(AİHS. m. 6, 14, 37) (TAHSİN ACAR - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no: 20511/07)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
26 Mart 2013 tarihinde,
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller ve Daire Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Françoise Elens-Passosun katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), komite olarak, 2 Mayıs 2012 tarihli yukarıda belirtilen başvuruyu ve 12 Haziran 2012 tarihinde Davalı Hükümet tarafından sunulan, AİHMi başvurunun kayıttan düşürülmesi yönünde karar vermeye davet eden deklarasyon ile başvuran tarafın bu deklarasyona ilişkin cevabını da dikkate alarak yapılan müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
1. Başvuran Zeki Güneş, T.C. vatandaşı olup 1963 doğumludur ve Diyarbakır' da ikamet etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde, Diyarbakır'da görev yapan Avukat F. Aytuğ tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvurunun kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekilde aşağıdaki gibi özetlenebilir.
4. Başvuran, Kral Kızı Barajının yapımı amacıyla Devlet Su İşleri İdaresi (idare olarak anılacaktır) tarafından kamulaştırılmış bir arazi üzerinde mülkiyet hakkının tespit edilmesi için 27 Aralık 1999 tarihinde Dicle Asliye Hukuk Mahkemesi'ne başvurmuştur.
5. Başvuran, 4 Haziran 2004 tarihinde idare aleyhine ikinci bir tazminat başvurusu yapmıştır ve 3 000 000 000 (TRL) Türk Lirası talep etmiştir.
6. Asliye Hukuk Mahkemesi dosyanın bilirkişiye gönderilmesine karar vermiştir. Bilirkişi raporunda arazinin bedelini 108 587 000 000 TRL olarak değerlendirmiştir.
7. Asliye Hukuk Mahkemesi, bu iki dosyayı birleştirdikten ve başka bilirkişi raporları alınmasına hükmettikten sonra kazandırıcı zamanaşımı hakkından yararlanmak için gerekli koşulların sağlanamadığı gerekçesiyle başvuran tarafından yapılan mülkiyet hakkının tespitine ilişkin davayı /talebini 1 Aralık 2005 tarihinde reddetmiştir. Bununla birlikte mahkeme başvuranın kısmen lehinde karar vermiş ve başvuranın maruz kaldığı zararın karşılanması için hesaplanan miktarı resen 28.382 olarak belirlemiştir. Ancak mahkemeye yapılan ilk başvuruda talep edilen miktara bağlı olarak hüküm tesis etmiş ve idare tarafından başvurana 4 Haziran 2004 tarihinden itibaren gecikme faizinin yasal oranına uygun olarak 3000 TRY (bu miktar, olayların geçtiği tarihte 1 900 Avroya tekabül etmektedir) ödemeye mahkûm etmiştir.
8. Yargıtay, 4 Temmuz 2006 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
9. Yargıtay, 30 Ekim 2006 tarihinde verdiği ve 28 Kasım 2006 tarihinde başvurana tebliğ ettiği kararla idare tarafından yapılan karar düzeltme başvurusunu reddetmiştir ve bu karar 28 Kasım 2006 tarihinde başvurana tebliğ edilmiştir.
10. İdare, 2007 yılında belirtilmeyen bir tarihte başvurana 5 036 TRY miktarında ödeme yapmıştır.
11. Başvuran, 1 Aralık 2005 tarihli kararda belirlenen tazminat tutarının ödenmeyen kısmının ödenmesi için 6 Mart 2007 tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesine ek bir başvuru yapmıştır.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29 Mart 2007 tarihinde bu talebi kabul etmiş ve idareyi başvurana 4 Haziran 2004 tarihinden itibaren, gecikme faizinin yasal oranına uygun olarak 25 382,04 TRY ödemeye mahkûm etmiştir.
13. Başvuran, 19 Ocak 2008 tarihinde Diyarbakır İcra Dairesine (İcra Dairesi) başvurmuştur ve 41 757 TRY tutarında miktarın tahsilini talep etmiştir. İcra Dairesi, belirtilmeyen bir tarihte idareye, 50 235 TRY tutarında ödeme yapması için ödeme emri göndermiştir.
14. İdare, 2008 yılında belirtilmeyen bir tarihte, bu miktarı başvuran adına İcra Dairesine ödemiştir.
ŞİKAYETLER
15. Başvuran, Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. paragrafını ileri sürerek, somut olayda yürütülen hukuk davasının aşırı uzun sürmesinden şikayet etmektedir.
16. Başvuran, ilk bilirkişi raporunda belirlenen tazminat miktarını dikkate almayan Asliye Hukuk Mahkemesini eleştirerek ayrımcılığa maruz kaldığını düşünmektedir ve bu bağlamda Sözleşmenin 14. maddesini ileri sürmektedir.
17. Başvuran, 1 nolu Ek Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, yerel mahkemeler tarafından belirlenen tazminat miktarının yeterli olmadığını dolayısıyla mülkiyet hakkına saygı ilkesinin ihlal edildiğinden şikayet etmektedir.
18. Ayrıca başvuran, 1 nolu Ek Protokolün 1. maddesi açısından mahkeme tarafından lehine verilen tazminat miktarının hepsinin ödenmediğinden şikayet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Yargılamanın uzunluğu iddiası üzerine
19. Başvuran yargılamanın uzunluğunun Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olduğunu ileri sürmektedir.
20. Dostane çözüm görüşmelerinin başarısız olmasının ardından Hükümet 12 Haziran 2012 tarihli bir yazısıyla, başvurunun bu kısmına ilişkin sorunun çözülmesi amacıyla tek taraflı deklarasyon hazırlamayı planladığını AİHM'e bildirmiştir. Ayrıca AİHM'i Sözleşme'nin 37. maddesi gereğince başvuruyu kayıttan düşürmeye davet etmiştir.
21. Deklarasyon aşağıdaki şekilde kaleme alınmıştır:
Aşağıda imzası bulunan ben, (
) Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, başvurana kendisi tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, her türlü maddi ve manevi zararı karşılayacak şekilde 4 000 Avro ( dört bin avro) ödemeyi teklif ettiğini beyan ederim.
Bu meblağ, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilecek ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 37. maddesinin 1. fıkrasına uygun olarak AİHM tarafından kabul edilen kararın tebliğini müteakip üç ay içinde ödenecektir. Hükümet tarafından ödemenin öngörülen süre içerisinde yapılmaması durumunda, söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar geçecek süre için Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanacaktır. Bu meblağın ödenmesi, davanın nihai çözüme kavuşturulması anlamına gelecektir
Hükümet, başvuran tarafından dile getirilen yerel yargılamanın uzunluğunun AİHM' nin yerleşik içtihatları bağlamında aşırı olduğunu kabul ettiğini göz önünde bulundurmaktadır (Daneshpayeh v. Türkiye n°21086/04, 16 Temmuz 2009). Hükümet, AİHM'i başvurunun incelenmesinin devam edilmesi için haklı bir neden bulunmadığını belirtmeye ve Sözleşme'nin 37. maddesine uygun olarak başvuruyu kayıttan düşürmeye saygıyla davet etmektedir.
22. Başvuran taraf, 28 Haziran 2012 tarihli mektubuyla AİHMden başvurunun incelenmesinin devamını talep etmiştir.
23. AİHM, Sözleşmenin 37. maddesi uyarınca, yargılamanın her aşamasında, ileri sürülen koşulların bu maddenin 1. fıkrasının a), b) veya c) bentlerinde belirtilen sonuçlardan birini meydana getirmesi halinde, başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebildiğini hatırlatmaktadır. Özellikle davanın kayıttan düşürülmesine imkan veren Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi şu şekildedir:
Mahkeme'nin saptadığı herhangi bir başka gerekçeden ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmezse başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebilir.
24. AİHM, başvuran tarafça davanın incelenmesini sürdürülmesi arzu edilse bile, bazı koşullarda, davalı Hükümetin tek taraflı deklarasyon metnine dayanarak Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülebileceğini hatırlatmaktadır.
25. Dolayısıyla, AİHM, özellikle Tahsin Acar kararında ortaya konulan içtihadında yer alan ilkeler ışığında deklarasyon metnini yakından incelemelidir ( Tahsin Acar v. Türkiye (öncelikli sorun) (BD), n°26307/95, §§ 75-77, AİHM 2003-VI, W AZA Spolka z. o. o. v. Polonya (kabule dilebilirlik kararı) n° 11602/02, 26 Temmuz 2007 ve Suhvinska v. Polonya (kabul edilebilirlik kararı) n° 28953/03).
26. AİHM, ulusal yargı makamları önünde sürdürülen bir hukuk davasında yargılamanın uzunluğuna bağlı olan mevcut davanın da, Hükümete tebliğ edilen şikayetlerden biri olduğunu hatırlatmaktadır. AİHM, makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin şikayetler hakkında davalı Devletlerin görüşlerinin kapsamı ve niteliği bakımından Türkiye aleyhine yöneltilen birçok davayı açıklığa kavuşturmuştur (bkz. örneğin Kudla v. Polonya (BD), n° 30210/96, §§ 131 ve 160, AİHM 2000-XI ve Daneshpayeh v. Türkiye, n° 21086/04, §§ 29 ve 38, 16 Temmuz 2009).
27. AİHM, benzer davalarda hükmedilen miktarlara uygun olan ve teklif edilen tazminat miktarı ile Hükümetin hazırladığı deklarasyon metninin içerdiği imtiyazların niteliğini göz önünde bulundurarak, başvurunun incelenmesinin devamını bu aşamada haklı kılan bir neden olmadığı kanaatine varmıştır (37. maddenin 1. fıkrasının c bendi).
28. Ayrıca önceki değerlendirmeler ışığında ve özellikle de bu konuda mevcut olan çok sayıdaki içtihadını dikkate alarak, AİHM, Sözleşme ve Protokolleri tarafından güvence altına alınan insan haklarına saygı ilkesinin, başvurunun bu kısmının incelemesinin devamını gerektirmediği kanaatine varmıştır (37. maddenin 1. fıkrası, in fine).
29. Sonuç olarak, AİHM, Hükümetin tek taraflı deklarasyon metninde belirtilen önerilere uymaması durumunda, Sözleşmenin 37. maddesinin 2. fıkrası uyarınca başvurunun yeniden kayda alınabileceğini belirtmektedir (Josipovic v. Sırbistan (kabul edilebilirlik kararı) n° 18369/07, 4 Mart 2008)
B. Yerel Mahkemeler tarafından belirlenen tazminat miktarının ödenmediği iddiasına ilişkin
30. Başvuran, Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesini ileri sürerek, yerel mahkemeler tarafından belirlenmiş olan tazminat miktarının tarafına ödenmemesinden şikayet etmektedir.
31. AİHM, yerel mahkemelerin kararında belirtilen bedellerin idare tarafından başvurana ödediğini gözlemlemektedir (bkz. yukarıdaki 10. ve 14. paragraflar).
32. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve yine aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
C. Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesi bağlamında ileri sürülen şikayet hakkında
33. Başvuran, yerel mahkemeler tarafından tespit edilen tazminat miktarının yetersizliği nedeniyle Ek 1 nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
34. AİHM, mahkemeye sunulan delillerin tümünü ve yetkisi dahilinde bulunan iddiaları dikkate alarak Sözleşme ve Protokollerce güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin herhangi bir unsura rastlamamıştır.
35. Bu yüzden, başvurunun bu bölümünün açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve yine aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
D. Sözleşme'nin 14. maddesi bakımından ileri sürülen şikayetle ilgili olarak
36. Başvuran, ayrıca yerel mahkemeler tarafından belirlenen ihtilaflı tazminat miktarının davaya konu arsanın değerinden az olduğu gerekçesiyle Sözleşmenin 14. maddesinin de ihlal edildiğinden şikayetçidir.
37. AİHM, bu şikayeti başvuran tarafından sunulduğu şekilde incelemiştir. Yapılan tetkikler/incelemeler sonucu özel başka unsurların bulunmaması sebebiyle bu şikayetin de açıkça dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmakla Sözleşme'nin 35. maddesinin 3. fıkrası ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Davalı Hükümetin, hukuk davasının süresiyle ilgili şikayetler hakkındaki deklarasyon metninde belirtilen önerileri ve bu metinde taahhüt edilen hususlara riayet edilmesini sağlamak amacıyla öngörülen koşulları dikkate alarak;
Sözleşmenin 37. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi uyarınca başvurunun kayıttan düşürülmesine,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy