(AİHS m. 5, 6, 35, 41, 44) (765 S. K. m. 168) (3713 S. K. m. 7) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (FATMA TUNÇ - TÜRKİYE DAVASI (NO. 2)) (HÜSEYİN DUMAN - TÜRKİYE DAVASI) (BOLUKOÇ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜROVA - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 5289/06)
KARAR
STRAZBURG
1 Şubat 2011
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 5289/06 nolu davanın nedeni Hüseyin Habip Taşkın adlı T.C. vatandaşının (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 27 Ocak 2006 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, AİHM önünde İzmir Barosu avukatlarından A. Kuru tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVA OLAYLARI
Başvuran 1960 doğumludur ve İzmirde yaşamaktadır. 9 Temmuz 2002 tarihinde İzmir Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi polisleri tarafından gözaltına alınmış, muayene için derhal hastaneye sevk edilmiş, hazırlanan doktor raporunda başvuranın vücudunda kötü muamele izine rastlanmadığı belirtilmiştir. Başvuran, sorgu için tekrar Emniyet Müdürlüğüne götürülmüştür.
Başvuranın imzasını taşıyan 9 Temmuz 2002 tarihli bir forma göre başvurana susma hakkı dahil olmak üzere hakları açıklanmıştır.
10 Temmuz 2002 tarihinde başvuran, Terörle Mücadele Şubesinde, avukatı olmadan sorgulanmıştır. Sorgusunda Bolşevik Parti - Kuzey Kürdistan/Türkiye adlı yasadışı örgüte üye olduğunu ifade etmiş, ayrıca diğer sanıklarla birlikte teşhise katılarak belli şahısları örgüt üyesi olarak teşhis etmiştir.
Başvuran 12 Temmuz 2002 tarihinde M.R. adlı avukat tarafından kısa bir süre ziyaret edilmiş, avukata hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını ve H. D. adlı avukat tarafından temsil edilmek istediğini söylemiştir.
13 Temmuz 2002 tarihinde başvuran tekrar doktor muayenesinden geçmiş, doktor başvuranın vücudunda kötü muayene izine rastlamamıştır. Aynı tarihte yine avukatı bulunmadığı halde önce savcı, daha sonra sorgu hakimi önüne çıkarılmış, polise verdiği ifadeyi buralarda da tekrarlamıştır. Sorgulama sonunda hakim, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı, 6 Eylül 2002 tarihinde sunduğu iddianamede başvuranı eski TCKnın 168. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 7. maddesi uyarınca yasadışı örgüt mensubu olmakla suçlamıştır. Başvuran, yargılama sırasında avukatı tarafından temsil edilmiş ve baskı altında alındığı iddiasıyla polise verdiği ifadeyi reddetmiştir. Başvuran, 21 Ocak 2003 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmiştir.
24 Temmuz 2003 tarihinde İzmir DGM başvuranı suçlu bularak 3713 sayılı yasanın 7. maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapse mahkûm etmiştir.
Yargıtay, 8 Nisan 2004 tarihli kararında, ilk derece mahkemesinin karar verirken 3713 sayılı yasada son zamanlarda yapılan değişiklikleri dikkate almadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. 5190 sayılı yasanın 30 Haziran 2004 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmış, başvuran hakkındaki dava dosyası İzmir Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 12 Ekim 2004 tarihli kararında başvuranı suçlu bularak 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, mahkûmiyet kararı verirken başvuranın polis, savcı ve sorgu hakimine verdiği ifadelerini dikkate almıştır. Başvuran kararı temyiz etmiş, temyiz başvurusu Yargıtay önünde iken CMUK değişmiş, Yargıtay Başsavcısı 10 Kasım 2005 tarihinde dava dosyasını tekrar ilk derece mahkemesine göndererek mahkemenin davayı Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişiklikler ışığında tekrar incelemesini talep etmiştir. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, getirilen yeni hükümlerin başvuranın lehine olmadığına karar vererek önceki hükmünü tekrarlamıştır. Yargıtay, ilk derece mahkemesi kararını 25 Aralık 2006 tarihinde onamıştır.
HUKUK
I. AİHSNİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 6/1 maddesi ve 6/3 maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerine dayanarak gözaltındayken avukat yardımından yararlanma hakkını kullanamadığını ve polise avukatı bulunmadan verdiği ifadenin ilk derece mahkemesi tarafından mahkûmiyetine dayanak olarak kullanıldığını öne sürmüştür.
AİHM, sözkonusu şikayetin AİHSnin 6/1 ve 6/3 (c) maddesine dayalı olarak incelenmesini uygun bulmaktadır.
Hükümet, başvuranın şikayetini ulusal mahkemeler önünde dile getirmemiş olması gerekçesiyle AİHM'nin 6. maddeye dayalı şikayeti iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddetmesini talep etmiştir. Hükümet, alternatif olarak başvuranın somut başvuruyu gözaltı süresinin bittiği 13 Temmuz 2002 tarihinden itibaren altı ay içerisinde yapmadığından altı ay kuralına uymadığını iddia etmiştir.
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği savunmasına ilişkin olarak AİHM, daha önce benzer nitelikte davalarda Hükümetin ön itirazlarını inceleyerek reddettiğini hatırlatır (bkz. özellikle Halil Kaya - Türkiye, no. 22922/03). AİHM, somut davada yukarıda kayıtlı davadaki tespitinden ayrılmasını gerektirecek özel koşul görmemektedir.
Altı ay kuralına uyulmadığı konusundaki itiraza ilişkin olarak AİHM, savunma haklarına ilişkin şikayetleri incelerken gözaltı sırasında avukata erişimin bulunmamasının yargılamanın sonucunu etkileyip etkilemediğini belirlemek için yargılamayı bir bütün olarak dikkate alması gerektiğini kaydeder (bkz. John Murray - İngiltere, Karar Raporları 1996-I). Dolayısıyla AİHM, somut davada altı aylık sürenin Yargıtayın 25 Aralık 2006 tarihli kararıyla başladığını ve sözkonusu başvurunun bu tarihten daha önce, 27 Ocak 2006 tarihinde yapıldığını değerlendirir. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin ön itirazını reddeder.
AİHM, sözkonusu şikayetin bu kısmının AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde dayanaktan yoksun olmadığını, şikayetin başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını gözlemler. Bu nedenle şikayet kabuledilebilir niteliktedir.
Esasa ilişkin olarak AİHM, dava dosyasındaki belgelerden başvuranın aslında 12 Temmuz 2002 tarihinde kısa bir süre avukatla görüştüğünü gözlemler. Sözkonusu görüşmede avukat başvurana herhangi bir ihtiyacı olup olmadığını sormuş, başvuran da yargılamada H.D. tarafından temsil edilmek istediğini söylemiştir. Başvuranın polise ifade vermesi ve savcı ve hakim tarafından sorgulanması esnasında avukat yardımı almadığı hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Bu bağlamda AİHM, Salduz ((BD), no. 36391/02) kararında; soruşturma aşamasında elde edilen delillerin, ortaya konulan suçlamanın yargılamada değerlendirileceği çerçeveyi belirlemesi nedeniyle, yargılamanın hazırlanmasında bu aşamanın önemini vurguladığını hatırlatır. AİHS'nin 6/1 maddesi, adil yargılama hakkının yeterince pratik ve etkili olması için, davanın özel koşullarında bu hakkın kısıtlanmasını gerektiren zorlayıcı nedenler bulunduğu gösterilmemişse, şüphelinin polis tarafından yapılan ilk sorgusundan itibaren avukata erişimini kural olarak zorunlu tutmaktadır. Yukarıda belirtilenler ışığında ve avukata erişime getirilen kısıtlamanın sistemik olup 3842 sayılı yasanın 31. maddesi uyarınca, DGMlerin yetki alanına giren bir suçla bağlantılı olarak gözaltına alınan herkese uygulandığını dikkate alan AİHM, her ne kadar başvuran gözaltı sırasında avukatıyla görüşmüş olsa da bu görüşmenin AİHS standartlarına göre yeterli olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir (bkz. Fatma Tunç - Türkiye (no. 2), no. 18532/05).
AİHM ayrıca gözaltında avukata erişim sağlanmamasını daha önce Salduz (yukarıda anılan) davasında incelediğini ve AİHS'nin 6/3 (c) maddesinin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit ettiğini gözlemler. AİHM, somut davayı incelemiş olup yukarıda anılan Salduz davasındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek özel koşul görmemektedir.
Dolayısıyla somut davada AİHS'nin 6/3 (c) maddesi, 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak ihlal edilmiştir.
II. AİHSNİN 5/2 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, AİHS'nin 5/2 maddesine dayanarak yakalanmasının nedenleriyle ilgili olarak ivedilikle bilgilendirilmediğini öne sürmüştür.
Hükümet, başvurunun bu kısmının altı ay kuralına uyulmamış olması nedeniyle reddedilmesini talep etmiştir.
AİHM, başvuranın gözaltı süresinin 13 Temmuz 2002 tarihinde sona ermesine rağmen AİHM'ye başvurusunu 27 Ocak 2006 tarihinde yaptığını gözlemler. Dolayısıyla başvuran, sözkonusu şikayet bağlamında AİHS'nin 35/1 maddesinde öngörülen altı ay kuralına uymamıştır. Bu nedenle davanın bu kısmı, AİHS'nin 35/1 ve 35/4 maddeleri uyarınca reddedilmelidir (bkz. birçok içtihadın arasında, Duman - Türkiye, no. 803/04).
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran 8,300 Euro maddi, 15,000 Euro manevi tazminat, ayrıca yargılama masraf ve giderleri için 2,400 Euro (16 saatlik çalışmaya karşılık olarak) ve tercüme ve posta giderleri için 378 Euro ödenmesini talep etmiş, Hükümet taleplere karşı çıkmıştır.
AİHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak hakkaniyete uygun bir değerlendirmeyle başvurana 1,800 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.
AİHM, ayrıca ihlalin telafisi için en uygun yolun, talep ettiği takdirde başvuranın AİHSnin 6/1 maddesi gereklerine uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz. Salduz, yukarıda anılan).
Masraf ve giderlere ilişkin olarak AİHM, içtihadına göre bir başvuranın, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmış ise bunları geri almaya hak kazandığını hatırlatır. Benzer nitelikteki davalarda hükmedilen tazminat miktarlarını dikkate alan AİHM (bkz. Bolukoç vd. - Türkiye, no. 35392/04; Fatma Tunç, yukarıda anılan; Gürova - Türkiye, no. 22088/03; Salduz, yukarıda anılan) bu başlık altında başvurana, Avrupa Konseyinden aldığı 850 Euroluk adli yardım çıkartılmak üzere 1,000 Euro ödenmesini uygun bulmaktadır.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurana avukat desteği verilmemesine ilişkin şikayetin kabuledilebilir, başvurunun kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;
1. Başvuranın gözaltında avukata erişimi bulunmaması nedeniyle AİHSnin 6/3 (c) maddesinin, 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak ihlal edildiğine;
1. (a) Savunmacı devletin başvurana, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek ve uygulanabilecek tüm vergilerden muaf tutulmak üzere:
(i) 1,800 (bin sekiz yüz) Euro manevi tazminat;
(ii) Adli yardım olarak verilen 850 (sekiz yüz elli) Euro çıkarılmak üzere, 1,000 (bin) Euro yargılama masraf ve giderleri ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
1. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 1 Şubat 2011 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy