(AİHS. m. 3, 5, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (ÇELİK VE İMRET - TÜRKİYE DAVASI) (HACI ÖZEN - TÜRKİYE DAVASI) (DEMİRBAŞ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (GÜLER VE ÖNGEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 11435/07)
KARAR
STRASBOURG
16 Ekim 2012
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Eylem Baş v. Türkiye davasında,
25 Eylül 2012 tarihinde,
Başkan
Ineta Ziemele,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Guido Raimondi,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Hellen Keller,
Ve Daire yazı işleri müdür yardımcısı Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), yapılan gizli müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (11435/07 nolu) dava, Türk vatandaşı Eylem Başın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 12 Mart 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran Ankarada görev yapan avukat Hakverdi tarafından temsil edilmektedir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmektedir.
3. 7 Aralık 2010 tarihinde, başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir. Aynı zamanda davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin de hüküm verilmesi kararlaştırılmıştır (29. maddenin 1. paragrafı).
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1980 doğumlu olup, şuanda Gebze Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
5. Başvuran, 8 Haziran 2004 tarihinde, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine bağlı polisler tarafından, B.K. ile birlikte yakalanmıştır. Dava dosyasındaki belgelerden, B.K.nın üzerinde, kendilerine kimlik belgelerini sormak için yaklaşan polis memurlarına karşı kullanmaya kalkıştığı, gizli bir Kalaşnikof tüfek taşıdığı ve süregelen arbedede, başvuran ve bir polis memurunun kurşun yaralarıyla yaralandıkları anlaşılmaktadır.
6. Başvuran, aynı gün saat 21.15te, Kırıkkale Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir ve doktor başvuranın sol bacağında kurşun yaraları tespit etmiştir. Doktor raporunda ayrıca, başvuranın sol kürek kemiği üzerinde ve sırtında yüzeysel sıyrıklar olduğu belirtilmiştir. Yaralarının hayati tehlike taşımadığı sonucuna varılmıştır. Başvuran daha sonra, kendisine kötü muamelede bulunulduğunu iddia ettiği Kırıkkale Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
7. Başvuran, 9 Haziran 2004 tarihinde, Yüksek İhtisas Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir. Doktor raporunda, başvuranın bacağında bir adet kurşun giriş deliği ve bir adet de çıkış deliği olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca başvuranın sırtında 3-4cm ölçülerinde iki ya da 3 adet sıyrık olduğu belirtilmiştir.
8. Başvuran 10 Haziran 2004 tarihinde, Yüksek İhtisas Hastanesinde bir kez daha muayene edilmiştir. Fiziksel muayenenin sonunda düzenlenen raporda, başvuranın sol bacağında bir adet kurşun giriş deliği, bir adet de çıkış deliği, sırtında yüzeysel sıyrıklar ve sol kolunda 2-3 cm ölçülerinde daha önce meydana gelen bir kan toplanması olduğu belirtilmiştir.
9. Başvuran aynı gün sorgusunun devamı için Tokat Jandarma Komutanlığına gönderilmiştir.
10. Başvuran 11 Haziran 2004 tarihinde, saat 00.35te, Tokat Cevdet Aykan Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiştir ve doktor raporunda, başvuranın burnunda 0,5x1 cm büyüklüğünde birkaç günlük bir morluk, sol kürek kemiği, sol üst kolu ve sol el bileğinde (birkaç günlük) kabuk tutmuş çizikler ya da morluklar, bel omurları üstünde (birkaç günlük) birkaç çizik, sol ayağı ve parmakları üzerinde eski bir yanık yarasına bağlı kızarıklık ve sol bacağında iki adet kurşun yarası tespit edilmiştir. Raporda yaraların hayati tehlike taşımadığı belirtilmiştir.
11. Başvuran 12 Haziran 2004 tarihinde, Tokat Cevdet Aykan Devlet Hastanesinde bir kez daha muayene edilmiştir. Yukarıda belirtilenler dışında başvuranın vücudunda yeni fiziksel izler tespit edilmemiştir.
12. Başvuran aynı gün, Tokat Jandarma Komutanlığında avukatı huzurunda sorgulanmış ve sessiz kalma hakkını kullanmıştır. Başvuran daha sonra sırasıyla Tokat cumhuriyet savcısının huzuruna ve Tokat Sulh Ceza Mahkemesine çıkarılmıştır. Başvuran avukatının huzurunda kendisine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir. Başvuran, cumhuriyet savcısının huzurunda, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulduğu süre zarfında çeşitli şekillerde kötü muamele gördüğünü iddia etmiştir. Bu bağlamda, çıplak ayakla yürümeye zorlandığını, uykudan mahrum bırakıldığını, cinsel tacize uğradığını, saçlarından tutularak sürüklendiğini, tekmelendiğini ve kafasının duvara çarpıldığını ileri sürmüştür. Başvuran sorumlular hakkında soruşturma açılmasını talep etmiştir. Mahkeme başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
A. Başvuran aleyhinde yürütülen ceza yargılaması
13. Ankara cumhuriyet savcısı, 9 Haziran 2004 tarihinde, başvuran aleyhinde, silahlı bir yasadışı örgüt olan TKP/ML-TİKKO (Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist - Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu) üyesi olmak ve Ceza Kanununun 146. maddesini ihlal etmek suretiyle Anayasal düzeni bozmak suçlarını içeren iddianame hazırlamıştır.
14. 2 Mart 2006 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki delilleri inceledikten sonra, başvuranı işlediği iddia edilen suçlardan suçlu bulmuş ve ömür boyu hapis cezasına hükmetmiştir.
15. Başvuran, dava dosyasındaki çeşitli belge ve tanığa dayalı delillere itiraz ederek temyize gitmiştir. Başvuran, temyiz başvurusunda, hakim ve cumhuriyet savcısının huzurunda yaptığı iddialara göndermede bulunarak, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğünde kötü muamele gördüğü iddiasını sürdürmüştür.
16. 26 Eylül 2006 tarihinde Yargıtay, asliye ceza mahkemesinin kararını onamıştır. Bu karar 5 Aralık 2006 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
B. Suçlanan polis memurları aleyhinde yürütülen ceza yargılaması
17. Başvuranın, 12 Haziran 2004 tarihinde Tokat Sulh Ceza Mahkemesi huzurunda ibraz ettiği iddiaları üzerine, belirtilmeyen bir tarihte, Tokat cumhuriyet savcısı başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik soruşturma başlatmıştır. Cumhuriyet savcısı daha sonra, başvuranın Kırıkkaledeki gözaltı süresince kötü muamele gördüğünü iddia etmesi gerekçesiyle, takipsizlik kararı vermiş ve dava dosyasını Kırıkkale Cumhuriyet Savcılığına göndermiştir. Kırıkkale cumhuriyet savcısı, yürüttüğü soruşturma süresince, üç polis memurunun ifadesine başvurmuş, polis memurları kendilerine yöneltilen suçlamaları reddetmiştir. Cumhuriyet savcısı, 14 Haziran 2004 tarihinde, takipsizlik kararı vermiştir. Savcı verdiği kararda başvurana, silahlı bir yasadışı örgüt olan TKP/ML-TİKKO üyesi olarak göndermede bulunmuştur ve başvuranın, polis memurlarının itibarını zedelemek için bu iddiada bulunduğunu ileri sürmüştür. Cumhuriyet savcısı son olarak, takipsizlik kararının bir nüshasının başvurana tebliğ edilmesi gerektiğini belirtmiştir.
18. Kırıkkale cumhuriyet savcısının aldığı takipsizlik kararı, 18 Nisan 2011 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir. Başvuran daha sonra 29 Nisan 2011 tarihinde, Ankara Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunmuştur. Başvuran şikayetinde, cumhuriyet savcısının, kendisinin bir yasadışı örgüte üye olduğuna dair önyargılı fikirle hareket ettiğinin altını çizmiştir. Bu bağlamda, başvuran, Ağır Ceza Mahkemesinin dikkatini, sözü geçen tarihte yargılanma sürecinin devam ettiği ve henüz yasadışı örgüt üyesi olmak suçundan hüküm giymediği gerçeğine çekmiştir. Başvuran daha sonra kötü muamele gördüğü iddialarını tekrar etmiş ve gözaltında olduğu süre boyunca, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğünde polis memurları tarafından cinsel tacize uğradığı ve dövüldüğü iddialarını sürdürmüştür.
19. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, davanın esasını inceledikten sonra 18 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğünde gözaltındayken kötü muamele gördüğünü iddia etmiştir ve kötü muamele gördüğü iddiasına ilişkin yürütülen soruşturmanın etkin olmadığı şikayetinde bulunmuştur. Bu bağlamda, başvuran Sözleşmenin 3, 6 ve 13. maddelerine dayanmaktadır.
21. Hükümet iddialara itiraz etmiştir.
22. AİHM, bu şikayetlerin, Sözleşmenin yalnızca 3. maddesi uyarınca incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Sözleşmenin 3. maddesi şunları öngörmektedir:
Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza ya da işlemlere tabi tutulamaz.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
23. Hükümet, başvurunun bu kısmının, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, başvuranın, 14 Haziran 2004 tarihinde Kırıkkale cumhuriyet savcısı tarafından alınan takipsizlik kararına yönelik temyiz talebinde bulunması gerektiğini belirtmiştir. Hükümet buna alternatif olarak, AİHMden başvuranın kötü muamele iddialarını, altı ay kuralına uygunsuzluk sebebiyle reddetmesini talep etmiştir. Hükümet bu hususta, cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararın 14 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edildiğini fakat AİHMe başvurunun 12 Mart 2007 tarihinde yapıldığına dikkati çekmiştir.
24. AİHM, başvuranların, ilke olarak, AİHMe başvurmadan önce mevcut iç hukuk yollarını tüketmeleri gerektiğini hatırlatır. Buna karşın, iç hukuk yollarının tüketilmesindeki son aşamaya, AİHMe başvuru yapıldıktan sonra fakat AİHMden kabul edilebilirlik hakkında hüküm vermesi talep edilmeden önce ulaşılabilir (bkz., örneğin, Güler ve Öngel v. Türkiye, no. 29612/05 ve 30668/05, § 19, 4 Ekim 2011).
25. Mevcut davada, AİHM, Kırıkkale cumhuriyet savcısının 14 Haziran 2004 tarihinde aldığı takipsizlik kararının, başvurana 18 Nisan 2011 tarihine kadar tebliğ edilmediğine dikkati çeker. Dolayısıyla başvuran, 14 Haziran 2004 tarihli takipsizlik kararına, 29 Nisan 2011 tarihinde itiraz etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, davanın esasını inceledikten sonra, 18 Mayıs 2011 tarihinde başvuranın davası hakkında düşme kararı vermiştir.
26. Yukarıda bahsedilen hususlar çerçevesinde, AİHM, suçlanan polis memurları hakkında yürütülen soruşturmada kesin kararın 18 Mayıs 2011 tarihinde, AİHM, başvurunun kabul edilebilirliği hakkında karar vermeden önce tebliğ edildiğine dikkati çeker. Dolayısıyla, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususundaki itirazı reddedilmiştir.
27. Hükümetin altı ay kuralı hususundaki itirazına yönelik, AİHM, suçlanan polis memurlarının aleyhinde yürütülen yargılamanın, 18 Mayıs 2011 tarihinde sonlandırılması ve başvurunun AİHMe 12 Mart 2007de yapılması gerekçeleriyle, Hükümetin itirazının onanamaz olduğuna kanaat getirmiştir.
28. AİHM bu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3(a) paragrafı anlamında dayanaktan yoksun olmadığını açıkça kaydetmektedir. AİHM ayrıca, hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, şikayet kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. 3. Maddenin esası hakkında
29. Hükümet başvuranın iddialarına itiraz etmiş, özellikle de başvuranın iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu ileri sürmüştür.
30. AİHM, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında, kötü muamelenin yasaklanmasına ilişkin, içtihatlarında yer alan temel ilkeleri hatırlatır (bkz., örneğin, Selmouni v. Fransa (GC), no. 25803/94, § 95, AİHM 1999-V; Çelik ve İmret v. Türkiye, no. 44093/98, § 39, 26 Ekim 2004; Hacı Özen v. Türkiye, no. 46286/99, §§ 46 ve 47, 12 Nisan 2007; ve Demirbaş ve Diğerleri v. Türkiye, no. 50973/06, 8672/07 ve 8722/07, §§ 55 ve 56, 9 Aralık 2008). AİHM özellikle, Devletlerin, gözaltında tutulan tüm kişilerin refahından sorumlu olduğunu hatırlatır. Bu kişiler savunmasız bir durumdadırlar ve onları korumak yetkililerin görevidir (bkz., örneğin, Mehmet Emin Yüksel v. Türkiye, no.40154/98, § 30, 20 Temmuz 2004). AİHM, bu ilkeler ışığında 3. Maddenin esası kapsamında davalı Hükümetin sorumluluğunu inceleyecektir.
31. Mevcut davada, başvuran, Kırıkkale Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulduğu süre zarfında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran dövüldüğünü ve cinsel tacize uğradığını ileri sürmüştür.
32. AİHM ilk olarak, başvuranın, yakalandığı esnada çıkan arbede sırasında silahla yaralandığı hususunda, taraflar arasında bir ihtilaf olmadığına dikkati çeker. Bu bağlamda AİHM, başvuranın yakalanmasından hemen sonra düzenlenen doktor raporunda, başvuranın sol bacağındaki kurşun giriş ve çıkış delikleri dışında, başvuranın sırtında ve sol kürek kemiğinde yüzeysel sıyrıklar olduğunun belirtildiğini hatırlatır. AİHM, doktor raporundaki detay eksikliğinin farkındadır, fakat bu bulguların, başvuranın yakalanması esnasında ortaya çıkan fiziksel çatışma ile uyumlu olduğu kanaatindedir. AİHM ayrıca, başvuranın gözaltında tutulduğu ikinci gün, 10 Haziran 2004 tarihinde düzenlenen doktor raporunda, başvuranın sol kolunda 2-3cm ölçülerinde daha önce meydana gelen bir kan toplanmasının tespit edildiğine dikkati çeker. Buna ek olarak, başvuranın Tokata gönderilmesinin ardından, Tokat Devlet Hastanesinde yapılan muayenesinde, başvuranın burnunda bir morluk ile sırtında, kolunda ve el bileğinde bazı çizikler ve morluklar olmak üzere, vücudunda birkaç yeni yaralanma tespit edilmiştir. Bu bağlamda AİHM, Hükümetin bu yeni yaralanmalara yönelik herhangi bir açıklamada bulunmadığını tespit etmiştir.
33. AİHM, 10 Haziran 2004 tarihinde düzenlenen doktor raporunda tespit edilen yeni yaralanmaların, başvuranın iddialarıyla uyumlu gözüktüğü kanaatindedir. AİHM, başvuranın bu yaraları yakalandığı esnada almış olması halinde, yaraların, 8 Haziran 2004 tarihinde düzenlenen doktor raporunda tespit edilmesi gerektiği görüşündedir. AİHM özellikle, bütün bu süre zarfında, başvuranın Hükümet yetkililerinin gözetimi altında olduğu gerçeğine dikkati çeker.
34. 10 Haziran 2004 tarihinde, başvuranın vücudunda tespit edilen yeni yaralanmalar hususunda Hükümetin makul bir açıklamada bulunmaması gerekçesiyle ve yetkililerin, gözaltı süresince gözetimleri altında tutulan kişilerin aldığı yaralara açıklama getirme zorunlulukları olduğunu göz önünde bulundurarak, AİHM bu yaralanmaların, Hükümetin sorumlu olduğu muamelelerin sonucu ortaya çıktığı kanaatindedir.
35. AİHM, başvuranın maruz bırakıldığı insanlık dışı ve onur kırıcı muamele gerekçesiyle, 3. maddenin maddi unsurlarının ihlal edildiği kanaatindedir.
2. 3. maddenin usulü hakkında
36. AİHM, Sözleşmenin 3. maddesinin aynı zamanda, yetkililerin, tartışmaya açık ve makul şüphe uyandıran kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yürütmeleri gerektiğini öngördüğünü hatırlatır (bkz., örneğin, özellikle, Assenov ve Diğerleri v. Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§ 101-102, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998-VIII). AİHM, başvuranın aldığı yaralar hususunda, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, davalı Hükümetin sorumlu olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, etkin bir soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.
37. AİHM ilk olarak, Kırıkkale cumhuriyet savcısı tarafından bir hazırlık soruşturmasının yürütüldüğüne dikkati çeker. Fakat aşağıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda, AİHM soruşturmanın etkin şekilde yürütülmediği kanaatindedir.
38. Bu bağlamda, AİHM, dava dosyasındaki belgeler doğrultusunda, Kırıkkale cumhuriyet savcısı başvuranın iddialarına yönelik bir soruşturma başlatmış olsa bile, savcı tarafından atılan tek adımın üç polis memurunun ifadesine başvurmak olduğuna dikkati çeker. Belgelerden anlaşıldığı üzere, savcı başvuranın ifadesine başvurmamıştır ve başvurana suçlanan memurlarla yüzleşme fırsatı tanınmamıştır. AİHM ayrıca, cumhuriyet savcısının, gözaltında tutulduğu süre zarfında başvuranı muayene eden doktorların ifadesine de başvurmadığını ya da 10 Haziran 2004 tarihinde, başvuran halen daha yetkililerin gözetimi altındayken düzenlenen doktor raporunda tespit edilen yaralanmalara yönelik makul herhangi bir açıklamada bulunmaya çalışmadığına dikkati çeker. AİHM ayrıca, cumhuriyet savcısının, doktor raporlarında tespit edilen belirli yaralanmaları görmezden geldiğini ve başvuranın, polis memurlarının itibarını zedelemek amacıyla kötü muamele iddiasında bulunduğunu ileri sürerek, önyargıyla hareket ettiğini kaygıyla hatırlatır. Bu bağlamda AİHM, dört doktor raporunun hiçbirinin, alınan takipsizlik kararında belirtilmediğine dikkati çeker.
39. Yukarıda bahsedilen hususlar çerçevesinde AİHM, başvuranın kötü muamele iddiasının özenle soruşturulmadığı ve dolayısıyla yürütülen soruşturmanın etkili olarak beyan edilemeyeceği kanaatindedir.
40. AİHM, tüm bu olay ve olguları göz önünde bulundurarak, yetkililerin, başvuranın kötü muamele iddialarına yönelik etkili bir soruşturma yürütemedikleri kanaatindedir. Dolayısıyla, Sözleşmenin 2. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN DİĞER MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
41. Başvuran, Sözleşmenin 5. ve 13. maddelerine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluk süresinin uzunluğu ve yargılama öncesi uzun tutukluluk süresine yönelik etkili bir kanuni yola başvurma hakkı olmadığı hususlarında şikayette bulunmuştur. Ayrıca başvuran, Hükümetin 12 Temmuz 2011 tarihli iddialarına yönelik ibraz ettiği cevabında, Sözleşmenin 6. maddesinin 2. ve 3(a), (b), (c) ve (d) paragraflarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
42. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, bir meseleyi yalnızca kesin kararın verildiği tarihten itibaren altı ay içinde ele alabileceğini hatırlatır. Başvuranın, yargılama öncesi tutukluluk süresine yönelik şikayetiyle ilgili olarak, AİHM, başvuranın yargılama öncesi tutukluluk halinin, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile 2 Mart 2006 tarihinde bittiğini, fakat başvuranın AİHMe altı aydan daha uzun bir süre sonra, 12 Mart 2007 tarihinde başvurduğunu tespit etmiştir. Başvuranın 12 Temmuz 2011 tarihli cevabında ibraz ettiği iddialarında belirtilen yeni şikayetleriyle ilgili olarak, AİHM, altı ay kuralının işleyişinin, genel bir kural olarak, başvuranın başvuruda bulunma niyetini belirttiği ve yapılan şikayetlerin doğasına yönelik bilgiler verdiği ilk mektubu ile sekteye uğradığını hatırlatır. İlk başvuruda yer almayan şikayetler için, altı ay kuralının işleyişi, şikayetin bir Sözleşme organına ilk ibraz edildiği tarihe kadar sekteye uğramamıştır. (bkz., örneğin, Allan v. Birleşik Krallık (dec), no. 48539/99, 28 Ağustos 2001; Bayam v. Türkiye, no. 26896/02, § 32,31 Temmuz 2007).
43. Mevcut davada, AİHM, başvuranın 6. madde şikayetlerine ilişkin altı aylık sürenin, Ağır Ceza Mahkemesinin kesin kararının başvurana tebliğ edildiği 5 Aralık 2006 tarihinde işlemeye başladığını tespit etmiştir (bkz. yukarıdaki 16. paragraf). AİHM, bu şikayetlerin, 12 Temmuz 2011 tarihinden önce hiçbir tebliğde belirtilmediğine dikkati çeker.
44. Dolayısıyla AİHM, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. paragrafları uyarınca, süre dolduktan sonra yapıldığı gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
45. Başvuran manevi tazminat olarak 40,000 Euro (EUR) talep etmiştir.
46. Hükümet talebe itiraz etmiştir.
47. AİHM, başvuranın maruz kaldığı acı ve stresi göz önüne alarak, ihlal tespitinde bulunulması yoluyla başvuranın yeterince tazmin edilmeyeceğine kanaat getirmektedir. Tespit edilen ihlalin doğası göz önünde bulundurularak ve hakkaniyete uygunluk esasında, AİHM, başvurana 10,000 Euro manevi tazminat ödenmesine kadar vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
48. Başvuranın temsilcisi, İstanbul Barosunun ücret baremine göndermede bulunarak, yasal harçlar ve masraflar için 22,500 Türk Lirası(TRY), yaklaşık olarak 9,900 Euro talep etmiştir.
49. Hükümet talebe itiraz etmiştir.
50. AİHMin içtihatları uyarınca, başvurana masraflar ve giderler için ödeme yalnızca, bu masraf ve giderler makul orandaysa ve bunların gerçekliği ve gerekliliği ortaya konmuşsa ödenir. Mevcut davada başvuran, talep edilen masrafların gerçekliğini kanıtlayamamıştır. Dolayısıyla AİHM, başvurana bu çerçevede tazminat ödenmemesi karar verir.
C. Gecikme Faizi
51. AİHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın makul olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin başvurunun kabul edilebilir, talep edilen diğer hususların kabul edilemez olduğunu beyan eder;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar verir;
4. (a) Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. paragrafı uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, manevi tazminat olarak, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, 10,000 Euro (on bin Euro) ve masrafa tabi tüm vergilerin ödenmesine ve;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda belirtilen tutarlara, Avrupa Merkez Bankası tarafından marjinal kredilere uygulanan faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilen oranda basit faiz işletilmesine karar verir;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 16 Ekim 2012 tarihinde, yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy