(AİHS m. 29, 34, 35, 41, 44, EK 1 NOLU PROTOKOL) (SARICA VE DİLAVER - TÜRKİYE DAVASI) (BRUMARESCU V. - ROMANYA KARARI) (SPORRONG VE LÖNNROTH - İSVEÇ DAVASI) (JAMES VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (YILTAŞ YILDIZ TURİSTİK TESİSLERİ A.Ş. - TÜRKİYE DAVASI) (GEREKSAR VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 24883/07)
KARAR
(Esas)
STRAZBURG
12 Kasım 2013
İşbu karar Sözleşme nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Halil Göçmen / Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
PauloPinto de Albuquerque,
Ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 22 Ekim 2013 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı müzakereler neticesinde anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no. 24883/07) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Halil Göçmenin (Başvuran) 28 Mayıs 2007 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Kayseride görevli Avukat C. Dalkıran tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 1 Eylül 2010 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir. Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası gereğince, Dairenin, davanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin aynı anda karar vermesi kararlaştırılmıştır.
OLAYLAR
4. Başvuran 1939 doğumlu olup Fransanın Thiers şehrinde ikamet etmektedir.
5. 500 m2 yüz ölçümüne sahip taşınmaz (toplam yüz ölçümü 9 800 m2 olan taşınmaz) bağlık olarak nitelendirilerek, başvuran adına tapu siciline 19 Aralık 1978 tarihinde tescil edilmiştir.
6. Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü, 31 Ağustos 1988 tarihinde söz konusu taşınmazla ilgili kamulaştırma kararı almıştır. Ancak bu karar, yurt dışında yaşayan Halil Göçmene yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygun olarak tebliğ edilmemiştir.
7. Belirtilmeyen bir tarihte idare, taşınmazı sınırlandırarak etrafını dikenli tellerle çevrelemiştir.
8. Bu işgalden haberdar olan Göçmen, taşınmaza idarece kamulaştırması el atma nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi amacıyla Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesinde (mahkeme) 2 Ağustos 2004 tarihinde tazminat davası açmıştır.
9. 21 Ekim 2005 tarihli kararla, mahkeme, bilirkişilere hazırlattığı raporu incelemesinin ardından başvuranın lehinde karar vermiştir. Mahkeme, öncelikle söz konusu taşınmazın arazi olarak değil arsa olarak nitelendirilmesi gerektiği kanısına varmıştır. Ardından idarenin kamulaştırma kararını ilgiliye tebliğ etmeksizin taşınmazın mülkiyetini fiilen iktisap ettiğini saptamıştır. Sonuç olarak, mahkeme, Göçmenin 2 Ağustos 2004 tarihinden itibaren yasal gecikme faiziyle birlikte 18 000 TL (TRL) (olayların yaşandığı dönemde yaklaşık 11 000 Avro (EUR)) değerindeki taşınmazının de facto kamulaştırılması (kamulaştırması el atma) nedeniyle tazminata hak kazandığı kanısına varmıştır. Mahkeme, aynı zamanda ihtilaf konusu taşınmazın rektörlük adına tapuya tescil edilmesine karar vermiştir.
10. Yargıtay, 27 Haziran 2006 tarihli kararla, mahkemenin dayandığı bilirkişi raporunun hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Özellikle ihtilaf konusu taşınmazın arsa olarak değil arazi olarak değerlendirilmesi gerektiği kanısına varmıştır.
11. Davanın iade edildiği mahkeme, yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Bilirkişiler, 1 Şubat 2007 tarihinde rapor düzenlemişlerdir. Taşınmazı arazi olarak nitelendirerek, değerini 754, 29 TRL (olayların geçtiği dönemde yaklaşık 410 Avro (EUR)) olarak hesaplamışlardır.
12. Bilirkişiler, bu sonuca ulaşmak için, öncelikle taşınmazın vasfının davanın açıldığı 2 Ağustos 2004 tarihi esas alınarak belirlenmesi gerektiğini hatırlatmışlardır. Ardından Talaş Belediyesinin 26 Ekim 2004 tarihli cevabı yazısı uyarınca, söz konusu taşınmazın gerek içme suyu hattı gerekse atık suların boşaltıldığı kanalizasyon hattı arasında bağlantısı bulunmadığını ve bu alanda toplu taşıma araçlarının hizmet vermediğini dikkate almışlardır. Son olarak, Talaş Belediyesi tarafından 10 Mayıs 2006 tarihinde mahkemeye ibraz edilen yazıya göre ihtilaflı taşınmazın şehir planlaması kapsamında yer aldığını tespit etmişlerdir. Taşınmaz, Erciyes Üniversitesinin kampüs bölgesinde bulunmaktadır. Taşınmaz üzerinde keşif yapılmasının ardından bilirkişiler söz konusu alanın yaşanabilir bir bölgede bulunmadığını ve bu alana yeterli kamu hizmetinin verilmediğini raporlarına eklemişlerdir.
13. Başvuran, 1 Şubat 2007 tarihli bilirkişi raporunda varılan sonuçlara itiraz ederek yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmesini mahkemeden talep etmiştir. Başvuran, çok katlı konutlarla çevrili olan, doğrudan yola bağlanan ve üniversitenin kampüs bölgesinde yer alan bir taşınmazın arazi olarak değil arsa olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Diğer yandan, taşınmazın şehir planlaması kapsamına girdiğini tespit etmiştir. Aynı zamanda alanın arazi olarak değil arsa olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirterek, 1998den 2003 yılına kadar devlete emlak vergisi ödemiş olduğunu hatırlatmıştır. Son olarak, bilirkişiler tarafından taşınmazının değerinin piyasa değerine hiçbir şekilde karşılık gelmeyecek şekilde keyfi olarak belirlenmesinden şikayet etmektedir. İlgili, taşınmazının 20 yıldan beri artık ekili olmadığını, kentsel büyümeyle birlikte değer kazandığını ve piyasa değerinin ise m2 başına 1,50 TRLden (0,86 Avro (EUR)) daha fazla olduğunu eklemiştir.
14. Mahkeme, yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermeksizin, 17 Mayıs 2007 tarihinde, davanın açıldığı tarihten itibaren yasal gecikme faiziyle birlikte 754,29 TRLnin (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 420 Avro (EUR)) idarece başvurana ödenmesine karar vermiştir. Aynı zamanda ihtilaf konusu taşınmazın davalı idare adına tapuya tescil edilmesine karar vermiştir.
15. Dava konusunun değerinin kanunda düzenlenen temyize başvuru sınırının altında olması nedeniyle ilk derece mahkemesinin kararı kesinleşmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMEYE EK 1 NOLU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ile Sözleşmenin 6. ve 13. maddelerine dayanan başvuran, idarenin, yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygun olarak kamulaştırma kararı almaksızın taşınmazına el atmasından şikayet ederek mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Kamu yararı gerekçe gösterilmeden mülkiyetinden yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Diğer yandan, başvuran, Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesince belirlenen tazminat miktarının de facto kamulaştırılan arazinin gerçek değerine tekabül etmediği kanısındadır.
17. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
18. Öncelikle, Mahkeme, başvuran tarafından dile getirilen şikayetlerin yalnızca Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi bakımından incelenmesinin uygun olacağı kanaatindedir. Bu hüküm uyarınca;
Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
19. Başvuran mülkiyete saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
20. Hükümet, başvuranın 17 Mayıs 2007 tarihli mahkeme kararına karşı temyize başvurmadığını ileri sürerek iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.
21. Mahkeme, 17 Mayıs 2007 tarihli kararın temyizi kabil olmadığını, zira dava konusunun değerinin kanunda düzenlenen temyiz parasal sınırının altında olduğunu gözlemlemektedir (yukarıda belirtilen 15. paragraf). Bu nedenle, Hükümetin itirazı kabul edilmemektedir.
22. AİHM, başvuranın şikayetlerinin Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik nedeni bulunmadığını saptamaktadır. Dolayısıyla şikayetlerin kabul edilebilir olduğu belirtilmelidir.
B. Esas hakkında
23. Hükümet, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi anlamında başvuranın mülkiyete saygı hakkının ihlal edilmediğini ileri sürmektedir. Kamulaştırma kararının başvurana tebliğ edilemediğini, zira başvuranın tebligata yarar bir adres bırakmaksızın ülkeden ayrıldığını ileri sürmektedir. Hükümet, ihtilaf konusu mülkiyetten yoksun bırakmanın gerekçesinin kamu yararına dayandırıldığını ve Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından de facto kamulaştırma için tazminat bağlamında belirlenen zarar miktarının, tam olarak, söz konusu taşınmazın gerçek değerine tekabül ettiğini eklemektedir. Hükümet, taşınmazın değerinin tespiti için uygulanacak kriterlerin ve bu kriterlere bağlı olarak sonuçta ödenecek tazminatların hesaplanmasının ulusal mahkemelerin takdir yetkisine girdiği kanaatindedir.
24. Başvuran iddialarını sürdürmeye devam etmektedir.
25. Mahkeme, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin içeriği ve bu maddenin kapsadığı üç farklı hukuk kuralı konusunda yerleşik içtihadına (bkz, örneğin, J.A. Pye (Oxford) Ltd ve J.A. Pye (Oxford) Land Ltd / Birleşik Krallık (BD), no. 44302/02, § 52, AİHM 2007-X) atıfta bulunmaktadır.
26. Müdahalenin mevcut olup olmadığı hususunda, Göçmenin taşınmazının de facto kamulaştırılmasının mülkiyetten yoksun bırakma durumunu teşkil ettiğine itiraz edilmemektedir.
27. Bu bağlamda, AİHM, idarenin kamulaştırma sürecini yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygun olarak gerçekleştirmeksizin başvuranın taşınmazına el attığının ulusal mahkemelerce saptandığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, mahkemeler, söz konusu mülkün tapu siciline idare adına tescil edilmesi karşılığında kamulaştırmasız el atma nedeniyle başvurana tazminat ödenmesine karar vermiştir. AİHM, Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 17 Mayıs 2007 tarihli nihai karar nedeniyle başvuranın Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin 2. fıkrası anlamında mülkiyetinden yoksun bırakıldığı sonucuna varmıştır (Sarıca ve Dilaver / Türkiye, no. 11765/05, § 40, 27 Mayıs 2010, Carbonara ve Ventura / İtalya, no. 24638/94, § 61, AİHM 2000-VI, et Brumarescu / Romanya (BD), no. 28342/95, § 77, AİHM 1999-VII).
28. Oysa Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesiyle uyumlu olabilmesi için, bu tür bir müdahalenin uluslar arası hukukun genel ilkeleri ve kanun ile öngörülen koşullarda ve kamu yararı gerekçe gösterilerek gerçekleştirilmesi gerekmektedir: müdahale, kamu yararı ile bireyin temel haklarının korunması arasında adil denge kurmalıdır (Sporrong ve Lönnroth / İsveç, 23 Eylül 1982, § 69, seri A no. 52).
29. Esasen, demokratik toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü Sözleşmenin özünde yer aldığından (Iatridis / Yunanistan (BD), no. 31107/96, § 58, AİHM 1999-II), Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi, her şeyden önce, mülkiyete saygı hakkının kullanılmasına kamu otoritesinin müdahalesinin yasal olmasını gerektirmektedir.
30. Bu bağlamda, Mahkeme, öncelikle kamulaştırmasız el atmanın; idareye bir taşınmazı işgal etme, mülkün malikini kesin olarak değiştirme imkanı verdiğini ve sonuç olarak, bu sayede taşınmazın devrini bildirmek için tapuda herhangi bir resmi işlem yapılmaksızın, taşınmazın idarece iktisap edilmesine neden olduğunu saptamaktadır. Bu tür bir işlem gerçekleştirilmediğinde, kamulaştırmasız el atılan taşınmazın devrini haklı göstermeyi ve belli bir hukuki güvenliği geriye işleyecek şekilde güvence altına almayı sağlayacak tek unsur, ileri sürülen el atmanın yasaya aykırı olduğunu tespit ettikten ve kamulaştırmasız el atma tazminatı denilen tazminatların davacılara ödenmesine karar verdikten sonra mülkiyetin devrine a posteriori karar veren, başvurulan mahkemenin kararıdır.
31. Kamulaştırmasız el atma, aynı zamanda taşınmaz malikine önceden tazminat ödenmeksizin, idarenin taşınmazı kamulaştırmasına imkan veren bir uygulamayı teşkil etmektedir. Bu tür bir kamulaştırma, şimdiye dek tapu sicilinde malik sıfatını taşıyanları idareye karşı dava açmak zorunda bırakmaktadır. Esasen, kamulaştırma konusunda uzlaşmaya varılmadığında yargılama masraflarını genel olarak ödemesi gereken ve kamulaştırmayı yapan idarece sürecin başlatılmasına rağmen, ilgililer, tazminat davası açmak ve bu nedenle, haklarını ileri sürmek için yargılama masraflarını ödemek zorunda kalmışlardır.
32. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, idarenin kamulaştırma usul kurallarına riayet etmemesine yol açan bu uygulamanın davacılar için öngörülemez ve keyfi bir sonuç doğurabileceği kanısındadır. Bu uygulamayla, yeterli derecede hukuki güvenliği sağlamak mümkün değildir ve yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygun olan bir kamulaştırma işlemine alternatif teşkil etmemektedir (Scordino / İtalya (no. 3), no 43662/98, § 89, 17 Mayıs 2005 ve Guiso-Gallisay / İtalya, no. 58858/00, § 87, 8 Aralık 2005).
33. Mevcut davada, Mahkeme, idarenin kamulaştırma işlemini düzenleyen kurallara aykırı olarak ve herhangi bir tazminat ödemeksizin başvuranın taşınmazını kamulaştırdığını saptamaktadır. Erciyes Üniversitesi Rektörlüğü tarafından kamulaştırma kararının fiilen alınması, ancak bu kararın başvurana yurt dışında yaşadığı gerekçesiyle tebliğ edilememesi bu tespiti değiştirmemektedir. Diğer yandan, dosyada rektörlüğün başvuranın adresini bulmaya çalıştığını gösteren herhangi bir belge bulunmamaktadır. Başvuranın mülkünü yürürlükteki yasa ve yönetmeliklere uygun olarak kamulaştırmak için yasal prosedürü izlemek yerine, idare, taşınmazın mülkiyetini iktisap ederek, taşınmazı sınırlandırmayı ve dikenli tellerle çevrelemeyi tercih etmiştir.
34. Mahkeme, Türk Mahkemelerinin, taşınmazının idarece kamulaştırması el atılması nedeniyle başvuranın mülkiyetinden yoksun bırakıldığı kanısına vararak kamulaştırmasız el atma uygulamasını onayladıklarını dikkate almaktadır.
35. Oysa usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi bulunmadığında, Mahkeme, bu durumun Göçmen için öngörülebilir olarak değerlendirilemeyeceği kanısındadır. Zira özellikle Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi kararının kesinleşmesinden itibaren, kamulaştırmasız el atma uygulamasının fiilen gerçekleştirildiği ve ihtilaf konusu taşınmazın idarenin taşınmazı olarak kabul edilmesi amacıyla idare tarafından kullanılan yöntem nedeniyle yaptırım uygulandığı sonucuna varılabilmektedir. Diğer bir deyişle, başvuran yalnızca Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesinin nihai kararını verdiği 17 Mayıs 2007 tarihinde taşınmazından yoksun bırakılmasına ilişkin olarak hukuki güvenlikten faydalanmıştır.
36. Ayrıca, dosyada yer alan bilgi, belgelerin ve özellikle de bilirkişi raporlarının incelenmesinin ardından Mahkeme, mülkiyetten yoksun bırakmanın dayanağını oluşturan ve kamu yararı amacı taşıyan proje gerçekleştirilmeksizin, idare tarafından ihtilaflı taşınmazın mülkiyetinin iktisabının ardından dikkate değer bir zaman geçtiğini gözlemlemektedir. Oysa taşınmazı de facto kamulaştırılan başvuranın mülkünün getirdiği kardan yoksun bırakılmasına neden olabilecek böyle bir durum, Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin gerekleriyle de uyumlu değildir (Motais de Narbonne / Fransa, no. 48161/99, § 19, 2 Temmuz 2002, Beneficio Cappella Paolini / Saint-Marin, no. 40786/98, § 33, 13 Ekim 2004 ve Keçecioğlu ve diğerleri / Türkiye, no. 37546/02, § 28, 8 Nisan 2008). Ancak, Mahkeme, başvuranın bu özel durumuna ilişkin olarak iç hukukta herhangi bir başvuruda bulunmaması nedeniyle bu konu üzerinde daha fazla durmayacaktır.
37. Tazminat sorunu konusunda, AİHM, mülkün değerine uygun olan makul bir meblağ ödenmeksizin mülkiyetten yoksun bırakmanın Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi anlamında kendiliğinden orantısız bir müdahale teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (James ve diğerleri / Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, seri A no. 98, p. 36, § 54, Les saints monasteres / Yunanistan, 9 Aralık 1994, seri A no.301, p. 35, § 71, Malama / Yunanistan, no. 43622/98, § 52, AİHM 2001-II, Platakou / Yunanistan, no. 38460/97, AİHM 2001-I, Jokela / Finlandiya, no. 28856/95, AİHM 2002-IV ve Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş. / Türkiye, no. 30502/96, § 38, 24 Nisan 2003).
38. Mahkeme, mevcut davada, ihtilaf konusu taşınmaza ilişkin nitelendirmenin (arsa veya arazi olarak) ve değerinin, tartışma konusu yapıldığını saptamaktadır. AİHM, her ne kadar ulusal mahkemelerin yerine geçmekle ve olayların ne şekilde tespit edilmesi gerektiğini belirtmekle görevli olmasa bile, mahkemelerin adil ve makul olmayan kararlar vermemesini sağlamakla yükümlüdür (Gereksar ve diğerleri / Türkiye, no. 34764/05, 34786/05, 34800/05 ve 34811/05, § 55, 1 Şubat 2011).
39. AİHM, ilk derece mahkemesinin hazırlattığı bilirkişi raporuna dayanarak, de facto kamulaştırma için tazminat miktarını başlangıçta 18 000 TL (TRL) (olayların meydana geldiği zamanda yaklaşık 11 000 Avro(EUR)) olarak belirlediğini saptamaktadır. Bu kararın Yargıtay tarafından bozulması nedeniyle, Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi, yeni bilirkişi raporunda hesaplanan tazminatın mahkemeye ibraz edilmesinin ardından, başvurana ödenecek tazminat miktarının 754,29 TRL (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 420 Avro(EUR)) olduğu kanaatine varmıştır. Mülkün değerinin belirlenmesindeki dikkate değer bu farklılık, ilk bilirkişi raporunda taşınmazın arsa olarak, ikinci raporda ise arazi olarak nitelendirilmesinden kaynaklanmıştır.
40. AİHM, taşınmazın değerinin m2 başına 1,50 TRL (0,86 Avro (EUR)) olarak belirlenmesinden önce Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuranın iddialarını reddetme gerekçelerini bildirmesi gerektiği kanısındadır. Özellikle taşınmazın arazi değil arsa olarak nitelendirilmesine dayanarak 1998den 2003 yılına kadar devlete emlak vergisi ödediğini kanıtlayan başvuran, ilk iki bilirkişi incelemesi arasındaki çelişkileri gidermek amacıyla makul olarak yeni bilirkişi raporunun alınmasını beklemiştir.
41. Bu nedenle, Mahkeme, olayların yeterli derecede gerekçelendirilerek tespit edilmediği ve başvuranın iddialarına ve meşru beklentilerine cevap verecek türden bir açıklama sunulmadığı kanısına varmıştır.
42. Daha önce belirtilenler ışığında, ihtilaf konusu kamulaştırmanın yasal olmaması dışında, Mahkeme, dava koşullarında, gerekli usuli güvenceleri temin eden yargısal işlemleri sağlama yükümlülüğüne yeterli ölçüde uyulmadığı sonucuna varmıştır.
43. Dolayısıyla Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
44. Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca,
Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarım ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.
45. Başvuran 30 000 Avroya yakın bir maddi zarara uğradığı kanısındadır. Başvuran, manevi zarar bağlamında 2 000 Avro ve masraf ve giderler için ise 3 000 Avro talep etmektedir.
46. Hükümet, Mahkemeyi başvuranın iddialarını aşırı ve dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmeye davet etmektedir.
47. AİHM, dava koşullarında, Sözleşmenin 41. maddesinin bu aşamada uygulanamayacağı ve davalı devlet ile başvuran arasında uzlaşmaya varılma ihtimali göz önünde bulundurularak bu hakkın saklı tutulması gerektiği kanaatine varmıştır.
BU GEREKÇELERLE, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşmeye Ek 1 Nolu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 41. maddesinin bu aşamada uygulanmasına yer olmadığına, sonuç olarak,
a) Bu hakkı saklı tutmaya;
b) Hükümet ve başvuranı, mevcut kararın tebliğ edildiği tarihten itibaren altı ay içinde bu konuya ilişkin yazılı görüşlerini sunmaya ve özellikle varabilecekleri her türlü uzlaşmadan haberdar etmeye davet etmeye;
c) Sonraki aşamada olabilecek yargılamayı saklı tutmaya ve ihtiyaç olduğu takdirde, daire başkanını yargılamanın olup olmayacağını belirlemekle görevlendirmeye karar verir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 12 Kasım 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy