(AİHS m. 6, 34, 35, 41, 44)
(Başvuru no: 25759/07)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG
12 Ekim 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (25759/07) nolu davanın nedeni T.C. vatandaşı Kamer Dündarın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12 Haziran 2007 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Tunceli Barosu avukatlarından B. Yıldırım tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
Başvuran 1944 doğumlu olup Tuncelide ikamet etmektedir.
4 Temmuz 1989 ve 26 Kasım 1991 tarihlerinde başvuran kendi adına olan parselin tapu kaydının yapılması için Asliye hukuk mahkemesi önünde iki dava açmıştır.
Mahkeme 26 Kasım 1991 tarihinde bu davaların birleştirilmesine karar vermiştir.
26 Aralık 1991 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi bu parselin tapu sicil kaydında başvuran adına tescil edilmesine karar vermiştir.
Yargıtay 18 Ocak 1994 tarihinde bu kararı bozmuştur.
15 Temmuz 1994ten 24 Mayıs 2007ye dek mahkeme yetmiş dört duruşma gerçekleştirmiştir.
21 Ekim 1999, 27 Ocak 2000, 16 Kasım 2000, 23 Ocak 2003 ve 24 Nisan 2003 tarihlerinde başvuran mazeret bildirerek duruşmalara katılmamıştır.
5 Kasım 2004 tarihli duruşmada mahkeme başvuranın geçerli bir mazereti öne sürmeden duruşmalarda yer almadığı gerekçesiyle davanın düşmesine karar vermiştir.
22 Kasım 2004 tarihinde mahkeme başvuranın talebi üzerine davanın yeniden açılmasına karar vermiştir.
Mahkeme 24 Mayıs 2007 tarihli duruşmada başvuranın duruşmada temsil edilmediği gerekçesiyle davanın düşmesine karar vermiştir.
HUKUK
Başvuran yargılama sürecinin uzunluğunun AİHSnin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre» ilkesinin ihlaline yol açtığını ileri sürmektedir.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmakta ve bilirkişi raporlarının yargılamanın gecikmesine yol açtığını savunmaktadır.
Kaydedilmesi gereken dönem 4 Temmuz 1989 tarihinde asliye hukuk mahkemesi önünde açılan dava ile başlayıp 24 Mayıs 2007 tarihinde davanın düşmesi ile sona ermektedir. İki dereceli mahkemede bu süre on yedi yıldır.
AİHSnin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder.
AİHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili mercilerin tutumu, davanın başvuranlar için arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Bkz. birçokları arasında, Daneshpayeh-Türkiye kararı, no: 21086/04, 16 Temmuz 2009).
AİHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan birçok davayı incelediğini ve AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını belirtmektedir.
AİHM kendisine sunulan bütün unsurları incelemiş ve Hükümetin bu davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM dava konusunun bilirkişi incelemelerini zorunlu kıldığını not etmektedir. Bununla birlikte, AİHM bu bağlamda Savunmacı Devletlere kendi hukuk sistemlerinde her bireyin medeni hak ve yükümlülüklerinden ileri gelen itirazına ilişkin ulusal mahkemelerinin vereceği nihai kararın makul bir sürede sonuçlanmasını sağlayacak bir düzenleme yapma yükümlülüğü düştüğünü hatırlatır (Bkz. Comingersoll S.A.-Portekiz no: 35382/97 ve Mikulic-Hırvatistan no: 53176/99). AİHM başvuranın tutumuna ilişkin, 15 Temmuz 1994 tarihinden 24 Mayıs 2007 tarihine dek mahkemenin yetmiş dört duruşma gerçekleştirdiğini, başvuranın bunlardan yalnızca altısına gelmediğini gözlemlemektedir.
Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında AİHM, mevcut başvuruda başvuranın kimi duruşmalara katılmadığını ve yaklaşık on iki aylık bir gecikmenin adı geçene yüklenilebileceğini dikkate alsa dahi, sözkonusu yargı sürecinin uzunluğunun makul olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna varmaktadır.
Bu nedenle AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
Geriye AİHSnin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Başvuran yaklaşık 40.000 TL (yaklaşık20.450 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHM başvurana 14.400 Euro manevi tazminat ödenmesini uygun görmektedir.
Başvuran tercüme ve sekretarya giderleri için 155 TL (yaklaşık 80 Euro) talep etmektedir. Bu bağlamda kanıtlayıcı herhangi bir belge sunmamaktadır.
Başvuran ayrıca avukatlık gideri için 3.000 TL (yaklaşık 1.500 Euro) talep etmekte, bu yönde Türkiye Barolar Birliğinin asgari avukat ücret tarifesini sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karşı çıkmaktadır.
AİHMnin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Bu konudaki kıstaslar ve mahkemeye sunulan deliller ışığında, AİHM yargılama giderlerine ilişkin bu talebi reddetmektedir.
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) AİHSnin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TLye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından başvurana 14.400 (on dört bin dört yüz) Euro manevi tazminat ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHMnin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragraflarına uygun olarak 12 Ekim 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy