(AİHS. m. 3, 5, 6, 13, 35, 41) (765 S. K. m. 125) (SALDUZ - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (RIFAT DEMİR V. - TÜRKİYE DAVASI) (DENİZ KESİK - TÜRKİYE DAVASI) (MUSA KARATAŞ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 22493/07)
KARAR
STRAZBURG
26 Kasım 2013
İşbu karar nihaidir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Abo / Türkiye davasında, Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque, Helen Keller ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 5 Kasım 2013 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonucunda, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Davut ABO (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 15 Mayıs 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesine uygun olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (Mahkeme) yapılmış olan 22493/07 no.lu başvuru yer almaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakırda görev yapan avukat E. AKGÜL tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru 2 Kasım 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
4. Başvuran, Davut Abo, 1975 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve hapis cezası halihazırda Diyarbakırda infaz edilmektedir.
5. Başvuran 1 Ekim 2000 tarihinde, yasadışı bir örgüt olan PKKya (Kürdistan İşçi Partisi) üye olduğu şüphesi ile jandarma güçleri tarafından yakalanmıştır.
6. Başvuran 2 Ekim ve 4 Ekim 2000 tarihleri arasında, Beytüşşebap İlçe Emniyet Müdürlüğünün Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları tarafından sorgulanmıştır. Sorgulamaların tümü, başvuranın yanında avukatı olmaksızın gerçekleştirilmiştir. Başvuran verdiği ifadesinde, PKKya üye olduğunu kabul etmiş ve katılmış olduğu belirli olaylara ilişkin detaylar vermiştir.
7. Beytüşşebap Cumhuriyet Savcısı 5 Ekim 2000 tarihinde, başvuranın ifadesini almıştır. Başvuran, yine yanında avukatı bulunmaksızın, polise vermiş olduğu ifadenin içeriğini doğrulamış ve olaylara ilişkin detaylı bilgiler vermiştir.
8. Aynı gün Beytüşşebap Sulh Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi, avukat yardımı olmaksızın, başvuranın tutuklanması emrini vermiştir. Başvuran, polise ve savcıya vermiş olduğu ifadesini yinelemiştir.
9. Başvuran 1, 2, 4 ve 5 Ekim 2000 tarihlerinde, bir doktor tarafından muayene edilmiş ve muayene sonucunda, başvuranın vücudunda fiziksel şiddete uğramış olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı kaydedilmiştir.
10. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı 22 Aralık 2000 tarihinde, üç sivil hakimden oluşan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine, söz konusu zamanda yürürlükte olan Türk Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca, başvuranı ülke topraklarının bir bölümünün Devlet idaresinden ayrılmasına yol açmayı amaçlayan faaliyetlerde bulunma ile itham eden bir iddianame sunmuştur.
11. Başvuran 6 Şubat 2001 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine yapmış olduğu yazılı savunmasında, maruz kalmış olduğunu iddia ettiği muameleyi detaylı bir şekilde açıklamıştır.
12. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi 22 Şubat 2001 tarihinde, ilk duruşmasında başvuranı dinlemiştir. Başvuran, aleyhindeki tüm suçlamaları reddetmiş ve polise, savcıya ve nöbetçi hakime vermiş olduğu ifadelerini geri almıştır. Başvuran, savcının ve nöbetçi hakimin huzuruna çıkarılmak için götürüldüğü esnada polis tarafından tehdit edildiğini ileri sürmüş ve ayrıca, savcılığa ve mahkemeye götürüldüğü sırada polis memurlarının yanına götürülüyor olduğunu sandığını belirtmiştir. Başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada işkenceye maruz kaldığından şikayetçi olmuştur. Duruşma esnasında, başvuran yazılı görüşlerini okumuştur.
13. Devlet Güvenlik Mahkemeleri 16 Haziran 2004 tarihinde 5190 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır. Bu nedenle, dava Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
14. Başvuranın yakın zamanda atanmış olan avukatı 22 Eylül 2005 tarihinde, mahkemeden başvuranın beş yıl önce polis gözaltısında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kalıp kalmadığının belirlenmesi amacıyla yeni bir tıbbi muayene yapılmasına karar vermesini talep etmiştir. Mahkeme, gerekçesini dava dosyasının içeriğine ve delillerin durumuna dayandırarak, bu talebi reddetmiştir.
15. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 9 Kasım 2006 tarihinde, başvuranı üzerine atılı suçlardan mahkum etmiştir. Mahkeme, başvuranın ön soruşturma esnasında vermiş olduğu ifadelerin, söz konusu suç ile ilgili başka bir dava dosyasından alınan soruşturma raporları ile tutarlılık gösterdiğini vurgulamıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın kötü muameleye uğradığına ilişkin iddiasının dava dosyasındaki tıbbi raporlar ışığında makul olmadığı sonucuna varmıştır. Sonrasında ise mahkeme, başvuranı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum etmiştir.
16. Başvuran 10 Kasım 2006 tarihinde, kötü muameleye dair bir şikayette bulunmadan söz konusu kararı temyiz etmiştir.
17. Yargıtay 10 Mayıs 2007 tarihinde, mahkumiyet kararını onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 6/1 VE 3 (C) HÜKÜMLERİ İLE 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
1. Avukata erişim hakkı
18. Başvuran, Sözleşmenin 6/3 (c) hükmüne dayanarak, polis gözaltısında tutulduğu sırada avukata erişim hakkının reddedilmesi sebebiyle savunma haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
19. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin 6/1 ve3 (c) hükümleri kapsamında incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Söz konusu hükümler aşağıdaki gibidir:
1. Herkes...cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan.. .bir mahkeme tarafından... adil bir duruşma gerçekleştirilmesini isteme hakkına sahiptir...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
(c) kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddi kaynaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek.
20. Hükümet, iddiaların tümüne itiraz etmiştir.
21. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35/3 hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığına karar vermektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka hiçbir gerekçe ile kabul edilemez nitelikte olmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
22. Mahkeme, başvuranın gözaltında tutulduğu sırada avukata erişiminin reddedildiği hususunda taraflar arasında bir anlaşmazlık bulunmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın avukat yardımı alma hakkına getirilen kısıtlamanın sistemsel olduğuna ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yargı yetkisi alanına giren bir suç ile bağlantılı olarak gözaltında tutulan herkese uygulandığına dikkat çekmektedir (Bk. Salduz / Türkiye, (BD), no. 36391/02, prg. 56-63, 27 Kasım 2008). Mahkeme, mevcut davayı incelemiştir ve yukarıda bahsi geçen Salduz kararındaki tespitlerinden sapmasını gerektirecek hiçbir özel koşul olmadığı kanaatindedir.
23. Bu nedenle, Mahkeme, mevcut davada, Sözleşmenin 6/1 hükmü ile bağlantılı olarak 6/3 (c) hükmünün ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir.
2. Ceza yargılamalarının uzunluğu hakkında
24. Başvuran, ceza yargılamalarının uzunluğunun makul süre koşuluna uygun olmadığından şikayetçi olmuş ve Türk kanunları uyarınca, söz konusu ceza yargılamalarının uzunluğuna itiraz edebileceği bir iç hukuk yolu bulunmadığını iddia etmiştir. Başvuran, Sözleşmenin aşağıda belirtilen 6/1 hükmü ile 13. maddesini esas almıştır.
6/1 Madde
Herkes davasının,
cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan
bir mahkeme tarafından
makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir...
13. Madde
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes
ulusal bir merci önünde etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkına sahiptir...
25. Hükümet, iddialara itiraz etmiştir.
26. Mahkeme, ceza yargılamalarının başvuranın yakalanması ile 1 Ekim 2000 tarihinde başladığını ve Yargıtayın vermiş olduğu nihai karar ile 10 Mayıs 2007 tarihinde sona erdiğini kaydetmektedir. Ceza yargılamaları, böylelikle, iki dereceli yargılama nezdinde altı yıl yedi ay sürmüştür.
27. Mahkeme, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında pilot karar usulünün uygulanması sonrasında Türkiyede yeni bir iç hukuk yolunun tesis edildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye davasındaki (no. 4860/09, 26 Mart 2013) kararında, yeni bir başvuruyu, yeni bir iç hukuk yolu öngörüldüğünden, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmedikleri gerekçesiyle kabul edilemez olarak beyan ettiğini hatırlatmaktadır. Bu kararı verirken Mahkeme, özellikle, bu yeni hukuk yolunun, öncesinde (a priori), erişilebilir olduğu ve yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikayetler için makul bir tazminat yolu sunabildiği kanaatindedir.
28. Mahkeme ayrıca, Ümmühan Kaplan (yukarıda anılan, prg. 77) davasındaki kararında, Hükümete halihazırda tebliğ edilmiş olan bu türden başvuruların incelenmesine devam edebileceğini vurguladığını hatırlatmak ister. Bunun yanı sıra, Mahkeme, somut davada Hükümetin yeni iç hukuk yoluna ilişkin bir itirazda bulunmadığını da ifade etmektedir.
29. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, mevcut başvurunun incelenmesine devam etme kararı vermiştir. Ancak, bu sonucun, tebliğ edilen diğer başvurular bağlamında Hükümet tarafından nihayetinde yapılabilecek bir itiraza halel getirmediğini ifade etmiştir.
30. Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşmenin 35/3 (a) hükmünün anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun nitelikte olmadığını belirtmektedir. Ayrıca, Mahkeme, başvurunun bu kısmının başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
31. Hükümet, Sözleşmenin 6/1 hükmüne ilişkin olarak, yasadışı bir örgüt adına işlenen suçlara yönelik kovuşturmanın karmaşıklığını, delil toplanmasının güçlüğünü ve yargılamalarda yer alan sanık, müdahil ve şikayetçi tarafların sayısını göz önünde bulundurarak, mevcut davadaki yargılamaların uzunluğunun makul ölçüde olduğunu iddia etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, yargılamalarda ulusal mercilere isnat edilebilecek herhangi bir gecikmenin söz konusu olmadığını ileri sürmüştür.
32. AİHM, yargılamaların uzunluğunun makullüğünün, davanın koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu ile başvuran için ihtilaf durumunda nelerin tehlikede olduğu gibi kriterlere ilişkin olarak değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (diğer birçok emsalinin yanı sıra bk. Frydlender / Fransa (BD), no. 30979/96, prg. 43, AİHM 2000-VII ve yukarıda anılan Ümmühan Kaplan, prg. 49, 20 Mart 2012).
33. Mahkeme, kendisine ibraz edilen belgelerin tümünü incelemesi sonrasında ve konuya ilişkin içtihatlarını göz önünde bulundurarak, somut davadaki yargılama süresinin aşırı uzun olduğunu ve makul süre koşuluna riayet etmediğini değerlendirmektedir (Bk. yukarıda anılan Daneshpayeh, prg. 28).
34. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşmenin 6/1 hükmünün ihlal edilmiş olduğuna hükmetmiştir.
35. Yukarıda belirtilenler ışığında (Bk. yukarıda prg. 27-28) Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında ileri sürülen şikayetin incelenmesine gerek bulunmadığını değerlendirmektedir (Bk. Rıfat Demir / Türkiye, no. 24267/07, prg. 41, 4 Haziran 2013).
II. SÖZLEŞME KAPSAMINDAKİ DİĞER İHLAL İDDİALARI HAKKINDA
1. Sözleşme nin 3. Maddesi Hakkında
36. Başvuran, Sözleşmenin 3. ve 13. maddelerine dayanarak, polis gözaltısında tutulduğu esnada işkenceye maruz kalmış olduğundan ve yerel makamların kendisinin kötü muameleye uğradığına dair iddialarına ilişkin etkin bir yeterli nitelikte bir soruşturma yürütmemiş olduklarından şikayet etmiştir.
37. Mahkeme, bu şikayetlerin Sözleşmenin yalnızca 3. maddesi bakımından incelenmesi gerektiği kanısındadır.
Mahkeme, başvuranın, kötü muameleye uğradığına ilişkin iddialarını desteklemeye yönelik olarak, polis gözaltısında tutulduğu sırada herhangi bir fiziksel veya psikolojik baskıya maruz kaldığını gösteren hiçbir somut delil sunmamış olduğunu kaydetmektedir. Başvuran, bu türden herhangi bir delili elde edemediğini ya da elde etmesinin önünde geçildiğini iddia etmemiştir. Aksine, 1, 2, 4 ve 5 Ekim 2002 tarihlerinde düzenlenen tıbbi raporlar, başvuranın vücudunda fiziksel şiddete dair herhangi bir bulgu saptanmamış olduğunu ortaya koymuştur. Mahkeme, bu nedenle, başvuranın şikayetini uygun delillerle destekleyemediği ve polis gözaltısında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığı iddiasına dair belli delillerle savunulabilir bir temel oluşturamadığı kanaatine varmıştır (Bk. Yıldırım / Türkiye (k.k.) no.33396/02, 30 Ağustos 2007; Tanrikolu ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 45907/99, 22 Ekim 2002; ve Kesik / Türkiye (k.k.), no. 18376/09, 24 Ağustos 2010).
Dolayısıyla, Mahkeme, bu şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ve Sözleşmenin 35/4 hükmü uyarınca reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
2. Sözleşmenin 5/1 (c), 3 ve 4 Hükümleri Hakkında
38. Başvuran, Sözleşmenin 5/1 (c), 3 ve 4 hükümleri uyarınca, kendisinin yakalanmasına ilişkin herhangi bir makul şüphenin bulunmadığından şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, polis gözaltısında tutulduğu sürenin ve tutukluluk süresinin aşırı uzun olduğunu ve iç hukukta, tutuklu bulundurulmasının hukuka uygunluğuna dair itirazda bulunmak için başvurabileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını ileri sürmüştür.
39. Mahkeme, Sözleşmenin 35/1 hükmü uyarınca, meseleyi, nihai kararın verildiği tarihten itibaren yalnızca altı aylık bir dönem içerisinde inceleyebileceğini yinelemektedir. Bir makamın gerçekleştirdiği bir eylemin herhangi bir etkili hukuk yoluna tabi olmadığı hallerde, altı aylık süre eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır.
Mahkeme, başvuranın 1 Ekim 2000 tarihinde polis tarafından gözaltına alındığını ve polis gözaltısında tutulmasının, hakimin başvuranın tutuklanmasına hükmettiği 5 Ekim 2000 tarihinde sona erdiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun Ağır Ceza Mahkemesinin nihai kararı verdiği 9 Kasım 2006 tarihine kadar sürdüğünü kaydetmektedir. Söz konusu tarih sonrasında, başvuran yetkili bir mahkemenin mahkumiyetine hükmetmesinin ardından tutuklanmıştır. Ancak, başvuru Mahkemeye 15 Mayıs 2007 tarihinde yapılmıştır, bu tarih ise şikayetçi olunan tutukluluk döneminin sona ermesinden itibaren altı aydan daha uzun süren bir tarihe tekabül etmektedir.
Mahkeme, bu şikayetlerin tanınmış olan müddet sonrasında yapıldığı ve bu nedenle, Sözleşmenin 35/1 hükmü uyarınca altı ay kuralına uymadığı gerekçesi ile reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
3. Sözleşmenin 6/1 Hükmü Hakkında (Hukuka aykırı delillerin kullanılması ve mahkemenin bağımsızlığı)
40. Başvuranın polis tarafından kötü muameleye maruz kaldığı esnada kendisinden alınan ifadelere dayanılarak mahkum edildiği yönündeki iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranın polis gözaltısında tutulduğu sırada kötü muameleye maruz kaldığının tespit edilmemiş olduğuna dikkat çekmektedir. Dolayısıyla, bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile reddedilmelidir (Bk. Musa Karataş / Türkiye, no. 63315/00, prg. 84-86, 5 Ocak 2010).
41. Mahkeme, başvuranın, davasının görüldüğü Devlet Güvenlik Mahkemesinin kürsüsünde askeri bir hakimin oturması bakımından, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkının ihlal edilmiş olduğu iddiasına ilişkin olarak, Haziran 1999 tarihinde devlet güvenlik mahkemelerindeki askeri hakimlerin yerini sivil hakimlerin aldığını belirtmektedir. Mevcut davada, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki yargılamalar, Cumhuriyet savcısının 22 Aralık 2000 tarihli iddianamesi sonrasında, başka bir deyişle, askeri hakimlerin devlet güvenlik mahkemelerinden alınmalarından sonra başlatılmıştır. Dolayısıyla, başvuran, üç sivil hakimden oluşan bir mahkeme tarafından yargılanmıştır.
Mahkeme, bu şikayetin, Sözleşmenin 35/4 hükmü uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesi ile reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır (Bk. Sever ve Aslan / Türkiye (k.k.), no. 33675/02, 12 Nisan 2007; ve Şaman / Türkiye, no. 35292/05, prg. 39, 5 Nisan 2011).
4. Şikayetlerin geri kalanı hakkında
42. Başvuran ayrıca, kovuşturmanın adaletsizliği, silahların eşitliği ilkesi ve masumiyet karinesi hakkı ile ilgili olarak Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca şikayetlerde bulunmuştur.
43. Mahkeme, şikayetlerin geri kalanının Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve özgürlüklere ilişkin herhangi bir ihlal teşkil etmediğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla, bu şikayetlerin açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olarak beyan edilmesi ve Sözleşmenin 35/4 hükmü uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
44. Başvuran, maddi tazminat olarak 40,000 avro, manevi tazminat olarak ise 50,000 avro talep etmiştir. Başvuran ayrıca, yargılama gideri olarak 2,178 avro ve tercüme ile posta masraflarına ilişkin olarak ise 242 avro talep etmiştir. Başvuran, faturaların nüshalarını ibraz etmemiş ancak, Diyarbakır Barolar Birliğinin avukatlık ücreti tarifesine atıfta bulunmuştur.
45. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
46. Mahkeme, hakkaniyet temelinde karar vererek, başvurana manevi tazminat olarak 3,900 avro ödenmesine hükmetmektedir.
47. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat biçiminin, şayet isterse, başvuranın, Sözleşmenin 6/1 ve 3 (c) hükümlerinin gereklilikleri doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bk. yukarıda anılan Salduz, prg. 72).
48. Masraf ve giderler konusunda, Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuranın, yalnızca fiilen ve zorunlu olarak yapıldığının gösterilmesi ve miktar olarak makul olması halinde yapılan masraf ve harcamaların geri ödemesini alma hakkı bulunmaktadır. Mevcut davada, başvuran, talep etmiş olduğu masraf ve harcamaların fiilen gerçekleştiğini kanıtlamamıştır. Başvuran özellikle, fatura, makbuz, sözleşme, ücret sözleşmesi veya avukatın dava üzerinde harcadığı zamanı gösteren bir belge gibi herhangi bir yazılı delili Mahkemeye ibraz etmemiştir. Bu sebeple Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemiştir.
49. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek olan oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının uzunluğuna, yargılamaların aşırı uzun olmasına itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmamasına ve avukata erişim hakkının ihlal edilmesine ilişkin şikayetlerin kabul edilebilir, başvurunun geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Başvuranın polis gözaltısında tutulduğu süre boyunca kendisine avukat yardımının sağlanmamış olması bakımından, Sözleşmenin 6/1 hükmü ile bağlantılı olarak 6/3 (c) hükmünün ihlal edildiğine;
3. Ceza yargılamalarının aşırı ölçüde uzun olması bakımından,
Sözleşmenin 6/1 hükmünün ihlalinin söz konusu olduğuna;
4. Sözleşmenin 13. maddesi kapsamında ileri sürülen şikayetin incelenmesine gerek olmadığına;
5. (a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleşme tarihinden itibaren üç ay içerisinde ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, ödenmesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere manevi tazminat olarak 3,900 avro (üç bin dokuz yüz avro) ödenmesine;
(b) Gecikme durumunda, yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, yukarıda belirtilen miktara Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğünün 77/2 ve 3 hükümleri uyarınca, 26 Kasım 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy