(AİHS m. 1, 3, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (2559 S. K. m. 16, Ek m. 6) (GÜLER VE ÖNGEL - TÜRKİYE DAVASI) (ATALAY - TÜRKİYE DAVASI) (GAZİOĞLU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (LABITA - İTALYA DAVASI) (SAYA VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (BALÇIK VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (İZGİ - TÜRKİYE DAVASI) (ÇELİK VE İMRET - TÜRKİYE DAVASI) (ORHAN KUR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 20129/07)
KARAR
STRAZBURG
9 Temmuz 2013
Subaşı ve Çoban v. Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi
Yargıçlar
Danute Jociene
Peer Lorenzen
Dragoljub Popovic
Işıl Karakaş
NebojaVucinic
Paulo Pinto de Albuquerque ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire), 18 Haziran 2013 tarihinde yapılan gizli müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan dava, Türk vatandaşları olan Bayan Zuhal Subaşı ve Bay Ali Çoban (başvuranlar) tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12 Mayıs 2007 tarihinde, İnsan Haklan ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapılmış olan 20129/07 nolu başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar, İzmirde görev yapan avukat Bayan A. Kuru Üstün tarafından temsil edilmişlerdir. İkinci başvurana adli yardım sağlanmıştır. Türk Hükümeti (Hükümet) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 12 Haziran 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin olarak aynı anda hüküm verilmesi kararlaştırılmıştır (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
I.DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuranlar, sırasıyla 1978 ve 1981 doğumlu olup, Manisa ve İzmirde ikamet etmektedirler.
5. 1 Mayıs 2006 tarihinde İzmirde işçi bayramını kutlamak için bir gösteri düzenlenmiştir. Söz konusu gösteriye katılan başvuranlar, gösteri sırasında çevik kuvvet tarafından saldırıya uğradıklarını iddia etmişlerdir. Başvuranlara göre, Polis memurları başlangıçta birinci başvuranı hedef almışlardır. Başvuran yere düştüğünde, ikinci başvuran onu korumaya çalışmış ve tam bu noktada kendisi de saldırıya uğramış, biber gazına maruz kalmış, tekmelenmiş ve copla dövülmüştür. Başvuranlar, coplu bir grup polis memurunun birkaç metre arkasında ikinci başvuranın yerdeki bir kişiyi koruduğunu ve kendilerine doğru eğilen bir memurun bulunduğunu gösteren bir fotoğraf ibraz etmişlerdir. Fotoğraf, 2 Mayıs 2006 tarihinde yerel bir gazetede yayımlanmıştır. Başvuranlar yakalanmamışlardır.
6. Aynı gün gösteriden sonra, başvuranlar, polise karşı suç duyurusunda bulunmak amacıyla adli yardım talebinde bulunmak üzere, İzmir Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezine başvurmuşlardır. İzmir Barolar Birliğinde, yaralarını gösteren fotoğraflar çekilmiştir.
7. Başvuranlar, olaylara karışan polisler hakkında 2 Mayıs 2006 tarihinde İzmir Cumhuriyet savcısına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Polisler tarafından kötü muamele gördüklerini iddia etmişler ve Adli Tıp Kurumuna ve Üniversite Hastanesine gönderilmeyi talep etmişlerdir. Şikayetlerinde, temsilcilerinin İzmir Barolar Birliği tarafından atandığını belirtmişlerdir. Başvuranlar, şikayetlerini desteklemek amacıyla, 2 Mayıs 2006 tarihinde yayımlanan bahsi geçen fotoğrafı, Cumhuriyet Savcılığına ibraz etmişlerdir.
8. Aynı gün, İzmir Cumhuriyet savcısı, başvuranların şikayetlerine ilişkin ifadelerini almıştır. Birinci başvuran, gösteriye işçi sendikaları ile katıldığını ve bir takım göstericileri dağıtmaya çalışan polisler tarafından saldırıya uğradığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, ikinci başvuranın, kendisini polis saldırısından korumaya çalışırken dayak yediğini belirtmiştir. İkinci başvuran da aynı doğrultuda ifade vermiştir.
9. Başvuranlar, 3 Mayıs 2006 tarihinde, Adli Tıp Kurumu İzmir Şubesi tarafından muayene edilmişlerdir. İlk başvuranın muayenesinin ardından hazırlanan rapora göre, kafasının sağ paryetal-oksipital bölgesinde şişlik ve palpasyonda hassasiyet, çiğneme esnasında çenesinin sağ tarafında hassasiyet, sağ göz ve sağ temporal bölgesi arasındaki palpasyonda hassasiyet, sol kürek kemiğinin üstünde 8 x 1 cm büyüklüğünde kırmızı bir ekimoz (morarma), sağ kolunun üst arka kısmında 6 x 3 cm büyüklüğünde mavi-mor bir ekimoz ve sağ arka uyluğunda 7 x 3 cm büyüklüğünde mavi-mor bir ekimozun yanı sıra kırmızı bir çizik ve ekimotik bölgelerdeki palpasyonda hassasiyet tespit edilmiştir. Doktor, birinci başvuranın vücudunda gözlemlenen yaralanmaların, basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebilen künt yumuşak doku travmasından kaynaklandığını ve polisin o gün kullandığı gaz nedeniyle olay günü mide bulantısı yaşadığını belirtmiştir. Başvuranın psikiyatrik muayenesi, kendisinin
genel olarak sağlıklı olduğunu ancak başına aldığı darbelerden dolayı konsantrasyon güçlüğü çektiğini ve konuşurken doğru kelimeleri bulmakta sorun yaşadığını ortaya koymuştur.
10. Aynı tarihte ikinci başvuran adına hazırlanmış olan rapora göre, başvuranın alnının sol tarafında 5,4 ve 2 cm büyüklüğünde doğrusal ekimozlar ve 3 cm çapında mor bir ekimoz, burun kökünde 1 cm çapında kurumuş mor bir ekimoz, sağ elmacık kemiğinin dış tarafında 0.5 cm büyüklüğünde mor bir ekimoz, sağ skapular bölgesinin üst dış kısmında 3 cm çapında yeşil bir ekimoz, sol paravertebral bölgesinde ve sol iç skapular bölgesinde 11 x 2 cm büyüklüğünde yeşil-sarı dikey bir ekimoz, sırtın alt kısmında 13 x 0.5 ve 12 x 0.5 cm büyüklüğünde mor yatay ekimozlar, belin sol kısmında 8 x 0.5 ve 6 x 0.5 cm büyüklüğünde açık sarı ekimozlar, sağ dış pazısında 2 cm çapında 3 x 1 cm büyüklüğünde iki tane mor ekimoz, sol paryetal bölgesinde 1 cm çapında şişlik, sol diz kapağının aşağı iç bölgesinde 4 x 1.5 cm büyüklüğünde V-şeklinde kızıl-kahve bir ekimotik abrazyon, sol baş parmağında şişlik ve olay günü maruz kaldığı biber gazından kaynaklanan mide bulantısı tespit edilmiştir. Raporda, ikinci başvuranın vücudundaki yaralanmaların künt travmadan kaynaklandığı ve basit bir tıbbi müdahale ile tedavi edilebileceği belirtilmiştir. Psikolojik ifadelerle, ikinci başvuranın travma ve geçmişe dönüş yaşadığı tespit edilmiştir.
11. İkinci başvuran, 5 Mayıs 2006 tarihinde İzmir Cumhuriyet savcısı tarafından, başka bir sağlık muayenesi için İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine gönderilmiştir. Hastanede hazırlanan 8 Mayıs 2006 tarihli sağlık raporundaki tespitler, bir önceki raporla tutarlıdır ve başvuranın vücudunda oluşan yaralanmaların kalıcı fiziksel bir hasara yol açmadığını belirtmiştir.
12. Başvuranların avukatı, belirtilmeyen bir tarihte Cumhuriyet Savcılığına, ikinci başvuranın 1 Mayıs 2006 tarihinde İzmir Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezinde çekilmiş olan ve maruz kaldığı yaralanmaları gösteren 3 adet fotoğraf ibraz etmiştir.
13. İzmir Emniyet Müdürlüğü 24 Mayıs 2006 tarihinde, İzmir Cumhuriyet savcısına, 1 Mayıs 2006 tarihinde yaşanan olayları açıklayan bir metin ibraz etmiştir. Bu metinde, polisin sadece, düzeni bozucu şekilde davranan ve polise taş atan göstericileri dağıtmak için, Polis Vazife ve Salahiyet kanununda verilen yetki ölçüsünde güç kullandığını ve ayrıca başvuranlara polis tarafından saldırıldığını gösteren herhangi bir belirtinin bulunmadığını ifade etmişlerdir.
14. 21 Haziran 2006 tarihinde, İzmir Cumhuriyet savcısına, 1 Mayıs 2006 tarihli olaylara ilişkin olarak, o gün yapılan gösteriler sırasında çekilmiş olan 32 adet fotoğraf ve 27 dakikalık bir video kaydına dayanılarak oluşturulan bir bilirkişi raporu teslim edilmiştir. Raporda, özellikle, başvuran bayana benzeyen bir kadının olaylar sırasında bir polis memuruyla tartıştığı ve polis memurunu ittiği belirtilmiştir. İncelenen materyalde, başvuranlara karşı yapılmış bir saldırı belirtisi bulunmamıştır.
15. 29 Haziran 2006 tarihinde, İzmir Cumhuriyet savcısı, olaylarda adı geçen polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, başvuranın sağlık raporunda bahsedilen yaralanmaların hayati tehlike oluşturmadığına ve sadece basit bir tıbbi tedavi ile giderilebileceğine karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı ayrıca, başvuran bayana benzeyen bir kadının, olaylar sırasında polisle tartıştığını ve polisi ittiğini belirtmiştir. Savcı, ayrıca olay fotoğraflarında; bazı göstericilerin yasadışı örgütlerin bayraklarını taşıdıklarının, bazı mağaza camlarının kırıldığının, kaldırım taşlarının söküldüğünün, terör örgütü lideri Abdullah Öcalanın posterlerinin taşındığının ve göstericilerin polislere taş attığının görüldüğünü belirmiştir. Cumhuriyet savcısı, polis memurlarının, 2559 Sayılı Kanun uyarınca, karşılaştıkları saldırılara müdahale etmek için verilen yetkiye dayanarak hareket ettikleri ve başvuranların, polisin kendilerine karşı orantısız güç kullandığı iddialarını destekleyecek herhangi bir kanıtın bulunmadığı sonucuna varmıştır.
16. Bu süre zarfında, ikinci başvuran, başka bir sağlık muayenesi için 3 Mayıs 2006 tarihinde Türkiye İnsan Haklan Vakfı İzmir Şubesine başvurmuştur. 17 Haziran 2006 tarihinde, İnsan Hakları Vakfı tarafından hazırlanan ve genel olarak önceki raporun tespitlerini tekrarlayan sağlık raporuna göre, ikinci başvuranın yaralanmalarının, kötü muamele iddiaları ile tutarlı olduğu belirtilmiştir.
17. Başvuranlar, 14 Ağustos 2006 tarihinde, İzmir Cumhuriyet savcısının 29 Haziran 2006 tarihli kararına itiraz etmişlerdir.
18. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 6 Eylül 2006 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir.
19. Başvuranlar tarafından ibraz edilen, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2006 tarihli kararını içeren mektupta yer alan elle yazılmış nota göre, karar, başvuranların avukatına 13 Kasım 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
20. Söz konusun zamanda, 2559 no.lu Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun ilgili maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 16:
Polis, aşağıda yazılı hallerde silah kullanmağa salahiyetlidir:
(a) Nefsini müdafaa etmek;
(h). Polisin vazifesini yapmasına yalnız veya toplu olarak fiili mukavemette bulunulmuş veya taarruzla mümanaat edilmişse;
Ek Madde 6:
Polis, yakalanması gerekli kişi veya dağıtılması gereken topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde, bu fiilleri etkisiz hale getirmek için zor kullanabilir.
Zor kullanma, direnme ve saldırının mahiyetine ve derecesine göre etkisiz hale getirilecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartlan gerçekleştiğinde her çeşit silah kullanma yetkilerini ifade eder.
Toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 1, 3, 6 §§ 1 VE 3 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
21. Başvuranlar, Sözleşmenin 1. ve 3. maddeleri uyarınca, polis memurları tarafından kötü muamele gördükleri gerekçesiyle şikayette bulunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca, Sözleşmenin 6 §§ 1 ve 3 (d) ve 13 maddeleri uyarınca, yetkililerin, kötü muamele iddialarını etkin bir biçimde soruşturmadıklarını ve iddialarını desteklemek amacıyla ibraz ettikleri delilleri gerektiği gibi incelemediklerini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar ayrıca, yetkililerin sorumlu polis memurlarını cezalandırmadıklarını ve bu durumun bağımsızlık ve tarafsızlık ilkesine gölge düşürdüğünü iddia etmişlerdir. Son olarak, başvuranlar, Sözleşmenin 6 § 1 maddesi uyarınca, İzmir Cumhuriyet savcısı ve Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların gerekçesiz olduğunu iddia etmişlerdir.
22. Mahkeme, başvuranların şikayetlerinin, yalnızca 3. madde doğrultusunda incelenmesi gerektiği kanaatindedir. Söz konusu madde şu şekildedir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye veya cezaya tabi tutulamaz.
A. Kabul Edilebilirlik
23. Hükümet ilk olarak, başvuranların 6 aylık süre sınırına riayet etmediklerini bildirmiştir, zira 6 Eylül 2006 tarihli itirazlarının Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiği tarihten itibaren 6 aylık süre zarfında, başvuranlar mahkemeye başvurmamışlardır. Hükümet, Ağır Ceza Mahkemesi kararının, başvuranlara 13 Kasım 2006 tarihinde tebliğ edildiğini gösteren herhangi bir belgenin dosyada bulunmadığını bildirmiştir.
24. Hükümet, ayrıca, başvuranların kötü muamele şikayetlerine ilişkin olarak, birtakım hukuki ve idari yollara başvurmadıkları kanaatindedir.
25. Başvuranlar, kendilerine tebliğ edilen kararın 13 Kasım 2006 tarihli olduğunu ileri sürmüşler ve aksini ispatlayacak belgeleri temin etmenin Hükümete bağlı olduğunu beyan etmişlerdir. Başvuranlar, ayrıca tüm iç hukuk yollarını tükettiklerini iddia etmişlerdir.
26. Hükümetin, başvuranların, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2006 tarihli kararından sonraki 6 ay içerisinde Mahkeme'ye başvuruda bulunmadıkları iddiası hususunda, Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararların taraflara tebliğ edildiğini gözlemlemektedir. Aslında, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararın başvuranların avukatına tebliğ edileceğini açık şekilde belirtmiştir. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın nihai iç hukuk kararının yazılı bir kopyasını almaya yetkisi olduğu bir durumda, Sözleşmenin 35 § 1 maddesinin konu ve amacının, 6 aylık sürenin yazılı hükmün tebliğ tarihinden itibaren sayılması ile en iyi şekilde yerine getirildiğini vurgular (bkz. JYorm/Austria, 29 Ağustos 1997, § 33, Hüküm ve Karar Derlemeleri 1997-V). Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin, 6 aylık sürenin Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin karar verdiği tarihte başlaması gerektiği yönündeki savını kabul edemez.
27. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin 6 Eylül 2006 tarihli kararını içeren mektupta yer alan elle yazılmış nota göre, karar başvuranların avukatına 13 Kasım 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvuru, Mahkemeye 12 Mayıs 2007 tarihinde, yani 6 aylık süre içerisinde yapılmıştır. Hükümet, kararın başvuranlara 13 Kasım 2006 tarihinde tebliğ edildiğini gösteren herhangi bir belgenin olmadığını iddia etmenin ötesinde, elle yazılmış notun doğruluğuna ve gerçekliğine itiraz etmemiştir. Ayrıca, Hükümet, Mahkemeye, kararın başvuranlara ya da avukatlarına başka bir tarihte tebliğ edildiğini gösteren herhangi bir bilgi veya belge ibraz etmemiştir. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, Hükümetin, başvurunun mahkemeye çok geç bir tarihte yapıldığı iddiasını reddetmektedir.
28. Hükümetin atıfta bulunduğu hukuki ve idari yollara iliŞkin olarak, Mahkeme, benzer davalarda benzer ilk itirazları incelediğini ve reddettiğini vurgular (bkz. özellikle, Güler ve Öngel/Türkiye, no. 29612/05 ve 30668/05, § 21, 4 Ekim 2011; Atalay / Türkiye, no. 1249/03, § 28, 18 Eylül 2008 ve Gazioğlu ve Diğerleri / Türkiye, no. 29835/05, §§ 29 ve 30, 17 Mayıs 2011 ve burada anılan davalar). Mahkeme mevcut davada, yukarıda sözü geçen tespitlerinden sapmasını gerektirecek herhangi bir durum tespit etmemiştir. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümetin hukuki ve idari hukuk yollarına dair ilk itirazını reddetmektedir.
29. Mahkeme başvurunun, Sözleşmenin 35 § 3 maddesi uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka herhangi bir gerekçeye bağlı olarak da kabul edilemez olmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşmenin 3. maddesinin esası açısından davalı Devletin yükümlülükleri
30. Hükümet, polisin, bir grup gösterici asayişi bozacak davranışlar sergilemeye ve polise taşlarla saldırmaya başladığı zaman fiziksel güç ve biber gazı kullanımına başvurduğunu öne sürmüştür. Hükümet, polisin kullandığı gücün orantılı olduğunu ve bu sebeple iç hukuka uygun olduğunu ileri sürmüştür (bkz. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun ek 6. maddesi). Hükümet, başvuranların kötü muameleye maruz kaldıklarını gösteren herhangi bir görüntünün olmadığına dikkat çekmiştir. Ayrıca Hükümet, bir video görüntüsünde, birinci başvurana benzeyen bir kadının polis memurlarıyla tartıştığının görüldüğünü ve başvuranlar adına düzenlenen raporlarda birkaç ezik ve sıyrığın mevcut olduğunun belirtildiğini ifade etmiştir. Hükümet, başvuranların vücutlarındaki yaralanmaların, gösterilerin sebep olduğu kaos ortamında meydana geldiği kanısındadır ve Mahkemeden başvuranların iddialarının dayanaktan yoksun olduğunu beyan etmesini talep etmiştir.
31. Başvuranlar, 1 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirilen gösteriler esnasında, polis memurları tarafından tekmelendiklerini, dövüldüklerini ve biber gazına maruz bırakıldıklarını ve polisin kullandığı gücün, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında kötü muamele teşkil ettiğini ileri sürmüşlerdir.
32. Mahkeme tarafından birçok durumda vurgulandığı üzere, Sözleşmenin 3. maddesi, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birini koruma altına almaktadır. Söz konusu madde, koşullara ve mağdurun davranışlarına bakılmaksızın, işkenceyi veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi kati suretle yasaklamaktadır (bkz. Labita/İtalya (BD), no. 26772/95, §119, AİHM 2000-IV). Bu bağlamda, kötü muamelenin, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girebilmesi için, asgari Şiddet düzeyine ulaşması gerektiğini kaydeder.
33. Ayrıca, kanıtların değerlendirilmesinde, genel olarak, makul Şüphenin ötesinde kanıt standardı uygulanmaktadır. Bu tür bir kanıt ise, yeterince sağlam, açık ve birbiriyle bağdaşan çıkarımların veya benzer Şekilde aksi ispat edilemez maddi karinelerin bir arada var olmasıyla elde edilebilir. Bununla birlikte, Sözleşmenin 2. ve 3. maddeleri uyarınca öne sürülen iddialar değerlendirilirken, Mahkemenin özellikle derinlemesine ve dikkatli bir inceleme yapması gerekmektedir (bkz. yukarıda anılan, Güler ve Öngel/Türkiye, § 26 ve Saya ve diğerleri/Türkiye, no. 4327/02,§ 19, 7 Ekim 2008).
34. Mahkeme, başlangıçta, 1 Mayıs 2006 tarihinde İzmir Barosu İnsan Hakları Merkezinde çekilen ve başvuranların vücutlarındaki yaralanmaları gösteren fotoğrafların Mahkemeye ibraz edildiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, başvuranların avukatı, ulusal makamlar nezdinde, Baroya başvuru yapıldıktan ve söz konusu fotoğraflar çekildikten sonra söz konusu başvuranların avukatı olarak tayin edildiğini ifade etmiştir. Hükümet, fotoğrafların gerçekliğine veya ifadelerin doğruluğuna ilişkin herhangi bir itirazda bulunmamıştır. Bu sebeple Mahkeme, söz konusu fotoğraflarda görülen ve daha sonra tanzim edilen sağlık raporları ile tutarlı olan yaralanmaların, 1 Mayıs 2006 tarihinde meydana geldiği kanısındadır. Başvuranların vücutlarındaki söz konusu yaralanmaların gösteriler esnasında meydana gelip gelmediğiyle ilgili olarak, Mahkeme, Hükümetin, polis kuvvetlerinin elinde, başvuranların polis tarafından kötü muameleye maruz bırakıldıklarını gösteren herhangi bir video kaydının mevcut olmadığını ileri sürdüğüne dikkat çekmektedir. Buna karşılık, Hükümet, başvuranların, söz konusu yaralanmaların meydana geldiği gösterilere katılmış oldukları yönündeki beyanlarını reddetmemiştir. Ayrıca Hükümet, Mahkemeye sunduğu görüşlerinde, başvuranların vücutlarındaki yaralanmaların, gösteriler esnasında polisin bazı göstericilere karşı güç kullanımının ardından ortaya çıkan kaos ortamında meydana geldiğini öne sürmüştür. Ayrıca, başvuranlar adına düzenlenen sağlık raporlarında, başvuranların vücutlarında görülen yaralanmaların, künt travma sonucu meydana geldiği belirtilmiştir ve söz konusu bulgu, başvuranların copla dövüldükleri iddiasını doğrulamaktadır (bkz. yukarıda, §§ 9 ve 10). Bu durumda Mahkeme, başvuranların, 1 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirilen ve polisin protestocuları dağıtmak amacıyla güç kullandığı gösteriler esnasında yaralandıkları sonucuna varmıştır.
35. Başvuranlar tarafından ibraz edilen fotoğraflara ve sağlık raporlarına göre, başvuranların vücutlarının çeşitli yerlerinde ciddi şekilde ezik, sıyrık ve şişlik tespit edilmiştir ve başvuranlar, biber gazı sebebiyle mide bulantısından mağdur olmuşlar ve bunalım belirtileri göstermişlerdir. Bu sebeple Mahkeme, başvuranların şikayetlerinin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için, söz konusu yaralanmaların yeterli olduğuna kanaat getirmiştir.
36. Bu bağlamda, Mahkeme, 3. maddenin, önceden belirtilmiş bazı durumlarda güç kullanımına izin verdiğini hatırlatmaktadır. Ancak, söz konusu güç, kaçınılmaz olması halinde ve aşırı olmamak kaydıyla kullanılmalıdır (bkz. Rehbock / Slovenya, no. 29462/95, §§ 66-78, AİHM 2000-XII). Bu sebeple Mahkeme, somut davada fiziksel güç kullanımına başvurmanın muhakkak gerekli olup olmadığını ve kullanılan gücün orantılı olup olmadığını tespit etmelidir.
37. Mahkeme, Hükümetin beyanlarına ve 1 Mayıs 2006 tarihinde gerçekleştirilen gösteriler esnasında çekilen video kayıtlarına dayanarak, bazı göstericiler ve polis kuvvetleri arasında karşılıklı çatışma yaşandığını gözlemlemektedir. Bu hususta Mahkeme, Hükümetin, başvuranların şiddet olaylarına dahil olan göstericiler arasında yer aldıklarını iddia etmediğine dikkat çekmektedir. Hükümet, sadece, bilirkişi raporuna göre, birinci başvurana benzeyen bir kadının polis memurlarıyla tartıştığını ifade etmiştir. Ancak, bu iddia bile ulusal düzeyde kanıtlanamamıştır. Bunun yanı sıra, ulusal makamların kararlarında, başvuranların güvenlik güçleriyle çatışma yaşadığına dair herhangi bir bulguya yer verilmemiştir.
38. Bu bağlamda, Mahkeme, olayla ilgili video kayıtlarında, gerekli ekipmanlara sahip oldukça kalabalık bir polis grubunun gösterilerin yapıldığı alanda konuşlandırıldığını gözlemlemektedir. Bu sebeple, güvenlik güçlerinin olaylara müdahale etmeleri için, önceden hazırlık yapılmaksızın çağrılmış oldukları sonucuna varılamaz (bkz. yukarıda anılan, Güler ve Öngel/Türkiye, § 29 ve Balçık ve diğerleri/Türkiye, no. 25/02,§ 32, 29 Kasım 2007). Ayrıca Hükümet, güvenlik güçlerinin müdahalelerinin, göstericilerin zarar görmelerini mümkün mertebe önleyebilecek şekilde organize edildiğini ve düzenlemelerin usulüne uygun olarak yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi sunmamıştır. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, polisin polisle çatışmaya giren göstericiler arasında yer almayan başvuranlara karşı kullandığı gücün haklı bir gerekçeye dayandırılmadığı sonucuna varmıştır.
39. Bu koşullarda, Mahkeme, başvuranların vücutlarındaki yaralanmaların Devletin sorumluluk alanına giren bir muamele sonucunda meydana geldiğine karar vermiştir.
Başvuranların vücutlarındaki yaralanmaların niteliği ve derecesini dikkate alan Mahkeme, söz konusu muamelenin insanlık dışı muamele teşkil edecek şiddet düzeyine ulaştığı kanısındadır (bkz. İzgi/Türkiye, no. 44861/04, § 40, 15 Kasım 2011).
40. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiştir.
2. Sözleşmenin 3. maddesinin usulü açısından davalı Devletin yükümlülükleri
41. Hükümet, soruşturma işlemlerinin derhal başlatılmış olduğunu ve dolayısıyla başvuranların iddialarının etkin şekilde incelendiğini öne sürmüştür. Hükümet, Mahkemenin içtihadına istinaden, başvuranların soruşturma aşamasına etkin bir şekilde katıldıklarını belirtmiştir. Hükümet, başvurunun bu bölümünün dayanaktan yoksun olduğunu bildirmiştir.
42. Başvuranlar, sundukları bazı delil unsurlarının, özellikle de yerel gazetede yayımlanan fotoğrafın (bkz. yukarıda, § 7) İzmir Cumhuriyet savcısı tarafından dikkate alınmadığını ve bu nedenle etkin bir soruşturma yürütülmediğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranların, polis tarafından dövüldüklerini gösteren görüntülerin televizyonda yayınlandığı şeklindeki açık beyanlarına rağmen, savcı, söz konusu video kayıtlarını almamıştır. Ayrıca başvuranlar, İzmir Cumhuriyet savcısının, olaya karışan polis memurlarının ifadelerini almadığını belirtmişlerdir.
43. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin aynı zamanda, kötü muamele iddialarının, "tartışılabilir" ve "makul şüphe uyandıran" nitelikte olması halinde, yetkililerce soruşturulması gerektiğini hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, Ay/Türkiye, no. 30951/96, §§59-60, 22 Mart 2005). Mahkemenin içtihadında tanımlanan asgari etkinlik standardı, soruşturmanın bağımsız ve tarafsız olmasını ve kamuya açık şekilde yürütülmesini gerektirmektedir. Ayrıca, yetkili makamlar, örnek gösterilebilecek derecede özenli ve hızlı hareket etmelidir (bkz. örneğin, Çelik ve İmret/Türkiye, no. 44093/98, §55, 26 Ekim 2004). Ayrıca Mahkeme, Sözleşme kapsamında güvence altına alınan hakların, teoride kalmaktan ve hayali olmaktan ziyade, uygulanabilir ve etkin olduğunu hatırlatmaktadır. Bu sebeple, bu tür davalarda, etkin bir soruşturma, sorumluların tespit edilebilmesini ve cezalandırılmasını sağlamalıdır (bkz. Orhan Kur/Türkiye, no. 32577/02,§ 46, 3 Haziran 2008).
44. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında, başvuranların vücutlarındaki yaralanmalardan davalı Devletin sorumlu olduğunu tespit etmiştir. Bu sebeple, etkin bir soruşturmanın yürütülmüş olması gerektiği görüşündedir.
45. Somut davada, Mahkeme, başvuranların iddialarıyla ilgili olarak, İzmir Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldığını gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki § 8-15). Cumhuriyet savcısının kötü muamele sebebiyle polis memurları hakkında kovuşturma açılmasına yer olmadığına ilişkin kararının, 6 Eylül 2006 tarihinde Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi tarafından onanması ile soruşturma sona ermiştir. Mahkeme, dava dosyasında yer alan belgeleri inceledikten sonra, Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturmada ciddi eksiklikler olduğuna ve söz konusu eksikliklerin, soruşturmanın etkinliğini etkilediğine kanaat getirmiştir.
46. İlk olarak, dava dosyasında, soruşturma esnasında İzmir Cumhuriyet savcısının görevli polis memurlarının tespit edilmesi ve sorgulanması yönünde herhangi bir girişimde bulunduğunu gösteren hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Savcı, bundan ziyade, güvenlik güçleri tarafından kullanılan gücün orantılı olduğuna karar verirken, sadece polis tarafından hazırlanan rapora istinat etmiştir (bkz. yukarıda, §§ 13 ve 15). İkinci olarak, Cumhuriyet savcısı, başvuranların, polis raporunda bahsedilen Şiddet olaylarından herhangi birine dahil olup olmadıklarını soruşturmamıştır. Üçüncü olarak, sağlık raporlarında yaralanmaların ciddiyetinin belirtilmiş olmasına rağmen, söz konusu bulgulara yeterince önem verilmediği görülmektedir. Son olarak, savcının, olası görgü tanıklarının ifadelerini almadığı ve polis tarafından ibraz edilenlerin haricinde olayla ilgili diğer video kayıtlarını incelemediği görülmektedir.
47. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, başvuranların kötü muameleye maruz kaldıkları iddialarıyla ilgili olarak ulusal makamlar tarafından etkin bir soruşturma yürütülmediği sonucuna varmıştır.
48. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşme'nin 41. maddesi uyarınca;
"Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder."
A. Tazminat
50. Başvuranların her biri, manevi tazminat olarak 15,000 Avro talep etmiştir. Aynı zamanda, ikinci başvuran, söz konusu olaylardan sonra işinden çıkarıldığını ve üç aydır işsiz olduğunu öne sürerek, maddi tazminat olarak 760 Avro talep etmiştir.
51. Hükümet, söz konusu taleplerin dayanaksız olduğunu belirtmiştir.
52. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ikinci başvuran tarafından iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulamamıştır ve bu sebeple söz konusu talebi reddetmiştir. Diğer taraftan, Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalleri göz önünde bulundurarak, başvuranların sadece ihlal kararı verilerek tazmin edilemeyecek derecede acı ve sıkıntı çekmiş olmaları gerektiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranların her birine, talep ettikleri meblağların tamamının, yani 15,000 Avro manevi tazminat bedelinin ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve Harcamalar
53. Başvuranlar, aynı zamanda yerel mahkemeler önünde ve ardından Mahkeme önünde yaptıkları masraf ve harcamalar için 1,760 Avro talep etmiştir. Başvuranlar, bu yöndeki taleplerini desteklemek amacıyla, avukatlarının toplam on beş buçuk saat hizmet verdiğini gösteren bir zaman çizelgesi, tercüme masraflarını gösteren iki adet makbuz ve fotokopi ve posta masraflarını gösteren birkaç fatura ibraz etmiştir.
54. Hükümet, söz konusu taleplerinin haklı gerekçeye dayanmadığı kanaatindedir ve Mahkemeyi bu hususta herhangi bir miktara hükmetmemeye davet etmiştir.
55.Mahkemenin içtihadına göre, başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Somut davada, Mahkeme, elindeki belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri göz önüne alarak, başlıkların tümünde belirtilen masrafları karşılayacak Şekilde, başvuranların talep ettikleri meblağın tamamının müşterek olarak ödenmesinin makul olduğuna hükmetmiştir. Avrupa Konseyinin adli yardım programı kapsamında, ikinci başvurana verilen 850 Avro tutarındaki adli yardım bedelinin toplam meblağdan düşürülmesi gerekmektedir.
C. Gecikme Faizi
56.Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğunu beyan eder;
2. Sözleşme'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğine karar verir;
3. Sözleşme'nin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine karar verir;
4.(a) Davalı Devlet tarafından, Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere,
(i) Başvuranların her birine, manevi tazminat olarak miktara yansıtılabilecek her türlü vergilerle birlikte manevi tazminat olarak 15,000 Avro (on beş bin Avro), ödenmesine;
(ii) Başvuranlara müştereken yargılama masrafları ve giderleri için miktara yansıtılabilecek her türlü vergilerle birlikte 1,760 Avro (bin yedi yüz altmış Avro), ödenmesine ve 850 Avro tutarındaki adli yardım bedelinin söz konusu meblağdan düşürülmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen miktara basit faiz uygulanmasına karar verir;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 9 Temmuz 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy