(AİHS m. 6, 35) (1602 S. K. m. 43, 46) (EŞİM - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 24886/07)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan,
Helen Keller,
Yargıçlar,
Egidijus Küris,
Jon Fridrik Kjelbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Camposun katılımıyla oluşturulan ve 16 Aralık 2014 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Bölümü (metinde Mahkeme olarak anılacaktır),
9 Haziran 2007 tarihli yukarıda anılan başvuruyu dikkate alarak, Yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Abdurrahman Yaban 1968 doğumlu bir Türk vatandaşı olup Aydında ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme nezdinde, Gaziantepte görev yapmakta olan avukat Ü. Karaca tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. 24 Nisan 2000 tarihinde orduda astsubay olarak çalışan başvuran, yanlışlıkla vurulmuş ve ciddi bir şekilde yaralanmıştır. Başvuran, askeri hastanede tedavi edilmiştir. Tedavisinden sonra, 11 Ekim 2002 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurmuş ve tedavi süresince uğradığı maddi ve manevi zarardan dolayı 10.000.000 Türk lirası (TRL) (yaklaşık 6.200 avro (EUR)) tazminat talep etmiştir.
3. Başvuran, tazminat için başvurduğu dönemde, engelinden dolayı ordudan emekli edilip ilişiği kesilmemiştir. Bu nedenle başvuran, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinden, ek tazminat davası açma hakkını saklı tutmasını özellikle talep etmiştir.
4. Yargılama işlemleri sırasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, başvuranın zararının tespiti için bir bilirkişi talep etmiştir. 25 Mayıs 2004 tarihli bilirkişi raporuna göre, başvuranın zararı 77.640.490 TRL (yaklaşık 42.000 avro) olarak hesaplanmıştır. Fakat dava sırasında, Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvuranın orduyla ilişiğinin kesildiği ve maluliyet maaşı bağlandığı bildirilmiştir. 29 Eylül 2004 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından başvurana tazminat verilmesine karar verilmiştir.
5. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başvurana ödenmesine karar verdiği tazminat tutarı, başvuranın davanın başında talep ettiği tutara eş değerdir, diğer bir deyişle bu tutar 6.200 avroya tekabül etmektedir. Bu tutar bilirkişi raporunda gösterilenden daha düşük olduğundan, başvuran söz konusu rapora dayanarak, 9 Haziran 2006 tarihinde ek tazminatın ödenmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde ikinci kez dava açmıştır.
6. 25 Eylül 2006 tarihinde Askeri Yüksek idare Mahkemesi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 46 § 4 maddesine dayanarak başvuranın ek tazminat talebini reddetmiştir. Söz konusu maddeye göre talep edilen tazminat miktarlarıyla ilgili değişiklikler sadece bir defaya mahsus olmak üzere yapılabilir ve davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önüne taşınmasına müteakip 30 gün içerinde bu talebin iletilmesi gerekir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gerekçesinde başvuranın ilk tazminat davasında talep ettiği miktarın değiştirilmesi yönünde bir talepte bulunmadığı ve yine aynı zararlarla ilgili olarak açtığı ikinci tazminat davasında da 1602 sayılı Kanunun 43. Maddesinde öngörülen yasal süre sınırı koşuluna uymadığı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
7. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi süre sınırının, başvuranın orduyla ilişiğinin kesildiği 16 Nisan 2003 tarihinden itibaren başladığına hükmetmiştir.
B. İlgili iç hukuk
8. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun (1602 sayılı 4 Temmuz 1972 tarihli Kanun) 43. maddesi aşağıdaki gibidir:
"İdari eylemlerden haklan ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.....
ŞİKAYETLER
9. Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca, yargılama işlemlerinin aşırı uzun sürmesinden ve adil yargılanma hakkının ihlal edilmesinden şikayetçi olmuştur.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
A. Yargılama işlemlerinin uzunluğuna ilişkin şikayet hakkında
10. Yargılama işlemlerinin uzunluğuna ilişkin şikayet hakkında, Mahkeme iki ayrı dava görüldüğünü belirtmektedir. Söz konusu davaların ilki 11 Ekim 2002 tarihinde başlayıp 29 Eylül 2004 tarihinde sona ermiş, ikinci dava ise 9 Haziran 2006 tarihinde başlamış ve 25 Eylül 2006 tarihinde sona ermiştir. Sonuç olarak, ilk dava 1 yıl 11 ayda, ikinci dava ise 3 ayda sonuçlanmıştır.
11. Mahkeme, davanın koşullarının ışığında ve içtihadında öngörülen kriterlere atıfta bulunarak söz konusu sürenin makul olup olmadığını, özellikle davanın karmaşıklığını, başvuranın ve yetkili makamların tutumlarını ve başvuran açısından ihtilafa konu olan davanın içeriğini değerlendirmiştir (bk., diğer kararlar arasında, Frydlender / Fransa (BD), no. 30979/96, § 43, AİHM 2000-VII). Mahkeme, mevcut davada yargılama işlemlerinin uzunluğunun Sözleşme uyarınca herhangi bir ihlal teşkil etmediğini gözlemlemektedir.
12. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, şikayetin Sözleşmenin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
B. Yargılama işlemlerinin adilliği hakkında
13. Başvuran, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde görülen yargılama işlemleri sırasında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Bu bağlamda, başvuran yerel mahkemenin yasal süre sınırını çok katı bir şekilde uyguladığı ve böylece mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği konularında şikayetçi olmuştur.
14. Mahkeme, Eşim / Türkiye davasında (no. 59601/09, 17 Eylül 2013) benzer bir şikayeti değerlendirmiş ve inter alia mahkemenin, süre sınırını, davanın esasının tam olarak incelenmesini engelleyerek ve başvurana orantısız bir yük yükleyerek katı bir şekilde yorumladığı ve böylece mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Sözleşmenin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir. Mahkeme, yukarıda anılan Eşim davasında, yerel mahkemenin, Bay Eşimin uğradığı zararın kapsamını daha sonra öğrendiğini göz önüne almaksızın, zararı doğuran olayın tarihini beş yıllık yasal süre sınırının başlangıç tarihi olarak alarak, başvuranın yasal süre sınırına uyulmadığı gerekçesiyle talep ettiği tazminata ilişkin başvuruyu reddettiğini gözlemlemektedir.
15. Mahkeme, 1602 sayılı Kanunun 43. maddesi uyarınca, idarenin hatalı bir eyleminden zarara uğradığını düşünen herkesin, söz konusu eylemin yazılı olarak bildirildiği veya söz konusu eylemden başka bir suretle haberdar olunduğu tarihten itibaren bir yıl içinde yetkili makama tazminat talebinde bulunması gerektiğini gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca başvuranın 25 Mayıs 2004 tarihli bilirkişi raporu ile veya en geç 29 Eylül 2004 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi tarafından kendisine yalnızca talep ettiği tazminat miktarı verilmesine karar verildiğinde ilk tazminat davası sırasında ek tazminat alma hakkını öğrendiğini belirtmektedir. Ancak, başvuran Askeri Yüksek İdare Mahkemesi nezdinde ek tazminat talebinde bulunmak için 9 Haziran 2006 tarihine kadar (ek tazminat hakkını öğrendikten yaklaşık iki yıl sonra) beklemiştir.
16. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin başvuranın ek tazminat talebini reddederken, başvuranın söz konusu ek tazminat miktarını ilk davada öğrendiğini göz ardı ettiği ve süre sınırının başlangıcını başvuranın orduyla ilişiğinin kesildiği tarih olan 16 Nisan 2003 olarak aldığı doğrudur. Ancak, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bu gerekçesi, başvuranın ek tazminat hakkını öğrendikten ancak iki yıl sonra yerel mahkemeye başvurduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Mahkeme, yukarıda anılan Eşim davasının aksine (Bay Eşim, gördüğü ek zararı öğrendikten sonra bir yıllık yasal süre sınırı içinde yerel mahkemeye başvurmuştur), mevcut davada başvuranın gördüğü ek zararı öğrendikten sonra başvuru yapmak için zorunlu yasal süre sınırına riayet etmediğini gözlemlemektedir.
17. Ayrıca, başvuran Mahkemeye iç hukukta öngörülen süre sınırına neden uymadığına ilişkin hiçbir gerekçe sunmamıştır. Mahkeme, başvuranın mevcut usulü kurallara uymuş olsaydı, Sözleşmenin 6. maddesi uyarınca mahkemeye erişim hakkına sahip olacağına hükmetmiştir.
18. Yukarıdaki bilgilerin ışığında, Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 35 §§ 1 ve 4 maddesinin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
İşbu gerekçelerle Mahkeme oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan eder. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy