(AİHS m. 5, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 100, 153) (5237 S. K. m. 188, 191) (CEVİZ - TÜRKİYE DAVASI) (ERİŞEN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 21292/07)
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
STRAZBURG
10 Aralık 2013
İşbu karar Sözleşmenin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Gamze Uludağ / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Dragoljub Popovic,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Egidijus Küris,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katımıyla 19 Kasım 2013 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Kasım 2013 tarihli başvuru ile ilgili yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Gamze Uludağ (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 10 Mayıs 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (Mahkeme) yapılmış olan 21292/07 Nolu başvuru yer almaktadır.
2. Başvuran, İzmirde görev yapan Avukat E. Sutaş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 14 Kasım 2011 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1975 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir.
5. Başvuran, 9 Kasım 2006 tarihinde evinde yapılan arama sonunda yakalanmıştır. Polis güvenlik raporlarına ve telefon kayıtlarına dayanılarak, başvuranın uyuşturucu madde kaçakçılığına katıldığı ve şüpheli bir paket teslim aldığı yönünde şüpheler mevcuttur. Yapılan aramalar sırasında, yedi gram hintkeneviri/esrar ele geçirilmiştir.
6. Başvuran, polis gözetiminde düzenlenen operasyonun tehlikeye düşmemesi için aynı gün, uyuşturucu madde bulundurma ve kullanma nedeniyle savcılığa sevk edilmiş; ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakılmıştır.
7. Başvuran, 26 Ocak 2007 tarihinde, aynı soruşturma çerçevesinde evinde yapılan ikinci bir arama sonunda yakalanmış; ancak yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu madde bulunmamıştır.
8. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi hakimi (hakim), 27 Ocak 2007 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 153. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, sanıkların ve avukatlarının teknik takip kayıtlarına ve soruşturma belgelerine erişimlerini kısıtlama kararı almıştır.
9. Başvuranın, yine 27 Ocak 2007 tarihinde, avukatı refakatinde polis tarafından ifadesi alınmıştır. Bu işlem sırasında, polis, başvurana ilgili telefon dinleme kayıtlarının metnini vermiş ve görüşmelerin içeri hakkında sorular yöneltmiştir. Başvuran, bazı görüşmelerle ilgili olarak açıklamalarda bulunmuş; ancak içlerinden bazılarını hatırlamadığı belirtmiş ve yine bir görüşmede konuşmacı olduğuna itiraz etmiştir. Bu görüşmelerin içeriği, tutanağa kaydedilmiştir.
10. Başvuran 28 Ocak 2007 tarihinde, hakim huzuruna çıkarılmıştır. Hakim, atılı suçun türü ve niteliği, mevcut delil durumu, kaçma ve delilleri karartma riskini göz önünde bulundurarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
11. Başvuranın avukatı 30 Ocak 2007 tarihinde bu karara itiraz etmiştir. Avukat, müvekkiline atılı suçun işlendiğine dair ciddi şüpheler bulunmadığını ileri sürmüş ve suç teşkil eden unsurun -yani maddi kazanç sağlamanın- bulunmadığını eklemiştir. Avukat, başvuranın, diğer sanıkların talebini reddettiğini ve transaksiyon sırasında aracı olarak hizmet etmeyi de kabul etmediğini belirtmiş ve bu bağlamda telefon dinleme kayıtlarına atıfta bulunmuştur. Avukata göre, yalnızca uyuşturucu madde kullanımı suç teşkil etmekle beraber müvekkilinin herhangi bir kaçma ya da delilleri karartma riski bulunmamaktadır.
12. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi 1 Şubat 2007 tarihinde, dosyayı karara bağlayarak, itirazı reddetmiş ve atılı suçun türü ve niteliği ile mevcut delil durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
13. Avukat 6 Şubat 2007 tarihinde, aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesi önünde de başvuranın tutuklanmasına itiraz etmiştir. Mahkeme, 9 Şubat 2007 tarihinde, itiraz Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelendiğinden, bu bağlamda yeni bir karar verilmesine yer olmadığı kanaatine varmıştır.
14. Hakim, 26 Şubat, 26 Mart ve 20 Nisan 2007 tarihlerinde, resen inceleme çerçevesinde, atılı suçun türü ve niteliği ile mevcut delil durumunu göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Hakim, delillerin henüz tamamıyla toplanmadığını belirtmiştir.
15. Cumhuriyet savcısı 27 Nisan 2007 tarihinde, başvuran ve dört kişiyi uyuşturucu madde kaçaklığı yapmakla, on kişiyi ise uyuşturucu madde kullanmakla suçlamıştır.
16. 6. Ağır Ceza Mahkemesi 30 Nisan 2007 tarihinde iddianameyi kabul etmiştir.
17. Mahkeme, 3 Mayıs 2007 tarihinde, davanın Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına girdiğini belirtmiş ve görevsizlik kararı vermiştir. Mahkeme aynı zamanda, atılı suçun niteliğini, mevcut delil durumunu ve tutuklulukta geçen süreyi göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
18. Başvuranın avukatı 17 Temmuz 2007 tarihinde, davayı incelemekle görevli olan 8. Ağır Ceza Mahkemesine salıverilme talebinde bulunmuştur. Avukat, müvekkilinin, tutuklandığından beri hakim huzuruna çıkmadığını belirtmiş ve dosyada, müvekkiline atılı suça ilişkin herhangi bir delil unsuru bulunmadığını ileri sürmüştür. Avukat, kendilerine göre bütün delillerin toplandığını, delilleri karartma hususunda herhangi bir risk bulunmadığını beyan etmiştir.
19. 8. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Temmuz 2007 tarihinde dosyayı karara bağlayarak, salıverilme talebini reddetmiş ve söz konusu suçun niteliği, mevcut delil durumu ile tutukluluk gerekçelerinin devam etmesini göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
20. Başvuran 31 Temmuz 2007 tarihinde, herhangi bir kaçma ya da delilleri karartma riski göstermeyeceği teminatıyla 8. Ağır Ceza Mahkemesinden bizzat salıverilme talebinde bulunmuştur.
21. Ağır Ceza Mahkemesi 8 Ağustos 2007 tarihinde, dosyayı karara bağlayarak, suçun niteliği, mevcut delil durumu ile dosyanın içeriğini göz önünde bulundurarak salıverilme talebini reddetmiştir. Mahkeme, tutukluluk halinin devamına dair verilen karardan sonra delillerde gelişme olmadığını ve CMK 100. maddede yer alan tutukluluk gerekçelerinin devam ettiğini belirtmiştir.
22. 8. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Ağustos ve 19 Eylül 2007 tarihlerinde, resen inceleme çerçevesinde dosyayı karara bağlayarak, atılı suçu, mevcut delil durumunu ve dosyanın içeriğini göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
23. Mahkeme 3 Ekim 2007 tarihinde ilk duruşmasını düzenlemiş; duruşma sırasında sanıkların savunmalarını dinlemiştir. Bu duruşma sonunda, atılı suçun niteliğinde değişiklik ihtimalini göz önünde bulundurularak, ilgilinin salıverilmesine karar verilmiştir.
24. Ağır Ceza Mahkemesi 20 Mayıs 2008 tarihinde, dosyada yer alan delil unsurları ışığında, başvurana atılı suçların uyuşturucu madde kaçakçılığı değil kullanımından kaynaklandığı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak, Mahkeme, ilgili hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmetmiştir.
25. Temyiz başvurusunda bulunulmadığından, bu karar kesinlik kazanmıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
26. Ceza Kanununun 188. maddesi uyarınca, uyuşturucu madde kaçakçılığı yapan kişi, beş yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Aynı Kanunun 191. maddesi uyarınca, uyuşturucu madde kullanan kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu maddenin 2. fıkrasında, uyuşturucu madde kullanma nedeniyle açılan ceza davası çerçevesinde, mahkemenin, kararını açıklamadan önce, kişi hakkında tedaviye ya da denetimli serbestlik tedbirine hükmedebileceği öngörülmektedir. Bu karar, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıyla aynı sonuçlan doğurur.
27. Tutukluk, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesi ile bunu izleyen maddelerinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bu maddede sıralanan, kaçma riski ve/veya delilleri karartma riski ya da tanıklar üzerinde baskı yapılması riski gibi gerekçelerden birinin bulunması halinde kişi tutuklanabilir.
28. Ceza Muhakemesi Kanununun 153. maddesi, müdafiin dosyayı inceleme yetkisini düzenler. Bu maddenin, somut olayları ilgili bölümleri şu şekildedir:
Müdafi, soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyebilir ve istediği belgelerin bir örneğini harçsız olarak alabilir.
Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine, sulh ceza hakiminin kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir.
Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adlî işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.
Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak alabilir.
(
)
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
29. Başvuran, tutukluluk süresinden şikayet etmekte ve Savcılığı, soruşturma aşamasının hızlı bir şekilde sonuçlandırılmaması nedeniyle suçlamaktadır. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilmesinden şikayet etmektedir; söz konusu madde şu şekildedir:
"İşbu maddenin 1. c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan veya tutulan herkesin (...) makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresince serbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
30. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
31. Mahkeme öncelikle, dikkate alınacak sürenin 26 Ocak 2007 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başladığını ve 3 Ekim 2007 tarihinde ilgilinin salıverilmesiyle sona erdiğini kaydetmektedir (yukarıdaki 7 ve 23. paragraflar). Dolayısıyla söz konusu tutukluluk süresi yaklaşık dokuz ay sürmüştür.
32. Mahkeme, öncelikle, bir sanığın tutukluluk süresinin makul sınırı aşmamasını sağlamanın en başta ulusal adli makamlara düşen bir görev olduğunu hatırlatmaktadır. Bu amaçla, yerel makamların masumiyet karinesi bakımından bireysel özgürlüğe saygı kuralına bir istisna getirilmesini haklı çıkaran bir kamu yararının mevcut olup olmadığını tespit veya reddetmelerini sağlayacak nitelikteki tüm koşulları incelemeleri ve serbest bırakılma taleplerini reddettikleri kararlarında, bunu esas noktalarıyla belirtmeleri gerekmektedir. Mahkeme esas olarak, adı geçen kararlarda belirtilen gerekçelere ve bunların yanı sıra ilgilinin başvurusunda belirtilen tartışmasız olgulara dayanarak Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edilip edilmediğini tespit etmelidir (Assenov ve diğerleri / Bulgaristan, 28 Ekim 1998, prg. 154, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998-VIII). Yakalanan kişinin suç işlediğine dair kanaat getirmek için inandırıcı nedenlerin mevcudiyetinin devam etmesi, tutukluluğun devamının meşruluğu için sine qua non (olmazsa olmaz) koşuludur. Ancak belirli bir süre sonra bu yeterli olmamaktadır. AİHM, bu hususta, adli yargı organları tarafından sunulan diğer gerekçelerin, özgürlükten yoksun bırakmayı haklı göstermeye devam edip-etmediğini belirlemelidir. Bu gerekçeler uygun ve yeterli olduğu takdirde, AİHM, yetkili ulusal makamların yargılama aşamasında özel bir ihtimam gösterip göstermediğini de tespit etmelidir (Labita / İtalya (BD), No. 26772/95, prg. 153, AİHM 2000-IV).
33. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın tutukluluk halinin uzatılması sorununun ulusal adli makamlar tarafından düzenli olarak incelenmiş olduğunu kaydetmektedir. İlgilinin tutukluluk halinin devamına karar vermek için, ulusal adli makamlar, atılı suçun türü ve niteliği, mevcut delil durumu ile kaçma riski ve delilleri karartma riski gibi tutukluluk gerekçelerinin devam etmesine dayanmışlardır.
34. Mahkeme, başvuranın atılı suçu işlediğine dair hakkında şüphe duymak için inandırıcı nedenlerin ilgilinin tutuklu bulunduğu süre boyunca devam ettiğini kabul etmektedir. Esasen, ilgilinin uyuşturucu kaçakçılığına karışmasına ilişkin şüpheler, başvuranın uyuşturucu kaçakçılığı çerçevesinde aracı olarak hizmet ettiğinin anlaşıldığı telefon dinleme kayıtları gibi somut ve inandırıcı delillere dayanmaktaydı. İlgilinin, yargılaması sonunda uyuşturucu kaçakçılığından değil de uyuşturucu madde kullanma nedeniyle suçlu bulunduğunun doğru olması halinde, Mahkeme, şüpheye mahal verecek olay ve olgular ile mahkûmiyeti haklı göstermek için gerekli olay ve olguların aynı düzeyde olmaması gerektiğini hatırlatmaktadır (Murray / Birleşik Krallık, 28 Ekim 1994, 55, seri A No. 300-A).
35. Diğer tutukluluk gerekçeleriyle ilgili olarak, Mahkeme, adli makamların söz konusu suçun niteliğine dayandıklarını tespit etmektedir. Mahkeme, Ceza Kanununda, başvurana atılı suçun -uyuşturucu kaçakçılığı-beş ila on beş yıl hapis cezası ile cezalandırıldığını kaydetmektedir. Bu hususta, Mahkeme, öngörülen cezanın ağırlığının, kaçma riskinin değerlendirilmesi sırasında göz önünde bulundurulması gereken bir unsur olduğunu hatırlatmaktadır. Suçun ağırlığı, uzun tutukluluk sürelerini tek başına haklı kılacak nitelikte olmaması halinde (Ilijkov / Bulgaristan, No. 33977/96, prg. 80-81, 26 Temmuz 2001), Mahkeme, somut olayın koşullarında, ilgiliye başlangıçta atılı suçun niteliğini göz önüne alarak ve tutuklukta geçen süre ışığında, adli makamların, yasal olarak, kaçma riskinin devam ettiği kanısına varabilecekleri kanaatindedir.
36. Mahkeme aynı zamanda, davanın esası hakkında düzenlenen ilk duruşuma sonunda, Ağır Ceza Mahkemesinin, olayların yeniden hukuki nitelendirilmesi ihtimali nedeniyle başvuranın salıverilmesine karar verdiğini saptamaktadır.
37. Bu nedenle, Mahkeme, adli makamlar tarafından başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin sunulan gerekçelerin uygun ve yeterli olarak kabul edilebilecekleri kanaatindedir. Ayrıca, Mahkeme, yetkili makamlar tarafından davanın yürütülmesini eleştirecek özel nedenler görmemektedir.
38. Yukarıda belirtilenler göz önüne alarak, Mahkeme, başvuranın maruz kaldığı tutukluluk süresinin aşırı olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir. Dolayısıyla, bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
39. Başvuran, soruşturma dosyasına erişimin mümkün olmaması nedeniyle tutuklu bulunduğu sırada savunma hakkının etkin şekilde kullanımından mahrum bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşmenin 6. maddesi anlamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Başvuran aynı zamanda, Sözleşmenin 5. maddesini ileri sürerek, tutukluluk süresi boyunca hakim huzuruna çıkarılmamış olmaktan da şikayet etmektedir.
40. Mahkeme, bu şikayetleri, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından incelemenin uygun olacağı kanısındadır.
Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
A. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması
41. Mahkeme, hakimin 27 Ocak 2007 tarihinde, Ceza Muhakemesi Kanununun 153. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, soruşturmanın seyrini tehlikeye düşürmemek için başvuranın ve avukatının soruşturma dosyasına erişimlerini kısıtlama kararı aldığını saptamaktadır.
42. Mahkeme, başvuranın tutuklama ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların öncelikle telefon dinlemeleri dayandığını kaydetmektedir. Dolayısıyla bu telefon dinleme kayıtlarına erişim, ilgilinin tutukluluğuna itirazda temel bir önem arz etmektedir. Bu bağlamda, polis tarafından ifadesi alındığı sırada, avukat yardımı alan başvuran, telefon dinlemeleri hakkında da bilgi sahibi olmuştur. Bu görüşmelerin içeriği, ifade alma tutanağına da kaydedilmiştir. Aynı şekilde, başvuran ve avukatı salıverilme talebinde ve itirazda bulunduklarında, özellikle telefon dinleme kayıtlarının içeriğine atıfta bulunmuşlardır. Bundan dolayı, başvuranın tutuklanmasına ve tutukluluk halinin devamına katkıda bulunan belgelerin başvuran ve avukatı için ulaşabilir oldukları görülmektedir. Başvuran ve avukatı, söz konusu belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye ve aynı zamanda tutukluluğu haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelere tatmin edici şekilde itiraz etme imkanına sahiptiler (bk., bu anlamda, Ceviz / Türkiye, No. 8140/08, prg. 41-44, 17 Temmuz 2012).
43. Dolayısıyla bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Hakim huzuruna çıkarılmama
44. Mahkeme, başvuranın 27 Ocak 2007 tarihinde tutuklandığını ve 3 Ekim 2007 tarihinde, düzenlenen ilk duruşma sonunda salıverildiğini kaydetmektedir. İlgili, tutuklu kaldığı süre boyunca, tutukluğu hakkında karar vermekle görevli hakimler huzuruna çıkmamış; salıverilme talepleri ve itirazı hakim huzuruna çıkarılmadan incelenmiştir (yukarıdaki 12, 19 ve 21. paragraflar). Mahkeme, tutukluluğa ilişkin kararlara yapılan itirazlarda başvuranın, hakim tarafından makul aralıklarla dinlenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Knebl / Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, prg. 85, 28 Ekim 2010). Mahkeme, kişisel özgürlük söz konusu olduğunda, somut olayda belirtilen dokuz aya yakın süre boyunca ilgilinin mahkeme huzuruna çıkarılmamasının «makul» olarak değerlendirilmeyeceği kanaatindedir (bk. bu anlamda Erişen ve diğerleri / Türkiye, No. 7067/06, prg. 53, 3 Nisan 2012).
45. Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
46. Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrası bağlamında yapılan bir şikayet başlangıçta Hükümete bildirilmiş olmasına rağmen, dosyanın incelenmesi neticesinde, bu şikayetin başvuran tarafından kabul edilir şekilde sunulmadığı sonucuna varılmaktadır.
47. Esasen, başvuran, bu şikayeti başvuru formunda tutukluluk süresinden özetle şikayet babında bahsetmiş olup, Sözleşmenin 5. maddesinin 5. fıkrasından öngörülen tazminat talebiyle bahsetmemiştir.
48. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
49. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
50. Başvuran maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için 20 000 avro (EUR) talep etmektedir.
51. Hükümet, bu iddiaları kabul etmemektedir.
52. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasından nedensellik bağı görmediğinden bu talebi reddetmektedir.
Buna karşılık, hakkaniyete uygun olarak, Mahkeme, başvurana manevi tazminat için 1 000 EUR ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
B. Masraf ve giderler
53. Başvuran, herhangi bir kanıtlayıcı belge göstermeksizin, yaptığı masraf ve giderler için 3 000 EUR talep etmektedir.
54. Hükümet bu talebi kabul etmemektedir.
55. AİHM, yerleşik içtihadı uyarınca, başvuranın yapmış olduğu masraf ve giderlerin, bu miktarların gerçek, zorunlu ve makul oranda olması halinde geri ödenebileceğine hükmetmiştir.
Mahkeme, ilgili belgelerin bulunmamasını ve içtihadında ortaya konulan ilkeleri göz önünde bulundurarak, bu bağlamda sunulan talebi reddetmektedir.
C. Gecikme faizi
56. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, hakim huzuruna çıkarılmama bağlamındaki Şikayetle ilgili kısmının kabul edilebilir, geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. a) Sözleşmenin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca; davalı Devlet tarafından başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak başvurana 1 000 EUR (bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmin taleplerinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar verir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 10 Aralık 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy