(AİHS. m. 2, 3, 5, 13, 37, 39)
(Başvuru no. 27382/07)
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar,
Danute Jociene,
Peer Lorenzen,
Dragoljub Popovic,
Işıl Karakaş,
Nebojsa Vucinic,
Paulo Pinto de Albuquerque ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith'in katılımıyla oluşturulan ve 4 Aralık 2012 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi (Bundan böyle metinde "Mahkeme" olarak anılacaktır), 22 Haziran 2007 tarihinde yapılan başvuruyu ve davanın dostane çözümünü kabul eden resmi deklarasyonları dikkate alarak, yapılan müzakereler sonucunda aşağıdaki karan vermiştir:
OLAYLAR VE USUL
Başvuranlar, Nurcan Canpolat, Serhan Canpolat, Fehime Canpolat, Osman Gazi Canpolat, Nevroz Canpolat ve Baran Canpolat, Türk vatandaşları olup, sırasıyla 1973, 1931, 1933, 1990, 1992 ve 1993 doğumludurlar ve Diyarbakır'da ikamet etmektedirler. Mahkeme önünde, Diyarbakır'da görev yapan avukat Bay Sedat Çınar tarafından temsil edilmişlerdir.
Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın koşulları
Tarafların ibraz ettikleri şekliyle ve sundukları belgelerde görüldüğü üzere, davaya konu olaylar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
31 Ekim 1993 tarihinin erken saatlerinde, Kemal Canpolat, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesinde görevli polis memurları tarafından, babasının evinde yakalanmıştır". Kemal Canpolat, birinci başvuranın eşi, ikinci ve üçüncü başvuranların oğlu ve diğer üç başvuranın ise babasıdır.
Kemal Canpolat, gözaltına alınmadan önce bir doktor tarafından muayene edilmiş ve doktor, raporunda Kemal Canpolatın vücudunda yara izi tespit edilmediğini belirtmiştir.
3 Kasım 1993 tarihinde birkaç polis memuru tarafından alınan ifadeye göre, Kemal Canpolat PKK üyesi olduğunu ve diğer PKK üyeleri tarafından kendisine verilen bir tabancanın evinde bulunduğunu söylediği kaydedilmiştir. Aynı ifadeye göre, Kemal Canpolat daha sonra evine götürülmüş ve polis memurları yatak odasına saklanmış olan tabancayı bulmuşlardır. Sonrasında Kemal Canpolat karakola geri götürülmüştür.
21 Kasım 2006 tarihli bir mektupta birinci başvuran Bayan Canpolat,-kocasının 3 Kasım 1993 tarihinde evine götürüldüğünde, polis memurlarının yardımı olmadan ayakta duramadığını ifade etmiştir. Kıyafetlerinin ıslak olduğunu, yüzünün sağ tarafının çürümüş olduğunu, başının sol kısmının şişmiş olduğunu ve sağ kolunun bandajlı olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, evde tabanca bulunmadığını ifade etmiştir.
10 Kasım 1993 tarihli ve bir polis şefi tarafından imzalanmış olan rapora göre, Kemal Canpolat gözaltında tutulduğu sırada kendisini iyi hissetmediğini ve bir doktor tarafından muayene olmak istediğini ileri sürmüştür. Aynı gün Kemal Canpolat'ı muayene eden doktor rapora, Kemal Canpolat'ın "nevrotik depresyon" yaşadığını yazmıştır.
11 Kasım 1993 tarihinde saat 18.40'ta Kemal Canpolat polis memurları tarafından hastaneye götürülmüştür. Hastane notlarına göre, Kemal Canpolat hastaneye getirildiğinde şok halindedir. Doktorlar kendisini muayene etmeye başlamış ancak bu sırada Kemal Canpolatın kalbi durmuştur. Başarısızlıkla sonuçlanan bir kalp masajının ardından hastanın öldüğü bildirilmiştir.
Ertesi gün ölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Muayeneyi yapan doktor, Kemal Canpolatın penisinde ve başında çürümüş bölgeler tespit edildiğim not etmiştir. Ölüm sebebi, duodenal ülserin perforasyonu neticesinde ortaya çıkan peritonit (seröz zarı iltihaplanması) olarak tespit edilmiştir. Otopsi sırasında bir savcı hazır bulunmuştur.
Ölüm olayına ilişkin olarak, yetkililer tarafından herhangi bir soruşturma yürütülmemiştir. 1995'te, birinci başvuran Bayan Canpolat, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvuruda bulunmuş; eşinin tutuklandığını ve davalı Devletin Sözleşme'nin 2, 3 ve 5. maddeleri kapsamındaki sorumluluklarını ilgilendiren koşullarda eşinin öldüğünü iddia etmiştir. 1996'da, başvuranın altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle, başvuru kabul edilemez olarak nitelendirilmiştir (bkz. Canpolat v. Türkiye (k.k.), no. 28491/95, 9 Nisan 1996 tarihli Komisyon kararı).
Kemal Canpolat ile aynı gün aynı karakolda tutulduğu öğrenilen Bay Mehmet Zahir Karadeniz, 1999 senesinde Mahkeme'ye başvurmuş ve gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir (bkz. Karadeniz v. Türkiye (k.k.), no. 53048/99, 21 Mart 2006). Sonradan, başvuru formunda yer alan şikayetlere ilişkin olarak bir savcı tarafından beyanlarının alındığı sırada Karadeniz, Kemal Canpolatın gözaltındayken işkenceye maruz kaldığını ve öldürüldüğünü ifade etmiştir.
Karadeniz'in, Canpolatın ölümüne ilişkin ileri sürdüğü iddialar ile bağlantılı olarak bir soruşturma başlatılmıştır. 27 Şubat 2001'de Diyarbakır savcısı, Kemal Canpolatın ölümüne ilişkin olarak herhangi biri hakkında kovuşturma yürütülmesine yer olmadığına ilişkin karar vermiştir. Savcı, kararını verirken, yukarıda değinilen ölü muayenesi raporunda belirtilen ölüm sebebini göz önünde bulundurmuş ve Kemal Canpolatın kötü muamele neticesinde öldüğüne işaret eden yeterli delilin bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Savcının kararı başvuranlara tebliğ edilmemiştir. Birinci başvuran sonradan kararı öğrenmiş ve 24 Ekim 2006'da karara karşı bir itiraz başvurusunda bulunmuştur. Birinci başvuran itiraza ilişkin ifadesinde, savcı tarafından; kendisinin, diğer aile üyelerinin, eşinin tutulduğu sırada orada bulunan polis memurlarının ve eşiyle aynı zamanda karakolda tutulan diğer kişilerin beyanlarının alınmadığını iddia etmiştir. Ayrıca, ölü muayenesinin profesyonel bir şekilde yürütülmediğini ve ölü muayenesi raporunda bir takım önemli hususlara değinilmediğini ileri sürmüştür.
5 Aralık 2006 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi itirazı reddetmiştir. Karadeniz'in iddiada bulunmadan önce 7-8 yıl beklemesinin, iddiaların "soyut" olduğuna işaret ettiğini düşünmüştür.
28 Aralık 2006 tarihinde Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı başvuranların avukatına tebliğ edilmiştir.
ŞİKAYETLER
Başvuranlar, Sözleşme'nin 2. maddesine dayanarak, akrabalarının gözaltında tutulduğu sırada kasten öldürüldüğünden şikayetçi olmuşlardır. Aynı hükme dayanarak başvuranlar ayrıca, akrabalarının ölümünün sebebinin duodenal ülser olduğu varsayılsa bile, ulusal makamların, akrabalarının hayatını kurtarmak adına gerekli olan ve zamanında atılması gereken adımları atmamalarından şikayetçi olmuşlardır.
Sözleşme'nin 3. maddesine dayanarak, başvuranlar, Kemal Canpolat'ın gözaltında tutulduğu sırada, işkence boyutunda kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmişlerdir.
Başvuranlar ayrıca Sözleşme'nin 2 ve 13. maddelerine dayanarak, ölüm olayının hemen ardından bir soruşturmanın başlatılmadığını ve 2001'de yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
1 Ağustos 2012 tarihinde, Hükümet'in aşağıdaki deklarasyonu Mahkeme'ye ulaşmıştır:
"27382/07 nolu başvuruya ilişkin olarak, Türkiye Hükümeti'nin lütuf kabilinden (ex gratia), başvuranlar Bayan Nurcan Canpolat, Bay Serhan Canpolat, Bayan Fehime Canpolat, Bay Osman Gazi Canpolat, Bay Nevroz Canpolat ve Bay Baran Canpolat'a 15 000 Euro (on beş bin euro) ödemeyi teklif ettiğini bildirmekteyim.
Mahkemenin içtihatları ışığında uygun olduğu düşünülen bu miktar, her türlü maddi ve manevi tazminatın yanı sıra her türlü masraf ve giderleri kapsamakta olup, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere Türk lirası olarak ödenecektir. Bu miktar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 37 § 1 maddesi uyarınca Mahkeme tarafından kararın bildirilmesinden itibaren üç ay içerisinde ödenecektir. Bu ödemeyle dava karara bağlanacaktır.
Hükümet, mevcut davada başvuranların iddialarına ilişkin yürütülen yetersiz soruşturmanın, Sözleşme'nin 2. maddesinde öngörülen etkin soruşturmanın yürütülmemesi bağlamında, Mahkeme'nin içtihatlarına ters düştüğü kanaatindedir. Hükümet, Sözleşme'den doğan yükümlülükleri doğrultusunda, ölüm olaylarına ilişkin olarak etkin bir soruşturmanın yürütülmesini güvence altına almak amacıyla, uygun talimatları yayınlamayı ve gerekli tüm tedbirleri almayı üstlenmektedir. Hükümet, Mahkeme'yi, davanın incelenmesinin devamına gerek kalmadığına ve Sözleşme'nin 37. Maddesi uyarınca davanın kayıttan düşürülmesine karar vermeye davet eder."
1 Kasım 2012 tarihinde, başvuranlar tarafından imzalanan aşağıdaki deklarasyon Mahkeme'ye ulaşmıştır:
Ben, Sedat Çınar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde inceleme aşamasında olan yukarıda adı geçen davanın dostane çözümünü sağlamak amacıyla Türkiye Hükümeti'nin lütuf kabilinden (ex gratia), Bayan Nurcan Canpolat, Bay Serhan Canpolat, Bayan Fehime Canpolat, Bay Osman Gazi Canpolat, Bay Nevroz Canpolat ve Bay Baran Canpolat'a, her türlü maddi ve manevi tazminatın yanı sıra her türlü masraf ve giderleri kapsayarak, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, müştereken 15,000 Euro (on beş bin euro) ödemeye hazır olduğunu bildirmekteyim.
Bu miktar, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası'na çevrilecek ve Mahkeme tarafından kayıttan düşme kararın bildirilmesinden itibaren üç ay içerisinde ödenecektir. Yukarıda bahsedilen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası'nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek orana eşit oranda basit faiz ödenecektir.
Müvekkillerime danışarak, kendilerinin teklifi kabul ettiklerini ve bu başvuruya sebep olan olaylara ilişkin olarak Türkiye aleyhine başka bir dava açmaktan vazgeçtiklerini size bildirmekteyim. Dolayısıyla, başvuranlar bu şekilde davanın karara bağlandığını bildirmektedirler.
Mahkeme, taraflar arasında ulaşılan dostane çözümü dikkate alır. Söz konusu kararın, Sözleşme ve Sözleşme Protokolleri'nde öngörülen İnsan haklarına saygı unsuruna dayandığı kanaatindedir ve başvurunun incelenmesinin devamını gerektirecek herhangi bir neden görmemektedir.
Yukarıdakiler ışığında, davanın kayıttan düşürülmesi uygun görülmektedir.
İşbu gerekçelere dayanarak, Mahkeme oybirliğiyle
Sözleşme'nin 39. Maddesi uyarınca, başvuruyu kayıttan düşürmeye karar verir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy