(AİHS. m. 2, 3, 6, 13, 17, 18, 29, 34, 35, 41, 44) (Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük m. 106, 107) (MCCANN VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (SALMAN - TÜRKİYE DAVASI) (ÖNERYILDIZ - TÜRKİYE DAVASI) (PAUL VE AUDREY EDWARDS - BİRLEŞİK KRALLIK) (BEKER - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No: 1413/07)
KARAR
STRAZBURG
9 Ekim 2012
İşbu karar Sözleşme hin 44 § 2 maddesinde belirlenen koşullara uygun olarak kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Çoşelav v. Türkiye davasında,
Başkan
Ineta Ziemele,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragolijub Popovic,
Işıl Karakaş,
Guido Raimondi,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Killer ve
Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire) heyeti yapılan gizli müzakereler sonrasında 18 Eylül 2012 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 1413/07 nolu dava, iki Türk vatandaşı Sayın Hanife Çoşelav ve Sayın Bekir Çoşelavın (başvuranlar) 26 Aralık 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Hakların Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar Vanda görev yapan avukat Sayın Murat Timur tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlileri tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özellikle ulusal yetkililerin, cezaevinde tutuklu olduğu sırada oğullarının yaşam hakkını koruyamadıklarını iddia etmiştir.
4. 6 Eylül 2010 tarihinde, başvuru Hükümete iletilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hususunda aynı anda hüküm verilmesi kararlaştırılmıştır (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar sırasıyla 1957 ve 1961 doğumlu olup İstanbulda ikamet etmektedirler.
6. 29 Aralık 2003 tarihinde, başvuranların o dönemde on altı yaşındaki oğulları Bilal Çoşelav, Kars Cezaevinin çocuk koğuşunda hapis cezasını çekmekteyken, avluda kendini asarak intihara teşebbüs etmiştir. Olay yerine gelen cezaevi gardiyanları, Bilal Çoşelavı kurtarmıştır ve bu olayın ardından, Çoşelav çocuk koğuşuna geri dönmüştür. Cezaevi müdürü tarafından alınan bir ifadede, Bilal Çoşelavın cezaevi yaşamına adapte olmakta zorlandığını ve psikolojik sorunlar yaşadığını ifade ettiği bildirilmiştir.
7. İntihar girişimi nedeniyle, Bilal Çoşelav hakkında disiplin soruşturması başlatılmış, ancak disiplin kurulu herhangi bir ceza uygulanmamasına karar vermiştir. Kurul Bilal Çoşelava diğer mahkûmlara kötü örnek olduğunu söylemiş ve onu söz konusu şeyleri tekrarlaması halinde daha ağır bir muameleye tabii tutulacağı hakkında uyarmıştır.
8. Bilal Çoşelav 19 Ocak 2004 tarihinde aşırı dozda ilaç alarak tekrar intihara teşebbüs etmiştir. Çoşelav tedavi için hastaneye kaldırılmış ve 28 Ocak 2004 tarihinde, Erzurum Cezaevine nakledilmiştir.
9. 9 Şubat 2004 tarihinde, mahkûmlardan biri Erzurum Cezaevi Müdürüne, Bilal Çoşelavın garip davrandığını, kendini asmaktan söz ettiğini ve davranışlarının çocuk koğuşunda kaygılara neden olduğunu anlatmıştır.
10. Aynı gün, Bilal Çoşelav cezaevinin çocuk koğuşundan, Çoşelavın memleketinden yetişkin mahkûmların bulunduğu başka bir koğuşa nakledilmiştir. Hapishane görevlileri tarafından hazırlanan bir rapora göre, bu nakil, kimliğinde on yedi yaşında olduğu görünmesine karşın, aslında daha yaşlı olduğunu ve bu nedenle bir yetişkin koğuşunda tutulabileceğini iddia eden Bilal Çoşelavın talebi üzerine gerçekleştirilmiştir.
11. 16 Şubat 2004 tarihinde, Bilal Çoşelav cezaevi müdürüne, başka bir koğuşa nakledilmek istediğini, koğuşundaki kişilerle anlaşamadığını söylemiştir.
12. 27 Şubat ve 10 Aralık 2004 tarihleri arasında, Bilal Çoşelav kişisel sorunlarını görüşmek üzere cezaevi müdürünü acilen görmesi gerektiğini ifade ederek, Erzurum cezaevi müdürü ve savcısına yirmi iki mektup göndermiştir. Taleplerine birkaç kez olumlu yanıt verilmiş ve Çoşelav cezaevi müdürüne, başka bir koğuşa nakledilmek istediğini söylemiştir. Ayrıca, ailesinin kendisini düzenli olarak ziyaret etmediğini, hiç parasının olmadığını ve para kazanmak için cezaevinde çalışmak istediğini de ifade etmiştir.
13. Hapishane görevlileri tarafından hazırlanan iki rapora göre, 15 Aralık 2004 tarihinde, Bilal Çoşelav müdür yardımcısı ile görüşmüş ve başka bir hücreye nakledilme talebini bildirmiştir. Talebi reddedildiğinde Çoşelav, tıraş bıçağı ile bir cezaevi gardiyanına saldırmaya çalışmış, hücresindeki lavaboyu tekmeleyerek kırmış ve yatağını ateşe vermiştir.
14. Cezaevi yetkilileri tarafından hazırlanan başka bir rapora göre, 17 Aralık 2004 tarihinde, saat 10:00 civarında, Bilal Çoşelav arka arkaya birkaç kez başını hücre duvarlarına vurarak kendini yaralamış ve tedavi edilmek üzere revire götürülmüştür. Aynı günün ilerleyen saatlerinde, Çoşelav tekrar kendi koğuşuna gönderilmiş ve tek başına bir hücreye yerleştirilmiştir.
15. Aynı gün saat 13:30 civarında, Bilal Çoşelav hücrede bulunan yatak çarşafıyla kendini hücresinin demir çubuklarından asmıştır. Bir doktor beş dakika boyunca Çoşelavı kurtarmaya çalışmış, ancak başarısız olarak Çoşelavın öldüğünü bildirmiştir.
16. Aynı günün ilerleyen saatlerinde, Erzurum savcısı ve bir doktor cezaevine gelmiş ve Bilal Çoşelavın cesedinin fotoğraflarını çekmiştir. Ardından, savcı ve doktor cesedi aynı gün ölü muayenesinin gerçekleştirildiği yerel hastaneye götürmüştür. Ölü muayenesi raporuna göre, ölüm sebebi asfeksi (havasızlıktan boğulma) olarak belirtilmiştir. Cesetten alınan örnekler ayrıntılı adli tıp incelemesine gönderilmiştir.
17. 17 ve 21 Aralık 2004 tarihleri arasında, savcılar cezaevi görevlilerinin ifadelerini almışlardır. Görevlilerin ifadeleri yukarıda belirtilen raporlar ile örtüşmüştür. Savcılar tarafından ifadeleri alınan mahkûmlar olayı görmediklerini belirtmişlerdir. Cezaevi yetkilileri ve mahkûmlar Bilal Çoşelavın sorunlarının olduğunu bildiklerini iddia etmişlerdir.
18. Bir rapordan, 30 Aralık 2004 tarihinde, savcılardan birinin Bilal Çoşelavın ailesini ölüm olayı hususunda bilgilendirmesi yönünde cezaevi müdürüne talimat verdiği anlaşılmaktadır. Aynı günün ilerleyen saatlerinde, cezaevi müdürü hapishane kayıtlarından ikinci başvuranın (Bekir Çoşelav) telefon numarasını bulmuş ve oğlunun öldüğünü kendisine bildirmiştir.
19. 3 Ocak 2005 tarihinde, ikinci başvuran oğlunun cesedini resmi olarak teşhis etmiştir. Aynı gün savcı, cesedi cenaze için teslim etmiştir.
20. 7 Ocak 2005 tarihinde, ikinci başvuran Erzurum savcısı ile görüşmüş ve 30 Aralık 2004 tarihine kadar oğlunun ölümü hususunda bilgilendirilmediğini söylemiştir. İkinci başvuran Bilalin ailesiyle herhangi bir sorun yaşamadığını ve ölümünden önceki günlerde tartıştığı iki cezaevi gardiyanı tarafından öldürülmüş olabileceğini iddia etmiştir. Ayrıca, ikinci başvuran cezaevi yetkililerinin kendisini oğlunun ölümünden hemen haberdar etmemeleri nedeniyle, soruşturmaya tabi tutulmalarını talep etmiştir.
21. İntihar ettiği gün Bilal Çoşelavın koğuşunda nöbetçi olan iki hapishane gardiyanı hakkında, cezaevi disiplin kurulu tarafından soruşturma açılmıştır. 3 Şubat 2005 tarihinde disiplin kurulu, bu gardiyanlara resmi olarak uyarıda bulunmaya karar vermiştir. Disiplin kurulunun raporunda, ilgili koğuşta çok sayıda hücre bulunmasının, gardiyanların psikolojik sorunları bulunan Bilal Çoşelavı devamlı takip etmesini imkânsız hale getirdiği belirtilmiştir. Buna karşın, ilgili koğuştaki gardiyan sayısının artırılması suretiyle Bilal Çoşelavın sürekli denetim altında tutulmasının sağlanması amacı ile yeterli tedbirlerin alınabileceği belirtilmiştir.
22. 10 Şubat 2005 tarihinde, her iki başvuran, yasal temsilcilerinin desteğiyle, oğullarının kendini astığı iddia edilen demir çubukların, söz konusu intihar olayının gerçekleştirilmesi açısından düşünüldüğünde, oğullarının boyundaki bir kişi (180 cm) açısından çok kısa olduğunu iddia ederek savcıya ayrıntılı bir şikâyette bulunmuştur.
23. Bilal Çoşelavın cesedinden alınan örnekleri inceleyen doktorlar, 29 Mart 2005 tarihli raporlarında, kişinin ölümüne asılmanın neden olduğunu belirtmişlerdir.
24. 29 Nisan 2005 tarihinde, Erzurum savcısı görüşünde, kimsenin Bilal Çoşelavı intihar etmeye sevk etmediğini veya onu bu yönde teşvik etmediğini belirterek, ceza soruşturmasını sonlandırma kararı almıştır.
25. 3 Mayıs 2005 tarihinde, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ikinci başvurana, oğullarının intiharını ailesine bildirmeyen cezaevi yetkilileri hakkında disiplin soruşturmasının başlatıldığını bildirmiştir.
26. Başvuranlar, savcının ceza soruşturmasını sona erdirme kararına karşı itirazda bulunmuşlardır. Ayrıca savcının oğullarının ölümü ile ilgili hususlara yönelik kapsamlı bir soruşturma yürütmediğini iddia etmişlerdir.
27. İtiraz, Oltu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 7 Şubat 2006 tarihinde reddedilmiştir. Bu karar 6 Eylül 2006 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir.
28. Bu arada, 21 Kasım 2005 tarihinde, başvuranlar Adalet Bakanlığına, oğullarının ölümü nedeniyle tazminat talebinde bulundukları bir dilekçe göndermişlerdir. Başvuranlar mektuplarında, oğullarının intihar ettiği varsayılsa dahi, bu durumun hapishane yetkililerinin oğullarının yaşam hakkını koruma açısından yeterli önlemleri almamasından kaynaklandığını iddia etmişlerdir. Adalet Bakanlığının bu mektuba yanıt vermemesi üzerine başvuranlar, 8 Şubat 2006 tarihinde Erzurum İdare Mahkemesinde Bakanlığa karşı bir dava açmıştır.
29. 29 Aralık 2006 tarihinde, Erzurum İdare Mahkemesi, ikiye bir oyla, başvuranların davasını reddetmiş ve cezaevi yetkililerinin Bilal Çoşelavın aile sorunlarının bir sonucu olan intiharı nedeniyle suçlanamayacağını belirtmiştir. Ancak karşıt yönde görüş bildiren hakim, kendi ayrık görüşünde, Bilal Çoşelavın olay tarihindeki mevcut mevzuata aykırı olarak hapishanenin yetişkinlere yönelik bölümünde tutulduğuna ve söz konusu şahsın çocuk koğuşunda tutulması gerektiğine dikkat çekmiştir. Hâkim, Bilal Çoşelavın yetişkinlerle bir arada tutulmasının psikolojik sorunlarına katkıda bulunma ihtimalinin göz ardı edilemeyeceğini öne sürmüştür. Hâkim, Bilalin sürekli olarak nakil talebinde bulunmasının kendi koğuşundaki yetişkin mahkumlarla sorunlar yaşadığını gösterdiğini de sözlerine eklemiştir. Muhalif hâkim, Bilal Çoşelavın en azından kendini öldürmesinden birkaç saat önce başını duvara vurarak kendini yaraladığı gün sürekli gözlem altında tutulmuş olması gerektiğini öne sürerek sözlerine son vermiştir.
30. 12 Mart 2007 tarihinde, başvuran Erzurum İdare Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. 15 Aralık 2010 tarihinde Danıştay, kararı bozmuş ve dosyanın yeniden değerlendirmek üzere Erzurum İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Danıştay kararında, cezaevi disiplin kurulunun bulgusuna (bkz. yukarıdaki 21. paragraf) da atıfta bulunmuş ve disiplin kurulu tarafından alınan kararın, cezaevi yetkililerinin psikolojik sorunlar yaşayan Bilal Çoşelavı yeteri kadar takip etmeyerek görevlerini ihmal ettiklerini kanıtladığı sonucuna varmıştır. Ayrıca Danıştay, cezaevi yetkililerinin oğullarının ölümü hususunda aileyi zamanında bilgilendirmemesinin ailenin acısının katlanmasına neden olabileceğine de karar vermiştir. Başvuranlar tarafından sağlanan bilgilere göre, Adalet Bakanlığı, Danıştayın kararının düzeltilmesine yönelik bir talepte bulunmuştur ve söz konusu talebin incelemesi hala Danıştayda devam etmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
31. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzüğün (5 Temmuz 1967 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 2006 yılında yürürlükten kaldırılmıştır) 107 (b) maddesinde, on sekiz yaşın altındaki mahkûmların diğer mahkûmlardan ayrı tutulması gerektiği ifade edilmiştir. Tüzüğün 106. maddesine göre, mahkûmlara itirazlar ve taleplerini hapishane müdürleri, savcılar ve Adalet Bakanlığına bildirme olanağının tanınması gerektiği ifade edilmiştir.
III. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA
A. Avrupa Konseyi
32.Bakanlar Komitesinin üye Devletlere 11 Ocak 2006 tarihli Avrupa Cezaevi Kuralları (Avrupa Cezaevi Kuralları) hakkında (2006)2 nolu Tavsiye Kararının temel ilkelerinde şu ifadelere yer verilmektedir:
...
11.1 18 yaşından küçük çocuklar yetişkinlere mahsus cezaevlerinde değil bu amaçla kurulmuş olan kurumlarda alıkonmalıdırlar.
11.2 Bununla beraber çocukların istisnai olarak bu türden cezaevinde tutulmaları halinde onların ihtiyaçlarını ve statülerini dikkate alan özel düzenlemeler yapılmalıdır.
35.1 18 yaşından küçük çocukların yetişkinlere ayrılan cezaevlerinde tutulduğu istisnai durumlarda çocuk mahpuslar bütün mahpuslar için sağlanan hizmetlere ek olarak, sosyal ve psikolojik hizmetlere, eğitim hizmetlerine, dini eğitim ve eğlence programlarına veya özgür toplumdaki çocukların erişebildiklerine eşdeğer programlara da ulaşabilmelidirler.
35.4 Cezaevinde tutulan çocuklar, çocuğun üstün yararına aykırı olmadıkça, cezaevinin yetişkinler tarafından kullanılan bölümünden ayrı bir bölümde tutulurlar.
...
33. Bakanlar Komitesinin çocuk suçluluğuna dair Avrupa Konseyi Üye Ülkelerine yönelik, Dışişleri Bakan Vekillerinin 17 Eylül 1987 tarihinde yapılan 410 oturumunda kabul edilen konuyla ilgili Tavsiye Kararının (R(87)20) ilgili kısmı şöyledir:
Üye devletlerin hükümetlerine mevzuatlarını ve uygulamalarını gözden geçirmelerini tavsiye eder...
7. Daha büyük yaştaki çocuklarca işlenen çok ciddi suçlara ilişkin istisnai durumlar dışında, küçüklerin tutuklu yargılanmasından kaçınılması; bu gibi durumlarda ise, tutukluluk süresinin sınırlandırılması ve küçüklerin yetişkinlerden ayrı yerde tutulması; kural olarak tutuklama kararının, alternatif teklifler konusunda bir sosyal yardım bölümüne danışıldıktan sonra verilmesinin sağlanması ...
34. 5 ve 17 Ekim 1997 tarihleri arasında Türkiyede gerçekleştirilen ziyaretlere yönelik raporunda (CPT/Inf (99) 2 EN, yayım tarihi: 23 Şubat 1999), Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) çocukların (11 ila 18 yaşındaki kişiler) yetişkin hapishanelerinde nezaret altında tutulmasına yönelik politika ile ilgili ciddi endişelerinin olduğunu ifade etmiştir.
35. 16 ve 29 Mart 2004 tarihleri arasında Türkiyeye yapılan ziyarete ilişkin bir raporda (CPT/Inf (2005) 18), CPT şu hususlara yer vermiştir:
1997 ve Eylül 2001 tarihlerinde düzenlediği ziyaretlerine ilişkin raporlarda, CPT çocukların yetişkinlere yönelik hapishanelerde nezaret altında tutulmasına yönelik politika ile ilgili ciddi endişelerini açıklamıştır. Vasat fiziksel koşullar ve maddi olanakları kısıtlı bir rejim bir araya geldiğinde, bu mahkûm kategorisi açısından hiç de uygun olmayan bir ortam meydana gelmektedir. Mart 2004 ziyaretinde tespit edilen bulgular yalnızca bu endişeleri güçlendirmiştir. Benzer şekilde, Adalet Bakanlığının 3 Kasım 1997 tarihli genelgedeki takdire şayan hükümler (çocuk suçlulara ayrılan hapishane bölümlerinin fiziksel koşullarının revize edilmesi ve çocuk psikolojisine uygun olacak ve eğitim programları, kabiliyetlere yönelik oyunlar ve spor aktivitelerinin gerçekleştirilmesini sağlayacak şekilde geliştirilmesi gerekmektedir) uygulamada fazla etkisinin olmadığı görülmüştür.
B. Birleşmiş Milletler
36. 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen 1989 Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin (bundan böyle, BM Sözleşmesi şeklinde ifade edilecektir)uluslararası hukuk çerçevesinde Avrupa Konseyine üye bütün devletler de dâhil olmak üzere Sözleşmeye Taraf Devletler üzerinde bağlayıcılığı bulunmaktadır.
BM Sözleşmesinin 1. Maddesinde şu ifadeye yer verilmektedir:
Bu Sözleşme uyarınca, çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma
durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır. 3(i) maddesinde şu ifadeye yer verilmektedir:
Kamu ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
37 (c) maddesinde şu ifadeye yer verilmektedir: Taraf Devletler aşağıdaki hususları sağlarlar:
(c) Özgürlüğünden yoksun bırakılan her çocuğa insancıl biçimde ve insan kişiliğinin özünde bulunan saygınlık ve kendi yaşındaki kişilerin gereksinimleri göz önünde tutularak davranılacaktır. Özgürlüğünden yoksun olan her çocuk, kendi yararı aksini gerektirmedikçe, özellikle yetişkinlerden ayrı tutulacak ve olağanüstü durumlar dışında ailesi ile yazışma ve görüşme yoluyla ilişki kurma hakkına sahip olacaktır;
40. maddede, ilgili olduğu ölçüde, şu ifadeye yer verilmektedir: 1. Taraf Devletler, hakkında ceza yasasını ihlal ettiği iddia edilen ya da ihlal ettiği kabul edilen her çocuğun; çocuğun yaşı ve yeniden topluma kazandırılmasının ve toplumda yapıcı rol üstlenmesinin arzu edilir olduğu hususları göz önünde bulundurularak, taşıdığı saygınlık ve değer duygusunu geliştirecek ve başkalarının da insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı duymasını pekiştirecek nitelikte muamele görme hakkını kabul ederler.
37. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesinin Türkiyeye ilişkin Sonuç
Gözlemlerinin (09/07/2001 (CRC/C/15/Add.152.)) ilgili bölümünde şu ifadelere yer verilmektedir:
65 ... Göz altına almanın son çare olarak kullanılmaması ve çocukların uzun süre kimse ile görüştürülmeden tutulması olaylarını içeren pek çok vakanın varlığı, yine derin endişe duyulmasına neden olan durumlar arasında sayılabilir. Bunların yanı sıra Komite, çocuk mahkemeleri sayısının çok az olmasından ve hiç birinin ülkenin doğu bölgesinde bulunmamasından dolayı kaygılanmaktadır. Bunun yanı sıra, tutukluluk sürelerinin uzunluğu, cezaevi koşullarının olumsuzluğu ve tutukluluk süresi boyunca yetersiz eğitim, rehabilitasyon ve entegrasyon programlarının sağlanması konularında duyulan endişe de dile getirilmiştir.
66. Komite, asgari yasal cezai ehliyet yaşını arttırılması, 18 yaşına kadar olan bütün çocuklara Çocuk Mahkemeleri Kanununun uygulanmasını güvence altına alarak bu çocuklara tanınan korumanın genişletilmesi ve her ilde çocuk mahkemesi kurarak bu uygulamanın etkin kılınması amaçlarıyla, taraf devlete çocuk adalet sistemine ilişkin mevzuatını ve uygulamalarını; Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgari Standart Kurallar (Pekin Kuralları) ile Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Yönlendirici İlkeleri (Riyad İlkeleri) gibi bu alanla ilgili diğer uluslararası standartların yanı sıra Sözleşme ile özellikle Sözleşmenin 37., 39. ve 40. maddeleriyle tam olarak uygun hale getirmek için yeniden gözden geçirme çalışmalarına devam etmesini tavsiye etmektedir...
38. UNICEFe göre, çocuk adalet sisteminin 2008 yılında Türkiyede ilk yıllarını yaşadığı ifade edilmiştir. Hâkimlerin ilgili tarihlerde çocuk ıslahevleri, alternatif uyuşmazlık çözüm usulleri ve kanunlara uygun hareket etmeyen çocuklara yönelik yargı süreci hususunda öğrenim sürecinde bulunduğu belirtilmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 2, 3, 6 ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
39. Başvuranlar, başvuru formunda, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri kapsamında, oğullarının ölümü ile ilgili şikâyette bulunmuşlardır. Başvuranlar oğullarının kasıtlı olarak öldürüldüğünü veya yetkililerin oğullarının yaşam hakkını korumak için gerekli tedbirleri almadığını öne sürmüşlerdir. Sözleşmenin 6 ve 13. maddelerine atıfta bulunan başvuranlar yetkililerin oğullarının ölümüne ilişkin hususlara yönelik etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle de şikâyetçi olmuşlardır.
40. Başvuranlar, davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin savunmalarında, oğullarının kasıtlı olarak öldürüldüğüne ilişkin iddialarını sürdürmemiş, ancak ulusal makamların oğullarının yaşam hakkını korumak için gerekli adımları atmadığını öne sürmeye devam etmişlerdir.
41. Mahkeme başvuranların şikâyetlerinin, yalnızca aşağıda metni verilen Sözleşmenin 2. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir:
Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez.
...
42. Hükümet başvuranların iddialarına itiraz etmiştir.
A. Kabul edilebilirlik
43. Hükümet, tazminat talebine ilişkin yargılamanın hala Danıştay önünde devam etmesinden ötürü başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediğini öne sürmüştür.
44. Mahkeme, yaşam veya vücut bütünlüğü haklarının kasıtlı olarak ihlal edilmemesi halinde, etkili bir yargı sistemi kurulmasına ilişkin pozitif yükümlülüğün her davada mutlaka ceza yargılaması yapılmasını gerektirmediğini ve mağdurlara medeni, idari veya hatta disiplin ile ilgili hukuk yolları sağlanması durumunda, bu yükümlülüğün yerine getirilebileceğini yinelemektedir (örneğin, bkz., Mastromatteo v. İtalya (GC), no. 37703/97, §§ 90, 94 ve 95, ECHR 2002-VIII ve Vo v. Fransa (GC), no. 53924/00, § 90, ECHR 2004-VII).
45. Mevcut davada, Hükümetin bu şikâyetin kabul edilebilirliğine ilişkin itirazının değerlendirilmesi için, başvuranlar tarafından başlatılan idari yargılamanın etkinliğine yönelik bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu itibarla, söz konusu yargılama başvuranların itirazlarının esası ile yakından ilişkilidir ve yargılamanın bu aşamasında değerlendirilememektedir. Bu nedenle, Mahkeme Hükümetin itirazının, esas bakımından inceleme ile birleştirilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır (bkz., aşağıdaki 78. paragraf). Şikâyetin kabul edilebilirliği ile ilgili başka bir husus olmadığını belirten Mahkeme, şikâyeti kabul edilebilir olarak beyan eder.
B. Esas Hakkında
46. Başvuranlar, oğullarının intihar etme potansiyeli olduğunun bilinmesine karşın, cezaevi yetkililerinin ihmalkâr tutumu ve oğullarının ölümü arasında bir sebep-sonuç ilişkisi olduğunu ve yetkililerin oğullarının yaşam hakkını korumak için gerekli önemleri almadığını ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, en azından oğullarının bir uzman doktor tarafından muayene edilebileceğini öne sürmüştür. Bunun yanı sıra, cezaevi yetkililerinin en azından oğullarının ölümünden saatler önce kendini yaraladığı gün onu devamlı kontrol altında tutabileceğini öne sürmüşlerdir.
47. Ayrıca, başvuranlar yetkililer tarafından etkili bir soruşturma yürütülmediği ve ölü muayenesinin olağan usule uygun olarak yapılmadığı hususunda da şikâyetçi olmuşlardır. Başvuranlar, oğullarının ölümü hususunda kendilerine hemen haber verilmiş olsaydı, ölü muayenesine katılmak üzere kendi adli tıp uzmanlarını tutacaklarını ve bu şekilde ailenin oğullarının ölümünde üçüncü bir tarafın dâhil olduğu hususundaki şüphelerinin giderilmiş olacağını ifade etmişlerdir. Bunun yanında, başvuranlar soruşturmayı yürüten yetkililerin bütün tanıkların ifadesine başvurmadığını da öne sürmüştür.
48. Hükümet başvuranların oğlunun cezaevi nizamına adapte olmakta sorunlar yaşadığını ve birkaç kez intihar girişiminde bulunduğunu öne sürmüştür. Hükümete göre, bu girişimlerin her birinden sonra, yetkililer sabırlı davranmış ve mahkûmu revire götürmüştür. Böylece yetkililer, başvuranların oğlunun yaşam hakkını korumak için gerekli tedbirleri hızlı şekilde almışlardır.
49. Bunun yanı sıra, Hükümet, Bilal Çoşelavın ölüm anında yaşı ve durumuna uygun koğuşta tutulmakta olduğunu ileri sürmüştür.
50. Hükümet, cezaevi yetkililerinin Bilal Çoşelavın intihar edeceğini öngöremeyecekleri kanaatindedir. Bununla birlikte, cezaevi yetkilileri bu olayın gerçekleşmesini engellemek için gerekli her şeyi yapmıştır. Bilal Çoşelavın birkaç kez ruhsal ve duygusal bozukluk emareleri göstermesine rağmen, davranışlarına bağlı olarak intiharının tahmin edilemeyeceğini ve cezaevi personelinin Çoşelavın ruhsal durumunu anlayamama veya intiharını engellemek üzere yeterli önleyici tedbirleri almama nedenleriyle eleştirilemeyeceğini ifade etmektedir.
51. Hükümet ayrıca, yetkililer tarafından etkili bir soruşturma yürütüldüğünü iddia etmiştir. Yetkililerin aile üyeleriyle irtibata geçememesinden ötürü aileyi durumdan hemen haberdar etmek mümkün olmamıştır. 3 Ocak 2005 tarihinde ikinci başvuran ile temasa geçilmiş ve oğlunun cesedini teşhis etmek üzere hastaneye çağrılmıştır. Ardından, başvuranlar soruşturmada etkili bir rol alacak konuma gelmiştir.
1. Hükümetin Bilal Çoşelavın ölümünden sorumlu olduğu iddiası
52. Mahkeme yaşam hakkının koruma altına alındığı Sözleşmenin 2. maddesinin Sözleşmedeki en temel hükümlerden biri olarak kabul edildiğini yinelemektedir. 3. madde ile birlikte ele alındığında, 2. madde Avrupa Konseyini oluşturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini yansıtmaktadır.
Bireylerin korunmasına ilişkin bir mekanizma olarak Sözleşmenin hedefi ve amacı, Sözleşmenin 2. maddesinin koruma tedbirlerinin uygulanabilir ve etkili hale getirilmesini sağlayacak şekilde yorumlanması ve uygulanmasını gerektirir (bkz., McCann ve Diğerleri v. Birleşik Krallık, 27 Eylül 1995, §§ 146-47, Seri A no. 324).
53. Sözleşmenin 2 § 1 maddesinin ilk cümlesi, Devlete kasıtlı ve hukuka aykırı öldürmeden sakınmanın yanı sıra kendi yetki alanında bulunan kişilerin yaşamlarının korunmasına ilişkin uygun tedbirleri alma yükümlülüğü getirmektedir (bkz., L.C.B. v. Birleşik Krallık, 9 Haziran 1998, § 36, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-III). Mahkûmların haklarına ilişkin olarak, Mahkeme, önceki davalarda, tutuklu kişilerin savunmasız bir durumda bulunduğunu ve yetkililerin bu kişileri koruma görevinin bulunduğunu vurgulamıştır. Tutukluluk esnasında meydana gelen yaralanmalara açıklama getirmek, Devletin sorumluluğundadır ve bir birey öldüğünde, daha da bağlayıcı bir yükümlülük halini almaktadır (örneğin, bkz., Salman v. Türkiye (BD), no. 21986/93, § 99, ECHR 2000-VII).
54. Modern toplumlarda güvenlik sağlama hususundaki zorluklar, insan davranışlarını tahmin edilemezliği ve öncelikler ile kaynaklar açısından yapılması gereken operasyona ilişkin seçimler dikkate alındığında, pozitif yükümlülük kapsamının, yetkililere imkânsız veya orantısız bir yük getirmeyecek şekilde yorumlanması gerekmektedir. Bu çerçevede, her yaşam riski iddiası için yetkililerin, bu riskin gerçekleşmesini engellemek için fiili tedbirler almasına yönelik bir Sözleşme gereksinimini yerine getirmesi beklenemez. İntihara yatkınlığı olan bir mahkûm ile ilgili olarak pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için, yetkililerin belirli bir bireyin yaşamına ilişkin gerçek ve ani bir riskin varlığını ilgili tarihte bilmesi veya bilmesi gerektiği ve böyle olması halinde, mantıklı bir şekilde değerlendirildiğinde, yetkileri dâhilinde bu riskin ortaya çıkışını engelleyebilecek tedbirleri almadığının ortaya konması gerekmektedir (bkz. Keenan v.Birleşik Krallık, no. 27229/95, §§ 89 ve 92, ECHR 2001-III).
55. Geçmiş davalarda, Mahkeme, cezaevi yetkililerinin mahkûmların hakları ve özgürlüklerine dokunmadan, uygun bir şekilde görevlerini yerine getirmeleri gerektiğini değerlendirmiştir. Kişisel özgürlük ihlal edilmeden kişinin kendine zarar vermesine ilişkin ihtimallerin azaltılmasına yönelik genel tedbirler ve önlemler bulunmaktadır (ibid., § 92).
56. Mevcut başvuruya özgü koşullara dönülecek olursa, Mahkeme, Hükümetin bir yandan cezaevi personelinin Bilal Çoşelavın intihar edeceğini öngörmesinin mümkün olmadığını iddia ederken, diğer yandan Çoşelavın intihar etmesinin engellenmesi için imkân dâhilindeki bütün adımların hapishane yetkilileri tarafından atıldığını iddia ettiğini gözlemlemektedir.
57. İki intihar girişimi, tekerrür eden yardım talepleri ve kendine zarar verme olaylarının ayrıntılı olarak anlatıldığı belgeler ışığında, Mahkeme, cezaevi yetkililerine Bilal Çoşelavın intihar riski altında bulunduğu yönünde yeterli oranda emareler sunulduğunu değerlendirmektedir. Aslında, Çoşelavın psikolojik sorunlardan muzdarip olduğu kendisi veya ölümü ile ilgilenen her ulusal makam tarafından belgelendirilmiş ve tüm mahkûm ve cezaevi yetkilileri Çoşelavın sorunlarının farkında olmuşlardır.
58. Ayrıca, Mahkeme, başvuranların tazminat talebinin reddedildiği idari yargılamada çoğunluk kararına karşı çıkan idare mahkemesi hakimi gibi (bkz., yukarıdaki 29. paragraf), kendini öldürmek üzere iki kez girişimde bulunan Bilal Çoşelavın olay tarihinde geçerli mevzuata (bkz., yukarıdaki 31. paragraf) aykırı olarak, yetişkin mahkumların bulunduğu bir koğuşta tutulmasının trajik bir şekilde kendini öldürmesiyle sonuçlanan mevcut sorunlarına katkıda bulunmuş olabileceğini değerlendirmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, yukarıda özetlenen belgelere göre, Bilal Çoşelavın yetişkinlerle bir arada tutulduğu açık bir şekilde görülürken, davalı Hükümetin Bilal Çoşelavın öldüğü anda çocuk mahkumlar için tasarlanan koğuşta tutulduğuna ilişkin iddiasını kabul etmemektedir (bkz., yukarıdaki 10. paragraf).
59. Cezaevinde tutulan bir rapora göre, Çoşelavın yetişkin koğuşuna gönderilmesi kararı Bilal Çoşelavın kendi talebi üzerine alınmıştır. Mahkeme söz konusu talebin Çoşelavın yaşı teyit edilmeden değerlendirmeye alınmasını şaşırtıcı bulmaktadır ve bu kararın cezaevi yetkililerin ne iç düzenlemeler ne de çocuk mahkûmların tutukluluğuna ilişkin uluslararası mekanizmalara uygun hareket etmediğinin açık bir göstergesi olduğunu değerlendirmektedir.
60. Mahkeme Bilal Çoşelavın yetişkinler koğuşunda tutulmasının söz konusu tarihte yürürlükte olan ve Türkiyenin uluslararası antlaşmalar kapsamındaki yükümlülüklerinin ortaya konulduğu düzenlemelere (bkz., yukarıdaki 31. paragraf) aykırı olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, söz konusu tarihte çocukların yetişkinlerle bir arada tutulmasına yönelik hukuk dışı uygulamanın ve Türk makamlarının çocuk mahkumlarının ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmamasının, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Komitesi, CPT ve UNICEF tarafından dikkate alınmış ve eleştirilmiş olduğunu tekrarlamaktadır(bkz., yukarıdaki 32-38. paragraflar).
61. Ayrıca, Mahkeme, söz konusu tarihte reşit olmayan başvuranın yetişkinlerin kaldığı cezaevinde tutulduğu ve kendini öldürmek üzere bir dizi girişimde bulunduğu Güveç / Türkiye davasına ilişkin kararında, reşit olmayan bireylerin yetişkinlerin kaldığı cezaevlerinde tutulmalarına ilişkin hususu inceleme olanağı bulmuştur. Mahkeme, o kararda, başvuranın cezaevinde yetişkinlerle bir arada tutulmasının psikolojik sorunlarını artırdığı ve bunun bir sonucu olarak, başvuranın sürekli olarak kendini öldürme girişimlerinde bulunduğu sonucuna varmıştır (no. 70337/01, § 92, ECHR 2009 (alıntı)).
62. Ulusal makamların Bilal Çoşelavın sorunlarından haberdar olduğunu dikkate alan Mahkeme bu makamların yetkileri dâhilinde, makul bir şekilde değerlendirildiğinde, bu riskin ortaya çıkışını engellemesi beklenen tedbirleri alma yükümlülüğünün olduğu kanaatindedir (ibid.). Mevcut başvurunun koşulları değerlendirildiğinde, söz konusu yükümlülük, yetkililerin Bilal Çoşelavı sürekli olarak denetim altında tutmasının yanında psikolojik sorunlarına ilişkin yeterli tıbbi yardımı sağlamasını gerektirmekteydi. Bu nedenle, Mahkeme söz konusu adımların ulusal makamlar tarafından atılıp atılmadığını değerlendirecektir.
63. Dava dosyasındaki belgelere göre, Bilal Çoşelavın intihar riskinin bulunduğuna yönelik ilk emare 29 Aralık 2003 tarihinde Çoşelavın Kars Cezaevinin avlusundaki ilk kendini öldürme girişimidir. Kurtarılmasında sonra, Çoşelav tekrar hücresine götürülmüş ve cezaevi yetkililerinin olaya yönelik tek müdahalesi kendini öldürme girişiminde bulunarak diğer mahkumlara kötü örnek olması nedeniyle Çoşelavın disiplin cezası ile tehdit etmekti (bkz., yukarıdaki 7. paragraf).
64. Çoşelavın 19 Ocak 2004 tarihindeki ikinci intihar girişimi sonucunda da yetkililer Çoşelavın açık bir şekilde ihtiyaç duyduğu psikolojik desteğin kendisine sağlanması hususunda herhangi bir çalışma yapmamıştır. Bunun yerine, yaklaşık dokuz gün sonra, yetkililer Çoşelavı Erzurum Cezaevine nakletmiş ve yetişkinlerin bulunduğu koğuşa yerleştirmiştir.
65. Bilal Çoşelavın tekerrür eden yardım taleplerine karşın, hapishane yetkililerinin Çoşelavın sorunlarına gösterdiği duyarsızlık Erzurum Cezaevinde de devam etmiştir. Mahkeme söz konusu duyarsızlığın davalı Hükümet tarafından sabır şeklinde ifade edilmesini talihsiz bir açıklama olarak değerlendirmektedir (bkz., yukarıdaki 48. paragraf). Mahkeme söz konusu tarihte Bilal Çoşelavın ihtiyaç duyduğu şeyin sabır veya disiplin yaptırımı tehditleri değil acil uzman yardımı olduğunu düşünmektedir. Bunun yanında, davalı Hükümetin iddialarına karşın (bkz., yukarıdaki 48. paragraf), her intihar girişiminden sonra, Bilal Çoşelavın revirde muayene edilmesi Çoşelava yeterli tıbbi bakımın sağlandığı yönünde bir çıkarım yapılması açısından yeterli değildir: Mahkeme değerlendirmesinin konusu Çoşelavın kurtarılması için yeterli adımların atılıp atılmadığı değil, en başta Çoşelavın kendini öldürme girişiminde bulunmasının engellenmesi amacı ile makul adımların atılıp atılmadığı hususudur.
66. Başka bir koğuşa nakledilme talebinin 15 Aralık 2004 tarihinde cezaevi müdür yardımcısı tarafından reddedilmesinin ardından, Bilal Çoşelav bir cezaevi gardiyanına tıraş bıçağı ile saldırmaya çalıştığı, hücresindeki lavaboyu tekmelediği ve kırdığı ve yatağını ateşe verdiğinde, Bilal Çoşelavın sorunları ve kızgınlığının giderek daha kötü bir duruma geldiğinin cezaevi yetkilileri tarafından da fark edilmesi gerektiği açıktır.
67. Hayatının son saatlerinde halet-i ruhiyesinin ciddi bir şekilde kötüye gittiği, 17 Aralık 2004 tarihinde saat 10:00da Çoşelav başını hücresinin duvarlarına tekrar tekrar vurduğunda, açık bir şekilde görülmüştür. Çoşelavın baş yaralanması hapishane revirinde tedavi edilmiş ve daha sonra, Çoşelav tekrar hücresine götürülmüştür ve Çoşelav, birkaç saat içerisinde, saat 13:30da kendini asmıştır.
68. Mahkeme, cezaevi yetkililerinin Bilal Çoşelava yeterli gözetimi sağlamadıkları kanaatindedir. Mahkeme Çoşelavın başını duvarlara vurarak kendine zarar vermesine rağmen, herhangi bir denetim olmadan hücresinde kendi başına bırakılmasına dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme Çoşelavın yeteri kadar denetim altında tutulmadığı hususunun, bu sorunun personel eksikliği nedeniyle ortaya çıktığını değerlendiren Erzurum cezaevi disiplin kurulu tarafından da fark edildiğini not etmektedir (bkz., yukarıda, 21. paragraf).
69. Mahkeme, Bilal Çoşelav aleyhine yürütülen disiplin işlemlerini ve ciddi psikolojik sorunlarına kayıtsız kalınmasını dikkate alarak, ulusal yetkili makamların, Çoşelavın yetişkin mahkûmlar ile bir arada tutulması sonucu sorunlarının kötüye gitmesinden sorumlu olmanın yanı sıra bu sorunların hafifletilmesi amacı ile herhangi bir tıbbi veya diğer uzmanlık gerektiren hizmetlerin sağlamadığı sonucuna da varmaktadır.
70. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, ulusal yetkili makamların Bilal Çoşelavın yaşam hakkını koruyamamaları nedeniyle, Sözleşmenin 2. maddesinin esas açısından ihlal edildiğini kanaatindedir.
2. Bilal Çoşelavın ölümüne ilişkin cezai soruşturma ve idari yargılamaların etkinliği
71. Mahkeme, Devletin sorumluluğunun bulunduğu durumlarda ölümün gerçekleşmesi halinde, Sözleşmenin 2. maddesinin, Devletin elindeki tüm imkanları kullanarak, yaşam hakkının korunmasına ilişkin adli ve idari sistemin düzgün bir şekilde uygulanması için yeterli müdahalede bulunmasını ve bu hakkın ihlaline ilişkin ihlallerin önlenmesini ve cezalandırılmasını gerektirdiğini vurgulamaktadır (bkz., Öneryıldız v. Türkiye (BD), no. 48939/99, § 91, AİHM 2004-XII ve Paul ve Audrey Edwards v. Birleşik Krallık, no. 46477/99, § 54, AİHM 2002-II). Bu bağlamda etkili bir soruşturma için gerekli olan hususlar Mahkeme tarafından Shumkova v. Rusya kararında özetlenmiştir (no. 9296/06, §§ 106-109, 14 Şubat 2012).
72. Mevcut davada, Bilal Çoşelavın ölümüne ilişkin iki yargılama işlemi başlatılmıştır. Birincisi, 17 Aralık 2004 tarihinde ölüm hakkında savcının haberdar edilmesiyle başlatılmış ve 29 Nisan 2005 tarihinde savcının, kimsenin Bilal Çoşelavı intihar girişiminde bulunmaya teşvik etmediğine karar vermesiyle tamamlanmıştır. Başvuranların savcının kararına karşı itirazları, 7 Şubat 2006 tarihinde Oltu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
73. Mahkeme, etkili bir soruşturmanın önemli koşullarından birinin, uygulamanın yanı sıra teoride de sorumluluğun güvence altına alınması amacıyla, soruşturmanın veya soruşturmanın sonuçlarının kamuoyu denetimine ilişkin yeterli bir unsurun mevcudiyeti olduğunu vurgulamaktadır. Gerekli görülen kamuoyu denetimi düzeyi davadan davaya farklılık gösterebilmektedir. Buna karşın, her durumda, mağdurun en yakın akrabasının, meşru çıkarlarını korumak amacıyla gerekli olduğu ölçüde yargılamaya müdahil olması gerekmektedir (bkz. Güleç v. Türkiye, 27 Temmuz 1998, §§ 78 ve 82, Reports 1998-IV).
74. Mevcut davada, 30 Aralık 2004 tarihine kadar, başvuranlara oğullarının ölümü bildirilmemiştir. Bu nedenle, on üç günlük bir süre boyunca, başvuranlar soruşturmaya katılamamış, ayrıca savcıların bulundukları girişimler hakkında da bilgilendirilmemişlerdir.
75. Hükümet, yetkililerin, aileyi bulamamaları nedeniyle onlarla irtibata geçemediklerini öne sürmüştür. Ancak Mahkeme, Hükümet tarafından ibraz edilen belgelere göre, Bilal Çoşelavın ailesinin irtibat bilgilerinin cezaevi kayıtlarında bulunduğunu ve cezaevi müdürünün ikinci başvuran olan Bekir Çoşelavın telefon numarasını bu kayıtlardan aldığını ve savcı tarafından talimat verilmesi üzerine 30 Aralık 2004 tarihinde Bekir Çoşelavı bilgilendirdiğini gözlemlemektedir (bkz., yukarıda 18. paragraf). Bu sebeple Mahkeme, Hükümetin, yetkililerin olaydan hemen sonra aileyle irtibat kuramadığı yönündeki iddiasını inandırıcı bulmamaktadır. Bu nedenle Mahkeme, yetkililerin aileyi zamanında bilgilendirmemelerinin doğrudan bir sonucu olarak, soruşturmanın ilk ve kritik aşamalarda ailenin yer almasının engellendiğini değerlendirmektedir.
76. Mahkeme, Bilal Çoşelavın intihar girişiminin engellenmediği yönündeki iddiaların değerlendirilmesi hususunda savcının herhangi bir girişimde bulunmadığına dikkat çekmektedir. Savcı, Bilal Çoşelavın kendini öldürdüğünün ve hiç kimsenin Çoşelavı intihar girişimde bulunmaya sevk etmediğinin tespit edilmesini yeterli görmüştür. Örneğin, dosyada savcının Bilal Çoşelavın kendini öldürmesine yol açan sebepler hakkında herhangi bir soruşturma yürüttüğüne ve hapishane yetkililerine atfedilebilecek herhangi bir ihmal veya eylemin olup olmadığını değerlendirdiğine işaret eden herhangi bir belge bulunmamaktadır. Bu tür girişimlerde bulunmanın, soruşturmanın ilerleyişi açısından mantıklı bir yol olacağı ve Sözleşmenin 2. maddesi uyarınca davalı Devletin sorumluluğu altında bulunan bireylerin yaşam hakkını korumaya yönelik önleyici tedbirleri alma yönündeki pozitif yükümlülüklerine uygun olacağı değerlendirilmektedir.
77. Bilal Çoşelavın ölümüne ilişkin ikinci yargılama, şu anda Danıştay önünde derdest olan idari yargılamadır. Söz konusu yargılamanın başladığı tarihten bu yana geçen uzun süreyi dikkate alarak Mahkeme, bu yargılamada, etkili soruşturma bağlamında zımni olan çabukluk ve makul sürede yargılama koşulunun yerine getirilmediğini değerlendirmektedir (bkz., Yaşa v. Türkiye, 2 Eylül 1998, § 103, Reports 1998-VI).
78. Bunun yanı sıra, yukarıda belirtildiği üzere (bkz., yukarıda 45. paragraf), Mahkeme, Sözleşmenin 2. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülüklere ilişkin davalarda, tazminat işlemlerini etkili bir hukuk yolu olarak değerlendirmektedir. Mevcut davada, idari mahkemeler, başvuranın ölümü hususunda cezaevi yetkililerinin ihmallerinin bulunup bulunmadığını tespit etmek amacıyla başvuranların iddialarını makul bir süre içerisinde değerlendirebilirlerdi. Buna rağmen, 2006 yılında başlatılan yargılamalar Danıştay önünde halen derdesttir (bkz., yukarıda 30. paragraf). Mahkeme, ulusal mahkemelerin yargılamaları hızlandırma konusunda titiz davranmamalarını dikkate alarak, başvuranların başvuruda bulunmadan önce yargılamaların sonucunu beklemelerinin gerekmediğini değerlendirmektedir. Bu nedenle Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmesi hususuna ilişkin itirazını (bkz., yukarıda 45. paragraf) reddeder ve ulusal yetkili makamların, Bilal Çoşelavın ölümüne yol açanların sorumluluklarının tespit edilmesine yönelik etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna varır. Dolayısıyla, Sözleşmenin 2. maddesinin usul bakımından ihlal edildiği kanaatindedir.
II. SÖZLEŞMENİN İHLAL EDİLDİĞİNE İLİŞKİN DİĞER İDDİALAR
79. Son olarak, başvuranlar, hangi hususta olduğunu belirtmeden, Sözleşmenin 5 § 1 (a), (b), (d) ve (e) maddesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Sözleşmenin 14. maddesi ve 12 numaralı Protokol uyarınca, başvuranlar ayrıca oğullarının Sözleşmeden doğan haklarının Kürt kökenli olması nedeniyle ihlal edildiğini öne sürmüşlerdir. Nihai olarak, başvuranlar Sözleşmenin 17 ve 18. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
80. Sözleşmenin 12 numaralı Protokolü kapsamındaki şikayet ile ilgili olarak Mahkeme, Türkiyenin bu Protokolü onaylamadığını gözlemlemektedir. Bu nedenle, başvuranların bu yöndeki şikâyetleri kişi bakımından uygulama açısından Sözleşmeye uygun değildir ve Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
81. Mahkeme, başvuranların geri kalan şikâyetlerini incelemiştir. Elindeki bütün bilgi ve belgeler ışığında, bu şikâyetlerin Sözleşme veya Protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklere ilişkin bir ihlal ortaya konmadığına kanaat getirmiştir. Dolayısıyla, Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca, başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle kabul edilemez olarak nitelendirilmelidir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
82. Sözleşmenin 41. Maddesi şu şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
83. Başvuranlar, maddi tazminat olarak 200.000 Avro (EUR) ve manevi tazminat olarak 200.000 Avro (EUR) talep etmişlerdir.
84. Hükümet, talep edilen miktarların aşırı olduğunu ve belgeye dayalı kanıt ile desteklenmediğini iddia etmiştir.
85. Başvuranların maddi tazminat taleplerini desteklemek amacıyla belgeye dayalı kanıt sağlamaması dikkate alındığında, Mahkeme, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensel ilişki görmemektedir; bu nedenle talebi reddetmektedir. Diğer taraftan, manevi tazminat olarak başvuranlara toplam 45.000 Avro ödenmesine hükmetmektedir.
B. Masraf ve Giderler
86. Başvuranlar ayrıca AİHM ve yerel mahkemeler önünde oluşan masraf ve giderler için 99,549 Avro (EUR) talep etmişlerdir. Bu talebin 9.549 Avroluk (EUR) kısmına ilişkin olarak, başvuranlar Mahkemeye, temsilcilerinin bu davaya toplam otuz bir saat harcadığını gösteren bir mesai kartı (zaman çizelgesi) sunmuşlardır. Geriye kalan 90.000 Avroluk (EUR) kısma yönelik iddialarına ilişkin olarak başvuranlar, bu miktarı avukatlık ücreti olarak temsilcilerine ödemeye karar verdiklerini ileri sürmüşlerdir.
87. Hükümet, talep edilen miktarların aşırı olduğunu ve belgeye dayalı kanıt ile desteklenmediğini iddia etmiştir. Ayrıca, Hükümet Mahkemeyi ulusal düzeyde tahakkuk eden masraflar ve giderler açısından bir tazminat kararı vermemeye davet etmiştir.
88. Hükümetin ulusal düzeydeki yargılamalara ilişkin masraf ve giderlere ilişkin düşüncesine karşılık olarak Mahkeme, bir Sözleşme ihlalini tespit etmesi halinde, ihlalin engellenmesi veya tazmin edilmesi amacıyla ulusal mahkemeler önünde oluşan masraf ve giderler için başvuranlara tazminat ödenmesine hükmedebileceğini vurgulamaktadır (bkz. Societe Colas Est ve Diğerleri v. Fransa, no. 37971/97, § 56, AİHM 2002-III ve bu metinde atıfta bulunulan davalar). Mevcut davada başvuranlar, Sözleşmeden doğan haklarını, yani oğullarının yaşam hakkını, savcı ve idari mahkemelerin dikkatine sunmuşlardır. Bu nedenle, Mahkeme başvuranların ulusal düzeyde tahakkuk eden masraf ve giderler açısından geçerli bir taleplerinin olduğu kanaatindedir.
89. Mahkeme ayrıca, Hükümetin iddiasının aksine, başvuranların temsilcilerinin bu davaya harcadığı saati gösteren bir mesai kartını Mahkemeye sunduğunu gözlemlemektedir. Ayrıca Mahkeme, söz konusu mesai kartlarının bir dizi davada Mahkeme tarafından destekleyici belge olarak kabul edildiğini de gözlemlemektedir (bkz., Beker v. Türkiye, no. 27866/03, § 68, 24 Mart 2009 ve bu metinde atıfta bulunulan davalar).
90. Mahkemenin içtihadına göre, başvurana masraf ve giderler, yalnızca gerçekten ve zorunlu olarak oluştuğu ve miktar bakımından makul olduğu tespit edildiği takdirde tazmin edilmektedir. Elindeki belgeleri ve yukarıdaki kriterleri dikkate alarak Mahkeme, tüm başlıklar altındaki masraflar için 4.000 Avro (EUR) ödenmesini makul görmektedir.
C. Gecikme faizi
91. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Hükümetin, Sözleşmenin 2. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilirliğine ilişkin itirazını esas bakımından birleştirir ve reddeder;
2. Başvuranların oğlunun yaşam hakkına ilişkin şikâyetlerini kabul edilebilir olarak, başvurunun geri kalan kısmını da kabul edilemez olarak nitelendirir;
3. Ulusal makamların başvuranların oğlu Bilal Çoşelavın yaşam hakkını koruyamadıkları gerekçesiyle, Sözleşmenin 2. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine karar verir;
4. Ulusal makamların başvuranların oğlunun ölümüne ilişkin etkili bir soruşturma yürütemedikleri gerekçesiyle, Sözleşmenin 2. maddesinin ihlal edildiğine karar verir;
5. a) Davalı Hükümet tarafından başvuranlara müştereken, Sözleşme'nin 44 § 2 maddesi doğrultusunda, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden TL'ye çevrilmek üzere:
(i) manevi tazminata ilişkin olarak 45,000 (kırk beş bin) Euro'nun vergi olarak ödenmesi gereken miktar hariç olmak üzere ödenmesine, (ii) masraf ve harcamalara ilişkin olarak 4,000 (dört bin) Euro'nun vergi olarak ödenmesi gereken miktar hariç olmak üzere ödenmesine,
(b) Söz konusu üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda, basit faizin uygulanmasına karar verir;
6. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 9 Ekim 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy