(AİHS. m. 5, 6, 29, 34, 35, 41, 44) (5237 S. K. m. 188) (5271 S. K. m. 139) (TEIXEIRA DE CASTRO - PORTEKİZ DAVASI) (BURAK HUN - TÜRKİYE DAVASI) (GENÇEL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 17711/07)
KARAR
STRAZBURG
12 Kasım 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Sepil/Türkiye davasında, Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Andras Sajö,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Ekim 2013 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. İşbu davayı, Türk vatandaşı olan Hasan Sepil (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 17 Nisan 2007 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (Mahkeme) yapılmış olan 17711/07 no.'lu başvuru oluşturmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul'da görev yapan avukat M. Bulan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran esas olarak Sözleşme'nin 6/1 hükmüne dayanarak, adli denetim olmaksızın hareket eden ve kendisini yasadışı uyuşturucu satma suçunu işlemeye teşvik eden bir gizli polis tarafından kanuna aykırı şekilde elde edilen deliller temelinde mahkum edilmiş olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, yerel mahkemelerin önemli delilleri, diğer bir deyişle başvuranın yakalanması öncesi yapmış olduğu telefon görüşmelerinin kayıtlarını değerlendirmemiş olduğunu iddia etmiştir.
4. Başvuru 17 Mart 2010 tarihinde Hükümet'e tebliğ edilmiştir. Sözleşme'nin 29/1 hükmü gereğince, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda hüküm verilmesine karar verilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1965 doğumludur ve Çanakkale'de ikamet etmektedir.
6. Başvuran, 26 Haziran 2005 tarihinde gizli bir polis operasyonunun ardından yasadışı uyuşturucu madde satma şüphesi ile yakalanmıştır.
7. Avcılar Polis Karakolu'nda düzenlenmiş olan polis tutanaklarına göre, iki polis memuru, kimliği belirsiz bir kaynak tarafından başvuranın yasadışı uyuşturucu madde ticareti yaptığına ilişkin olarak bilgilendirilmelerinin ardından 40 Türk Lirası (TL) değerinde bir doz eroin satın almak için başvuran ile telefon yoluyla iletişim kurmuşlardır. Sonrasında, polis memurları başvuran ile telefonda daha önceden belirlemiş oldukları bir adreste buluşmuşlar ve başvuran, orada polis memurlarına bir parça kağıda sarılı olan, eroin olduğundan şüphelendikleri açık kahverengi bir madde satmaya çalışmıştır. Karşılığında, polis memurları başvurana seri numaraları daha önceden alınmış olan banknotlar halinde 40 TL vermişlerdir. Başvuran, bunun ardından derhal yakalanmıştır.
8. Başvuranın yakalanması sonrasında, polis memurları başvuranın üzerinde içinde aynı maddenin bulunduğu başka dört küçük paket ile bir adet şırınga bulmuşlardır. Polis tutanaklarında, söz konusu maddenin polis memurlarına satılmış olan da dahil olmak üzere toplam ağırlığının 2.2 gram olduğu kaydedilmektedir. Söz konusu madde daha sonra kimyasal inceleme için İstanbul Kriminal Polis Laboratuarına gönderilmiştir.
9. Aynı gün içerisinde, başvuran, refakatinde bir avukat bulunduğu halde polise ifade vermiştir. Başvuran, evinin önünde otururken polis memurlarının üzerini aradıklarını ve iki gün önce kendisi için kullanmak üzere A. adlı bir şahıstan 120 TL karşılığında almış olduğu bir şırınga ve dört küçük paket eroini bulduklarını ileri sürmüştür. Başvuran, kendisinin eroin sattığını inkar etmiş ve arama yapıldığı zaman üzerinde sadece 35 TL'si olduğunu iddia etmiştir.
10. O gün daha sonra, Avcılar Emniyet Müdürlüğü, yasadışı uyuşturucu kullandığı gerekçesiyle Küçükçekmece Ağır Ceza Mahkemesi tarafından daha önce verilmiş olan bir mahkumiyet kararının ardından başvuran hakkında bir yakalama emri çıkarıldığına ilişkin olarak Avcılar Polis Karakolu'ndaki polis memurlarını bilgilendirmiştir.
11. İstanbul Kriminal Polis Laboratuarı 27 Haziran 2005 tarihinde, net ağırlığı 2.1 gram olan açık kahverengi maddenin gerçekten de eroin olduğunu tespit etmiştir.
12. Aynı gün, başvuran Küçükçekmece Sulh Ceza Mahkemesi tarafından sorgulanmıştır. Başvuran, yirmi yıldan uzun bir süredir uyuşturucu kullandığını ve kendisi kullanmak üzere her dört günde bir A. adlı kişiden belli bir miktar eroin satın aldığını ifade etmiştir. Sulh ceza hakimi, yargılamalar sonuçlandırılana kadar başvuranın tutuklu bulundurulmasına hükmetmiştir.
13. Daha sonra Bakırköy Cumhuriyet Savcısı 11 Temmuz 2005 tarihinde, Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne, başvuranı 5237 sayılı Ceza Kanunu'nun 188/3 hükmü uyarınca yasadışı uyuşturucu madde bulundurma ve ticaretini yapmakla suçlayan bir iddianame sunmuştur.
14. Bu süre zarfında, başvuranın eroin kullanma ve satma ile hırsızlığa teşebbüs suçlarından daha önce mahkum edilmiş olduğu tespit edilmiştir.
15. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılama aşamasında, başvuran 14 Eylül 2005 tarihli bir duruşmada, kendisinin yalnızca uyuşturucu madde bağımlısı olduğunu ve polis tutanaklarında başvuranın uyuşturucu madde karşılığında para kabul etmiş olduğu yönünde yer alan ifadenin yanlış olduğunu ileri sürmüştür.
16. İki polis memuru, 14 Ekim 2005 tarihinde gerçekleştirilen bir sonraki duruşmada ifade vermiştir. Polis memurlarından biri, başvuranın uyuşturucu madde sattığına ilişkin olarak bilgilendirilmeleri üzerine, C.D. isimli başka bir polis memurunun başvuranı telefonla aradığını ve belli bir miktar yasadışı madde almak için bir buluşma ayarladığını ileri sürmüştür. Başvuranın avukatı, polis memurlarının herhangi bir adli denetim olmaksızın operasyon gerçekleştirmiş olmaları ve bu hareketlerinin bir suçun işlenmesini teşvik etme anlamına gelmesi bakımından polis delillerinin kanuna aykırı olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuranın avukatı, olayların polis tutanaklarında ifade edildiği gibi gelişip gelişmediğinin belirlenmesi amacıyla telefon kayıtlarının incelenmesini talep etmiştir.
17. Yerel mahkeme 6 Aralık 2005 tarihinde, cep telefonundan başvuranı aradığını ve uyuşturucu madde satın almak istediğini söylediğini ileri süren C.D. isimli polis memurunun ifadesini dinlemiştir. Polis memurunun ifadesine göre, başvuran onun bu isteğini kabul etmiş ve bir buluşma ayarlamıştır. Daha sonra polis memuru tali bir yolun aşağısında başvuran ile buluşmuş ve burada, seri numarası kaydedilmiş banknotlar ile uyuşturucuyu takas etmişlerdir.
18. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 3 Şubat 2006 tarihli duruşmada, başvuranın talebi üzerine M.T. isimli tanığın ifadesini dinlemiştir. M.T. isimli tanık, başvuranı da kendisi gibi uyuşturucu madde bağımlısı olarak bildiğini ve başvuranın uyuşturucu sattığını hiç duymadığını ileri sürmüştür. M.T., başvuranın kendisine uyuşturucu satın almaya gittiğinde bazen M.T için de uyuşturucu aldığını ve kendisinin başvurana parasını daha sonra ödediğini eklemiştir. Arkadaşlarından biri olan Ö.'nün başvuran ile aralarının iyi olmadığını, ancak muhbirin Ö. olup olmadığını bilmediğini belirtmiştir.
19. Mobil şebeke operatörü 1 Mart 2006 tarihinde, başvuranın yakalanması öncesinde iletişim kurduğu telefon numaralarının olduğu bir listeyi sunmuştur. Ancak, mahkeme 31 Mart 2006 tarihli bir duruşmada, başvuranın avukatının bu numaraların kimlere ait olduğunun tespit edilmesi yönündeki talebini, bunun verilecek karar üzerinde hiçbir etkisinin olmayacağını belirterek reddetmiştir.
20. Aynı duruşmada, Cumhuriyet savcısı kendi görüşlerini sunmuştur. Savcı tanık beyanlarına, başvuranın önceki mahkumiyetlerine ve başvuran üzerinde bulunmuş olan maddelere dayanarak, başvuranın polis memurlarına yasadışı uyuşturucu madde satmaya çalışırken yakalandığının tespit edilmesi sebebiyle suçunun sabit görülmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Buna karşılık olarak, başvuranın avukatı Cumhuriyet savcısının dayandığı delillerin kanuna aykırı şekilde elde edilmiş olduğunu yinelemiştir.
21. Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2006 tarihinde, başvuranı uyuşturucu ticareti yapmaktan suçlu bulmuş ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3 ile 4 hükümleri gereğince altı yıl üç ay hapis cezasına mahkum etmiştir. Mahkeme, polis memurlarının ifadelerini, M.T.'nin beyanını ve polis operasyonu sonucu elde edilen delilleri dikkate almıştır.
22. Yargıtay 25 Aralık 2006 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
23. Başvuran 21 Nisan 2010 tarihinde koşullu olarak salıverilmiştir.
II. İLGİLİ ULUSAL VE ULUSLARARASI HUKUK
24. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:
139. Madde - Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi
(1) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi halinde, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı karan ile kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir.
(7) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:
a) Türk Ceza Kanunu'nda yer alan;
1. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (188. madde); ...
206. Madde - Delillerin ortaya konması ve reddi
...
(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hallerde reddolunur:
a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse;
b) Delil ile ispat edilmek istenilen olayın karara etkisi yoksa; ...
25. İlgili uluslararası hukuka ilişkin açıklamalar Ramanauskas / Litvanya ((BD), no. 74420/01, prg. 35-37, AİHM 2008) davasında verilen kararda yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME'NİN 6/1 HÜKMÜNÜN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, yerel mahkemenin Sözleşme'nin 6/1 hükmü uyarınca adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelecek şekilde, kendisinin mahkumiyetine hükmederken gizli soruşturmacılar tarafından kanuna aykırı olarak elde edilen delilleri dikkate aldığından ve önemli delilleri incelemediğinden şikayetçi olmuştur. Söz konusu hükmün ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
1. Herkes... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan... bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından... adil bir duruşma gerçekleştirilmesini isteme hakkına sahiptir...
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
27. Mahkeme, bu şikayetin, Sözleşme'nin 35/3 (a) hükmü anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermektedir. Mahkeme ayrıca, şikayetin başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak nitelendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Esas Hakkında
28. Hükümet, başvuranın yakalanması için operasyon gerçekleştiren polis memurlarının bir suçun işlenmesine teşvikte bulunmuş olarak değerlendirilemeyeceklerini ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, polis memurlarının başvuranın uyuşturucu madde sattığına ilişkin olarak daha önceden bilgilendirilmiş olduklarını ve kendilerine başvurana ulaşabilecekleri bir telefon numarasının temin edilmiş olduğunu iddia etmiştir. Ayrıca, başvuran, polis memurlarının telefon ederek kendisinden tedarik etmesini istediklerinden fazla bir miktar uyuşturucu madde bulundurması bakımından polis müdahalesi öncesinde halihazırda bir suç işlemiştir. Başvuranın adli sicil kaydı temiz değildir, uyuşturucu madde taşıma, kullanma ve satma gibi uyuşturucuyla ilişkili suçlardan daha önce hüküm giymiştir ve polis müdahalesinin yapıldığı zaman hakkında bir yakalama emri mevcut bulunmaktadır. Dolayısıyla, Hükümet, M.T. isimli tanığın beyanlarıyla da desteklendiği üzere, yetkililerin başvuranın uyuşturucu ticareti yaptığından ve söz konusu suçu işleme eğiliminde olduğundan şüphelenmek için yeterli delillerinin olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, polis operasyonu sonucunda elde edilen delillerin yerel mahkemenin dayanak olarak gösterdiği tek delil olmadıklarını, mahkemenin ayrıca M.T. isimli tanığın beyanlarını da dikkate aldığını ifade etmiştir. Hükümet, son olarak, ceza yargılamaları esnasında mahkemenin operasyonda yer alan polis memurlarının ifadelerini dinlediğini ve başvuranın polis memurlarının ifadelerine itiraz etme imkanına sahip olduğunu belirtmiştir.
29. Başvuran, polis operasyonunun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesine aykırı olacak şekilde, adli denetime tabi tutulmaksızın gerçekleştirilmiş olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran, yakalanması öncesinde polis memurlarının kendisiyle irtibata geçmediklerini, mahkemenin, mobil şebeke operatörü tarafından listelenen telefon numaralarının sahipleri hakkında bilgi edinmesi halinde bunun kanıtlanabileceğini iddia etmiştir. Başvuran, bu tür bir telefon konuşması gerçekleşmiş olsa bile, bunun polis tarafından suça teşvik anlamına geleceğini belirtmiştir.
30. Mahkeme, delillerin kabul edilebilirliğinin öncelikli olarak ulusal hukuk tarafından düzenlenmesi gereken bir husus olduğunu ve ilke olarak, AİHM'den önce ulusal mahkemelerin delilleri değerlendirmesi gerektiğini yinelemektedir. Mahkeme'nin, kendi açısından, yargılamaların bir bütün olarak, delillerin toplanma şekli de dahil olmak üzere, adil olup olmadığını tespit etmesi gerekmektedir (Bk. diğer emsal kararlar arasında, Teuceira de Castro / Portekiz, prg. 34, 9 Haziran 1998, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-IV). Bu bağlamda, Mahkeme'nin görevi, belirli delil unsurlarının kanuna uygun şekilde elde edilip edilmediklerini tespit etmek değil, daha ziyade, bu türden kanuna aykırılığın Sözleşme ile korunan başka bir hakkın ihlali ile sonuçlanıp sonuçlanmadığını incelemektir (Bk. Ramanauskas / Litvanya ((BD), no. 74420/01, prg. 52, AGHM 2008).
31. Daha öncelikli olarak, Sözleşme, ön soruşturma aşamasında ve suçun niteliğinin haklı nedenler sunması halinde, kimliği belirsiz muhbirler gibi kaynaklara güvenilmesini engellememektedir. Ancak, bu kaynakların bir mahkumiyete dayanak teşkil etmeleri amacıyla mahkeme tarafından daha sonra kullanılması farklı bir husustur ve yalnızca istismara karşı yeterli ve uygun tedbirlerin tesis edilmesi, özellikle söz konusu soruşturma tedbirlerine izin verilmesi, uygulamaya konması ve denetlenmesi için açık ve öngörülebilir bir usulün oluşturulması halinde kabul edilebilir (Bk. Khudobin / Rusya, no. 59696/00, prg. 135, AGHM 2006-XII (alıntılar), ve Ramanauskas, yukarıda anılan, prg. 53).
32. Aynı zamanda, açık kısıtlamaların ve teminatların sağlanması koşuluyla gizli ajanların kullanılması tolere edilebilmekteyken, kamu yararı gerekçe gösterilerek polisin suça teşviki sonucunda elde edilen delillerin kullanılması haklı bulunamaz, zira bunun yapılması, sanığın başlangıçtan itibaren adil yargılanma hakkının kesin olarak riske atıldığı anlamına gelecektir (Bk. yukarıda anılan Teixeira de Castro, prg. 35-36 ve 39, yukarıda anılan Khudobin, prg. 128, Vanyan / Rusya, no. 53203/99, prg. 46-47, 15 Aralık 2005, ve yukarıda anılan Ramanauskas, prg. 54).
33. İlgili polis memurlarının (güvenlik güçleri mensupları veya onların talimatıyla müdahil olan kişiler) yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp, suçun sabit bulunması amacıyla, diğer bir deyişle, delil üretmek ve bir soruşturma başlatmak için kişiyi başka türlü işlemeyeceği bir suçu işlemeye sevk etmek için nüfuzlarını kullanmaları polisin suça teşvik etmesi anlamına gelmektedir (Bk. yukarıda anılan Teixeira de Castro, prg. 38, yukarıda anılan Ramanauskas, prg. 55, ve Burak Hun / Türkiye, no. 17570/04, prg. 42, 15 Aralık 2009).
34. Somut davada, Hükümet, Mahkemeye sunduğu savunmasında, başvuranın üzerinde bulunan eroin miktarının ve M.T.nin bu hususta, başvuranın bazen M.T. için de uyuşturucu madde tedarik ettiği yönündeki beyanının başvuranın söz konusu suçu işleme eğiliminde olduğunu kanıtladığını iddia etmiştir. Ancak, telefon görüşmesinin gerçekleştiği varsayılsa bile, Mahkeme, polis memurlarının kimliği belirsiz muhbir tarafından sağlanan bilgiler dikkate alındığında başvuranın bir suç işleme eğiliminde olduğunu varsaymış olabilmelerine rağmen, başvuranın polis müdahalesi olmadan birkaç gün önce satın almış olduğu eroini satacağını gösteren tarafsız herhangi bir delil bulunmadığı için yalnızca pasif şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmış oldukları kanaatine varamamaktadır. Başvuranın uyuşturucu ile bağlantılı suçlara ilişkin bir geçmişinin olduğu ve polis müdahalesinin gerçekleştiği zaman, daha önceki bir mahkumiyetle bağlantılı olarak başvuranın yakalanması için bir yakalama kararının çıkarılmış olduğu doğrudur (Bk. aksine, yukarıda anılan Teaceira de Castro, prg. 38 ve Burak Hun, prg. 44). Ancak, Mahkeme, polis memurlarının başvuranı cep telefonundan arayarak kendilerine eroin temin edebilip edemeyeceğini sorduklarında bahsi geçen gerçeklerden haberlerinin olmadığını, zira başvuranın mahkumiyetlerini ve hakkındaki yakalama kararını ön soruşturmanın sonraki aşamalarında öğrendiklerini gözlemlemektedir (Bk. yukarıda prg. 10 ve 14). Mahkeme, başvuranın yakalanması sonrasında üzerinde bulunan uyuşturuculara ilişkin olarak, başvuranın en başta eroin bağımlısı olduğunu ve bir uyuşturucu satıcısından düzenli olarak belli bir miktar uyuşturucu satın aldığını kabul ettiğini kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın nihayetinde uyuşturucu ticareti suçundan mahkum edilmesi sebebiyle, yasadışı uyuşturucu maddelerin kullanımı ve bulundurulmasının cezai suç teşkil etmesi bakımından başvuranın polis memurlarının telefonla araması öncesinde halihazırda bir suç işlemiş olmasını somut dava ile alakalı bir husus olarak değerlendirememektedir (Bk. yukarıda prg. 21).
35. Mahkeme ayrıca, polis memurlarının başvuranın yakalanması ile sonuçlanan operasyonu bir hakimin ya da Cumhuriyet savcısının kararıyla değil de herhangi bir adli denetim olmaksızın ve kendiliklerinden gerçekleştirdiklerini, bunun ise gizli soruşturmacıların görevlendirilmesi hususunu düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanununun 139. maddesine (Bk. yukarıda prg. 24) aykırı olduğunu belirtmektedir.
36. Mahkeme Khudobin davasında verdiği kararında, bir polis operasyonunun beraberinde kapsamlı bir kontrol sisteminin bulunmadığı hallerde, davanın görüldüğü mahkemenin denetleyici rolünün, sonrasında kritik öneme sahip olduğuna hükmetmiştir (Bk. yukarıda anılan Khudobin, prg. 135). Mahkeme ayrıca, bir sanığın suç işlemeye teşvik edildiğini iddia ettiği hallerde, ceza mahkemelerinin dava dosyasındaki materyalleri dikkatli bir şekilde incelemesinin gerektiğine, zira yargılamanın Sözleşmenin 6/1 hükmü anlamında adil olması için, polisin suça teşviki sonucunda elde edilen delillerin tümünün dışarıda tutulması gerektiğine hükmetmiştir. Bu durum, özellikle, polis operasyonunun yeterli bir yasal çerçeve ya da uygun tedbirler olmaksızın gerçekleştirildiği haller için geçerlidir (Bk. yukarıda anılan Khudobin, prg. 133 ve yukarıda anılan Ramanauskas, prg. 60).
37. Ayrıca, sanığın iddialarının bütünüyle ihtimal dişı olmaması koşuluyla, suça teşvikin söz konusu olmadığının kanıtlanması görevi iddia makamına aittir. Bu türden bir kanıtın olmaması durumunda, herhangi bir suça teşvik hususunun söz konusu olup olmadığının tespit edilmesi amacıyla dava konusu olayların incelenmesi ve gerçeğin açığa çıkarılması için gerekli adımların atılması görevi adli makamlara düşmektedir. Adli makamların herhangi bir suça teşvik durumunun söz konusu olduğunu ortaya koymaları halinde, Sözleşmeye uygun şekilde sonuçlar çıkarmaları gerekmektedir (Bk. yukarıda anılan Ramanauskas, prg. 70).
38. Ancak somut davada Mahkeme, başvuranın, operasyonun ve polisin suça teşviki yoluyla elde edilen delillerin kullanılmasının kanuna aykırı olduğu ile ilgili itirazlarını tekrar etmesine rağmen, yerel mahkemenin, başvuranı uyuşturucu ticaretinden mahkum ettiği kararında, başvuranın herhangi bir şekilde suça teşvik edilip edilmediği konusu üzerinde durmaksızın başvuran aleyhindeki delillere dayanmış olduğuna dikkat çekmektedir. Bu bakımdan Mahkeme, yerel mahkemenin başvuranın iletişime geçmiş olduğu telefon numaralarının bir listesini almış olmasına rağmen, bu türden delillerin yargılamaların sonucuna etki etmeyeceğine karar vererek telefon numaralarının kimlere ait olduğunu tespit ettirmemiş olduğunu gözlemlemektedir.
39. Mahkeme ayrıca, yerel mahkemenin operasyonun nedenlerinin belirlenmesi ve polis memurlarının Ceza Muhakemesi Kanunu'nun gizli soruşturmacıların görevlendirilmesine ilişkin 139. maddesi ile uygunluk içerisinde hareket edip etmediklerinin tespit edilmesi için ayrıntılı bir inceleme yapmamış olduğuna dikkat etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, sunmuş olduğu savunmasında Hükümet'in de bu meseleyi ele almamış olduğunu kaydetmektedir.
40. Sonuç olarak, Mahkeme, suçların soruşturulması görevinin önemini ve güçlüklerini hatırında bulundururken, yukarıda belirtilenler ışığında, polis memurlarının yapmış oldukları eylemlerin başvuranı mahkum edilmiş olduğu suçu işlemeye teşvik etkisinin bulunduğu kanaatine varmaktadır. Ayrıca, yerel mahkeme, özellikle polis müdahalesinin mevzuata, diğer bir deyişle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesine uygun olmadığı gerçeği göz önüne alındığında, suça teşvik durumunun söz konusu olup olmadığının tespit edilmesinde yardımcı olabilecek ilgili fiili ve hukuki unsurları incelememiştir (Bk. yukarıda anılan Khudobin, prg. 133).
41. Dolayısıyla, başvuranın yargılanmasının Sözleşme'nin 6/1 hükmünün gerektirdiği adil olma niteliğinden yoksun olması gerekçesiyle Sözleşme'nin bu hükmü ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME KAPSAMINDAKİ DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
42. Başvuran, Sözleşme'nin 5. maddesine dayanarak, yargılamalar sonuçlanana kadar tutuklu bulundurulmasının ve yerel mahkemenin başvuranın salıverilme talebini reddetmek için basmakalıp bir gerekçe sunmasının kanuna aykırı olduğundan şikayet etmiştir. Başvuran, Sözleşme'nin 5. ve 6. maddelerine dayanarak, madde bağımlılığının tedavi edilmesi için kendisinin tıbbi bir kuruma yerleştirilmiş olması gerekirken, cezaevine yerleştirilerek cezasını çekmeye zorunlu tutulduğunu iddia etmiştir. Son olarak, başvuran, Sözleşme'nin 8. maddesine dayanarak, polis tarafından kanuna aykırı şekilde yakalanmasının ve kendisine kelepçe takılmasının sonucunda itibarının zedelendiğini ve aşağılanmış olduğunu ileri sürmüştür.
43. Sunulan materyallerin Mahkeme tarafından incelenmesi sonucu bu hükümlerin ihlal edildiğine dair bir durum ortaya çıkmamıştır. Dolayısıyla,, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun ve Sözleşme'nin 35/3 ve 4 hükümleri uyarınca kabul edilemez olarak nitelendirilmelidir.
III. SÖZLEŞME'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
44. Sözleşme'nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
45. Başvuran, maddi tazminat olarak 22,078 Avro (EUR) ve manevi tazminat olarak ise 30,000 Avro talep etmiştir.
46. Hükümet, talep edilen miktarları aşırı bularak bu taleplere karşı çıkmıştır.
47. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile talep elden maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı tespit etmediği için söz konusu talebi reddetmektedir. Mahkeme, diğer yandan, başvuranın manevi zarara uğramış olduğuna kanaat getirmiş ve bu nedenle, benzer davalarda (Bk. Veselov ve Diğerleri / Rusya, no. 23200/10, 24009/07 ve 556/10, prg. 133, 2 Ekim 2012 ve Baltins / Letonya, no. 25282/07, prg. 72, 8 Ocak 2013) hükmetmiş olduğu tazminat miktarları doğrultusunda ve hakkaniyet temelinde, başvurana bu başlık altında manevi tazminat olarak 4,000 Avro ödenmesine hükmetmiştir.
48. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat şeklinin, başvuranın bu yönde bir talebinin olması halinde, Sözleşme'nin 6. maddesinin gereklilikleri doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bk. Gençel / Türkiye, no. 53431/99, prg. 27, 23 Ekim 2003).
49. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderleri için 10,075 Avro talep etmiştir. Başvuran, talebini desteklemek amacıyla, İstanbul Barolar Birliği'nin masraf tarifesi dikkate alınarak hazırlanmış bir ücret sözleşmesini ibraz etmiştir.
50. Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
51. Mahkeme'nin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul bir miktarda olması gerekmektedir. Somut davada, Mahkeme, elindeki mevcut belgeleri ve yukarıdaki kriterleri dikkate alarak, başvurana tüm başlıklar altında masrafları karşılaması için 1,000 avro tazminat ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
52. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE
1. Sözleşme'nin 6/1 hükmüne ilişkin, yerel mahkemenin gizli bir operasyon bağlamında suça teşvik yoluyla elde edilen delillerin kullanılması ile ilgili şikayetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme'nin 6/1 hükmünün ihlal edildiğine;
3. (a) Sözleşme'nin 44/2 hükmü uyarınca, davalı Devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarların ödenmesine;
(i) ödenmesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 4,000 Avro (dört bin Avro);
(ii) başvuranın ödemesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere,
gerçekleşen masraf ve giderler için 1,000 Avro (bin Avro); (b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin sona ermesinden itibaren ödeme tarihine kadar, yukarıda belirtilen miktarlara, gecikme dönemi esnasında, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi verme oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faizin uygulanmasına karar vermiş;
4. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AHIM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları gereğince 12 Kasım 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy