(AİHS. m. 3, 4, 5, 6, 19, 34, 35, 41, 44, Protokol No 12) (DESDE - TÜRKİYE DAVASI) (YOLDAŞ VD. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvurum. 17730/07)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
17 Ocak 2012
İşbu karar AİHS'nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan 17730/07 no'lu başvurunun nedeni, Mehmet Fidancı adlı Türk vatandaşının ("başvuran"), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne 10 Nisan 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin ("Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin - AİHS") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Diyarbakır Barosu avukatlarından N. Özdemir tarafından temsil edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN OLAYLARI
1972 doğumlu başvuran Diyarbakır'da ikamet etmektedir.
A. Başvuranın yakalanması ve gözaltında kötü muameleye uğradığı iddiası
Başvuran 24 Mart 2001 tarihinde gözaltına alındığını iddia etmektedir. Öte yandan başvuranın imzaladığı yakalama tutanağı ve polis kayıtları başvuranın yasadışı silahlı Hizbullah örgütüne üye olduğu şüphesiyle 13 Nisan 2001 tarihinde gözaltına alındığını göstermektedir.
Başvuran gözaltına alınmasının ardından, 13 Nisan 2001 tarihinde muayene edilmek üzere Diyarbakır Devlet Hastanesi'ne götürülmüştür. Muayene eden doktor, başvuranın vücudunda fiziksel şiddet emaresine rastlanmadığını kaydetmiştir. Öte yandan koltuk altında bazı eski yaralar ve sol diz kapağının altında eski bir lezyon olduğunu kaydetmiştir.
Başvuran 22 Nisan 2001 tarihinde polis tarafından avukatı bulunmadığı halde sorgulanmıştır. Hizbullah'ın silahlı kanadına karışmasına ilişkin uzun bir ifade vermiş, bazı cinayetlere karıştığım kabul etmiştir.
Başvuran 23 Nisan 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Hastanesi'nde bir doktor tarafından muayene edilmiş, muayenede kol altlarında ve bileklerinde 15-20 günlük kabuk bağlamış lezyonlar kaydedilmiştir.
Yine 23 Nisan 2001 tarihinde, başvuran, hala avukatı olmadığı halde, cumhuriyet savcısı ve sorgu hakimi tarafından sorgulanmıştır. Peşinden sorgu hakiminin emriyle tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
Aynı tarihte, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ve Cumhuriyet Savcısı'nın talebiyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki tek hakim, olağanüstü halin devam etmesi bağlamında ilave tedbirler alınmasını sağlayan 430 Sayılı Kararname'nin 3 (c) maddesiyle uyumlu olarak, başvuranın cezaevinden, 10 gün sorgulanmak üzere Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'ne götürülmesine izin vermiştir. Bu süre aynı mahkeme tarafından 3 Mayıs 2001, 9 Mayıs 2001, 19 Mayıs 2001 ve 28 Mayıs 2001 tarihlerinde 10'ar gün uzatılmıştır.
Bu süreç 2 Temmuz 2001 tarihinde yinelenmiş, Olağanüstü Hal Bölge Valisi ile Cumhuriyet Savcısı 430 Sayılı Kararname'nin 3 (c) maddesiyle uyumlu olarak, Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki tek hakimi, yine, başvuranın, cezaevinden, 10 gün daha sorgulanmak üzere Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine götürülmesine izin vermiştir. Bu süre aynı mahkeme tarafından 12 Temmuz 2001, 22 Temmuz 2001 ve 1 Ağustos 2001 tarihlerinde 10'ar gün uzatılmıştır.
Başvuran, 10 Mayıs, 28 Mayıs, 2 Temmuz, 12 Temmuz, 22 Temmuz, 1 Ağustos ve 10 Ağustos 2001 tarihlerinde muayene edilmiş, doktorlar yeni bulgu tespit edilmediği kaydetmişlerdir. Yalnızca 1 Ağustos 2001 tarihli, başvuranın sağ bacağında iki eski yaranın kaydedildiği tıbbi rapor istisna teşkil etmiştir.
Başvuran 28 Ocak 2002 tarihinde, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığıma şikayet sunmuş, 24 Mart ve 13 Nisan 2001 tarihleri arasında kayıtlara geçmeksizin gözaltında tutulduğu esnada kötü muameleye uğradığını iddia etmiştir.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 6 Şubat 2004 tarihinde başvuranın yakalanıp gözaltına alınmasında görevli altı polis memuru hakkında, başvuranın kötü muamele iddialarını destekleyecek yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma açılmamasına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı kararında, başvuranın vücudunda kötü muamele emaresine rastlanmadığını kaydeden tıbbi raporlara atıfta bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı ayrıca başvuranın 24 Mart ve 13 Nisan 2001 tarihleri arasında kayıtlara geçmeksizin gözaltında tutulduğu iddiasının dayanaksız olduğunu ifade etmiştir.
Siverek Ağır Ceza Mahkemesi 31 Mart 2004 tarihinde, başvuranın bu karar hakkında yaptığı itirazı reddetmiştir. Karar başvurana 22 Nisan 2004 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Peşinden başvuran 6 Ağustos 2007 tarihinde Cumhuriyet Savcılığına aynı iddialarla ilgili başka bir başvuruda bulunmuştur. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 23 Ağustos 2007 tarihinde başvuranın şikayetini reddetmiştir. Siverek Ağır Ceza Mahkemesi 17 Ekim 2007 tarihinde, 31 Mart 2004 tarihli eski kararını ve hiçbir yeni delil olmadığını kaydederek, başvuranın bu karara yaptığı itirazı reddetmiştir.
Başvuranın aynı iddialara ilişkin bulunduğu kötü muamele şikayeti de Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı tarafından 2009 yılında belirlenemeyen bir tarihte, Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından da 8 Haziran 2009 tarihinde reddedilmiştir. Makamlar, takipsizlik kararı verilirken, şikayetin 2004 yılında incelendiğini, dosyada yeni delil bulunmadığını ifade etmiştir.
B. Başvuranla ilgili cezai yargılama
2001 yılında, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuran hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun 146. maddesi uyarınca anayasal düzeni bozmaya teşebbüs etmekle suçlayan bir iddianame vermiştir. Cumhuriyet Savcısı 15 Ocak 2002, 23 Ekim 2003 ve 12 Mayıs 2005 tarihlerinde başvuran hakkında ek iddianameler sunmuş, başvuranı Hizbullah adına 17 kişinin öldürülmesi ve 8 kişinin yaralanması olaylarına karışmakla suçlamıştır.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 13 Ocak 2005 tarihinde başvuranı işlediği iddia edilen suçlardan mahkum etmiştir. Karar Yargıtay tarafından 7 Haziran 2005 tarihinde bozulmuştur.
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 28 Şubat 2008 tarihinde, dava dosyasındaki delilleri inceledikten sonra, başvuranın Abdullah Ay, ihsan Güneşli, Halis Güneşli, Hamit Fidancı, Kemal Türk, Mehmet Şah Tekalp, Müfit Ek'in Öldürülmesi ile Mehmet Elçi ve Mesut Kadman'ın yaralanması olaylarına karıştığının tespit edildiğine karar vermiş ve mahkum etmiştir. Mahkeme, kararında, başvurana ait tıbbi raporlarda kötü muamele emaresine rastlanmadığını kaydederek, başvuranın, mahkemeye göre dava dosyasındaki delillerle desteklenen polise verdiği ifadeyi göz önünde bulundurmaya karar vermiştir.
Yargıtay 7 Temmuz 2009 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
C. Başvuranın tıbbi raporlarının imha edilmesiyle ilgili şikayetine ilişkin başlatılan soruşturma
Bu esnada başvuran, 2008 yılında, Diyarbakır Devlet Hastanesi'nden raporlarının bir kopyasını istemiştir. Kendisine, inter alia, hastanenin arşivlerini su bastığı ve başvuranınkiler de dahil olmak üzere 1990 ile 2004 arası tüm raporların kullanılamaz hale geldiği bilgisi verilmiştir. Başvurana tıbbi raporlarının kopyalarını ilgili emniyet müdürlüğünden alması tavsiye edilmiştir.
Başvuranın şikayetinin ardından, Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi, 20 Mart 2009 tarihinde, Diyarbakır Devlet Hastanesi'nin 6 personeli hakkında soruşturma açmayı, başvuranın raporlarını yok etme niyetine ilişkin gösterge bulunmadığı ve personelin ihmali bulunmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi 29 Nisan 2009 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiş, bu kararı onamıştır.
HUKUK
I. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHS'nin 3. maddesi kapsamında kayıtlara geçmeksizin gözaltına alındığı esnada kötü muameleye uğradığından şikayetçi olmuştur.
Hükümet, başvuranın AİHS'nin 35/1 maddesinin gerektirdiği altı ay kuralına uymadığını ileri sürmüştür. Bu bakımdan, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin son kararın Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 31 Mart 2004 tarihinde verildiğini, ancak başvurunun AİHM'ye 10 Nisan 2007 tarihinde yapıldığım ifade etmiştir.
AİHM 35/1 madde kapsamındaki altı aylık sürenin, ulusal mahkeme kararının başvurana ya da avukatına açıklandığı ya da bildirildiği ya da iç hukuk ve uygulamalarıyla uyumlu olarak başvuranın kararın yazılı bir şekilde kendisine tebliğ edilmesi hakkına otomatik olarak sahip olduğu durumda, tebliğin alındığı tarihten sonraki gün başladığım anımsar (bkz. Sincar -Türkiye, 70835/01).
Mevcut davada, başvuranın kötü muamele şikayetinin esaslarına ilişkin ulusal mahkemenin nihai kararı Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 31 Mart 2004 tarihinde verilmiştir. AİHM bu kararın başvurana 22 Nisan 2004 tarihinde tebliğ edildiğini gözlemler. Ayrıca başvuranın 2007 ve 2009 yılında yaptığı izleyen şikayetleri yeni delil olmadığı gerekçesiyle, önceki kararlara atıfta bulunularak ulusal mahkemeler tarafından reddedilmiş, dolayısıyla altı aylık süre sınırlamasını kesintiye uğratmamıştır.
AİHM, AİHS'nin 35/1 maddesinin amaçları doğrultusunda, altı aylık sürenin, başvurana Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'nin nihai kararının bildirildiği tarih olan 22 Nisan 2004 tarihinden başlayarak hesaplanması gerektiği sonucuna varmıştır.
Buna göre başvurunun bu kısmı süre bittikten sonra yapılmış olup, AİHS'nin 35/1 ve 4 maddesine göre reddedilmelidir.
II. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran, ulusal mahkemelerin gözaltında kendisinden baskı altında ve avukatının yokluğunda alınan ifadeyi esas alması sonucunda adil yargılamadan yoksun bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Bu bakımdan AİHS'nin 6/1 ve 3 (c) maddesine dayanmıştır.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
AİHM, görevinin, AİHS'nin 19. maddesine göre, Sözleşmeye Taraf Devletlerin üstlendiği yükümlülüklerin yerine getirilmesini sağlamak olduğunu yinelemiştir. Özellikle, AİHS'nin güvence altına aldığı hak ve Özgürlüklerin ihlal edilmesi ihtimaline karşı, ulusal bir mahkemenin maddi hataları ya da ihlal ettiği iddia edilen kanunlar ile ilgili gereğini yapmak AİHM'nin görevi değildir. 6. madde adil yargılanma hakkının teminatını verirken, ulusal hukukta öncelikli olarak düzenlenmesi gereken bir mesele olan delillerin kabul edilebilirliğine ilişkin kural koymamaktadır (bkz. Schenk - İsviçre).
Bu nedenle, ilke olarak, belirli tür - örneğin iç hukuka göre yasadışı elde edilen - delillerin kabul edilebilir olup olmadığını ya da başvuranın suçlu olup olmadığını belirlemek AİHM'nin görevi değildir. Yanıtlanması gereken soru, delillerin elde ediliş biçimi de dahil olmak üzere yargılamanın bütün olarak adil olup olmadığıdır. Bu da, sözkonusu "yasa dişiliğin" incelenmesini ve başka bir AİHS hakkının ihlali sözkonusuysa, tespit edilen ihlalin niteliğini kapsamaktadır (diğerlerinin yanı sıra bkz. Jalloh - Almanya (BD), 54810).
AİHM, daha önce, 3. madde ihlal edilerek elde edilen kanıtın cezai davada kullanılmasının, bu tür delillerin kabuledilebilirliği mahkumiyete karar vermede belirleyici olmasa dahi yargılamanın adilliğini ihlal edebileceğine hükmetmiştir (Jalloh ve Söylemez - Türkiye, 46661/99). Ayrıca, 3. maddeye ilişkin bir şikayetin bulunmayışının, AİHM'yi, 6. madde kapsamındaki teminatlarla örtüşülüp örtüşülmediğinin belirlenmesi amacıyla başvuranın kötü muamele iddialarını göz önünde bulundurmaktan alıkoymadığına hükmetmiştir (bkz. Örs ve Diğerleri - Türkiye, 46213/99 ve Kolu - Türkiye, 35811/97).
AİHM, mevcut davada başvuranın yineleyerek kayıtlara geçmeksizin gözaltında tutulduğunu ve bu esnada kötü muameleye uğradığını iddia ettiğini gözlemler. Yine de başvuran, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında tutulduğu esnada kötü muamele görmediğini açıklamıştır.
AİHM başvuranın AİHS'nin 3. maddesi kapsamındaki şikayetinin 6 aylık süre sınırlamasıyla örtüşmediği için kabul edilmez olduğunu kaydeder. Ayrıca başvuranın 24 Mart ve 13 Nisan 2001 tarihleri arasında kayıtlara geçmeksizin gözaltında tutulduğu iddiasına ilişkin olarak, AİHM, bu şikayetin hem Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı hem de Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenip, dayanaksız olduğuna karar verildiğini kaydeder. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 28 Şubat 2008 tarihli kararında, özellikle başvuranın, polis ifadesinin dosyadan çıkarılması talebine atıfta bulunmuştur. Öte yandan, mahkeme ifadelerin baskı altında alındığı sonucuna varmak için neden bulunmadığı gerekçesiyle ifadelerin dosyada kalmasına karar vermiştir (bkz. a contrario, Desde - Türkiye, 23909/03). AİHM, yukarıdakiler göz önünde bulundurularak, davayı gören mahkemenin başvuranı mahkum ederken dayandığı başvuranın polise verdiği ifadenin, başvuranın iddia ettiği gibi baskı altında alındığı sonucuna varamaz.
Bununla birlikte AİHM, başvurana gözaltındayken avukat yardımı verilmediği hususunda anlaşmazlık bulunmadığını gözlemler. Başvuranın avukata erişim hakkı üzerine konulan sınırlama sistematikti, devlet güvenlik mahkemelerinin yargı yetkisine giren suçlarla ilintili olarak gözaltında tutulan herkese uygulanmakta idi (bkz. Salduz - Türkiye (BD), 36391/02).
Bu bağlamda, AİHM, Salduz kararında, soruşturma aşamasında elde edilen delillerin yüklenen suçun yargılamada ele alınacağı çerçeveyi belirlemesi nedeniyle, cezai yargılamanın hazırlığı için bu aşamanın önemini vurguladığını anımsar. Adil yargılama hakkının yeterince "uygulanabilir ve etkili" kalabilmesi için, 6/1 madde, kural olarak, şüphelinin ilk polis sorgulamasında bile, davanın özel koşullarında bu hakkın sınırlandırılması için mücbir sebepler bulunduğu gösterilmediği sürece, avukata erişim gerektirir. AİHM, yukarıdakiler ışığında, başvuranın yargılanırken ve peşinden temyiz davasında aleyhindeki delile itiraz etme olanağı bulunsaydı bile, başvurana gözaltında avukat yardımı verilmemesinin, başvuranın savunma haklarını telafi edilemez biçimde etkilediği sonucuna varır.
AİHM, yukarıdakiler ışığında, mevcut davada AİHS'nin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak 6/3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar verir.
III. AİHS'NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA EDİLEN DİĞER MADDELERİ
Başvuran, AİHS'nin 5/3 maddesi kapsamında, tutuklu yargılanma süresinden şikayetçi olmuştur. Ayrıca AİHS'ye Ek 12 No'lu Protokol'ün 1. maddesine dayanarak, tıbbi raporlarının, Diyarbakır Devlet Hastanesi personelinin ihmali sonucu yok olduğunu ve bu durumun kötü muamele iddialarını kanıtlamasına engel olduğunu iddia etmiştir.
Başvuranın AİHS'nin 5/3 maddesine ilişkin olarak öne sürdüğü iddiasına ilişkin olarak, AİHM, aynı şikayetin AİHM tarafından 2635/08 numaralı başvuruda incelendiğini kaydeder (bkz. Yoldaş ve diğerleri -Türkiye, 23106/07, 3791/07, 43801/07, 54514/07, 56503/07, 1033/08, 1522/08 ve 2635/08). Sonuç olarak, mevcut başvurunun bu kısmı, 2635/08 numaralı başvuruda incelenen şikayet ile özünde aynı olması nedeniyle, AİHS'nin 35/2 (b) maddesi bakımından kabuledilmez bulunmuştur, 35/4 maddeyle uyumlu olarak reddedilmelidir.
AİHM, AİHS'ye Ek 12 No'lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında ileri sürülen şikayetin geri kalanına ilişkin olarak, Savunmacı Devlet'in 12 No'lu Protokol'ü imzalamaması nedeniyle, başvuranın şikayetinin bu bakımdan ratione personae AİHS ile bağdaşmadığı ve AİHS'nin 35/3 ve 4 maddesine göre reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
IV. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
Başvuran 50.000 Euro manevi tazminat talep etmiştir. Yargılama masrafları için ayrıca tazminat talebinde bulunmamıştır.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
AİHM, en uygun tazmin biçiminin, başvuranın, talep etmesi halinde, AİHS'nin 6/1 maddesinin koşullarına uygun olarak yeniden yargılanması olacağı kanısındadır (bkz. Salduz).
Ayrıca AİHM, ilgili iç hukuku ile sahip olduğu belgelere göre, başvurana 1800 Euro manevi tazminat ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
AİHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
AİHM, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE
1. Başvuranın adil yargılanma ile savunma hakkını kullanma hakkının ihlaline ilişkin şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri kalanının kabuldedilemez olduğuna;
2. Başvurana gözaltındayken avukat yardımı verilmemesi nedeniyle, AİHS'nin 6/3 (c) maddesinin 6/1 maddesiyle bağlantılı olarak ihlal edildiğine;
3. (a) Savunmacı Devlet'in, başvurana, AİHS'nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere, her türlü vergiden muaf tutularak manevi tazminat olarak 1800 Euro (bin sekiz yüz Euro) ödemesine;
(b) Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için, sözkonusu meblağlara, Avrupa Merkez Bankası'nın anılan dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklemek suretiyle belirlenecek basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmin taleplerinin kalan kısmının reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce hazırlanmış, AİHM İç Tüzüğü'nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 17 Ocak 2012 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy