(AİHM m. 3, 5, 6, 13, 29, 34, 35, 41, 44) (5271 S. K. m. 100) (DERECİ - TÜRKİYE DAVASI) (TACİROĞLU - TÜRKİYE DAVASI) (CAHİT DEMİREL - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI) (DE WILDE, OOMS VE VERSYP - BELÇİKA DAVASI (NO. 2))
(Başvuru no: 24267/07)
KARAR
STRAZBURG
4 Haziran 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Taner Gündüz v. Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve Yazı işleri müdürü Stanley Naismithin katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi) komite olarak yapılan müzakereler sonrasında 14 Mayıs 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no 24267/07) dava, Türk vatandaşı Rıfat Demirin (Başvuran) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca 12 Aralık 2007 tarihinde yapmış olduğu başvurudan ibarettir.
2. Başvuranın, menfaatlerinin korunması bağlamında savunmasını bizzat hazırlamasına müsaade edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. AİHM, başvuranın, Sözleşmenin 3, 5, 6. ile 13. maddeleri (ceza yargılaması süresi) bağlamındaki şikayetlerinin Hükümete tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilmez olduğuna 2 Mart 2010 tarihinde karar vermiştir. AİHM ayrıca Sözleşme nin 29.maddesinin 3.fıkrası uyarınca başvurunun kabul edilebilirliği ve esasının Daire tarafından aynı anda incelemesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1973 doğumludur ve halen Gümüşhane Cezaevinde tutukludur.
5. Başvuran, 3 Aralık 2001 tarihinde, Hizbullah adlı yasadışı örgüte karşı yürütülen operasyon çerçevesinde İstanbulda yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran, bu örgüte üye olmakla ve örgüt adına suç işlemekle suçlanmıştır. Yakalama tutanağına göre, polis kaçmaya çalışan başvuranı yakalamak için güç kullanmıştır.
6. Başvuran, aynı gün, sağlık muayenesine tabi tutulmuş ve başvuranın sağ kaşının hizasında üç ya da dört gün önce meydana gelen ekimotik bir yara ve her iki elinde de morartı bulunduğu tespit edilmiştir.
7. Başvuran, 5 Aralık 2001 tarihinde, Batmana sevk edilmiştir. Burada tekrar muayene edilmiş ve ilgilinin sağ şakağında iyileşmekte olan ve yaklaşık on gün önce meydana geldiği belirlenen bir yara izi tespit edilmiştir.
8. Başvuran, 7 Aralık 2001 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde nöbetçi hakim önüne çıkarılmış ve tutuklanmasına karar verilmiştir. Daha sonra başvuran, cezaevine sevk edilmiştir.
9. Nöbetçi Hakim, 8 Aralık 2001 tarihinde, başvuranın, sorgulanmak üzere Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne götürülmesine izin vermiştir.
10. İlgili, 10 Aralık 2001 tarihinde, cezaevine gönderilmeden önce yeniden muayene edilmiştir. Muayene sonucu verilen sağlık raporunda, başvuranın alnının sağ kısmında birkaç ay önce meydana geldiği düşünülen bir yara izi bulunduğu belirtilmiştir.
A. Kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturma
11. Başvuran, kötü muamelede bulunulduğunu ileri sürerek Diyarbakır Savcılığına 14 Aralık 2001 tarihinde şikayette bulunmuştur. Başvuran iddiaları hakkında Cumhuriyet savcılığınca dinlenilmiştir. Başvuran aslında 30 Kasım 2001 tarihinde yakalandığını ve resmi yakalama tarihi olan ve 3 Aralık 2001 tarihine kadar gayrı resmi olarak gözaltında kaldığını belirtmiştir. Başvuran, İstanbulda maruz kaldığını iddia ettiği kötü muameleleri anlatmıştır.
12. Savcı, aynı gün, başvuranın sağlık muayenesinden geçirilmek üzere Diyarbakır Hastanesine sevk edilmesine karar vermiştir. Muayene sonucu düzenlenen raporda, ilgilinin bedeninde aşağıda belirtilen yara izlerine rastlanmıştır: sırtın sol kısmında 3 cm/10 cmlik mor/sarı renginde morartı, sağ kürek kemiğinde mor/sarı renginde morartılar ve sağ bileğinde, kürek kemiklerinin arasında, alın hizasında, sağ gözde, sağ ayak, baş ve sol 2 ile 3. ayak parmaklarda aşınma ve morartılar.
13. Savcı, 28 Aralık 2001 tarihinde, başvuran tarafından gösterilen tanıkların ifadesini almıştır. Tanıklardan biri, İstanbul da polis karakolunda tutuldukları esnada başvuranı yerde uzanmış vaziyette kanlar içerisinde gördüğünü beyan etmiştir. Tanık, gözlerinin bağlı olmasına rağmen gözlerindeki bandın alt kısmından görebildiğini belirtmiştir. Tanık, ayrıca başvuranın bağırdığını duyduğunu da eklemiştir.
14. Adli Tıp Kurumu, 7 Ocak 2002 tarihinde, 14 Aralık 2001 tarihli sağlık raporunda tespit edilen yaralanmaların beş günlük iş görmezlik raporu gerektirdiği sonucuna ulaşmıştır.
15. Diyarbakır Cumhuriyet savcılığı, 14 Ocak 2002 tarihinde, soruşturma dosyasını yetkili Fatih (İstanbul) Cumhuriyet savcılığına göndermiştir.
16. Fatih Savcısı, başvuranı sorgulayan polislerin ifadelerini almıştır.
17. Savcı, 7 Mayıs 2002 tarihinde, dosyadaki bütün unsurları dikkate alarak takipsizlik kararı vermiştir.
18. Başvuranın takipsizlik kararına karşı Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesine yaptığı itiraz,24 Eylül 2003 tarihinde reddedilmiştir. Mahkeme, ayrıca bu kararın savcılık aracılığıyla ilgiliye tebliğ edilmesine karar vermiştir.
19. Başvuran, Diyarbakır Hastanesinde 14 Ekim 2001 tarihinde düzenlenen sağlık raporunun, iddia etiği üzere 10 Kasım 2008 tarihinde, kasten hastane personeli tarafından yok edildiğine ilişkin şikayette bulunmuştur.
20. 20 Şubat 2009 tarihinde kaymakamlık, ilgililer hakkında ceza soruşturması yapılmasına izin verilmemesine karar vermiştir. Kaymakamlık, 2000 ile 2004 yılları arasında düzenlenen raporların meydana gelen su baskını nedeniyle yok olduklarını belirtmiştir. Bölge İdare Mahkemesi, kaymakamlık kararını onamıştır.
21. Nihayetinde, Cumhuriyet Savcısı, 22 Mayıs 2009 ile 4 Mayıs 2010 tarihlerinde başvuranın kötü muamele iddialarıyla ilgili iki yeni takipsizlik kararı vermiştir. Savcı, ilgilinin şikayetinin daha önce incelendiğini, 7 Mayıs 2002 tarihli takipsizlik kararı ile soruşturmanın neticelendiğini belirterek bu kararı tartışma konusu yapabilecek delil unsurlarının bulunmadığını dikkate almıştır.
B. Başvurana karşı yürütülen ceza yargılaması
22. Hizbullah Örgütüne üyelik ve örgüt adına suç işlemekten ilki İstanbulda ikincisi ise Diyarbakırda olmak üzere başvuran hakkında iki ayrı ceza davası açılmıştır. Ardından bu iki davanın birleştirilmesine karar verilerek dosya, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderilmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesinin kapatılmasının ardından, dava Diyarbakır
Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesine(Ağır Ceza Mahkemesi) devredilmiş ve yargılamalar bu mahkemece yürütülmüştür.
23. Dava süresince düzenli aralıklarla yapılan duruşmalar sonucunda, Devlet Güvenlik Mahkemesi sonra Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi, atılı suçun vasıf ve mahiyeti ve mevcut delil durumunu dikkate alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi kararında yeni Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlüğe girmesiyle, atılı suçun işlendiği hususunda kuvvetli şüphenin varlığı ve atılı suçun, Ceza Muhakemesi Kanununun 100. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen suçlardan olmasını esas almıştır. Başvuran, mahkeme heyeti huzurunda polis karakolunda kötü muamelelere maruz kaldığını beyan etmiş ve gözaltı sırasında alınan ifadesine itiraz etmiştir.
24. Ağır Ceza Mahkemesi, atılı suçu sabit bularak başvuranı, 30 Aralık 2009 tarihinde ömür boyu hapis cezasına mahkûm etmiştir.
25. Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını 26 Ocak 2011 tarihinde onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
26. Başvuran, tutukluluk süresinden şikayet etmektedir. Başvuran, somut olayda aşağıda ilgili kısımları belirtilen Sözleşmenin 5.maddesinin 3.fıkrasını ileri sürmektedir.
Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes (
) makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
27. Hükümet, başvuranın savına itiraz etmektedir.
28. Mahkeme, bu şikayetin, Sözleşmenin 35 § 3 a) maddesi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilmezlik gerekçelerinden hiçbirine aykırılık teşkil etmediğini tespit ederek kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
29. AİHM, dikkate alınması gereken sürenin başvuranın yakalanmasıyla 3 Aralık 2001 tarihinde başladığını ve Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile sona erdiğini değerlendirmektedir. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasında amaçlanan son süre öncelikle suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün olarak dikkate alınmalıdır (Labita v. İtalya (BD), no. 26772/95, § 147, AİHM 2000-IV). Bu durumda, ilgilinin tutukluluk süresi sekiz yılı aşkındır.
30. AİHM, somut olayda olduğu gibi, benzer olaylar ile şikayetlere ilişkin birçok davada Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatmaktadır (bkz. birçok diğerleri arasında, Dereci v. Türkiye, no. 77845/01, §§ 34-41, 24 Mayıs 2005, Taciroğlu v. Türkiye, no. 25324/02, §§ 18-24, 2 Şubat 2006 ve Cahit Demirel v. Türkiye, no. 18623/03, §§ 21-28, 7 Temmuz 2009). Hükümet somut olayda, AİHM in farklı bir sonuca varmasını sağlayacak herhangi bir olgu veya iddia ortaya koymamıştır.
31. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞMENİN 6. İLE 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuran, davasının makul süre içerisinde görülmediğinden ve aleyhinde yürütülen ceza yargılamasının süresine ilişkin şikayetini bildireceği iç hukuk yollarının bulunmadığından yakınmaktadır. Başvuran, aşağıda ilgili kısmı yazılı Sözleşmenin 6 ile 13. maddelerini ileri sürmektedir.
6. madde
Herkes, (
) kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan (
), bir mahkeme tarafından (
) davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
13. madde
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.
33. Hükümet, başvuranın iddiasını kabul etmemektedir.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
34. AİHM, Ümmühan Kaplan v. Türkiye Davasında (no. 24240/07, 20 Mart 2012) pilot karar uygulamasının ardından, Türkiyede yeni tazminat yolu düzenlendiğini gözlemlemektedir. AİHM, Turgut ve diğerleri v. Türkiye Kararında, (no. 4860/09, 26 Mart 2013) yeni başvuru durumunda, başvuranların iç hukuk yollarını tüketmemeleri nedeniyle, başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan ettiğini hatırlatmaktadır. AİHM özellikle yargılama süresine ilişkin şikayetleri gidermek adına makul bir bakış açısı sunan bu yeni başvuru yolunun öncelikli, erişebilir ve elverişli olduğunu değerlendirmiştir.
35. AİHM, ayrıca Ümmühan Kaplan pilot kararında yer aldığı şekilde Hükümete daha önceden tebliğ edilen buna benzer başvuruları incelemesini normal usul yoluyla sürdürebileceğini özellikle belirttiğini hatırlatmaktadır. AİHM, ayrıca Hükümetin somut olayda bu yeni başvuru hakkında herhangi bir itirazda bulunmadığını dikkate almaktadır. Önceki belirtilenler ışığında AİHM, mevcut başvurunun incelenmesinin devamına karar vermiştir.
36. AİHM, Sözleşmenin 6 ile 13. maddeleri bağlamındaki şikayetlerin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası kapsamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
1. 6. madde
37. AİHM, dikkate alınması gereken sürenin, başvuranın 3 Aralık 2001 tarihinde yakalanmasıyla başladığını ve Yargıtay kararı ile 26 Ocak 2011 tarihinde sonlandığını değerlendirmektedir (yukarıdaki 5 ile 25. paragraflar). Dava süresi, iki dereceli mahkeme için yaklaşık on yıldır.
38. AİHM, yargılama süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarını izleyerek ve AİHMin içtihadında belirtilen kıstaslar, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuran ve yetkili makamların tutumları bağlamında değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bkz. birçok diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi v. Fransa (BD), no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
39. AİHM, ardından somut olayda olduğu gibi benzer konuları içeren birçok davada Sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (anılan, Pelissier ve Sassi). Somut olayda sunulan tüm unsurları inceledikten sonra AİHM, Hükümetin somut olayda, farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak herhangi bir olgu veya iddia ortaya koyamadığını değerlendirmektedir. AİHM, bu konudaki içtihadını dikkate alarak, somut olayda ihtilaflı yargılama süresinin aşırı olduğunu ve makul süre gereğine uymadığı kanaatine varmıştır.
40. Dolayısıyla, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrası ihlal edilmiştir.
2. 13. Madde
41. AİHM, yukarıdaki belirtilen değerlendirmeler ışığında (yukarıdaki 34-35. paragraflar) bu şikayeti incelemeye yer olmadığı kanaatindedir.
III. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
42. Başvuran, gözaltındayken kötü muamelelere maruz kaldığından şikayet etmektedir.
43. Hükümet, şikayetin süresinde yapılmadığını ileri sürerek AİHMi red kararı vermeye davet etmektedir. Hükümet, başvuranın aslında, mevcut başvuruyu, takipsizlik kararına karşı itirazının reddine ilişkin 24 Eylül 2003 tarihli kararı takip eden altı aylık süre içerisinde yapmadığını iddia etmektedir. Hükümet, bu kararın başvurana ya da vekiline tebliğ edilmediğini kabul etmekte ancak ilgililerin özenli davranarak itirazın sonucunu takip etmeleri gerektiği kanaatindedir.
44. Başvuran, karardan gecikmeli olarak haberdar olduğunu beyan etmektedir.
45. AİHM, Sözleşmenin 35. maddesinde öngörülen altı aylık süre kuralının, hukuki güvenlik unsuru oluşturduğunu hatırlatmaktadır (De Wilde, Ooms ve Versyp v. Belçika, 18 Haziran 1971, § 50, Seri A no. 12). Bu kural, AİHM tarafından uygulanan kontrolün zaman sınırını belirlemekte ve hem bireylere hem de devlet yetkilileri bakımından bu süre dışında herhangi bir kontrolün mümkün olmadığını işaret etmektedir. (bkz., bu arada, Walker v. Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik kararı), no. 34979/97, AİHM 2000-I, Iordache v. Romanya (kabul edilebilirlik kararı), no. 55092/00, 23 Mart 2004, ve Georgios Cheilas v. Yunanistan (kabul edilebilirlik kararı), no. 9693/03, 12 mayıs 2005).
46. Mahkeme, başvuranın, nihai kararın bir suretini tebliğ alma hakkına sahip olduğu durumda, altı aylık sürenin, kararın suretinin tebliğ edildiği tarihte başladığı şeklinde değerlendirmenin bu hükmün amacına ve konusuna daha uygun olduğunu belirten içtihadını hatırlatmaktadır. (Worm v. Avusturya, 29 Ağustos 1997, § 33, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1997-V).
47. AİHM, iç hukukta itirazın reddine ilişkin kararların usulüne uygun olarak taraflara tebliğ edildiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Eylül 2003 tarihli ret kararının, savcılık aracılığıyla başvurana tebliğ edilmesine karar vermiştir. AİHM, bununla birlikte Sözleşmenin 35. maddesi bağlamında, nihai kararın, başvuran veya vekiline tebliğ edilmediğini dikkate almaktadır.
48. AİHM, dolayısıyla mevcut başvurunun, nihai karar verildikten dört yıl sonra 12 Aralık 2007 tarihinde yapıldığını tespit etmektedir. Başvuran, bu tebliğin ne zaman ve hangi koşullarda yapıldığı konusunda herhangi bir açıklama yapmaksızın söz konusu kararı geç öğrendiğini belirtmekle yetinmektedir. Halbuki AİHM, yerel mahkemeler önünde yürütülen yargılamanın takibinin ilgiliye ait olduğunu ve itiraz sonucunu daha önce öğrenmek için kendisinin özenli davranması gerektiği kanaatindedir.
49. AİHMin, hiç kuşkusuz yargılanan kişinin kendisine tebliğ edilmeyen kararın varlığı hakkında gün be gün gelip bilgi edinmesine gerek olmadığına daha önce karar verdiği açıktır (Papageorgiou v. Yunanistan, 22 Ekim 1997, § 32, 1997-VI). AİHM, ayrıca nihai yerel karar ile başvuru tarihi arasında geçen sürenin eleştiriye açık olduğu kanaatindedir. Aslında, geçen süre-dört yılı aşkın olup nispeten uzundur - başvuranın bu sırada yargılama sonucuna ilişkin bilgi edinmek üzere ilgili makamlar nezdinde herhangi bir girişimde bulunmaması sebebiyle etkisiz kalmıştır.
50. AİHM, başvuranın bu süre içerisinde tutuklu kaldığını ve itiraza ilişkin yargılama çerçevesinde bir avukat tarafından temsil edilmediğini kabul etmiştir. AİHM, dolayısıyla başvuranın yaptığı başvuru hakkında bilgi edinmeye engel kusurlu durumun bulunmadığı kanaatindedir.
51. Önceki belirtilenler ışığında, AİHM, başvuranın itirazın ve 24 Eylül 2003 tarihli kararın sonucunu öğrenmekte gecikmesinin, kendi ihmali nedeniyle gerçekleştiği kanaatindedir.
52. Dolayısıyla AİHM, Hükümetin itirazlarını dikkate almaktadır. Sonuç olarak bu şikayet vaktinden sonra yapılmıştır ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1 ile 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
53. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasına dayanan şikayetin Hükümete tebliğ edilmesine rağmen, dosya incelenmesinden, şikayetin makul bir çerçevede gündeme getirilmediği görülmektedir.
54. Sonuç olarak başvurunun bu kısmı, açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
V. İDDİA EDİLEN DİĞER İHLALLER HAKKINDA
55. Başvuran, kendisiyle birlikte altı gün boyunca karısının da gözaltına alınmasından şikayet etmektedir.
56. AİHM, itirazın 2001 yılının Aralık ayında yapıldığını dikkate almaktadır. Sonuç olarak bu şikayet, vaktinden sonra yapılmış ve Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ile 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
VI. SÖZLEMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
57. Sözleşmenin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyet uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat
58. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası ile 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği gerekçesiyle maruz kaldığı maddi ve manevi zarar için sırasıyla 40 000 Avro ve 60 000 Avro talep etmektedir.
59. Hükümet, bu meblağlara itiraz etmektedir.
60. AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemektedir.
61. Buna karşın AİHM, adil bir kararla, başvurana manevi zarar için 9000 Avro ödenmesinin uygun olacağını değerlendirmektedir.
B. Masraf ve giderler
62. Başvuran, masraf ve giderlerin ödenmesi için herhangi bir talepte bulunmamıştır.
63. Dolayısıyla, başvurana bu bağlamda bir meblağ ödenmesine gerek görülmemektedir.
C. Gecikme faizi
64. AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Yargılamasının makul sürede yapılması hakkının incelemeye alınmasına imkan veren bir başvurunun iç hukukta bulunmayışı ile birlikte tutukluluk ve ceza yargılamasının süresine dayanan şikayetleri konusundaki başvurunun kabul edilebilir olduğunu ve diğer kısımlarının ise kabul edilemez olduğunu beyan eder,
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine,
3. Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine,
4. Sözleşmenin 13. maddesine dayanan şikayetin incelemeye gerek olmadığına,
5. a) Sözleşmenin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere manevi zarar için 9000 Avro ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Geri kalan kısım için adil tazmin talebin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşmenin 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 4 Haziran 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy