(AİHS. m. 6, 13, 35, 1 NOLU PROTOKOL) (TURGUT VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (TURABOĞLU USTA V. - TÜRKİYE DAVASI) (REMZİ AYDIN - TÜRKİYE DAVASI) (RİMER VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (VAN DER MUSSELE - BELÇİKA DAVASI) (BÖLÜKBAŞ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 17670/07, 60806/09, 17960/10, 45405/11, 45423/11 ve 48909/11)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller,
Ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (İkinci Bölümü) ekte bulunan başvuru tarihleri ile referansların içerdiği başvurular bakımından, 5 Kasım 2013 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde, yine aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Başvuranların isim listesi ekte bulunmaktadır.
A. Davanın koşulları
1. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
2. Başvuranlar, farklı tarihlerde, ihtilaflı arazilerin mülkiyetini elde etmişlerdir.
3. Bu araziler, muhtar tarafından düzenlenen mülkiyet devri belgesi ne konu olmuştur.
4. Ardından, kadastro çalışmaları sonucunda, söz konusu araziler kadastro komisyonunca Devletin orman arazisinin bir parçası olarak nitelendirilmiştir.
5. Başvuranlar, yetkili mahkemeler önünde kadastro komisyonu kararına itirazda bulunmuşlardır ve kadastro tutanaklarının iptalini talep etmişlerdirler.
6. Başvuranlar, söz konusu arazilerin orman arazisinin bir parçası olmadığını ve kazandırıcı zamanaşımı süresinin bu bağlamda yerine getirildiğini iddia etmişlerdir.
7. Mahkemeler, davaların esasına ilişkin kararını vermeden önce, davanın tarafları ve bilirkişiler eşliğinde dava konusu taşınmazları bulunduğu bölgede keşif yapmışlardır.
8. Hazırlanan farklı bilirkişi raporları, dosyalara ibraz edilmişlerdir.
9. Mahkemeler, bilirkişi raporlarını değerlendirdikten sonra (ilk derece mahkemeleri veya iade karan) başvuranların kadastro tutanaklarının iptali taleplerini reddetmişlerdir ve söz konusu arazilerin orman arazisi olduğu gerekçesiyle Devlet Hazinesi adına tapuda kayıt ve tesciline karar vermişlerdir.
10. İlgililer, temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.
11. Yargıtay, anılan kararları onaylamıştır. Yargıtay, dosyalardaki unsurlara özellikle çeşitli bölgesel haritalara dayanarak, ihtilaf konusu arsaların orman arazinin bir parçası, ağaçsız bir alan olduğunu (yani orman ekosisteminin ayrılmaz parçaları ve ormanın ayrılmaz parçası) ve dolayısıyla arazilerin yasal olarak herhangi bir özel mülkiyete konu edilemeyeceği kanaatine varmıştır.
B. İlgili iç hukuk
12. İlgili iç hukuk ve uygulama, Turgut ve diğerleri/Türkiye kararında (no. 1411/03, §§ 41-67, 8 Temmuz 2008) ve Altunay/Türkiye ((kabul edilebilirlik kararı), no. 42936/07, §§ 20-23, 17 Nisan 2012) ile Usta/Türkiye ((kabul edilebilirlik kararı), no. 32212/11, 27 Kasım 2012) kararlarında belirtilmektedir.
ŞİKAYETLER
13. Başvuranlar, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi bağlamında, mülkiyetlerine saygı gösterilme haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Ayrıca başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesi bakımından, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan çözümün adil olmadığını ve bu durumda da Sözleşmenin 13. maddesi bağlamında, yerel mahkemeler önünde konuya ilişkin etkin bir başvuru yolu bulunmadığını iddia etmişlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuruların birleştirilmesi hakkında
14. AİHM, İçtüzüğünün 42/1 maddesine uygun olarak, başvurucuların yönelttikleri hukuki konular ile olaylar arasında benzer başvurular bulunması bakımından başvuruların birleştirilmelerine karar vermiştir.
B. Başvuru konuları hakkında
15. Söz konusu olay ve olguların hukuki nitelendirilmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan AİHM, taraflarca olaylara atfedilen hukuki nitelendirme ile bağlı olmadığını hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-I, ve Remzi Aydın/Türkiye, no. 30911/04, § 44, 20 Şubat 2007). Somut olayda AİHM, başvuranların şikayetlerinin özellikle Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi açısından bir inceleme gerektirdiği kanaatine varmıştır.
C. Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi hakkında
16. Başvuranlar, arazilerinin orman arazisinin bir parçası olmadığını, muhtarın refakatinde satın aldıkları ve yıllarca kullanmış oldukları bu arazilerin kadastro tutanağı üzerine kaydedilmesine ilişkin taleplerinin yerel makamlarca reddedilmelerinin mülkiyetlerine saygı gösterilme haklarına bir ihlal teşkil ettiğini iddia etmektedirler.
17. AİHM, arazilerin nitelikleriyle ilgili olarak, yerel mahkemelerce ihtilaflı arazilerin orman arazisinin bir parçası olarak değerlendirdiklerini gözlemlemektedir. Bu nedenle, yerel mahkemeler keşif, harita çalışması yapılmasına ve bilirkişilerden raporlar alınmasına karar vermiştir; kararları gerek olgularla gerekse hukuki olarak desteklenmiştir. Dolayısıyla AİHM, yerel mahkemeler tarafından varılan çözüm ile tespitlerden uzaklaşmakta herhangi bir neden görmemektedir.
18. AİHM, başvuranlar aleyhine verilen red kararında ifade edilen söz konusu arazilerin aslında orman arazisinin birer parçası olduklarına ilişkin gerekçeyi dikkate almaktadır.
19. AİHM, orman arazisinin korunması için alınması gereken önlemlerin çeşidini belirleme yetkisinin yerel makamlara ait olduğunu hatırlatmaktadır. Bu önlemler, evrensel tanım olarak şehircilik politikası ile kentsel planlanmaya bağlı olmalı ve özellikle Devletin müdahale alanlarını göstermelidir.
20. Ayrıca AİHM, tabiatın ve ormanların ve daha genel anlamda çevrenin korunmasının, kamuoyunda ve dolayısıyla kamu makamları nezdinde sürekli ve desteklenen bir ilgiyle savunulan bir değer olduğunun altını çizmektir. AİHM, çevrenin korunmasına ilişkin mülahazalar söz konusu olduğunda, özellikle de Devlet konuyla ilgili olarak yasal düzenlemeye gitmişse, ekonomik zorunluluklar ve hatta mülkiyet hakkı gibi bazı temel hakların öncelik arz etmemesi gerektiğini hatırlatmaktadır. (Hamer/Belçika, no. 21861/03, § 79, AİHM 2007-V, Taşkın ve diğerleri/Türkiye, no. 46117/99, AİHM 2004-X, Moreno Gomez/İspanya, no. 4143/02, AİHM 2004-X, Fadeieva/Rusya, no. 55723/00, AİHM 2005-IV ve Giacomelli/İtalya, no. 59909/00, AİHM 2006-XII).
21. AİHM, mevcut davalarda, başvuranların ihtilaf konusu arsaların zilyetliklerine sahip olduklarını gözlemlemektedir. Üstelik bu zilyetlikler, muhtar tarafından düzenlenen mülkiyet devri belgesi ne de konu olmuştur. Ayrıca dosyadaki unsurlar, ilgililerin söz konusu arsaları kullandıkları ve sahibi olarak tasarrufta bulunduklarını anlamayı sağlamaktadır. Ancak AİHM, başvuranların gerçek anlamda söz konusu arsalara sahip olmadıklarını dikkate almaktadır. Başvuranlar, mülkiyet hakkının varlığının tartışmasız tek delili olan tapulu taşınmazlara sahip olmamaktadırlar (Rimer ve diğerleri/Türkiye, no. 18257/04, § 36, 10 Mart 2009).
22. Bu bağlamda AİHM, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin, mülklere sahip olma hakkı tanımadığını hatırlatmaktadır (Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, no. 34478/97, § 52, 9 Ocak 2007, Kopecky/Slovakya (BD), no. 44912/98, 28 Eylül 2004, AİHM 2004-IX, Van der Mussele/Belçika, 23 Kasım 1983, § 48, Seri A no. 70 ve Slivenko ve diğerleri/Lituanya (kabul edilebilirlik kararı) (BD), no. 48321/99, § 121, AİHM 2002-II).
23. Başvuran, itiraz ettiği kararın, bu hüküm bağlamında mülkleriyle ilgisi olması halinde, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini iddia edebilmektedir.
24. AİHM, mülk kavramının mevcut mülkler ile sınırlı olmadığını ve başvuranın, üzerinde mülkiyet hakkını fiilen kullanabilmeye yönelik makul ve meşru bir beklentiye sahip olduğunu iddia edebileceği alacaklar da dahil olmak üzere tüm mal varlığı değerlerini kapsayabileceğini de hatırlatmaktadır (anılan, Hamer, § 75).
25. AİHM, mevcut davada başvuranların, Kadastro Komisyonunun vardığı sonuçlar bakımından, mülkiyet hakkını fiilen ve etkili olarak kullanabilmeye yönelik meşru bir beklentiye sahip olduklarını iddia edebileceklerini kaydetmektedir.
26. Bununla beraber ilgilinin, AİHMe göre, malik sıfatıyla zilyetlikten yararlanabilmesi halinde, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla bu taşınmazların tapu siciline kendi adına tescil edilmesi mümkün olacaktır.
27. Bu noktada AİHM, ulusal yargı organlarının, bir başkasını değil de bu hukuki çözümü kabul etmelerine neden olan malik sıfatıyla zilyetlik kavramının doktrinel analizini yapmayı uygun ve hatta gerekli görmemektedir (Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye, no. 37639/03, 37655/03, 26736/04 ve 42670/04, § 46, 3 Mart 2009).
28. AİHM, başvuranların ihtilaf konusu taşınmazların zilyetliğine sahip olsalar bile, söz konusu mülklerden yararlanmaya devam etme konusundaki meşru beklentilerinin iç hukukta yeterli bir yasal temele dayanmadığını tespit etmektedir (anılan, Kopecky, § 52).
29. AİHM, bu bağlamda taşınmazın iadesine ilişkin basit beklenti -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- ile daha somut nitelikte olması ve yasal bir düzenlemeye ya da iç hukukta sağlam bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasında fark olduğunu hatırlatmaktadır (Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye (kabul edilebilirlik kararı), no. 22522/03, 9 Aralık 2008).
30. AİHM esasen, davanın koşullarında, İdarenin, kadastro komisyonunun henüz kesinlik kazanmamış kararına ilişkin itirazını karara bağlayan ulusal yargı organlarının vurguladığı gibi, konuya uygulanabilir iç hukukta, orman vasfına sahip olan taşınmazların hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımına konu olamayacağını kesin ve açık olarak belirttiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 11. paragraf).
31. Bu bakımdan, orman vasfındaki arazinin ediniminin kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mümkün olmaması, başvuranların bu hususta ileri sürdüğü kullanım süresi iddiasını etkisiz kılmıştır.
32. Ulusal mevzuata göre devlet ormanı vasfındaki arazilerinin devredilemez niteliği ve zamanaşımına konu olmaması nedeniyle, bu denli uzun bir sürenin geçmesi iç hukukta hiçbir hukuki sonuç doğurmamaktadır.
33. Bundan dolayı başvuranlar, ormanlık bölgede bulunan taşınmazın mülkiyetini kazandırıcı zamanaşımı yoluyla elde etme hakkından yararlanamamışlardır.
34. Sonuç olarak, iç hukukta yeterli bir yasal dayanağın bulunmaması halinde, başvuranların taşınmazlardan-mülklerden faydalanmaya devam etmelerine ve bu taşınmazların-mülklerin sahibi olmalarına imkan verecek herhangi bir meşru beklentide bulunmaları hukuken mümkün değildir (Kadir Gündüz/Türkiye, no: 50253/99 (kabul edilebilirlik kararı), 18 Ekim 2007, Nane ve diğerleri/Türkiye, no: 41192/04, §§ 25-28, 24 Kasım 2009, Bölükbaş ve diğerleri/Türkiye, no: 29799/02, § 26, 9 Şubat 2010 ve anılan, Usta, § 44).
35. AİHM, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin birinci cümlesi anlamında, başvuranların mülk sahibi olmadıkları kanısındadır. Bu nedenle, söz konusu hükmün güvenceleri somut olayı kapsamamaktadır.
36. Dolayısıyla, başvuranların şikayetleri, Sözleşmenin 35/3 maddesi uyarınca Sözleşmenin hükümleriyle konu yönünden (ratione materiae) bağdaşmamaktadır ve bu şikayetler, Sözleşmenin 35/4 maddesi gereğince reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, AİHM, Oybirliğiyle,
Başvuruların birleştirilmesine ve kabul edilemez olduklarına karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy