(AİHS m. 5, 6, 7, 34, 35, 44) (2709 S. K. m. 139, 145) (477 S. K. m. 47) (1632 S. K. m. 85, 87) (211 S. K. m. 14, 115, 211) (HAKAN ÖNEN - TÜRKİYE DAVASI) (ÖCALAN - TÜRKİYE DAVASI) (ERGİN - TÜRKİYE DAVASI (NO. 6))
(Başvuru no: 45912/06)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
31 Mayıs 2011
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (45912/06) no'lu davanın nedeni T.C. vatandaşı Mualla Gökçe İçen'in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 15 Kasım 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından D. Karaca tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1970 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği sırada başvuran Türk Silahlı Kuvvetlerinde sivil memur statüsünde Tercüman olarak görev yapmaktaydı.
Jandarma Genel komutanlığı Askeri Mahkemesi 22 Aralık 2004 tarihinde almış olduğu kararla "emre itaatsizlikte ısrar" ve "amirlerine hakaret" ithamlarına dayanan dört olaya istinaden başvuranı toplamda on ay hapis cezasına çarptırmıştır.
4 Nisan 2003 tarihinde başvuran öğle arasına resmi saat 12.30 yerine 12.10'da çıkmıştır.
Bu olaylar üzerine komutan A.D. 8 Nisan 2003 tarihinde başvurandan yazılı savunmasını istemiştir.
4 ve 17 Nisan 2003 tarihlerinde başvuran saat 18.00'den sonra ofiste kalmayı reddederek acil yapılması gereken belgeleri çevirmemiştir.
24 Nisan 2003 tarihinde 4 Nisan'daki olaylar üzerine yazılı uyarı alan başvuran komutan A.D.'nin odasına giderek onunla tartışmıştır.
Dosyada yer alan birçok görgü tanığına göre başvuran ile A.D. arasında geçmişte özel bir ilişki bulunmaktaydı. Başvuran mahkeme önünde aralarındaki kişisel sorunlar nedeniyle amiri A.D.'nin kendisini taciz ettiğini öne sürmüştür.
Komutan A.D. 4 ve 17 Nisan 2003 tarihlerinde meydana gelen olaylarla ilgili olarak başvurana kötü muamele etmek ve yönetmelikte öngörüldüğü şekliyle soruşturma dosyasının tamamlanmasını beklemeden disiplin müeyyidesi uygulayarak başvuranın "maaşının bir kısmını kesmesi" dolayısıyla sanık sıfatıyla aynı davada yer almıştır. Adı geçen bu son olaylar nedeniyle para cezası almış, davanın kötü muameleye ilişkin bölümü delil yetersizliğinden düşmüştür.
Başvuran bu karara karşı 22 Aralık 2004 tarihinde temyize gitmiş, savunmasında öncelikli olarak askeri mahkemenin sivil memurları yargılama yetkisine itiraz etmiş, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu gereğince mahkemenin kendisine cezai değil, disiplin müeyyidesi uygulaması gerektiğini öne sürmüştür. Başvuran ayrıca söz konusu cezanın kendisine doğrudan ve somut bir şekilde verilmediğini ve kasıtlı suç unsurunun oluşmadığını belirtmiştir. Başvuran aynı zamanda bilhassa "amirlere hakaret" suçlamaları ile ilgili olarak tanık sıfatıyla A.D.'nin hazır bulunmaması nedeniyle yargı sürecinde eksikliklerin bulunduğundan yakınmaktadır.
Askeri Yargıtay 1 Mart 2006 tarihinde almış olduğu karar ile 8 Nisan 2003 tarihinde meydana gelen olaylar (başvuranın yazılı savunmasının alınması) ve amirlere hakaret iddiaları ile ilgili ratione materiae bakımından yetkisizlik kararı vermiş ve sözkonusu amirin onurunu zedeleyici bir durumun oluşmadığına itibar etmiştir. Olayların bu bölümüne dair hükmedilen iki ay on beş günlük müeyyidenin (Askeri Disiplin Mahkemeleri hakkındaki 477 sayılı Kanun'un 47. maddesi) disiplin mahkemesi tarafından incelenmesine karar vermiş, askeri mahkemenin olayların (24 Nisan 2003 tarihli emre itaatsizlik ve hakaret unsurları) geri kalan bölümleri konusunda Askeri Ceza Kanunu'nun 85/1 ve 87/1 maddelerine dayalı olarak vermiş olduğu yedi ay on beş günlük hapis cezasını onamıştır.
Yargıtay'ın nihai kararı başvurana 18 Mayıs 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Askeri Savcılık tarafından 12 Haziran 2006 tarihinde alınan bir karar ile başvuranın cezasının infazı dört ay ertelenmiştir.
Başvuran Ankara Mamak Cezaevine konulmuştur.
31 Ocak 2007 tarihinde alınan bir karar ile cezasının yarısı olan doksan dört günlük mahkumiyetin ardından, başvuran şartlı olarak tahliye edilmiştir.
HUKUK
I. AİHS'NİN 6/1 MADDESİ'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran sivil personel olmasına karşın askeri mahkeme tarafından yargılanıp mahkum edilmesinden şikayetçi olmakta, sivil bir kişi olarak yalnızca askerlerden oluşan bir yargı mercii önüne çıkarılmasının AİHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen adil yargılama ilkesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.
Başvuran askerler tarafından emre itaatsizliğin yasal bir suç unsuru olarak kabul edilmesinin ve asker olamayan bir kişiye uygulanmasının AİHS'nin 7. maddesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.
Dava koşulları ve yapılan şikayetler ışığında AİHM bu şikayetleri AİHS'nin 6/1 maddesi çerçevesinde inceleyecektir.
Hükümet başvuranın iddiasına karşı çıkmaktadır.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
AİHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.
B. Esas hakkında
Başvuran şikayetlerini yinelemektedir.
Hükümet öncelikli olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın sivil kişilerin askeri mahkemeler tarafından yargılanmasının Türk yasal mevzuatında istisnai bir durumu oluşturduğunu belirtir 139. ve 145. maddelerini hatırlatmaktadır.
Hükümet ayrıca Türk yasalarına göre askeri personele yönelik bir suça karışması halinde suç unsuru Askeri Ceza Kanunu'nda yer aldığı takdirde sivil kişinin askeri mahkemede yargılanacağını öngördüğünü ifade etmektedir.
AİHM'nin yerleşik içtihadına (Ergin sözü edilen (no 6) ve Martin-Birleşik Krallık no: 40426/98, 24 Ekim 2006) göndermede bulunan Hükümet, sivil kişilerin karıştığı davalarda askeri mahkemelerin mutlak yetkisini bertaraf eden AİHS'nin yaklaşımının kabul görmediği argümanını öne sürmektedir.
Hükümet ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nun 115. ve 211. maddesine atıfta bulunarak buna göre askeri personel altında görevlerini ifa eden sivil personel (asttır) ve üstleri tarafından gelecek her türlü emri yerine getirmekle mükelleftirler. Bu emirlere itaatsizlik olduğunda sivil memurlar da askerlere uygulanan aynı cezai müeyyidelerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Hükümet 29 Haziran 2006 tarihinde yürürlüğe giren ve 353 sayılı Kanun'da değişikliği öngören 5530 sayılı yasanın sivil mahkemelerle aynı güvenceleri sağlayan askeri mahkemelerde bazı istisnaları öngördüğünü eklemektedir.
Hükümet askeri hiyerarşik düzeninde istihdam edilen sivil personelin yükümlülüklerini düzenleyen mevzuatın yeterince açık ve öngörülebilir nitelikte olduğu sonucuna varmaktadır. Bu durumda emre itaatsizlik ve hakaret ithamları ile askeri mahkemelerde başvurana verilen hükmün AİHS'nin 6/1 maddesine aykırı olmadığını savunmaktadır.
1. Genel ilkeler
AİHM, AİHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen bağımsızlık ve tarafsızlık güvencelerini yerine getirdikleri takdirde, ordu mensubu kişilere yönelik işlenen cezaların askeri mahkemelerde yargılanması yetkisine karşı çıkılmadığını hatırlatmaktadır (Ergin (no6) sözü edilen, Morris-Birleşik Krallık no: 38784/97, Cooper-Birleşik Krallık no: 48843/99 ve Önen-Türkiye no: 32860/96, 10 Şubat 2004).
Bununla birlikte Türk yasalarının sivil kimselerin bu türden bir yargılanmaya tabii tutulması yetkisi ise ayrı bir tartışma konusudur.
AİHM, şayet AİHS'nin sivil kimselerin dahil olduğu davalarda askeri mahkemelerin mutlak yetkisinin bertaraf edilmesi gerektiğini savunan yaklaşımı kabul görmezse, söz konusu bu mahkemelerin yetkisinin ayrı bir inceleme konusu edilmesi gerektiğini hatırlatır.
AİHM bu bağlamda sivil bir kişinin yargılamanın bir bölümünde bile olsa asker kökenli kimselerden oluşan yargının önüne çıkarılmasına değinen ve benzer durumun demokratik bir toplumda yargı makamlarına olan güveni ciddi biçimde zedelediğini belirtir daha önceki davalara atıfta bulunmaktadır (Bkz. özellikle, sözü edilen Martin; Ergin (no6); Öcalan-Türkiye no: 46221/99 ve Şahiner-Türkiye no: 29279/95).
Yalnızca askeri hakimlerden oluşan bir mahkeme söz konusu olduğunda, benzer bir durum AİHM'yi AİHS'nin 6. maddesinde yer alan ve istisnai haller dışında sivil kökenli kimselerin askeri mahkemelerde yargılanamayacağı çıkarımını yapmaya götürmektedir.
AİHM ulusal düzeydeki bu saptamaları hatırlatmakta ve sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verecek bir yaklaşımın da mevcut olduğunu teyit etmektedir (sözü edilen Ergin (no6)).
AİHM ayrıca demokratik devletlerin anayasal kurumları içinde ordunun yerinin ulusal güvenliğin sağlanması ile sınırlı olması gerektiğini ve ilke olarak yargı erkinin sivil bir yapıda olması gerektiğini anımsatmakta, ordunun kendi içindeki özel kurallarının mevcudiyetinin ve hiyerarşik yapısının dikkate alındığını vurgulamaktadır.
AİHM askeri ceza mahkemesinin yetkisinin zorunlu haller ve gerekçeler dışında sivil kişilere uygulanmaması gerektiğini ve yasal dayanağın açık ve öngörülebilir olması gerektiği hususunu yineler. Bu tür gerekçeler her bir vaka için in concreto (somut) olmalıdır. Askeri mahkemelerin yetki alanına giren suç unsurlarını kategorize etmekten kaçınması ve kavramsal olarak in abstracto (soyut) değerlendirmesi ulusal yargı tarafından yeterli addedilmemelidir (Bkz. sözü edilen Ergin no (6)).
İn abstracto yöntemiyle yetinilmesi sivil kişilerin olağan mahkemelere tabi vatandaşlardan farklı bir uygulamaya maruz bırakıldığı hissiyatının oluşmasına yol açabilmektedir. Askeri mahkemelerin de her ne kadar normal mahkemeler gibi AİHS normlarına riayet etmesi itiraz konusu edilmese de bahse konu mahkemelerin bilhassa ceza yargısı alanında mevcut yapılarına aykırı uygulama ve gerekçelerden olabildiğince kaçınması gerekmektedir zira bu unsurlar adaletin tecellisinde birtakım sorunların oluşmasına yol açabilmektedir.
2. Bu ilkelerin mevcut başvuruya uygulanması
AİHM bu başvurunun konusunun Türk Silahlı Kuvvetlerinde sivil memur statüsünde Tercüman olarak görev yapan başvuranın iki bakımdan cezaya çarptırılması olduğunu gözlemlemektedir. Bu ithamlardan ilki "resmi öğle arasına vaktinden yirmi dakika önce çıkılması" olarak özetlenebilecek olaylara dayanan "emre itaatsizlik" suçlaması ile acil ibareli bir tercümenin saat 18'den sonra işyerinde kalınarak yapılmasının reddedilmesinin "amire hakaret" sayılmasına ve ikincisi ise başvuranın "neden bu kadar önemsiz uyarılar veriliyor, moral bozucu davranılıyor? Allah cezanı versin! Saygısız, kaba adam!" sözlerini sarf etmesine dayanmaktadır.
AİHM bütün bu olaylar nedeniyle başvuranın yedi ay on beş gün hapis cezası aldığını hatırlatmaktadır.
AİHM Türk Silahlı Kuvvetlerinin İç Hizmet Yönetmeliğine ilişkin 211 sayılı Kanun'un 14. ve 115. maddeleri uyarınca askeri suç unsurlarının tanımlandığını ve buna göre sivil kişilerin askeri üstlerine karşı olumsuz davranışlarının cezai müeyyideleri kapsadığını not etmektedir.
AİHM ayrıca sivil olduğu kadar askeri anlamda da profesyonel hiyerarşik düzende askeri bir üste karşı "emre itaatsizlik" ve "hakaret" olarak nitelendirilebilecek ve disiplin hükümlerinin uygulanmasını gerektirecek hallerin de mevcut olduğunu vurgular.
AİHM disiplin müeyyidesi kapsamına giren durumlarda askeri disiplin mahkemelerinin uyguladığı ve on gün ila iki ay arasında değişen cezai yaptırımların uygulandığını saptamaktadır. Disiplin mahkemelerinin alanına giren olaylarda aynı tür davranışlar için öngörülen müeyyideler kınama ile maaştan kesinti arasında değişmektedir (Bkz. İç yönetmelik).
Askeri ceza mahkemesi Kanunu'nun başvuranın durumunda her türlü hususu gözeterek açık ve öngörülebilir şekliyle uygulandığı farz edilse bile AİHM, sivil bir kişinin askeri ceza mahkemesi önüne çıkarılmasını haklı gösterecek gerekçeleri incelemeye alacaktır.
AİHM daha önce de benzer şekillerde sivil kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmalarına ilişkin davaları incelediğini hatırlatmaktadır (Bkz. örneğin askerlik hizmeti sırasında askeri kışkırtmak askeri suçundan yargılanarak mahkum olan Ergin no (6) kararı; Maszni-Romanya no: 59892/00 21 Eylül 2006 tarihli kararda başvuran ordu mensubu ile bir tutulan polis memuruna karşı işlediği suç nedeniyle yargılanmıştır; sözü edilen Martin kararında ise askeri kökenli bir aileden gelen başvuran orduda sivil memur olarak çalışan ve cansız bedeni askeri üssün yakınlarında bulunan bir kadını öldürmek suçuyla yargılanmıştır.
Bütün bu sözü edilen farklı niteliklerdeki kararlarda AİHM, sivil bir kişinin askeri ceza mahkemesinde yargılanmasını haklı çıkarak gerekçelerin oluşmadığına kanaat getirmiştir. AİHM ulusal yargı tarafından öngörülse bile, sivil kişiler olarak başvuranların ordu mensubu hakimler tarafından yargılanmalarından dolayı bu mahkemelerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair duydukları şüphe gerekçesiyle askeri mahkemelerin sivilleri yargılama yetkilerinin AİHS'nin 6/1 maddesine aykırı olduğuna itibar etmiştir.
Mevcut başvuruya dönülecek olursa AİHM, Hükümetin başvuranın askeri ceza mahkemesi önüne çıkarılmasını meşru kılacak hiçbir zorlayıcı nedeni öne sürmediğini gözlemlemektedir. Hükümet bu durumun Türk silahlı kuvvetleri bünyesinde görev yapan sivil personel tarafından işlenen ve ulusal yasa tarafından in abstracto kavramsal olarak nitelendirilen kimi suçlar kapsamına girdiğini söylemekle yetinmiştir. AİHM ihtilaf konusu olayların ne iç hukuktaki mahkemeler tarafından ne de Hükümetin yazılı görüşlerinde hiçbir surette somut olarak değerlendirildiğini hatırlatır.
AİHM nezdinde sivil bir kişi olan başvuranın aleni bir şekilde in abstracto olarak nitelendirilmesi genel mahkemeler tarafından yargılanan vatandaşlardan tümüyle farklı bir konuma getirmektedir. AİHM bu bağlamda yalnızca iç hukuktaki açık ve net bir uygulamanın bir sonucu olan bu cezai müeyyidenin aşırı olup olmadığı hususunun altını çizebilmektedir (Bkz. askeri ve genel mahkemelerin uyguladıkları disiplin müeyyideleri).
Bütün bu saptamalar AİHM'nin AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması bakımından yeterli sayılmaktadır.
II. ÖNE SÜRÜLEN DİĞER İDDİALAR HAKKINDA
Başvuran ayrıca yetkili olmayan ve AİHS'nin 6. maddesinin gereklerini yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından mahkum edildiğini öne sürerek askeri bir mahkeme kararıyla tutuklanmasının ve tutukluluk halinin devamının AİHS'nin 5/1 maddesinin a) bendinde yer alan "usulüne" uygun tutukluluk ilkesinin ihlaline yol açtığını iddia etmektedir. Başvuran suça karışmış bir askere uygulanan hükümler gereğince mahkum edilip cezasının infaz edildiğini, ulusal mahkemelerin sivil personel ve kadın olduğunu, yaptığı işin niteliğini hiçbir surette dikkate almadıklarını iddia etmektedir. Başvuran askeri bir hapishanede hapsedilmesiyle kendi cinslerinden yalıtılmış olduğu hissine kapıldığını ve sonuç itibarıyla bunun cezasını daha da ağırlaştırdığını ileri sürmekte, bu bağlamda AİHS'nin 5. ve 6. maddeleriyle birlikte özü itibarıyla 14. maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet başvuranın bu iddiasına karşı çıkmakta ve şikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğunu savunmaktadır.
AİHM, AİHS'nin 6/1 maddesi hakkında varmış olduğu tespit ışığında, bu başvuruda sözü edilen hükümlerin ihlal edilip edilmediği konusu üzerinde durmayı gerekli görmemektedir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİ'NİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran 50.000 Euro maddi ve 50.000 Euro manevi tazminat talep etmekte, maddi tazminat ile ilgili olarak herhangi bir belge ya da rakam öne sürmeksizin tutuklu bulunduğu dönemde alamadığı maaşını dayanak göstermektedir.
Hükümet bu meblağların ispat edilmemiş ve aşırı olduğunu savunmaktadır.
AİHM öne sürülen maddi tazminat talebinin hiçbir surette gerekçelendirilmediğini belirterek bu talebi reddetmekte, buna karşın başvurana manevi tazminat olarak 15.000 Euro ödenmesini uygun görmektedir.
B. Yargılama gider ve masrafları
Başvuran iç hukukta ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri için 10.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu doğrultuda ispat edici herhangi bir belge sunmamakta, Ankara Barosu'nun askeri ceza mahkemeleri ve AİHM önündeki yargılamalar için uyguladığı asgari avukatlık ücret tarifesine atıfta bulunmakla yetinmektedir.
AİHM'nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Kanıtlayıcı bir belgenin yokluğunda AİHM yargılama gideri talebini reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS'nin 6/1 maddesi hakkındaki şikayetin kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS'nin 5/1 ve 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak AİHS'nin 5/1 ve 14. maddesi hakkında yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHS'nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 15.000 (on beş bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 31 Mayıs 2011 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy