(AİHS m. 1, 3, 6, 13, 29, 34, 41, 44) (5271 S. K. m. 39, 40, 41, 42) (5237 S. K. m. 245) (Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik m. 92) (SUNAL - TÜRKİYE DAVASI) (FAHRİYE ÇALIŞKAN - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMİT GÜL - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 23698/07)
KARAR
STRAZBURG
19 Mart 2013
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Karar şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Mimtaş/Türkiye davasında,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (İkinci Daire):
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque,
ve Daire Yazı işleri Müdürü Stanley Naismithin,
katılımıyla oluşan mahkeme heyeti, 19 Şubat 2013 tarihinde yapılan kapalı karar toplantısı sonucunda aynı tarihli şu kararı almıştır:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan dava (no. 23698/07), Türk vatandaşı Ayhan Mimtaş (Başvuran) (Bay) tarafından 31 Mayıs 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İstanbul Barosu avukatları, M. Kırdök ve M. Hanbayat tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet»), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Mahkeme önünde, Sözleşmenin özellikle 3. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği şikayetinde bulunmuştur.
4. Başvuru, 2 Kasım 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. paragrafı uyarınca, Dairenin davayı hem kabul edilebilirlik hem de esas bakımından birlikte hükme bağlayacağı kararlaştırılmıştır.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1971 tarihinde doğmuştur. Başvuran, başvuruyu yaptığı tarihte Kandıra (Kocaeli) F tipi cezaevinde hükümlü olarak bulunmaktaydı.
A. Davanın oluşumu
6. Olayların meydana geldiği dönemde, yeni yüksek güvenlikli ceza infaz kurumları henüz faaliyete sokulmuştur. Ülke genelinde homojen bir yapıya sahip olan bu kurumlar, E tipi kurumlar (F tipi hapishanelere ilişkin ayrıntılı açıklama için, bkz. örneğin, Tekin Yıldız/Türkiye davası, no.22913/04, 36. Madde 10 Kasım 2005) gibi geleneksel kurumlardaki koğuşlardan farklı olarak, bir ila üç kişilik yaşam birimleri öngörmekteydiler. Resmi makamların belirli kategorilere ait mahkûmları F tipi cezaevlerine transfer etme projesi karşısında, mahpuslar arasında iletişimi sınırlayan yeni infaz rejimini protesto etmek amacıyla ilgili cezaevlerinde açlık grevleri ve isyan eylemleri başlatıldı. Eylem hareketi, Ümraniyede (İstanbul) bulunan Üsküdar E tipi cezaevine de sıçramıştır. 19 Aralık 2000 tarihinde, saat 04: 30a doğru, güvenlik güçleri, «Hayata dönüş» olarak adlandırılan, üç gün süren ve düzensiz şiddet eylemlerine sahne olan bir isyan bastırma operasyonu düzenlemişlerdir. Ümraniye Cezaevi yönetimi, operasyon bittikten sonra, Başvuranın da aralarında bulunduğu mahpusların Kandıra F tipi cezaevine nakline başlamıştır (Keser ve Kömürcü/Türkiye davası, no. 5981/03, 8-10. Madde 23 Haziran 2009).
B. Başvuranın bireysel durumu
7. Başvuran, 22 Aralık 2000 tarihinde, Üsküdar E tipi cezaevinden Kandıra F tipi cezaevine nakledilmiştir.
8. Kandıra Cezaevi doktoru tarafından 23 Aralık 2000 tarihinde, saat 03: 00te düzenlenen sağlık raporu, başvuranın sol gözünün altında ve üstünde kanamalı çizikler, sağ yanağında bir çizik, sırtında çizikler ve ekimozlar ile her iki bileğinde ödemlerin olduğunu belirtmekteydi.
9. Başvuran, Kandıra cezaevine nakli ve yerleştirilmesi sırasında, infaz koruma memurları ve jandarmaların kendisine kötü muamele uyguladıkları suçlamasıyla 31 Ocak 2001 tarihinde Kocaeli Cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Özellikle, kafasına vurulduğunu ve bileklerinin çok sıkı kelepçelendiğini ileri sürmüştür.
10. Kocaeli Cumhuriyet savcısı, 1 Şubat 2001 tarihinde kendisinin yer bakımından (ratione loci) yetkisiz olduğunu belirterek, başvuranın şikayetini Kandıra Cumhuriyet savcısına iletmiştir.
11. Kandıra Cumhuriyet savcısı, 23 Şubat 2001 tarihinde, infaz koruma memurları ve jandarmaların kendisine yumrukla, tekmeyle ve copla vurduklarını belirten başvuranın ifadesini almıştır.
12. Cumhuriyet savcısı, Kandıra F tipi cezaevinde görev yapan jandarmalara karşı yapılan suç duyurusu ile ilgili olarak, 23 Mart 2001 tarihli kararıyla, kendisinin konu bakımından (ratione materiae) yetkisiz olduğunu ifade etmiştir. Savcı, suç duyurusunun bu kısmını Kocaeli Valisine göndermiştir. Vali, başvuranın Üsküdardan Kandıraya nakledilmesi sırasında kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialar hakkında, Jandarma komutanını bir ön inceleme yapmak üzere görevlendirmiştir. Komutan, 31 Mayıs 2001 tarihli raporunda, başvuranın vücudunda tespit edilen yaraların 19 Aralık 2000 tarihli operasyonu gerçekleştiren güvenlik güçlerine direnmesi sonucunda meydana geldiğini ve ilgilinin Kandıraya nakli sırasında kötü muameleye maruz kalmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak, Kocaeli valisi, suçlanan jandarmalar hakkında soruşturma izni vermemiştir. Cumhuriyet savcısı, bu karara karşı Sakarya Bölge İdare Mahkemesi nezdinde itiraz yoluna başvurmuş, ancak söz konusu mahkeme, 21 Ocak 2002 tarihinde, Kocaeli Valisinin kararını onaylamıştır.
13. Cumhuriyet savcısı, 28 Mart 2001 tarihli iddianamesinde eski Ceza Kanununun 245. maddesine dayanarak, aralarında başvuranın da bulunduğu on beş kişiye şiddet uygulamaktan dolayı, Kandıra F tipi cezaevinin beş infaz koruma memuruna karşı kamu davası açmıştır. Savcı, iddianamesinde, Üsküdar E tipi cezaevinde yaşanan olaylardan sonra başvuranın 22 Aralık 2000 tarihinde Kandıra F tipi cezaevine nakledildiğini ve bu nakil sırasında kötü muameleye maruz kaldığını belirtmiştir.
14. Söz konusu beş cezaevi infaz koruma memuruna karşı açılan kamu davası, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinde görülmüştür.
15. Başvuran, 16 Mayıs 2001 tarihli duruşmada, Kandıra cezaevine vardığı zaman başını yere doğru tuttuklarını ve bu nedenle kendisine vuranları göremediğini ifade etmiştir. Hem üniformalı hem de sivil giyimli görevlilerin olduğunu, yüzlerini göremediğini ve bu yüzden de duruşmada kendisine gösterilen kişileri tanımlayamayacağını belirtmiştir. Ayrıca, hücredeyken, bir infaz koruma memuru tarafından dövüldüğünü, cezaevi müdürü ve müdür yardımcısının da orada hazır bulunduklarını ve bu koruma infaz memurunun duruşmada bulunmadığını belirtmiştir.
16. Başvuran, infaz koruma memurlarına karşı açılan kamu davasına, 13 Mayıs 2002 tarihinde müdahil olarak katılmıştır. Başvuran, şahsi haklarını saklı tutmuştur.
17. Aynı gün yapılan duruşmada, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın müdahillik talebini kabul etmiştir. Başvuranın talebi üzerine, söz konusu mahkeme, başvuranın cezaevine getirildiği sıradaki güvenlik kameralarının kayıtlarının bir örneğini ve diğer her türlü yararlı bilgi ve belgenin bir örneğini Cumhuriyet savcısı ve Kandıra F tipi cezaevinin yönetiminden istemiştir.
18. Kandıra F tipi cezaevi yönetimi, güvenlik kamerası kayıtlarının her üç ayda bir silindiğini ve bu nedenle, talep edilen kayıt örneğinin sunulamayacağı konusunda Cumhuriyet savcısını 15 Kasım 2002 tarihinde bilgilendirmiştir.
19. Asliye Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 2002 tarihli duruşmada, Kandıra Valisi tarafından jandarmalar hakkında başlatılan prosedürün akıbetini Cumhuriyet savcısına sormuştur.
20. Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi, 5 Kasım 2003 tarihli kararıyla, cezaevi infaz koruma memurlarını beraat ettirmiştir. Söz konusu mahkeme, kararın gerekçe kısmında, şikayetçilerin iddiaları dışında bir kanıt bulunmadığını belirtmiştir. Başvuranın yaralarını tespit eden sağlık raporu hakkında ise, mahkeme, Üsküdar cezaevinde gerçekleştirilen «Hayata dönüş» operasyonu sırasında, hükümlü ve tutukluların direniş gösterdiklerini ve başvuranın büyük olasılıkla bu operasyon sırasında yaralandığını belirtmiştir. Asliye Ceza Mahkemesi, Kandıra F tipi cezaevinin güvenlik kamerası kayıtlarının her üç ayda bir silindiğini ve bu nedenle artık mevcut olmadıklarını belirtmiştir. Söz konusu mahkeme, ilgilinin Kandıra F tipi cezaevine getirildikten sonra maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar hakkında, şikayetinin içeriğinin, kendisine dair sağlık raporu tarafından teyit edilmediğini eklemiştir. Hüküm, başvuranın ve temsilcisinin yokluğunda verilmiştir.
21. Kandıra Asliye Ceza Mahkemesinin kararı, 25 Aralık 2003 tarihinde, başvuranın avukatının İstanbuldaki bürosuna tebliğ edilmiştir.
22. Başvuran, 29 Aralık 2003 tarihinde, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurmuştur. Bu amaçla, temyiz talebini, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesine göndermekle görevli Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesine sunmuştur. Temyiz talebi, 26 Ocak 2004 tarihinde, Yargıtaya gönderilmek üzere, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi yazı işleri tarafından kaydedilmiştir.
23. Başvuran, temyiz talebinde, Adalet Bakanlığının talebi üzerine, 19 Aralık 2000 tarihinde Üsküdar E tipi cezaevinde bir operasyon gerçekleştirildiğini, 22 Aralık 2000 tarihinde, bu cezaevinden Kandıra F tipi cezaevine nakledildiğini belirtmiştir. Üsküdar ve Kandıra cezaevlerinde, ayrıca kendisini nakleden araçta dövüldüğünü yinelemiştir. Kandıra cezaevine vardığında, giysileri çıkarılarak çırılçıplak bırakıldığını ve arandığını, sonrasında ise, yumruklandığını, tekmelendiğini ve kendisine copla vurulduğunu belirtmiştir. İddialarını kanıtlamak amacıyla, 23 Aralık 2000 tarihli doktor raporunu sunmuştur. Başvuran, cezaevi güvenlik kamerası kayıtları silinmiş olduklarından dolayı, bu kayıtların incelenmesi yönündeki talebinin sonuçsuz kaldığını ifade etmiştir.
24. Diğer başvuranlar da, temyiz yoluna gitmişlerdir.
25. Yargıtay, 4 Aralık 2006 tarihli kararı ile yasal sürenin tükenmiş olması nedeniyle başvuranın yapmış olduğu temyiz talebini reddetmiştir. Yargıtay, başvuranın temyiz talebini ayrıca, kendisi tarafından ileri sürülen gerekçelerin temelden yoksun olmaları nedeniyle reddetmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Yargıtay, diğer başvuranlar ile ilgili olarak güvenlik güçlerine karşı açılan kamu davası hakkında ise, zamanaşımından dolayı davanın düştüğü sonucuna varmıştır. Bu karar, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi yazı işlerine 19 Ocak 2007 tarihinde tevdi edilmiştir.
26. Başvuranın talebi üzerine, Yargıtay kararının bir örneği, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi yazı işleri tarafından 4 Mayıs 2007 tarihinde kendisine gönderilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
27. Devlet görevlileri tarafından uygulanan kötü muamelelere ilişkin kovuşturma ve bu konuda başvurulabilecek hukuki yollar bakımından, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk kuralları, birçok karar arasından örneğin, Şahmo /Türkiye (no. 37415/97, l Nisan 2003) ve Sunal /Türkiye (no. 43918/98, 35-37. Madde 25 Ocak 2005) kararlarında açıklanmıştır.
28. Temyiz dilekçelerinin verilebilecekleri yerlere ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanununun 365. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, temyiz dilekçesinin, kararı veren mahkemeden başka bir mahkemeye verilebileceği ve böyle bir durumda, talebin derhal görevli mahkemeye gönderileceği düzenlenmiştir.
29. 29 Mart 1984 tarihli ve 2992 sayılı Yönetmelikte değişiklik yapan, 1 Haziran 2005 tarihli ve 25832 sayılı Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 92. maddesi, aksine hüküm olmadıkça, yukarıda 28 numaralı paragrafta değinilen maddenin aynı zamanda adli yargı ceza mahkemelerinde de uygulanacağını öngörmüştür.
HUKUK
I. SÖZLEŞMENİN 1, 3, 6 VE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuran, Üsküdar cezaevinden transfer edilmesi sırasında ve Kandıra F tipi cezaevine vardığında cezaevi infaz koruma memurları ve jandarmalar tarafından kendisine kötü muamelede bulunulduğunu ileri sürmektedir. Ayrıca, bu kötü muameleleri gerçekleştirmekle itham edilen sanıklara karşı yapılan ceza yargılamasının uzunluğundan şikayetçidir. Son olarak, ülke makamları tarafından iddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın yetersizliğinden şikayetçidir. Başvuran, Sözleşmenin 1, 3, 6 ve 13. maddelerine dayanmaktadır.
31. Başvuranın şikayetleri göz önüne alındığında, Mahkeme tarafından, bu şikayetlerin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür (bkz, diğer birçok örnek arasından, Batı ve diğerleri/Türkiye davası, no. 33097/96 ve 57834/00, 147. Madde AİHM 2004-IV, Fahriye Çalışkan/Türkiye davası, no. 40516/98, 45. Madde 2 Ekim 2007 ile Karaman ve diğerleri/Türkiye davası, no. 60272/08, 37. Madde 31 Ocak 2012). Bu maddeye göre:
« Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz».
32. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
33. Hükümet, iç hukuk yolarının tüketilmediği gerekçesi ile şikayetin kabul edilmeyeceğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın iç hukuk tarafından öngörülen şekil ve sürelere uygun olarak temyiz başvurusunda bulunmadığına dayanmaktadır. Hükümet, başvuranın temyiz talebinin Yargıtay tarafından reddedilme nedeninin, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 5 Kasım 2003 tarihinde verilen karara karşı, tebliğ tarihinden itibaren bir haftalık bir süre içinde temyize gidilmediği gerekçesine dayandırıldığını hatırlatmaktadır. Hükümet, başvuranın temyiz talebini Kandıra Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesine 29 Aralık 2003 tarihinde sunduğunu belirtmektedir. Temyiz başvurusunu alan hakimin imza tarihinden anlaşıldığı üzere, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi, temyiz talebini 26 Ocak 2004te almıştır. Hükümete göre, temyiz talebi, 25 Aralık 2003 tarihinden itibaren Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde, bir haftalık bir süre içinde yapılmalıydı. Halbuki talep, Hükümetin açıklamasına göre, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 26 Ocak 2004 tarihinde, yani sürenin bitiminden üç hafta sonra kaydedilmiştir.
34. Hükümet, diğer yandan, başvuranın 5271 sayılı Kanunun 308. maddesi uyarınca Yargıtay Başsavcısına başvurarak, Yargıtayın 4 Aralık 2006 tarihli temyiz talebinin reddine ilişkin kararını Ceza Genel Kurulu önüne götürebilme imkanının olduğunu ileri sürmektedir.
35. Hükümet son olarak, Mahkemenin dikkatini, mücbir sebep dolayısıyla yasada belirtilen sürelere uyulamamasına ilişkin eski Ceza Kanununun 41 ila 44. maddelerine ve Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun 39 ila 42. maddelerine çekmektedir. Hükümet, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun taraflardan birinin kusuru olmaksızın yasal süreye uymaması halini bile düzenlemiş olduğunu eklemektedir. Hükümet, başvuranı, bahsedilen iç hukuk yollarını kullanmamış olmaktan dolayı eleştirmektedir.
36. Başvuran, Hükümetin bu savlarına itiraz ederek, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi kararının avukatına 25 Aralık 2003 tarihinde tebliğ edildiğini ve kendisinin de bunun üzerine 29 Aralık 2003 tarihinde temyiz başvurusunu Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesine yaptığını açıklamaktadır. Başvuran, Yargıtayın temyiz isteminin reddi gerekçesi olarak, bir yandan, sürenin geçmiş olmasını ve diğer yandan ise, temyiz nedeni olarak ileri sürdüğü gerekçelerin temelsiz olmasını gösterdiğini belirtmektedir. Hükümet tarafından ifade edilen başvuru yollarına gelince, Başvuran, bunların olağanüstü başvuru yolları olduklarını belirtmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 35. maddesine dayanarak, bu madde hükmü kapsamında, söz konusu başvuru yollarının tükenemeyeceğini ileri sürmektedir.
37. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın temyiz isteminin öncelikle sürenin geçmiş olmasından dolayı Yargıtay tarafından reddedildiğini ve ilk derece mahkemesi kararını, başvuranın temyiz gerekçelerinin temelden yoksun olmasından dolayı onadığını tespit etmektedir. Mahkeme, bu itibarla, başvuranın temyiz isteminin esastan incelenmiş olduğunu kabul etmektedir (yukarıda atıf yapılan Keser ve Kömürcü kararı, 54. Madde).
38. Mahkeme, bunu takiben, daha önceden somut olaydakine benzer durumlarda, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca karar verdiğini, başvuru yollarını işletme hakkının doğal olarak yasal şartlara bağlandığını ancak, mahkemelerin usul kurallarını uygularken hem yargılamada eşitliği bozacak ölçüde aşırı bir şekilcilikten hem de kanunlar tarafından düzenlenen usul şartlarını ortadan kaldıracak ölçüde aşırı bir esneklikten kaçınmaları gerektiğini (Uslu /Türkiye davası, no. 33168/03, 50. Madde 12 Nisan 2007) hatırlatmaktadır. Bu değerlendirmeler, kötü muamele iddiaları hakkında soruşturma yapılmasının gerektiği durumlarda, Mahkemenin her zaman, şikayetçinin soruşturma sürecine etkin erişiminin kaçınılmaz olduğunu kabul etmesinden dolayı (bkz, mutatis mutandis,yıkarıda değinilen Batı ve diğerleri, 137. Madde), Sözleşmenin 3. maddesi bakımından da a fortiori olarak geçerlidir.
39. Mahkeme, somut davada, taraflarca sunulan bilgilerden ve tarafların gözlemlerinden hareketle, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesi kararının 5 Kasım 2003 tarihinde, başvuran ve temsilcisinin yokluğunda verildiğini tespit etmektedir. Hüküm, başvuranın avukatına 25 Aralık 2003 tarihinde tebliğ edilmiştir. İlgili de, temyiz talebini, dört gün sonra 29 Aralık 2003 tarihinde, yani öngörülen yasal süre içinde Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesine yapmıştır. Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi bu talebi, temyiz yoluna başvurulmasına ilişkin ilgili iç hukuk ve uygulamaya uygun olarak, Kandıra Asliye Ceza Mahkemesine 26 Ocak 2004 tarihinde iletmiştir (yukarıda, 28 ve 29. paragraflar). Buradan hareketle, Hükümetin ileri sürdüğü bu kabul edilemezlik gerekçesinin reddi gerekmektedir.
40. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu iddiası ile bir diğer kabul edilemezlik nedeni ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın tazminat amacıyla, Devlete ya da güvenlik güçlerine karşı iç hukukta öngörülen idari ve sivil başvuru yollarını kullanmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, ceza mahkemeleri tarafından varılan çözümden bağımsız olarak, ilgilinin bu tür yollara başvurabileceğini eklemektedir.
41. Başvuran, Mahkemenin içtihadından yola çıkarak, Hükümetin bu tezine karşı çıkmakta, Sözleşmenin 3. maddesine dayandırılan şikayetler bakımından, Hükümet tarafından belirtilen başvuru yollarının etkin olmadıklarını ileri sürmektedir.
42. Mahkeme, daha önce, somut olaya benzer bir durumda, Hükümetin itirazını reddettiğini hatırlatır (bkz, birçok karara arasından, Mete ve diğerleri/Türkiye davası, no. 294/08, 96. Madde 4 Ekim 2011). Davayı inceleyen Mahkeme, Hükümetin somut dava itibarıyla, farklı bir karar alınmasını gerektirecek ikna edici herhangi bir olgu ya da argüman sağlamadığı sonucuna varmıştır. Buradan hareketle, Hükümetin ileri sürdüğü bu kabul edilemezlik gerekçesini reddetmektedir.
43. Mahkeme, somut başvurunun, Sözleşmenin 35. Maddesi 3 a) paragrafı bakımından açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer hiçbir kabul edilemezlik gerekçesini ihlal etmediğini tespit ederek, başvurunun kabul edilebilirliğine hükmeder.
B. Esas hakkında
1. Tarafların savları
44. Hükümet, Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmalar sırasında, başvuranın ileri sürülen kötü muamele failleri güvenlik güçlerini tanımlayamadığını belirtmektedir. Hükümet, başvuran ve diğer şikayetçilerin, olayların meydana geldiği tarihte başlarının kapatıldığını veya başlarını yere doğru tutmak zorunda kaldıklarını beyan ettiklerini belirtmektedir. Hükümet, bu konuda, davanın oluşumuna atıf yapmaktadır (yukarıda, 6 numaralı paragraf). Diğer yandan, güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonun amacının mahpuslara tıbbi yardım götürmek ve onları yeni cezaevlerine nakletmek olduğunu ileri sürmektedir.
45. Ayrıca, Hükümete göre, 23 Aralık 2000 tarihli sağlık raporundan, başvuran, güvenlik güçlerinin Üsküdar cezaevinde düzeni sağlamak için gerçekleştirdikleri operasyon sırasında yaralandığı sonucu çıkarılmaktadır. Hükümete göre, karşılaşılan dirençten dolayı, mahpusların Üsküdar cezaevinden Kandıra cezaevine nakledilmeleri için güç kullanımına başvurulması kesinlikle gerekliydi. Hükümet, kovuşturma konusu güvenlik güçlerinin Asliye Ceza Mahkemesi tarafından beraat ettirildiğini, başvuranın vücudundaki yaralanmaların Kandıra cezaevi personeli tarafından yapıldığına ilişkin tüm makul şüphelerin ortadan kalktığını belirtmektedir. Hükümet, nakil sırasında, ne başvuranın ne de diğer mahpusların kötü muamele ya da işkence görmediklerini savunmaktadır.
46. Başvuran, Hükümetin savlarına itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir. Özellikle, kendisine dair sağlık raporunun İstanbul Protokolüne göre düzenlenmemiş olduğunu ileri sürmektedir.
47. 3. maddenin usule dair yönü bakımından, Hükümete göre, Cumhuriyet savcısı, Kandıra cezaevi personeline karşı derhal bir kamu davası açmıştır. Hükümet, bunu desteklemek amacıyla, başvuran tarafından 31 Ocak 2001 tarihinde yapılan suç duyurusundan sonra, savcının 28 Mart 2001 tarihli iddianamesi ile cezaevi personeline karşı kamu davası açtığı; Kandıra Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmanın 16 Mayıs 2001 tarihinde yapıldığı ve Kocaeli Adli Tıp Kurumundan başvuranın sunduğu sağlık raporu hakkında bilgi vermesinin talep edildiği; son olarak, tarafların Asliye Ceza Mahkemesi tarafından dinlendikleri hususlarına dayanmaktadır.
48. Hükümet, tarafların toplam on sekiz olan sayısına ve duruşmalar sırasında tarafların güvenliğini sağlama güçlüğüne rağmen, yargılamanın yalnızca iki yıl ve yedi ay sürmüş olduğunu ve bu nedenle de makul sürenin aşılmamış olduğunu eklemektedir. Hükümet ayrıca, başvuranın, güvenlik güçlerinin cezalandırılmaları amacıyla açılan kamu davasında herhangi bir tazminat talebinde bulunmadığına vurgu yapmaktadır.
49. Başvuran, Hükümetin savlarına itiraz etmekte ve iddialarını yinelemektedir.
2. İlgili genel ilkeler
50. Mahkeme, bir bireyin özgürlüğünden mahrum kaldığı durumlarda, sergilediği davranışı bakımından kendisine karşı bir fiziksel güç kullanımının gereksiz olması halinde, ilke olarak, 3. madde ile garanti altına alınan hakkın ihlal edilmiş olacağını ve bu madde hükmü ile getirilen yasağın mutlak olduğunu ve bu yasağın, terörizm ve örgütlü suçlar ile mücadele, hatta ulus güvenliğini tehdit eden kamusal tehlike durumu gibi en zor koşullarda bile geçerli olduğunu hatırlatır (Gömi ve diğerleri /Türkiye davası, no. 35962/97, 71-72. Madde 21 Aralık 2006, Selmouni/Fransa davası (BD), no. 25803/94, 95 ve 99. Maddesi AİHM 1999-V ve Tekin/Türkiye davası, 9 Haziran 1998, 52 ve 53. Maddesi Derleme 1998-IV).
51. Mahkeme ayrıca, resmi makamların veya Devlet görevlilerinin kontrolü altında iken (örneğin, polis operasyonları veya askeri operasyonlar sırasında) yaralanmış kişiler bakımından ispat yükünün Savunmacı Hükümete düştüğünü; böylece, suçlanan tarafın, uygun ve ikna edici kanıtlarla kendisine karşı yapılan suçlamaları çürütme yükü altında olduğu ve bunun, bir yandan suç sayılan olguların gerçekleşme biçimini yalnızca kendileri bildikleri ve diğer yandan, bu tür suçlamaları onaylayacak veya çürütecek bilgilere de yalnızca kendileri erişebildiklerinden dolayı resmi makamlar ve görevliler bakımından a fortiori geçerli olduğunu hatırlatır. (yukarıda anılan, Keser ve Kömürcü davası, 60. Madde Salman /Türkiye davası (BD), no. 21986/93, 100. Maddesi AİHM 2000-VII ve Ahmet Engin Şatır/Türkiye davası, no. 17879/04, 40. Maddesi 1 Aralık 2009).
3. İlkelerin somut olaya uygulanması
52. Mahkeme, somut davadaki başvurunun dayandığı olguları dikkate almıştır. Bununla birlikte, Mahkeme, incelemesi amacıyla kendisine sunulan unsurlar esas alındığında, 19 ila 23 Aralık 2000 tarihlerinde gerçekleştirilen isyan bastırma operasyonu sırasında, Üsküdar E tipi cezaevinde güvenlik güçleri ile mahkûmlar arasındaki şiddetli çatışmalara başvuranın katılıp katılmadığını kesin olarak belirleme imkanından yoksun olduğu kanısındadır. Hükümet, Türkiyede yirmi kadar cezaevinde meydana gelen isyanlara ilişkin genel bir sunum yapmış olsa da, Mahkeme, dosyada bulunan hiç bir unsurun, başvuranın aktif biçimde söz konusu isyana katıldığını veya güvenlik güçlerine saldırdığını kesin olarak göstermediğine dikkati çekmektedir.
53. Mahkeme, başvuranın, Üsküdar E tipi cezaevinden Kandıra F tipi cezaevine, 22 Aralık 2000 tarihini 23 Aralık 2000e bağlayan gece nakledildiğini gözlemlemektedir. Mahkeme, bu bakımdan, başvuranın Üsküdar E tipi cezaevinden çıkışından önce bir doktor tarafından muayene edilmediği düşüncesindedir.
54. Kandıra F tipi cezaevi doktoru tarafından 23 Aralık 2000 tarihinde, saat 03: 00te düzenlenen sağlık raporu, başvuranın sol gözünün altında ve üstünde kanamalı çizikler, sağ yanağında bir çizik, sırtında çizikler ve ekimozlar ile her iki bileğinde ödemlerin olduğunu belirtmektedir (bkz, yukarıdaki 8 numaralı paragraf). Bu sağlık raporunda yapılan tespitler ışığında, Mahkeme, başvuranın maruz kaldığı muamelenin Sözleşmenin 3. Maddesinin kapsamına girdiği düşüncesindedir.
55. Bu bakımdan, Mahkeme, mağdurun beyanı hakkında şüphe uyandırıcı kanıtlar sunma yükünün Hükümete ait olduğunu hatırlatır. (Turan Çakır/Belçika, no. 44256/06, 54. Madde 10 Mart 2009 ve yukarıda anılan, Mete ve diğerleri, 112. Madde).
56. Somut olayda, başvuranın başlangıçta tutulduğu cezaevinde meydana gelen çatışmalarda yaralandığı şeklinde Hükümet tarafından ileri sürülen savlar, Mahkemeyi ikna etmemiştir. Mahkeme, başvuranın nakli ve Kandıra F tipi cezaevine varışı sırasında kötü muameleye maruz kalıp kalmadığı konusunda karar verecektir. Mahkeme, bu cezaevinin doktoru tarafından düzenlenen sağlık raporu ile yaralar tespit edildiğini ve bunun da başvuranın olaylara ilişkin iddialarını desteklediğini tespit etmektedir. Böylece, bu sağlık raporu, başvuranın örneğin bileklerindeki ödemlerin varlığına işaret etmekte, bu da başvuranın bileklerinin güvenlik güçleri tarafından sıkı biçimde kelepçelendiği şeklindeki ifadesiyle uyuşmaktadır. Mahkeme, bu sağlık raporunun, başvuran Kandıra cezaevine gelir gelmez cezaevi doktoru tarafından düzenlendiğini de dikkate almaktadır. Diğer yandan, Hükümet, ilgilinin Üsküdar E tipi cezaevinden ayrılışından önce sağlık muayenesinden geçip geçmediğini kanıtlayamamıştır.
57. Sonuç itibarıyla, Mahkeme, söz konusu yaraların, başvuranın Kandıra F tipi cezaevine nakli ve kabulü sırasında kendisine uygulanan şiddetten kaynaklandığı düşüncesindedir. Bu yaralar, başvuranda, Devletin sorumlu olduğu bir muameleden kaynaklanan bir acıya neden olmuştur.
58. Buradan hareketle, Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
59. Mahkeme, ayrıca, başvuranın Cumhuriyet savcısına sunduğu suç duyurusunda, Kandıra cezaevine nakli ve varışı sırasında kötü muameleye tabi tutulduğu belirttiğini tespit etmektedir. İlgili, Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşma sırasında, yanında cezaevi müdürü ve müdür yardımcısı olduğu halde bir infaz koruma memuru tarafından dövüldüğünü ve bu infaz koruma memurunun duruşmada hazır bulunmadığını ileri sürmüştür. Bununla birlikte, Mahkeme, yetkili makamların, söz konusu kişileri dinleyerek başvuranın beyanlarını doğrulayacak veya yalanlayacak girişimlerde bulunmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, diğer yandan, başvuran tarafından başvurulan yargı mercilerinin de ilgilinin bedeninde tespit edilmiş lezyonlar hakkında ileri sürdüğü iddialar bakımından kayda değer bir tespitte bulunmadıklarını gözlemlemektedir.
60. Cumhuriyet savcısı tarafından yetkili valiye, ilgili jandarmalar hakkında cezai soruşturma yapma izni vermesi için yapılan talep hakkında, Mahkeme, kendi içtihadına göre idari makamlar tarafından yürütülen bir soruşturmanın, bağımsız bir organ tarafından yapılmış bir soruşturma olarak değerlendirilemeyeceğini hatırlatır (bkz, örneğin, Nazif Yavuz /Türkiye davası, n° 69912/01, 49. Maddesi 12 Ocak 2006, Ümit Gül /Türkiye davası, n° 7880/02, 53-57. Maddesi 29 Eylül 2009, ile yukarıda atıf yapılan, Mete ve diğerleri, 114. Maddesi).
61. Mahkeme, buradan hareketle, Sözleşmenin 3. maddesinin ayrıca usul yönünden de ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI İLE İLGİLİ OLARAK
62. Sözleşmenin 41. maddesinin hükmü aşağıdaki gibidir:
«Mahkeme, bu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder».
A. Tazminat
63. Başvuran, 40 000 avro (EUR) manevi tazminat talep etmektedir.
64. Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmektedir.
65. Mahkeme, başvurana manevi tazminat kapsamında 9 750 Avro ödenmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
B. Masraf ve Giderler
66. Başvuran ayrıca, iç yargı yollarının kullanılması sırasında ve Mahkeme önünde yapılmış olan masraf ve giderler için 7 080 Türk Lirası (TL) (yaklaşık 3 062 EUR) talep etmektedir. Talebini destekleyici kanıt olarak da, bir dekont ve 11 Ağustos 2011 tarihli bir faturayı göstermektedir. Ayrıca, çeviri, posta ve kırtasiye masrafı olarak da 500 TL talep etmektedir. Bu son talebine ilişkin olarak herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmamaktadır.
67. Hükümet, başvuranın talebine itiraz etmektedir.
68. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, harcama ve masraflarının gerçekliğini, gerekliliğini ve tutar olarak makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masrafların iadesini talep edebilir. Mahkeme, somut olayda, başvuranın yapmış olduğu masraf ve harcamalara dayanak teşkil edecek belgeler ve içtihadı ışığında, tüm masrafları için 3 000 Avro ödenmesinin makul olduğuna ve bu tutarın başvurana ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
69. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
MAHKEME, BU GEREKÇELERE DAYANARAK, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilmesine;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin maddi bakımdan ihlal edilmiş olduğuna;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edilmiş olduğuna;
a) Sözleşmenin 44. Maddesi 2. paragrafı uyarınca, savunmacı Devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Başvurana, 9 750 Avro (dokuz bin yedi yüz elli Avro) tutarında manevi tazminat ve ayrıca tahakkuk edebilecek bütün vergiler;
ii. Masraf ve giderler için, 3 000 Avro (üç bin Avro) ve ayrıca tahakkuk edebilecek bütün vergiler;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde düzenlenmiş olup, Mahkeme İçtüzüğünün 77. Maddesi 2. ve 3. paragrafları uyarınca, 19 Mart 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy