(AİHS m. 3, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (GÜLER VE ÖNGEL - TÜRKİYE DAVASI) (ATALAY - TÜRKİYE DAVASI) (GAZİOĞLU VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 24164/07)
KARAR
STRAZBURG
5 Kasım 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Tüzün/Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque, ve Daire Yazı İşleri Müdürü Vekili Lawrence Earlynin katılımıyla Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 15 Ekim 2013 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (24164/07 nolu) davanın temelinde, Türk vatandaşı Kamuran TÜZÜNün (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM veya Mahkeme) 29 Mayıs 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyannca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İzmirde görev yapan avukat S. ÇETİNKAYA tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 24 Haziran 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. Ayrıca, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında aynı anda karar verilmesine karar verilmiştir (29/1 maddesi).
OLAYLAR
4. Başvuran 1984 doğumlu olup, İzmirde ikamet etmektedir.
A. Başvuranın Yakalanması, Aşırı Güç Kullanımı İddiası ve Sağlık Raporları
5. Başvuran hakkında isimsiz bir telefon mesajı, belirtilmeyen bir tarihte İzmir Emniyet Müdürlüğüne ulaşmıştır.
6. Aynı kişi, 30 Mayıs 2006 tarihinde, başvuranın, nişanlısının erkek kardeşi olan S.T.nin evinde olduğunu İzmir Emniyet Müdürlüğüne bir telefon görüşmesinde belirtmiştir.
7. Aynı gün saat 13.30da düzenlenen ev arama ve el koyma tutanağına göre, İzmir Emniyet Müdürlüğü, İzmir Cumhuriyet Savcısının denetimi altında, S.T.nin evine, uyuşturucuyla bağlantılı bir operasyon düzenlemiştir. Tutanakta, polisler kendisine arama emrini gösterdikleri esnada başvuranın gerçek ismini söylemediği ve polise direndiği belirtilmiştir. Rapora göre, iki polis memuru, başvuran tarafından fiili saldırıya uğramış ve yaralanmıştır. Ardından başvuran düşmüş ve başını kapıya çarpmıştır. Dört memur, başvuranı kollarından ve omuzlarından tutup duvara yaslayarak başvurana kelepçe takmıştır. Memurlar, arama esnasında evde ecstasy hapları bulmuşlardır. Memurlar ayrıca, kanepenin altına saklanmış bir silah bulmuşlardır. Tutanak, dokuz polis memuru, başvuran ve başvuranın nişanlısı Ş.T. tarafından imzalanmıştır. Ardından başvuran yakalanmış ve polis tarafından gözaltına alınmıştır.
8. Başvuran, aynı gün saat 13.00te, Alsancak Devlet Hastanesinde bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor başvuranın kafa derisinde, sol parietal bölgede, etrafında ödem bulunan iki cm uzunluğunda bir kesi, boynunda (çenesinin altında) bir morluk, sağ yanağında küçük bir eritem ve sağ lomber bölgesinde bir diğer hafif eritem ve ağrı bulunduğunu tespit etmiştir.
9. Başvuranın yakalanması işlemini gerçekleştiren iki polis memuru A.T.E. ve M.A. da aynı tarihte, başvuranı muayene eden doktor tarafından muayene edilmişlerdir. Doktor, A.T.E.nin vücudunda abdominal bölgede bir eritema, sırtın sağ kısmında üç morluk ve eritemalar ve her iki kolda eritemalar tespit etmiştir. M.A.ya ilişkin olarak doktor, sol kolda 20 cm büyüklüğünde bir eritema ve abdominal bölgenin sol kısmında 5 cm büyüklüğünde bir morluk tespit etmiştir.
10. A.T.E. ve M.A. aynı gün saat 20.40ta, müşteki ve mağdur sıfatıyla polise ifade vermiştir. Başvuranın yakalanmaya direndiğini, kendilerine hakaret ettiğini ve fiilen saldırdığını ileri sürmüşlerdir. Memurların ifadelerine göre, başvuran düşüp başını kapıya çarptıktan sonra yakalanmıştır. Başvuran, saat 22.00de polise ifade vermiş ve yakalanması esnasında polis memurları tarafından dövüldüğünü ve yaralandığını iddia etmiştir.
11. Başvuran, 31 Mayıs 2006 tarihinde, bir doktor tarafından tekrar muayene edilmiş ve doktor başvuranın sağ kolunun üst kısmında 2 x 2 cm büyüklüğünde kırmızı bir lezyon ve sırtının sağ kısmında yoğun ağrı şikayeti bulunduğunu kaydetmiştir.
12. Başvuran aynı gün, İzmir Sulh Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıştır. Yargıç başvurana, polis memurlarına hakaret etmek ve direnmenin yanı sıra polis memurlarını yaralamakla suçlandığını bildirmiştir. Başvuran, polis memurlarına hakaret ettiğine ve direndiğine yönelik iddiayı reddetmiştir. Başvuran, ev araması esnasında polis memurları tarafından başına bir silahla vurulduğunu, cop ve tabanca ile dövüldüğünü ileri sürmüştür. Ardından yargıç başvuranın tutuklanmasını emretmiştir.
B. Başvuranın Aleyhindeki Ceza Yargılamaları
13. İzmir Cumhuriyet Savcısı, 20 Haziran 2006 tarihinde, başvuranı polise direnmek, kamu görevlilerine hakaret etmek ve ruhsatsız ateşli silah bulundurmakla suçladığı iddianameyi İzmir Asliye Ceza Mahkemesine sunmuştur.
14. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, yargılamalar sırasında, başvuranın yakalanması işlemini gerçekleştiren iki polis memurunun, başvuranın ve başvuranı yakalayan diğer polis memurlarının ifadelerini almıştır. Polis memurları mahkeme önünde, yakalanmaya direnen başvuran tarafından kendilerine tekme ve yumruk atıldığını ve iddialarını desteklemek üzere tıbbi raporlar aldıklarını ileri sürmüşlerdir. Polis memurları ayrıca, başvuranın kendilerine Kürtçe ve Türkçe dillerinde hakaret ettiğini iddia etmişlerdir. Başvuran, yakalanmaya direnmediğini, memurlara hakaret etmediğini ve yakalanmasını sağlayan memur sayısının fazla olması nedeniyle zaten direnemeyeceğini iddia etmiştir.
15. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, 25 Ocak 2007 tarihinde, başvuranın yukarıda belirtilen suçlarını sabit bulmuş ve kendisine toplam iyi yıl dokuz ay hapis cezası vermiştir. Mahkeme, yakalama ve arama tutanağına, tıbbi raporlara, ateşli silaha ilişkin bilirkişi değerlendirmelerine ve müştekilerin, başvuranın ve tanıkların ifadelerine dayalı olarak, başvuranın polis memurlarına hakaret ettiğini ve direndiğini ve ruhsatsız ateşli silah bulundurduğunu tespit etmiştir.
16. Yargıtay, 5 Kasım 2009 tarihinde, ilk derece mahkemesinin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygun olup olmayacağını incelemesi gerektiğine karar vererek, 25 Ocak 2007 tarihli kararı bozmuştur.
17. İlk derece mahkemesi, 10 Mart 2010 tarihinde, başvuranı aynı suçlardan tekrar mahkum etmiş ve kendisine toplam iki yıl dokuz ay hapis cezası ve 450 Türk lirası para cezası vermiştir.
18. Yargıtayın web sitesinden elde edilen bilgilere göre, Yargıtay, 22 Mayıs 2012 tarihinde, 10 Mart 2010 tarihli kararı onamıştır.
C. Polis Memurları Hakkındaki Soruşturma
19. Bu arada başvuran, 25 Temmuz 2006 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş ve kendisini yakalayan polis memurlarının, yakalama esnasında aşırı güç kullanarak kendisini yaralamalarından dolayı cezalandırılmalarını talep etmiştir.
20. İzmir Cumhuriyet Savcısı, 29 Ağustos 2006 tarihinde, başvuranın memurlara hakaret ettiğini ve fiili saldırıda bulunduğunu ve yakalanmaya direndiğini tespit ederek, yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı başvuranın, A.T.E.nin ve M.A.nın çatışma esnasında düştüklerini ve yaralandıklarını kaydetmiştir. Cumhuriyet Savcısına göre, başvuran yerdeyken polis memurları tarafından zor kullanılarak kelepçelenmiştir. Cumhuriyet Savcısı, müştekinin güvenlik güçleri mensupları tarafından kötü muameleye maruz kaldığı doğrultusundaki iddiaları dışında, herhangi bir somut kanıt bulunmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, polis tarafından uygulanan gücün aşırı olmadığını ve memurların görevleri kapsamı dahilinde hareket ettiklerini değerlendirmiştir. Cumhuriyet Savcısı kararını vermeden önce, başvuranın, sanık polis memurlarının veya diğer tanıkların ifadelerini almamıştır.
21. Başvuran, 10 Ekim 2006 tarihinde, 29 Ağustos 2006 tarihli karara itiraz etmiştir.
22. Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Ocak 2007 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir.
D. Polis Memurlarının Aleyhindeki Disiplin Yargılamaları
23. Bir müfettiş tarafından, belirtilmeyen bir tarihte, A.T.E. ve M.A. hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır. Söz konusu soruşturma kapsamında müfettiş, 4 Eylül ve 27 Ekim 2006 tarihleri arasında, başvuranın, nişanlısı Ş.T.nin, A.T.E.nin, M.A.nın ve başvuranın yakalanması işlemini gerçekleştiren diğer iki polis memurunun ifadelerini almıştır. Başvuran ve nişanlısı, başvuranın polis tarafından dövüldüğünü belirtmişlerdir. Başvuran, kendisini yakalayan memurlara hakaret etmediğini ve saldırmadığını ve kendisine sopa ve ateşli silahlarla vurulduğunu belirtmiştir. Diğer taraftan, polis memurları, başvuranın kendilerine hakaret ettiğini, slogan attığını, A.T.E. ve M.A.yı tekmelediğini ve yumrukladığını ve çatışma esnasında düştüğünü ve başını yere çarptığını iddia etmişlerdir.
24. İzmir Valiliğine bağlı İl Polis Disiplin Kurulu, 18 Ocak 2007 tarihinde, A.T.E. ve M.A.ya disiplin yaptırımları uygulanması için herhangi bir gerekçe bulunmadığına karar vermiş ve yakalama esnasında görevlerinin kapsamı dahilinde hareket ettiklerini değerlendirmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3 ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesi uyarınca, yakalanması esnasında kullanılan gücün aşırı ve orantısız olmasından ve kötü muamele teşkil etmesinden şikayetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, maruz kaldığı kötü muameleye ilişkin soruşturmanın etkin olmaması nedeniyle Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
Mahkeme, söz konusu şikayetlerin sadece Sözleşmenin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır. Sözleşmenin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.
26. Hükümet, başvuranın iddiasına itiraz etmiştir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
27. Hükümet başlangıçta, tıbbi raporlarda kaydedilen yaralanmaların, yeterli ciddiyet seviyesine ulaşmış bir muamele sonucunda meydana gelmiş olacağı değerlendirilemeyeceğinden, başvuranın mağdur statüsü bulunmadığını belirtmiştir. Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmemesinden ötürü başvurunun reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet bu bağlamda, başvuranın uğradığını iddia ettiği zarara ilişkin tazminat talep etmek üzere, idari mahkemeler veya hukuk mahkemeleri önünde dava açması gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak, başvuranın altı aylık süre sınırı kuralına riayet etmediğini ileri sürmüştür; ancak Hükümet bu iddiasını ispatlamamıştır.
28. Başvuran, tıbbi raporlarda kaydedilen yaralanmaların, polisin güç kullanımı sonucunda meydana geldiğini belirtmiştir. Başvuran ayrıca, Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunduğunu ve Cumhuriyet Savcısının kararına itiraz ettiğini ve dolayısıyla iç hukuk yollarını tükettiğini ileri sürmüştür. Başvuran son olarak, Mahkemeye süre sınırı içerisinde başvuruda bulunduğunu iddia etmiştir.
29. Hükümetin başvuranın mağdur statüsüne ilişkin itirazına gelince Mahkeme, başvuranın yakalanmasının ardından düzenlenen tıbbi raporlara göre, başvuranın başından, alnından, yüzünden ve lomber bölgesinden yaralandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, başvuranın maruz kaldığı muamelenin Sözleşmenin 3. maddesi kapsamına girmesi için tıbbi raporlarda kaydedilen yaralanmaların yeterli olduğu görüşündedir. Mahkeme, başvuranın iddia ettiği gibi polis tarafından kötü muameleye maruz bırakılıp bırakılmadığını ve başvuranın kendi eylemleri nedeniyle kullanılan gücün orantılı ve gerekli olup olmadığını aşağıda inceleyecektir. Buna uygun olarak Mahkeme, Hükümetin bu yöndeki ilk itirazını reddetmektedir.
30. Hükümetin hukuk yolları ve idari hukuk yollarına atıfta bulunmasına ilişkin olarak Mahkeme, benzer ilk itirazları önceki davalarda incelediğini ve reddettiğini vurgulamaktadır (bk. örneğin, Güler ve Öngel/Türkiye, no. 29612/05 ve 30668/05, § 21, 4 Ekim 2011; Atalay/Türkiye, no. 1249/03, § 28, 18 Eylül 2008; ve Gazioğlu ve Diğerleri/Türkiye, no. 29835/05, §§ 29 ve 30, 17 Mayıs 2011 ve bu kararlarda atıf yapılan davalar). Mahkeme somut davada, yukarıda belirtilen, önceden vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için herhangi bir özel gerekçe görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin hukuk yolları ve idari hukuk yollarına ilişkin ilk itirazını reddetmektedir.
31. Mahkeme son olarak, Hükümetin altı aylık süre sınırına ilişkin itirazına gelince, Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın İzmir Cumhuriyet Savcısının 8 Ocak 2007 tarihli kararına itirazını reddettiğini ve başvurunun Mahkemeye 29 Mayıs 2007 tarihinde sunulduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin, başvurunun Mahkemeye zamanında sunulmadığı doğrultusundaki itirazını reddetmektedir.
32. Mahkeme, başvurunun Sözleşmenin 35/1 (a) maddesinin anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Mahkeme ayrıca, başvurunun başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olarak nitelendirilemeyeceğini kaydetmektedir. Dolayısıyla başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas Hakkında
1. Sözleşme nin 3. Maddesinin Esası Bakımından Davalı Devletin Sorumluluğu
33. Hükümet, başvuranın vücudunda tespit edilen yaralanmaların, Hükümetin sorumluluğu kapsamına giren ve Hükümetin görüşüne göre Sözleşmenin 3. maddesinde yasaklanan ciddiyet seviyesine ulaşmayan muamele sonucunda meydana geldiği iddialarının, davaya konu olayların tamamı ile desteklenmediğini belirtmiştir. Hükümet, tıbbi raporlarda kaydedilen yaralanmaların, başvuranın düştüğü ve başını kapıya çarptığı esnadaki dikkatsiz davranışları ve direnmesi sonucunda meydana gelmiş olmasının muhtemel olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, polis tarafından başvurana karşı güç kullanılmış ise, bu tür bir güç kullanımı orantılı olmuş ve başvuranın eylemleri tarafından gerekli kılınmıştır.
34. Başvuran, yakalanmaya direnmemesine rağmen polis tarafından dövüldüğü iddiasını sürdürmüştür.
35. Mahkeme ilk olarak, tıbbi raporlarda kaydedilen yaralanmaların, başvuranın yakalanması esnasında meydana geldiğine taraflarca itiraz edilmediğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, içtihadına göre, Sözleşmenin 3. maddesinin yakalama işlemini gerçekleştirirken güç kullanımını yasaklamadığını vurgulamaktadır. Ancak bu tür bir güç yalnızca kaçınılmaz olduğunda kullanılabilir ve aşırı olmamalıdır (Bk. yukarıda anılan Gazioğlu, § 41 ve Ivan Vasilev/Bulgaristan, no. 48130/99, § 63, 12 Nisan 2007 ve bu kararlarda atıf yapılan davalar).
36. Mahkeme ayrıca, başvuranın yakalandığı fiili koşulların İzmir Asliye Ceza Mahkemesi ve Polis Disiplin Kurulu tarafından incelendiğini gözlemlemektedir. Hem mahkeme, hem de disiplin kurulu, kararlarını vermeden önce, yakalama ve arama tutanağına, tıbbi raporlara, başvuranın ve yakalama işlemini gerçekleştiren memurların ifadelerine ulaşmıştır. Disiplin kurulu ayrıca, başvuranın nişanlısının ifadesine başvurmuştur. Hem dava dosyası, hem de soruşturma dosyası Mahkemenin incelemesine temel teşkil etmiştir.
37. Bu koşullar altında Mahkeme, başvuranın yakalanmasının ardından düzenlenen tıbbi raporlara göre, hem başvuranın hem de yakalama işlemini gerçekleştiren iki polis memurunun yaralandığını kaydetmektedir. Mahkeme, söz konusu tıbbi raporların içeriği ışığında, hem başvuran hem de polis memurlarında tespit edilen yaralanmaların kalıcı sonuçları olmayan yüzeysel yaralanmalar olduğunu ve polis memurlarının başvuranla polis arasında yaşanan fiziksel çatışma sonucunda söz konusu yaralanmaların meydana geldiği doğrultusundaki ifadelerinin, bulgularla tutarlı olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, başvuran hakkında düzenlenen tıbbi raporlarda tespit edilen yaralanmaların, başvuranın kendisine sopa ve ateşli silahla vurulduğuna ve tekmelendiğine yönelik iddiaları ile tutarlı olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, başvuran tarafından belirtilen muamelenin vücudunda daha ciddi izler bırakacağı görüşündedir. Ayrıca, başvuranın başındaki iki santimetre uzunluğundaki kesinin, başvuranın yakalanmaya direnmesi esnasında başını kapıya vurduğu iddiasıyla tutarlıdır. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın yakalanması esnasında dövülmediğine, ancak polis memurlarının iddia ettiği gibi, polis memurlarıyla çatışması esnasında, memurların kullandığı güç sonucunda yaralandığı kanaatindedir. Mahkeme yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, başvuranın yakalanması esnasında polis tarafından dövüldüğü doğrultusundaki iddiasını destekleyen herhangi bir delilin bulunmadığını değerlendirmektedir. Ayrıca, özellikle başvuranın yakalanması esnasında, iki polis memurunun da yaralandığını göz önünde bulundurarak Mahkeme, dava dosyasında polis memurlarının kullandığı gücün gereksiz veya orantısız olduğuna ilişkin herhangi bir emare bulunmadığı kanaatindedir.
38. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmemiştir.
2. Sözleşmenin 3. Maddesinin Usulü Bakımından Davalı Devletin Sorumluluğu
39. Hükümet, derhal bir soruşturma başlatılmış olmasından dolayı, başvuranın iddialarına ilişkin etkin bir incelemenin yapıldığını ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, Cumhuriyet Savcısının kararını verirken başvuranın şikayetini, polise verdiğini ifadelerini, polis memurlarının ifadelerini ve tıbbi raporların içeriğini dikkate aldığını iddia etmiştir. Buna ek olarak, başvuranın kötü muamele şikayetinin ardından bir disiplin soruşturması da başlatılmıştır.
40. Başvuran, İzmir Cumhuriyet Savcısının 29 Ağustos 2006 tarihli kararını bir soruşturma yürütmeksizin vermesinden ötürü, iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür. Özellikle, Cumhuriyet Savcısı kararını vermeden önce başvuranın, başvuranın nişanlısının veya polis memurlarının ifadelerini almamıştır.
41. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesinin, makamların kötü muamele iddialarına ilişkin, tartışılabilir ve makul şüphe uyandıran iddialar olmaları halinde, etkin bir soruşturma gerçekleştirmesini gerektirdiğini vurgulamaktadır (Bk. örneğin, Assenov ve Diğerleri/Bulgaristan, 28 Ekim 1998, §§101-102, Hükümler ve Kararlar Derlemesi 1998-VIII). Mahkeme, başvuran hakkında düzenlenen tıbbi raporların içeriğini göz önünde bulundurarak (Bk. yukarıda 8. ve 11. paragraf), somut davada yerel makamların başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunduğunu değerlendirmektedir.
42. Mahkeme bu bağlamda ilk olarak, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi önündeki dava dosyasının ve disiplin soruşturması dosyasının içeriğini dikkate alarak, Sözleşmenin 3. maddesinin esasa ilişkin bendi kapsamında davalı devletin sorumluluğunu incelemiştir (Bk. yukarıda 40. paragraf). İzmir Asliye Ceza Mahkemesi önündeki davaya ilişkin belgelerin, başvuranın yakalanmasının fiili koşullarının Mahkeme tarafından değerlendirmesine imkan vermesine rağmen, söz konusu mahkeme önündeki yargılamaların, başvuranın bu yöndeki şikayetiyle alakalı olduğu değerlendirilemez. Bunun gerekçesi, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi önündeki davanın konusunun başvuranın kötü muameleye maruz kaldığı iddiaları değil, başvuranın yakalanması esnasında polise direndiği ve ruhsatsız ateşli silah bulundurduğu iddiaları olmasıdır. Ayrıca, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi davanın esasına ilişkin ilk kararını, İzmir Cumhuriyet Savcısının, yakalama işlemini gerçekleştiren polis memurları hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdikten sonra vermiştir (Bk. yukarıda 15. ve 20. paragraf). Mahkeme ayrıca, başvuranın kötü muamele şikayetlerinin ardından, bir müfettişin tarafların ve tanıkların ifadelerini aldığını ve Polis Disiplin Kurulu önündeki disiplin yargılamaları kapsamında belge niteliğindeki delilleri topladığını kaydetmektedir. Ancak, bu adımlar da İzmir Cumhuriyet Savcısının kararının ardından atılmıştır (Bk. yukarıda 20-24. paragraf). Kaldı ki, söz konusu yargılamalar sadece, polis memurlarının disipline ilişkin sorumluluklarıyla ilgili olmuştur.
43. Mahkeme bu şartlar altında, Hükümetin Sözleşmenin 3. maddesinin usule ilişkin bendi kapsamında sorumluluğu incelenirken dikkate alınması gereken resmi soruşturmanın, başvuranın kötü muamele iddialarına ilişkin olarak İzmir Cumhuriyet Savcısı tarafından yürütülen ve savcının 29 Ağustos 2006 tarihli kararıyla sonuçlanan soruşturma olması gerektiği kanaatindedir.
44. Bu koşullar altında Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin ardından başlatılan soruşturma esnasında İzmir Cumhuriyet Savcısının başvuranın ifadesini bizzat almadığını gözlemlemektedir. Cumhuriyet Savcısı şüpheli polis memurlarının ifadelerini almadığı gibi, başvuranın yakalanması esnasında yanında bulunan nişanlısı dahil olmak üzere, herhangi bir tanığın ifadesine de başvurmamıştır. Cumhuriyet Savcısının kararını sadece ev arama ve el koyma tutanağına ve A.T.E. ve M.A. tarafından 30 Mayıs 2006 tarihinde verilen ifadelere dayandırdığı anlaşılmaktadır (Bk. yukarıda 7, 10 ve 20. paragraflar).
45. Yukarıdakilerin ışığında Mahkeme, başvuranın kötü muamele iddialarının, yerel makamlar tarafından, Sözleşmenin 3. maddesi gereğince, etkin bir şekilde soruşturulmadığı sonucuna varmaktadır.
46. Dolayısıyla, Sözleşmenin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
47. Sözleşmenin 41. maddesi şu şekildedir:
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
A. Tazminat
48. Başvuran, manevi tazminata karşılık 30,000 Avro (EUR) talep etmiştir.
49. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
50. Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine ilişkin ihlal tespitini dikkate alarak, başvuranın manevi zarara uğradığını ve ihlal tespitinin tek başına yeterli tazminat teşkil etmeyeceğine hükmetmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın manevi tazminata karşılık talep ettiği miktarın tamamı olan 5,000 avronun (EUR) başvurana ödenmesine hükmetmiştir.
B. Masraf ve Giderler
51. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 5,000 Avro (EUR) talep etmiştir. Başvuran, bu talebini desteklemek üzere, yasal temsilcisine bu miktarı ödediğini ispatlayan bir makbuz ibraz etmiştir.
52. Hükümet bu talebin haksız olduğunu değerlendirmiş ve Mahkemeyi herhangi bir tazminata hükmetmemeye davet etmiştir.
53. Mahkemenin içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgelerin ve yukarıda belirtilen kıstas ışığında, başvurana 1,500 Avro (EUR) tutarındaki meblağın ödenmesine hükmetmenin makul olduğu kanaatine varmıştır.
C. Gecikme Faizi
54. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruyu kabul edilebilir olarak nitelendirmiştir;
2. Sözleşmenin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edilmediğine;
3. Sözleşmenin 3. maddesinin usul bakımından ihlal edildiğine;
4. (a). Davalı devlet tarafından başvurana, Sözleşmenin 44/2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminata karşılık, miktara yansıtabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 5,000 Avro (EUR) (beş bin avro);
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 1,500 Avro (EUR) (bin beş yüz avro);
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına karar vermiştir;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddetmiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş ve AİHM İçtüzüğünün 11//2 ve 3 maddeleri uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy