(AİHS. m. 3, 4, 5, 6, 8, 13, 14, 17, 29, 34, 35) (5271 S. K. m. 108, 267, 271) (KARAYİĞİT - TÜRKİYE DAVASI) (AVŞAR - TÜRKİYE DAVASI) (İRLANDA - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (SELMOUNİ - FRANSA DAVASI) (AKSOY - TÜRKİYE DAVASI) (BÖKE VE KANDEMİR - TÜRKİYE DAVASI) (AKKOÇ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 7067/06)
KARAR
STRAZBURG
3 Nisan 2012
İşbu karar nihaidir ancak şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Erişen ve Diğerleri - Türkiye davasında,
Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) aşağıdakilerden oluşmaktadır:
Françoise Tulkens, Başkan,
Danuté Jociené,
Isabelle Berro-Lefévre,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, Yargıçlar,
ve Stanley Naismith, Daire Yazı İşleri Müdürü,
13 Mart 2012 tarihinde gizli olarak müzakere edilmiş olup, Aynı tarihte kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (7067/06 no'lu) davanın nedeni, TC vatandaşları, Bay Ciğerhun Erişen, Bay Ergin Demir, Bay Abdülkadir Akgül, Bayan Şirin Sekmen, Bay Ekrem Kaplan, ve Bay Sedrettin Altayın ("başvuranlar") Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 30 Ocak 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurulardan ibarettir.
2. Başvuranlar Van'da görev yapan avukat Bay C. Demir tarafından temsil edilmiştir. Türkiye Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. 10 Mayıs 2010 tarihinde başvuru Hükümet'e tebliğ edilmiştir. Aynı zamanda, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar verileceği belirtilmiştir (Madde 29 § 1).
4. Başvurunun tebliğinden sonra, Hükümet ek yazılı görüşlerini sunmuştur (İçtüzüğün 54 § 2 Maddesi). Buna karşın, başvuranlar, başvurularını takip etmek istediklerini belirtmişlerdir.
OLAYLAR
1.DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1982, 1982, 1968, 1967, 1966 ve 1971 doğumludur.
A. Başvuranların gözaltına alınmaları
6. 21 Temmuz 2005 tarihinde, Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgül, PKK isimli (Kürdistan İşçi Partisi) yasadışı örgüte üye oldukları şüphesiyle, jandarma tarafından yakalanmış ve Erciş İlçe Jandarma Komutanlığına götürülerek gözaltına alınmıştır. Aynı gün, diğer on kişi ile birlikte Erciş Devlet Hastanesine götürülmüşler ve doktor tarafından muayene edilmişlerdir. Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgülün iddialarına göre, muayene esnasında jandarma görevlileri de odada bulunmuşlardır. Muayeneden sonra hazırlanan tıbbi raporda, başvuranların kötü muameleye maruz kaldıklarına ilişkin herhangi bir belirtinin bulunmadığı rapor edilmiştir.
7. 22 Temmuz 2005 tarihinde, Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgül tıbbi kontrol için Erciş Devlet Hastanesine götürülmüşlerdir. Başvuranlar ve diğer on kişi tekrar jandarma görevlilerinin nezaretinde muayene edilmişlerdir. Doktor, Bay Erişen ve Demirin vücutlarında kötü muamele gördüklerine ilişkin herhangi bir belirtiye rastlamamıştır, ancak Sayın Akgülün sağ gözünde bir şişlik gözlemlemiştir. Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgül muayene sonrasında, sırasıyla Savcı ve Sulh Ceza Hakimi huzuruna çıkarılmışlardır. Avukat eşliğinde verdikleri ifadelerinde, aleyhlerine isnat edilen suçlamalara itiraz etmişlerdir. Sulh Ceza Hakimi, dava dosyasındaki kanıtlara dayanarak, aynı gün tutuklanmalarına karar vermiştir.
8. Ayrıca, diğer başvuranlar, Bay Sekmen, Bay Kaplan ve Bay Altay, sırasıyla 29 Temmuz, 1 Ağustos ve 3 Ağustos 2005 tarihlerinde, PKK üyesi oldukları şüphesiyle tutuklanmışlardır.
B. Başvuranlar Aleyhine Yürütülen Cezai Kovuşturmalar
9. 26 Temmuz 2005 tarihinde, Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgülün temsilcileri, başvuranlar hakkında verilen 22 Temmuz 2005 tarihli tutukluluk kararına itirazda bulunmuşlardır. 29 Temmuz 2005 tarihinde Mahkeme, suçun niteliği, mevcut delil durumu ve dava dosyasının içeriğini de dikkate alarak, duruşma yapmadan, dosya üzerinden itirazları reddetmiştir. 8 Ağustos 2005 tarihinde, başvuranların temsilcileri tutukluluk kararına ikinci kez itirazda bulunmuştur, bu itiraz 17 Ağustos 2005 tarihinde reddedilmiştir.
10. 4 Ekim 2005 tarihinde, Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgül, Van Ağır Ceza Mahkemesinden tahliyelerine karar verilmesini talep etmişlerdir. 6 Ekim 2005 tarihinde mahkeme Bay Demiri tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakmış, diğer başvuranlar bay Erişen ve Bay Akgülün taleplerini ise, suçun niteliği, mevcut delil durumu ve dava dosyasının içeriğini de dikkate alarak reddetmiştir.
11. 21 Kasım 2005 tarihinde, Bay Erişen ve Bay Akgül Van Ağır Ceza Mahkemesine serbest bırakılmaları talebiyle başvurmuşlardır. 22 Kasım 2005 tarihinde, Mahkeme suçun niteliği, mevcut delil durumu ve dava dosyasının içeriğine dayanarak, talepleri reddetmiştir.
12. 20 Kasım 2005 tarihinde, Van Cumhuriyet savcısı, başvuranlar ve diğer on beş şüpheli hakkında yasadışı silahlı örgüte yardım ve yataklık etmek suçlamasıyla Van Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde kamu davası açmıştır.
13. 5 ve 19 Aralık 2005 tarihlerinde, Bay Erişen tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılma talebinde bulunmuştur. 7 ve 19 Aralık tarihlerinde, Van Ağır Ceza Mahkemesi suçun niteliğini, mevcut delil durumu ve dava dosyasının içeriğine de dayanarak, duruşma yapmaksızın, başvuranın serbest bırakılma talebini reddetmiştir.
14. 20 Aralık 2006, 2 Ocak 2006 ve 27 Ocak 2006 tarihlerinde, Bay Erişen ve Bay Akgül bir kez daha serbest bırakılma talebinde bulunmuşlardır. Bu talepler, dava dosyasının içeriği ve mevcut delil durumuna da dayanılarak tekrar reddedilmiştir.
15. 17 Şubat 2006 tarihinde, Bay Sekmen, Bay Kaplan ve Bay Altay tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır. Diğer başvuranlar, Bay Erişen ve Bay Akgül, 10 Nisan 2006 tarihinde tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmışlardır.
16. 6 Mart 2009 tarihinde, Van Ağır Ceza Mahkemesi, tüm başvuranlar hakkında beraat kararı vermiştir. Bu karar 16 Mart 2009 tarihinde kesinleşmiştir.
C. Başvuranların kötü muameleye maruz kaldıkları iddiasına yönelik soruşturma
17. Bu esnada, 26 ve 27 Temmuz 2005 tarihlerinde, Bay Erişen ve Bay Demir, gözaltında tutuldukları süre boyunca jandarmalar tarafından kötü muameleye tabi tutulduklarını belirterek, bu iddialarını el yazısıyla yazdıkları mektupla detaylı olarak Erciş Savcılığına bildirmişleridir. Ayrıca, doktor kontrolü talebinde bulunmuşlardır. Savcılığa hitaben yazmış oldukları mektuplarına da herhangi bir cevap alamamışlardır. 29 Temmuz 2005 tarihinde, Bay Akgül, kendi talebi üzerine, Erciş Devlet Hastanesinde görevli bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Hazırlanan tıbbi rapora göre, Bay Akgülün sağ kolunda 3x3 cm büyüklüğünde, sol kolunda ise 2x3 boyutunda bir çürük ve göğsünün sol kısmında duyarlılık tespit edilmiştir. Savcının talebi üzerine, cezaevinde başvuranların yaralarının fotoğrafları çekilmiştir. Bu fotoğraflarda, Bay Akgülün kollarındaki ciddi çürükleri gözlemlenmiştir.
18. 1 Ağustos 2005 tarihinde, Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgül, gözaltında tutuldukları sürede jandarmalar tarafından kötü muameleye tabi tutuldukları, bu süre içerisinde kendilerine muayene eden doktorların kapsamlı bir muayene yapmadığı ve jandarmalarla iş birliği yaptıklarına ilişkin iddialarla Erciş C.Savcılığına şikayette bulunmuşlardır. Bu bağlamda, başvuranlar, jandarmalar nezaretinde on üç kişinin bir arada muayene edildiğini iddia etmişlerdir.
19. Van Savcısı, jandarma görevlileri aleyhine bir soruşturma başlatmıştır. Bu bağlamda, Bay Erişen ve Bay Demir 17 ve 26 Ağustos 2005 tarihlerinde Bitlis Savcısına ifade vermişlerdir. Her ikisi de, gözaltında tutuldukları süre boyunca jandarmalar tarafından kötü muamele gördüklerini ifade etmişlerdir. Bay Erişen ayrıca, iki jandarmanın isimlerinin Seydi ve Orhan olduğunu duyduğunu ve Seydinin Karadeniz aksanıyla konuştuğunu ifade etmiştir.
20. 22 ve 26 Ağustos 2005 tarihlerinde, Bay Erişen ve Bay Demir Bitlis Devlet Hastanesinde tıbbi muayeneden geçirilmişlerdir. Bu muayenelerde vücutlarında hiçbir kötü muamele izine rastlanmamıştır. 2005 Kasım ayında, Bay Akgül Van Devlet Hastanesi Göğüs Cerrahisi Biriminde tıbbi muayeneden geçirilmiştir. Doktor, Bay Akgülün post-travmadan muzdarip olduğunu ve uygun tedaviyle 2-3 gün içerisinde iyileşeceğini belirtmiştir.
21. 9 Mart 2006 tarihinde, Bay Akgül, Bitlis Savcısının huzuruna çıkarılmıştır. Savcı başvurana on beş fotoğraf göstermiş ve kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia ettiği jandarma görevlilerini teşhis etmesini istemiştir. Başvuran, gösterilen fotoğraflardan kendisine kötü muamelede bulunan görevlileri teşhis edememiştir.
22. 22 Şubat 2007 tarihinde, Bay Demir Erciş Savcısına başvurmuş ve jandarma görevlileri aleyhindeki şikayetini geri almıştır. Yakalandıktan sonra depresyon geçirdiği için böyle bir iddiada bulunduğunu belirtmiştir.
23. 8 Ağustos 2008 tarihinde, Erciş Savcısı, Bay Erişen ve Bay Demirin kötü muamele gördüklerine dair iddialarının hiçbir tıbbi raporla desteklenmediğine karar vermiştir. Ayrıca, Bay Demirin sonradan jandarma görevlileri aleyhindeki şikayetini geri aldığını önemle vurgulamıştır. Son olarak, savcı, Bay Akgülün, kendisine kötü muamelede bulunduğunu iddia ettiği jandarma görevlilerini fotoğraflardan tanıyamadığını ifade etmiştir. Dolayısıyla, olay hakkında bu nedenlerle takipsizlik kararı verilmiştir. 16 Eylül 2008 tarihinde, Van Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranların yukarıda belirtilen karara itirazlarını reddetmiştir.
24. Bu sırada, 6 Şubat 2006 tarihinde Savcılık, gözaltında tutulan başvuranları muayene eden doktorlar hakkında soruşturma açmak için Erciş İlçe İdare Kurulundan izin istemiştir. 6 Mart 2006 tarihinde İlçe İdare Kurulu, üyelerinden biri tarafından hazırlanmış bir rapora istinaden, iddiaların asılsız olduğu gerekçesiyle adli soruşturma açmaya ilişkin izin talebini reddetmiştir. 8 Mayıs 2006 tarihinde, Van Bölge İdare Mahkemesi, başvuranların bu karara itirazlarını reddetmiş ve İlçe İdare Kurulunun kararını onamıştır. Bu sırada, 28 Mart 2006 tarihinde Erciş Savcısı, Üçe İdare Kurulunun yukarıdaki kararına dayanarak, doktor aleyhine yürütülen soruşturma hakkında soruşturmaya devam etmeme kararı vermiştir. 13 Haziran 2006 tarihinde, Van Ağır Ceza Mahkemesi başvuranlar tarafından bu karara karşı yapılan diğer itirazları da reddetmiştir.
II. İLGİLİ HUKUK VE UYGULAMA
25. Adalet, Sağlık ve İçişleri Bakanlıkları tarafından imzalanan Cezaevi Yönetiminin ve Cezaevlerindeki Sağlık Hizmetlerinin etkin yönetimine ilişkin Protokol (6 Ocak 2000 tarihli, 26 Aralık 2003 tarihinde revize edilmiştir) şu şekildedir:
Madde 61
Terörle mücadele ve çıkar amaçlı suç örgütleriyle mücadele kanunlarının kapsamları dışında kalan suçlardan tutuklu ve hükümlü olanların, hastanelerde muayeneleri sırasında jandarma, odanın muhafazalı olması durumunda kapı dışında bekleyecek; muhafazalı olmaması halinde muayene odası içinde bulunacak, doktorla hasta arasında geçecek konuşmaları duymayacak uzaklıkta koruma tedbiri alacaktır
26. AİÖKnin (Avrupa İşkence ve İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Komitesi) cezaevlerindeki sağlık bakımı hizmetlerine ilişkin Standartları aşağıdaki şekildedir (bakınız AİÖK Standartları, belge no. CPT/Inf/E (2002)1 - Rev. 2006, sayfa 31 ve 34):
Tutukluların tıbbi muayeneleri (gelişte veya daha sonra) cezaevi yetkililerinin duyamayacağı ve söz konusu doktor aksini talep etmedikçe, göremeyeceği şekilde yapılmalıdır
Devlet hastanesine başvurulması halinde, güvenlik düzenlemeleri meselesi gündeme gelecektir. Bu bağlamda, AİÖK tedavi görmek için hastaneye sevk edilen mahkumların, nezaret etme gerekçeleriyle fiziksel olarak hastane yataklarına veya diğer eşyalara bağlanmaması gerektiğini vurgulamak ister. Güvenlik gereksinimlerinin karşılanmasının diğer yöntemleri tatmin eder ölçüde bulunabilir ve bulunmalıdır; bu tür hastanelerde nezarethane kurulması olası bir çözümdür.
27. Ceza Muhakemesi Kanununun (5271 sayılı) 271. maddesi şu şekildedir:
Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir.
HUKUK BAKIMINDAN
1. BAY ŞİRİN SEKMEN, BAY SEDRETTİN ALT AY VE BAY EKREM KAPLAN AÇISINDAN BAŞVURUNUN KİŞİ BAKIMINDAN UYGUNLUĞUNA DAİR
28. Mahkeme, huzuruna getirilen her davada yargılama yetkisine sahip olup-olmadığı konusunda karar vermesi gerektiğini ve bu nedenle yargılama sürecinin her aşamasında yargı yetkisine ilişkin çıkabilecek tüm sorunları incelemekle yükümlü olduğunu yinelemektedir. (bakınız Blecic v. Hırvatistan (GC), no. 59532/00, § 67, AİHS 2006-III). Bu nedenle, Hükümet, mevcut davada, kişi bakımından kabul edilemezlik itirazında bulunmasa dahi, Mahkeme bu durumu resen incelemek zorundadır (bakınız Kolaric-Kisur v. Hırvatistan (dec.) no. 17129/05, 17 Eylül 2009).
29. Mahkeme, başvuranların, başvurularının temsilcileri Bay C. Demir tarafından yapıldığını ve başvuranların Mahkeme ile hiçbir zaman doğrudan temasa geçmediğini belirtir. Ayrıca, nihai olarak 19 Mayıs 2012 tarihinde yinelenen taleplere rağmen, temsilci, Şirin Sekmen, Sedrettin Altay ve Ekrem Kaplan isimli üç başvuran açısından yasal yetki belgesi ibraz etmemiştir.
30. Mahkeme, temsilciler açısından Sözleşmenin 34. maddesi uyarınca, temsil ettikleri ve mağduriyete uğradıklarını iddia eden kişilerden aldıkları açık ve özel yetkiye istinaden hareket etiklerini gösterir yetki belgelerini sunmalarının önem arzettiğini belirtmektedir.
Mevcut davada, dava dosyasında adı geçen üç başvuranın kendileri adına Bay C. Demirden Mahkemeye başvuruda bulunmasını istediklerini gösterir bir belge mevcut değildir. Sonuç olarak, başvuranlar Şirin Sekmen, Sedrettin Altay ve Ekrem Kaplan adına yapılan başvurular Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca kişi bakımından dava koşullarından biri yerine getirilmediği ve yetki kuralı ile bağdaşmadığı için reddedilmelidir (bakınız, gerekli değişikliklerin yapılması koşuluyla, Post v. Hollanda (dec.) no. 21727/08, 20 Ocak 2009; K.M. ve Diğerleri v. Rusya (dec), no. 46086/07, 29 Nisan 2010).
II. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASINA DAİR
31. İlk üç başvuran, Bay Erişen, Bay Demir ve Bay Akgül, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca kendilerine polis tarafından gözaltında tutulurken kötü muamelede bulunulmasından şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca suçlanan polisler aleyhine yürütülen ceza kovuşturmaların etkin olmadığını iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 3. maddesi şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul edilebilirlik
32. Hükümet, başvurunun, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu bağlamda hükümet, başvuranların muzdarip olduklarını iddia ettikleri zararlar açısından tazminat elde etmek için idari mahkemeler veya hukuk mahkemeleri önünde tazminat davası açmaları gerektiğini belirtmiştir.
33. Mahkeme, daha önceki davalarda Hükümetin bu savını inceleyip reddettiğini bir kez daha ifade eder (bakınız, özellikle, Karayiğit v. Türkiye (dec), no. 63181/00, 5 Ekim 2004; Emirhan Yıldız ve Diğerleri v. Türkiye, no. 61898/00, §§ 35-38, 5 Aralık 2006). Mahkeme, mevcut davada belirtilen sonuçtan ayrılmasını gerektirecek özel bir durum olmadığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, Mahkeme Hükümetin ilk itirazını reddetmiştir.
34. İkinci başvuran Bay Ergin Demire ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın gözaltında iken kötü muamelede bulunulduğu iddiasıyla 2005 yılında Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunmasına rağmen, 2007 yılında depresyonda olduğu gerekçesiyle kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiğini belirterek bu yöndeki şikayetini geri çektiğini gözlemlemektedir (bakınız paragraf 22). Mahkeme, başvurunun iletilmesinin ardından, başvuranın temsilcisinin Hükümetin başvuru hakkındaki görüşlerine yanıt vermediğini ancak sadece başvuruyu takip etmek niyetinde olduğunu belirttiğini gözlemlemiştir. Sonuç olarak, başvuranın kötü muamele iddialarını baskı altında geri çektiği sonucuna varılması için hiçbir gerekçe mevcut değildir. Yukarıda anlatılanlar ışığında Mahkeme, Bay Demirin Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca ileri sürdüğü şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
35. Mahkeme, diğer başvuranlar - Erişen ve Akgül - açısından, Sözleşmenin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir.
Mahkeme ayrıca şikayetin başka bir gerekçe ile kabul edilemez olmadığını belirtmektedir. Bu nedenle şikayet kabul edilebilir olarak beyan edilmiştir.
B. Esas bakımından
36. Hükümet, başvuranların iddialarına itiraz etmiştir. Özellikle, başvuranların iddialarının temelsiz olduğunu ve şikayetlerin Sözleşmenin 3. Maddesi gereğince, aranması gereken eylemlerin, yeterli ağırlık eşiğinin altında olduğunu ileri sürmüştür.
37. Mahkeme, kötü muamele iddialarının uygun kanıtlarla desteklenmesi gerektiğini tekrar dile getirmektedir (bakınız, özellikle, Tanrıkulu ve Diğerleri v. Türkiye, (dec), 45907/99, 22 Ekim 2002). Mahkeme, kanıtları değerlendirirken genelde şüpheye yer bırakmayacak kanıt standardını uygulamaktadır (bakınız Avşar v. Türkiye, no. 25657/94, § 282, AİHS 2001-VII (özetler)). Bu tür bir kanıt, yeterli ölçüde güçlü, açık ve uyumlu çıkarımlar ve benzeri ile aksi kanıtlanamayan fiili karinelerin birleşmesi ile ortaya çıkabilir (bakınız İrlanda v. Birleşik Krallık, 18 Ocak 1978, § 161, Seri A no.25). İhtilafa konu olayların tümü yada büyük bir kısmının, gözaltında tutulan kişilerin durumunda olduğu gibi, yetkililerin münhasır bilgisi çerçevesinde gerçekleştiği durumlarda, gözaltı sırasında oluşan yaralanmalar bakımından güçlü olarak, dile getirilen fiili karinelerin varlığı kabul edilecektir. Aslında, bu gibi durumlarda, ispat yükünün olay hakkında tatmin ve ikna edici bir açıklama getirmesi gereken yetkililerde olması düşünülebilir. (bakınız Salman v. Türkiye (GC), no. 21986/93, § 100, AHM 2000-VII).
38. Bu bağlamda, bir kişinin sağlıklı durumdayken gözaltına alınması, ancak salıverildiği zaman yaralı olduğunun tespit edilmesi halinde; özellikle bu iddiaların tıbbi raporlarla desteklenmesi durumunda, bu yaralanmanın nasıl oluştuğuna dair makul bir açıklama yapmak ve mağdurun iddialarını çürütebilecek nitelikte kanıt sunmak Devletin görevidir, aksi halde Sözleşme'nin 3. maddesi uyarınca açık bir sorun ortaya çıkmaktadır (bkz. Selmouni v. Fransa (GC), no. 25803/94, § 87, AHM 1999-V; Aksoy v. Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Karar ve Hüküm Raporları 1996-VI, s. 2278, § 62; Tomasi v. Fransa, 27 Ağustos 1992 tarihli karar, Seri A no. 241-A, s. 40-41, §§ 108-111 ve Ribitsch v. Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, § 34, Seri A no. 336).
39. Mahkeme, Sözleşme'nin 3. Maddesi gereğince, kötü muameleye ilişkin iddiaların ihtilaflı olması ya da makul şüphe uyandırması durumunda ilgili makamların bu iddiaları soruşturması gerektiğini belirtmektedir. (bkz, özellikle Assenov ve Diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 101-102, Karar ve Hüküm Raporları 1998-VIII).
(a) 3. maddenin esası yönünden
40. Birinci başvuran Bay Erişen, gözaltında tutulurken, kötü muameleye maruz kaldığını beyan etmiştir. Özellikle, ağır şekilde dövüldüğünü ve kafasının defalarca duvara vurulduğunu beyan etmiştir. Ayrıca, vücudunda kötü muamele gördüğüne dair herhangi bir işaret olmadığını belirten tıbbi raporların gerçeği yansıtmadığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, jandarmalar tarafından kötü muamele gördüğüne ilişkin şikâyette bulunmaması için tehdit edildiğini ve tıbbi muayenenin jandarmalar nezaretinde yapıldığını belirtmiştir. Üçüncü başvuran Bay Akgül de kötü muameleye maruz kaldığını belirterek şikâyette bulunmuştur. Bu bağlamda, sert şekilde dövüldüğünü ve kendisine hakaret edildiğini iddia etmiştir. Bay Akgül iddiasını desteklemek amacıyla; sağ gözünde şişlik, her iki kolunda ezik ve göğsünde hassasiyet bulunduğunu belirten tıbbi raporlar sunmuştur.
41. Mahkeme Bay Erişen hakkında; gözaltında bulunduğu sürenin ilk ve son günlerinde hazırlanan tıbbi raporların, başvuranın vücudunda kötü muamele gördüğüne dair bir iz olmadığını rapor ettiğini belirtmektedir. Bu raporda detayların yer almadığı mahkemenin dikkatindedir. Ancak, başvuran iddialarını kanıtlayabilecek nitelikte hiçbir belge sunamamıştır. Bu doğrultuda Mahkeme; dava dosyasında, başvurana, gözaltında tutulduğu sırada, iddia edildiği gibi kötü muamelede bulunulduğunu gösteren hiçbir kanıt olmadığı kanısındadır. Sonuç olarak, birinci başvuranın iddialarını destekleyen kanıtların bulunmaması sebebiyle Mahkeme bu başvuranın, kesin surette kötü muameleye maruz kaldığını tespit edememektedir. Böylece Mahkeme, Bay Erişen hakkında, Sözleşme'nin 3. Maddesinin esas yönünden ihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varmaktadır.
42. Bay Akgül hakkında Mahkeme; yakalandığı gün hazırlanan tıbbi raporun başvuranın vücudunda kötü muameleye dair herhangi bir iz bulunmadığını belirttiğini gözlemlemiştir. Ancak ertesi gün düzenlenen raporda, başvuranın sağ gözünde şişlik bulunduğu belirtilmiştir. Ayrıca, başvurana 29 Temmuz 2005 tarihinde uygulanan doktor muayenesi sonucu, başvuranın sağ kolunda 3x3 cm'lik ezik, sol kolunda 2x3 cm'lik ezik ve göğsünde hassasiyet olduğu belirtilmiştir. Mahkeme; Devlet makamlarının kontrolü altında bulunmaktayken Bay Akgül tarafından herhangi bir şüphe olmaksızın ileri sürülen yaralanmalara ilişkin olarak; Hükümet'in bir açıklama yapamadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca tıbbi rapordaki bulguların, başvuranın dövülme iddiaları ile uyuştuğu kanısındadır. Mahkeme, mevcut davanın koşulları ışığında, başvuranın gerçekleştiğini iddia ettiği yaralanmaların nedenine ilişkin Hükümet'ten makul bir açıklama gelmemesini dikkate alarak; bu yaralanmaların sorumluluğu Hükümete yüklenen kötü muamelelerden kaynaklandığını tespit etmiştir. Mahkemeye göre, Bay Akgül'ün maruz kaldığı insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele sebebiyle, Sözleşme'nin 3. maddesinin esas yönünden ihlalinin söz konusu olduğu açıktır.
(b) 3. maddenin usulü yönünden
43. Mahkeme delil yetersizliği gerekçesiyle, birinci başvuranın iddia edildiği gibi kötü muameleye maruz kaldığını tespit edememiştir. Ancak, önceki davalarda olduğu gibi bu durumun, başvuranın 3. maddeye ilişkin şikâyetinin, devletin soruşturma yapma konusundaki pozitif yükümlülüğün amaçları doğrultusunda, "tartışılabilir" olmasına engel değildir (bkz. Böke ve Kandemir v. Türkiye, no. 71912/01, 26968/02 ve 36397/03, § 54, 10 Mart 2009). Bu sonuca ulaşırken Mahkeme, birinci başvuranın ulusal makamlar önünde dile getirdiği iddialar ve Mahkeme'ye bulunduğu beyanlar arasındaki tutarlılığa özellikle dikkat çekmiştir. Üçüncü başvuran Bay Akgül hususunda Mahkeme; davalı Devletin, Sözleşme'nin 3. maddesi uyarınca, başvuran tarafından ileri sürülen yaralanmalardan sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle, her iki başvuranın iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma gerekmektedir.
44. Mahkeme öncelikle, ön soruşturmanın Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütüldüğünü gözlemlemektedir. Ancak, aşağıda açıklanan gerekçelere binaen, soruşturmanın etkin bir şekilde yürütüldüğü konusunda ikna olmamıştır.
45. Bu bağlamda Mahkeme öncelikle; başvuranların gözaltı sürecindeki tıbbi muayenelerindeki eksiklikleri dikkate almaktadır. Başvuranlar tıbbi kontrol için Erciş Devlet Hastanesi'ne getirildiklerinde, suçlanan diğer kişilerle birlikte muayene odasına alınmış ve jandarmalar muayene boyunca odadan ayrılmamışlardır. Mahkeme AİÖK (Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesi) 'nin de, gözaltındaki şahıslara kötü muamelede bulunulmasına karşı gerekli bir garantör uygulama olarak, uygun tıbbi muayenelerin öneminin altını çizdiğini belirtmektedir. Bu neviden muayeneler herhangi bir polis memuru bulunmaksızın, uzman doktor tarafından yapılmalıdır (bkz. yukarıdaki 26. fıkra). Mevcut davada Mahkeme, jandarmaların başvuranların terörle ilgili suç iddiaları nedeniyle gözaltında bulunmalarından dolayı, ulusal yasalara göre, muayene odasında kaldıklarını belirtmektedir (bkz. yukarıdaki 18. fıkra). Buna karşın, yinede mevcut davada olduğu gibi, muayenelerin üstünkörü ve kolektif şekilde yapılması, bu muayenelerin etkinliği ve güvenilirliğini zayıflatmaktadır (bkz. Akkoç v. Türkiye, no. 22947/93 ve 22948/93, § 118, AİHM 2000-X.; Elci ve Diğerleri v. Türkiye, no. 23145/93 ve 25091/94, § 642, 13 Kasım 2003).
46. Ayrıca dava dosyasındaki belgelere göre, başvuranları muayene eden doktorlar ve suçlanan jandarma görevlileri Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılmamışlardır. Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan tek işlem, başvuranların ifadelerini almak ve üçüncü başvuran Bay Akgül'den bazı fotoğraflardan suçlanan polis memurlarını teşhis etmesini istemekti. Yukarıda belirtilenler ışığında Mahkeme, birinci ve üçüncü başvuranların kötü muamele iddiaları hakkında, Sözleşmenin 3. maddesi gereğince yerel makamlar tarafından etkin soruşturmanın yapılmadığı sonucuna varmıştır.
47. Bay Erişen ve Bay Akgül hakkında, 3. maddenin usul yönünden ihlali söz konusudur.
III. SÖZLEŞME'NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
48. Başvuranlar Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluklarının yasaya aykırılığına itiraz edebilecekleri etkin bir iç hukuk yolunun bulunmamasından dolayı şikayetçi olmuşlardır. Sözleşme'nin 5 § 4 maddesi aşağıdaki şekildedir:
"Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir."
49. Hükümet başvuranların, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 267. maddesi uyarınca, yargılama sürecinde devam eden tutukluluklarına itiraz edebildiklerini belirtmiştir. Ayrıca Hükümet başvuranların itirazlarının, yerel mahkemeler tarafından hızlı bir şekilde neticelendirildiğini belirtmiştir. Sonuç olarak, mevcut davada, 5 § 4 maddesinin ihlalinin söz konusu olmadığını öne sürmüştür.
50. Mahkeme bu şikayetin Sözleşme'nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, kabul edilemezliğe dair herhangi bir başka gerekçe de bulunamamıştır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
51. Sözleşmenin 5 § 4 maddesi uyarınca yapılan yargılamalarda, Sözleşmenin 6 § 1 maddesince hem ceza hem de hukuk yargılamaları için öngörülen teminatların sağlanması her zaman gerekli olmasa da, bu madde bağlamında da yapılan yargılamalar adli nitelik taşımalı ve özgürlükten mahrum bırakma durumlarında başvuranlara uygun olan teminatlar verilmelidir. (bkz. örneğin, Assenov, yukarıda yer almıştır, § 162 ve Wloch - Polonya, no. 27785/95, §125, AİHM 2000-XI, ayrıca, Megyeri - Almanya, 12 Mayıs 1992, § 22, Seri A no. 237-A).Ayrıca, bu türden yargılamalarda çekişmeli yargı ilkesine riayet edilmeli ve taraflar - savcı ve tutuklu kişi - arasında silahların eşitliği ilkesi her zaman korunmalıdır. Sözleşme'nin 5 §4 maddesinin mahiyetinden kaynaklanan ilk temel teminat, tutukluluğa karşı yapılan itirazın (Knebl - Çek Cumhuriyeti, no. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010), hakim önünde yapılan duruşmalarda etkin olarak incelenmesini talep etme hakkıdır. Ayrıca, tutuklu kişi bu talep hakkından düzenli aralıklarla yararlanma olanağına sahip olmalıdır. (bkz. Svipsta v. Letonya, no. 66820/01, § 129, AİHM 2006-III (alıntılar)).
52. Mahkeme, Türk hukuk sisteminde (Ceza Muhakemeleri Kanununun 108. maddesi), tutukluluk halinin uzatılmasına ilişkin hususun kendiliğinden belirli aralıklarla incelendiğini belirtmektedir ( yargılama öncesinde ve esasa ilişkin her duruşmada her ay veya yargılama evresinde daha sık bir şekilde). Ayrıca, tutuklu, hem yargılama öncesinde hem de yargılama evresinde her zaman serbest bırakılma talebinde bulunabilmekte ve herhangi bir süre beklemek zorunda kalmadan bu talebi tekrarlayabilmektedir. Buna ek olarak, tutuklunun talebi üzerine veya kendiliğinden alınmış olan tutukluluğa ilişkin tüm kararlara itiraz yolu açıktır (bkz. Altınok - Türkiye, no. 31610/08, § 53, 29 Kasım 2011). Mahkeme, böyle bir sistemde, itiraz üzerine her durumda duruşma yapılmasının, ceza yargılamasını kesintiye uğratabileceğini kabul etmektedir (bkz. Knebl, yukarıda yer almıştır, § 85). Mahkeme, bu bilgiler ışığında ve Sözleşmenin 5 § 4 maddesi altında düzenlenen yargılama usullerinin özel mahiyetini, özellikle de hız koşulunu dikkate alarak, istisnai hallerin dışında, yapılan her itiraz için duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanaatindedir (bkz. Altınok, yukarıda yer almıştır, § 54); bu hususta, Mahkeme, tutukluluk evresinde serbest bırakılma taleplerini inceleyen yerel mahkemelerin, yargılama usulüne ilişkin teminatları sağlamaları gerektiğini, bu nedenle, yürütülen yargılamalarda çekişmeli yargı ilkesine riayet edilmesi gerektiğini ve taraflar -savcı ve tutuklu - arasında silahların eşitliği ilkesinin her zaman korumasının gerekli olduğunu hatırlatmaktadır. (bkz. Karatay ve Diğerleri - Türkiye, no. 11468/02, § 47, 15 Şubat 2007).
53. Mevcut davanın özel koşullarına baktığımızda, Mahkeme başvuranların 22 Temmuz 2005 tarihinde tutuklandıklarını ve Van Cumhuriyet Savcısının ihtilafa konu olay hakkındaki iddianamesini Van Ağır Ceza Mahkemesine 30 Kasım 2005 tarihinde, yaklaşık dört ay sonra, sunduğunu gözlemlemiştir (iki aydan fazla süre boyunca mahkeme önünde dinlenilmeyen ve 6 Ekim 2005 tarihinde serbest bırakılan ikinci başvuran hariç). İkinci başvuran iki aydan fazla süre boyunca mahkeme önünde dinlenilme hakkına sahip olmamışken, birinci ve üçüncü başvuran 22 Temmuz ve 30 Kasım 2005 tarihleri arasında dört aydan fazla süre boyunca mahkeme önünde dinlenilme hakkına sahip olmamışlardır. Mahkeme, bu bağlamda, başvuranların tutukluluklarına karşı birçok kez itirazda bulunmalarına rağmen, Ceza Muhakemesi Kanununun 271. maddesi uyarınca, yapılan itirazlar hakkında mahkeme tarafından duruşma yapılmaksızın karar verildiğini tespit etmiştir (bakınız paragraf 27). Bu nedenle Mahkeme, sulh ceza mahkemesi tarafından tutukluluk kararı verildikten sonra, Sözleşme'nin 5 § 4 maddesince öngörüldüğü şekilde, soruşturma aşamasında hakim önünde düzenli aralıklarla dinlenilme hakkına sahip olmayan başvuranların durumunun ilgili madde ile uyumlu olmadığını düşünmektedir.
54. Bu nedenle Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin ihlali söz konusudur.
IV. İDDİA EDİLEN DİĞER SÖZLEŞME İHLALLERİ
55. Başvuranlar, Sözleşmenin 5 § 3 maddesi uyarınca tutukluluk hallerin aşırı uzunluğu hususunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, iddialarının doğruluğunu kanıtlamaksızın, Sözleşmenin 6, 8, 13, 14 ve 17. maddelerine isnat etmişlerdir.
56. Ancak Mahkeme tarafından ibraz edilen dokümanların incelenmesi sonucu görülmektedir ki ; bu hükümlerin ihlaline yönelik herhangi bir bulgu mevcut değildir. Mahkeme, başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksun olduğu ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.
V. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
57. Başvuranlar, adil tazmine ilişkin herhangi bir talepte bulunmamışlardır. Bu doğrultuda, Mahkeme başvuranlar için tazminat hükmetmeye gerek olmadığı kanaatindedir.
İŞBU NEDENLERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Şirin Sekmen, Sedrettin Altay ve Ekrem Kaplan açısından başvurunun kişi bakımından davayla ilgili olmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Bay Erişen ve Akgülün polis tarafından gözaltında tutulurken maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muameleye ve bu iddiaya ilişkin olarak yetkililerin etkin bir soruşturma yapmamalarına ve Bay Erişen, Demir ve Akgülün yargılama öncesi tutukluluklarına ilişkin yargılama işlemleri kapsamında hakim önüne çıkarılmamalarına ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir ve başvurunun geri kalanın kabul edilemez olduğunu beyan eder;
3. Bay Ciğerhun Erişen açısından Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlalinin söz konusu olmadığına karar verir;
4. Bay Ciğerhun Erişen açısından Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlalinin söz konusu olduğuna karar verir;
5. Bay Abdülkadir Akgül açısından Sözleşmenin 3. maddesinin hem usul hem de esas bakımından ihlalinin söz konusu olduğuna karar verir;
6. Ciğerhun Erişen, Ergin Demir ve Abdülkadir Akgül açısından yargılama öncesi tutukluluklarına ilişkin yürütülen kovuşturmalar bağlamında hakim önüne çıkarılmamalarından ötürü Sözleşmenin 5 § 4 maddesinin ihlalinin söz konusu olduğuna karar verir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddesine uygun olarak 3 Nisan 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy