme'nin 6 § 1 maddesinin ihlallerini tespit etmiştir (bkz. Daneshpayeh, yukarıda alıntılanan, §§229, ve Frydlender v. Fransa (GC), no. 30979/96, §§ 42-46, AIHM 2000-VII). Mahkeme, kendisine tebliğ edilen bütün materyalleri inceledikten sonra, Hükümet'in, mevcut davada farklı bir sonuca varması konusunda Mahkeme'yi ikna edebilecek bir olay veya görüş ortaya koyamadığını düşünmektedir. Mahkeme, bu konu hakkındaki içtihadını göz önüne alarak, mevcut davadaki yargılama süresinin aşırı uzun olduğu ve "makul süre" şartına uymadığı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla, madde 6 § 1'in ihlali söz konusudur.
II. SÖZLEŞME'NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuran, Türk hukuku çerçevesinde, yargılama süresinin aşırı uzunluğuna itiraz edebileceği mevcut hiçbir kanuni yol olmadığı konusunda şikâyette bulunmuştur. Sözleşme'nin aşağıda belirtilen 13. maddesine istinat etmiştir:
"Bu Sözleşme'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes,
ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir."
24. Hükümet bu konu hakkında yorumda bulunmamıştır.
25. Bu şikâyet 6. madde çerçevesindeki yukarıdaki şikâyetle bağlantılı olduğundan, kabul edilebilir olduğu beyan edilmiştir. Mahkeme geçmişteki olaylarla ilgili benzer davaları incelemiş ve Türk hukuku çerçevesinde başvuranın söz konusu yargılama sürelerine itiraz edebileceği etkili bir kanuni yolun bulunmaması hususunda Sözleşme'nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bkz. Daneshpayeh, yukarıda alıntılanan, §§37 ve 51 ve Bahçeyaka v. Türkiye, no. 74463/01, §§ 26-30, 13 Temmuz 2006 ve Tendik ve Diğerleri v. Türkiye, no. 23188/02, §§ 34-39, 22 Aralık 2005). Mevcut davada varılan sonuçtan ayrılmak için bir sebep görmemektedir.
Dolayısıyla, 13. maddenin ihlali söz konusudur.
III. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
26. Sözleşme'nin 41. maddesi şunu öngörmektedir:
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Zarar
27. Başvuran, maddi ve manevi zararı ile ilgili olarak 17,000 euro (EUR) talep etmiştir.
28. Hükümet asılsız olduğu gerekçesiyle talebe karşı çıkmıştır.
29. Mahkeme tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı görmemekte ve bu yüzden talebi reddetmektedir. Diğer yandan, hakkaniyete uygun olarak, Mahkeme manevi tazminat bağlamında başvurana 16,800 EUR ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
30. Başvuran talep ettiği masraf ve harcamalar için belirli bir miktar belirtmemiştir ancak Mahkeme'den, Türk Barolar Birliği'nin ücret baremi ışığında bir miktara hükmetmesini talep etmiştir.
31. Hükümet talebe karşı çıkmıştır.
32. Mahkeme içtihadına göre bir başvurana, gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda olduğu gösterildiği sürece masraf ve harcamaların iadesi sağlanabilmektedir. Mevcut davada Mahkeme, başvuranın Türk Barolar Birliği'nin ücret baremine başvurma dışında bir şey yapmadığını gözlemlemektedir. Masraf ve harcamalarının miktarını belirtmemiş ve talebini destekleyen hiçbir belge sunmamıştır. Mahkeme bu doğrultuda hiçbir miktara hükmetmemektedir.
C. Gecikme Faizi
33.Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
İŞBU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılama süresinin aşırı uzunluğuna ve etkili kanuni yolun olmamasına ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme'nin 6 § 1 ve 13. maddelerinin ihlalinin söz konusu olduğuna karar verir;
3. a) Davalı Hükümet tarafından başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek vergilerle birlikte manevi tazminat olarak 16,800 EUR (on altı bin sekiz yüz euro) ödenmesine;
b) Üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen miktara basit faizin uygulanacağına hükmeder;
4. Başvuran'ın geriye kalan adil tazmin talebini reddeder.
İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddeleri uyarınca 6 Mart 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy