(AİHS m. 5, 6, 35) (5271 S. K. m. 100) (HÜSNİYE TEKİN - TÜRKİYE DAVASI) (FOX, CAMPBELL VE HARTLEY - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KÖSE - TÜRKİYE DAVASI) (MÜDÜR TURGUT VE DİĞERLERİ V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 28218/07)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Dragoljub Popovic,
Yargıçlar
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller, ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erel in katılımıyla oluşturulan ve komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 15 Ekim 2013 tarihinde, 4 Temmuz 2007 tarihinde yapılan söz konusu başvuru üzerinde görüşüldükten sonra aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran Ayşe Yumli Yeter, Türk vatandaşı olup, 1970 doğumludur ve Gebzede ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde, İstanbulda görev yapan Avukat E. Kanar tarafından temsil edilmiştir.
Başvurunun kendine özgü koşulları, başvuran tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Ağır Ceza Mahkemesi 19 Eylül 2006 tarihinde, başvuranın üyesi olduğu şüphesiyle yasadışı silahlı bir örgüte yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde soruşturmanın selahiyetine zarar gelmemesi amacıyla başvuranın soruşturma dosyasına erişimini kısıtlama kararı almıştır. Mahkeme ayrıca, başvuranın gözaltında bulunduğu ilk yirmi dört saat boyunca avukatına erişimine de sınırlama getirilmesine karar vermiştir.
Başvuran 21 Eylül 2006 tarihinde, söz konusu örgüte ait bir lokalde yapılan arama neticesinde gözaltına alınmıştır. Arama sırasında ele geçirilen belgeler ve bilgiler, başvuranın bu örgüte yardım ve yataklık yaptığını göstermiştir.
Başvuran, 25 Eylül 2006 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi huzuruna çıkarılmıştır. Nöbetçi hakim, başvuranın ifadesini aldıktan sonra, dosyadaki mevcut delil durumunu, öngörülen cezayı göz önünde bulundurarak ve Ceza Muhakemesi Kanununun (Bundan böyle metinde CMK olarak anılacaktır.) 100. maddesinin 3. fıkrası anlamında, Devlete karşı işlenen suçlar kapsamında bulunan bir suç olması nedeniyle, tutuklanmasına karar vermiştir.
Başvuranın davası 18 Ocak 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye başlanmıştır.
Ağır Ceza Mahkemesi 13 Nisan 2007 tarihinde düzenlenen duruşma sonunda, öngörülen ceza süresini, kuvvetli suç şüphesinin varlığını ve daha az zorlayıcı adli denetim tedbirlerinin uygulanmasının imkansızlığını göz önünde bulundurarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Başvuran 19 Nisan 2007 tarihinde bu karara itiraz etmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi 24 Nisan 2007 tarihinde, dosyayı karara bağlayarak ve bir kez daha atılı suçun niteliğine, mevcut delil durumuna, bu suçun sanık tarafından işlendiğine dair şüphe uyandıran olayları ve CMK nun 100. maddesinin 3. fıkrasınca müsaade edilen tutukluluk gerekçelerinin devam etmesine dayanarak bu karara karşı yapılan itiraz başvurusunu reddetmiştir.
Başvuran 7 Ağustos 2007 tarihinde salıverilmiştir.
Ceza davası halen derdesttir.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin 3. maddesine dayanarak, zorunlu sağlık muayenesinden geçirilmesinden ve kendisinden kan ve saç örneği alınmasından şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendine dayanarak, atılı suçu işlediğine dair hakkında şüphe duymak için makul gerekçeler bulunmadan yakalanarak tutuklandığını iddia etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına ve 6. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, aşırı uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerinden şikayet etmektedir.
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası ile 13. maddesini ileri sürerek, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması kararı ile gözaltının başlangıcında avukata erişimin kısıtlanmasının somut olayda uygulanan özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirlerle mücadele edebilmek adına hazırlayacağı itiraz başvurusuna engel olacak nitelikte tedbirler olduğunu iddia etmektedir. Başvuran, aynı bağlamda, Ağır Ceza Mahkemesini itirazını yalnızca dosya üzerinden incelemekle ve basmakalıp gerekçelere dayanarak reddetmekle suçlamaktadır.
Başvuran, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmaması ile bu yargılamanın aşırı uzun süresi bağlamında çok sayıda şikayet sunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Sözleşmenin 3. maddesi
Başvuran, zorunlu sağlık muayenesinden geçirilmesinden ve kendisinden kan ve saç örneği alınmasından şikayet etmektedir.
Mahkeme, Sözleşmenin 3. maddesine aykırı muameleye maruz kalındığına dair iddiaların uygun delil unsurlarıyla desteklenmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Hüsniye Tekin / Türkiye, No. 50971/99, prg. 43, 25 Ekim 2005 ve Martinez Sala ve diğerleri / İspanya, No. 58438/00, prg. 121, 2 Kasım 2004).
Ancak somut olayda, başvuran bu şikayetini genel ve kısa biçimde sunmuş; itiraz edilen inceleme tarihi ile olayın şartlarına ilişkin herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Başvuran, bu şikayetine ilişkin herhangi bir belge de sunmamıştır.
Dolayısıyla Mahkemenin elinde, başvuranın iddialarını destekleyecek nitelikte herhangi bir belge ya da delil bulunmamaktadır.
Dolayısıyla bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
B. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi
Başvuran, inandırıcı nedenler bulunmaksızın yakalanarak tutuklandığını iddia etmektedir.
Mahkeme, inandırıcı nedenlerin olmasının, söz konusu kişinin suçu işlediğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye uygun olguların ve bilgilerin varlığını gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Bununla birlikte, makul olarak kabul edilebilecek durumlar, somut olayın koşullarının tamamına bağlıdır (Fox, Campbell ve Hartley / Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, prg. 32, A serisi no.182).
Somut olayda başvuran, yasadışı silahlı bir örgüte yardım ve yataklık edildiği şüphesiyle 21 Eylül 2006 tarihinde polis tarafından yakalanmıştır. Dosyada yer alan unsurlardan, başvuranın, suç örgütüne ait bir lokalde yapılan arama sırasında bulunan ve başvuranın bu örgüte yataklık yaptığı düşünülmesine imkan veren belge ve bilgilere dayanılarak tutuklandığı sonucuna varılmaktadır. Soruşturma sonucunda suçlamayla itham edilen başvuran aleyhine ceza davası açılmıştır.
Mahkeme, bu nedenle, başvuranın yakalanması ve sonrasında Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinde gereken düzeye ulaşan atılı suç ile davranışları arasında objektif bir bağ oluşturan bilgiler ile olaylara dayanan makul şüphelere dayanılarak tutuklandığı kanaatine varmaktadır.
Dolayısıyla başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
C. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası
1. Gözaltı süresi hakkında
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına dayanarak, aşırı uzun gözaltı süresinden şikayet etmektedir.
Mahkeme, başvuranın gözaltı süresinin 25 Eylül 2006 tarihinde, yani mevcut başvurunun yapıldığı tarih olan 4 Temmuz 2007 tarihinden altı ay daha sonra sona erdiğini gözlemlemektedir. Ayrıca, davanın incelenmesi, altı aylık süreye ara verebilecek ya da erteleyebilecek/askıya alabilecek herhangi bir özel durum görmeye imkan vermemektedir.
Dolayısıyla, şikayetin bu kısmı vaktinden sonra sunulmuş olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
2. Tutukluluk süresi hakkında
Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasını ileri sürerek, ayrıca tutukluluk süresinden de şikayet etmektedir.
Mahkeme, dikkate alınacak sürenin, 21 Eylül 2006 tarihinde başvuranın yakalanmasıyla başladığını ve 7 Ağustos 2007 tarihinde salıverilmesiyle sona erdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, ilgili, yaklaşık on bir ay tutuklu kalmıştır.
Mahkeme, bu süre boyunca, başvuranın tutukluluk halinin devamına ilişkin sorunun Ağır Ceza Mahkemesi tarafından düzenli olarak incelendiğini kaydetmektedir. Başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermek için dayanılan gerekçelerin tekrarlayan niteliğine rağmen, Mahkeme, bu durumda atılı olayların niteliği ve karmaşıklığı göz önüne alındığında, on bir aylık bir sürenin, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasında ifade edilen çabukluk gerekliliğine uygun olduğu kanaatine varmaktadır (bk. Bahattin Şahin / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 29874/96, 17 Ekim 2000, Türkdoğan / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 29742/03, 20 Şubat 2007 ve Köse ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 50177/99, 2 Mayıs 2006).
Dolayısıyla bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
D. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası ve 13. maddesi (itiraz başvurusunun etkinliği)
Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası açısından tek başına bir inceleme gerektirdiği kanaatine varmaktadır.
1. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması ve başlangıçta avukat bulunmaması
Başvuran, gözaltında bulunduğu ilk günlerde avukat yardımı almadığından şikayet etmekte ve somut olayda yürütülen soruşturma dosyasına ilişkin kısıtlama kararı alındığını ve bu durumun, tutukluluk haline karşı itiraz başvurusunu hazırlamasına engel olduğunu ileri sürmektedir.
Mahkeme, avukat olmamasıyla ilgili olarak, bu durumun en geç 23 Eylül 2006 tarihinde, yani 4 Temmuz 2007 tarihinde mevcut başvurunun işleme konulmasından altı ay önce sona erdiğini saptamaktadır. Her halükarda, dosyaya erişimin kısıtlanması kararı en geç 18 Ocak 2007 tarihinde, yargılamanın başlamasıyla sona ermiştir.
Ancak, bu tarihe kadar, başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası anlamında herhangi bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır.
Şikayetlerin geç sunulmalarının haricinde, Mahkeme, her iki şikayetin de dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle mahkeme önünde başarı ile sonuçlanamayacakları kanaatindedir.
Dolayısıyla bu şikayetlerin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi uygundur.
2. Somut olayda yapılan itirazla ilgili ret kararının incelenmesi ve gerekçesi
Başvuran, Ağır Ceza Mahkemesini, itiraz başvurusunu yalnızca dosya üzerinden incelemekle ve basmakalıp gerekçelere dayanarak reddetmekle suçlamaktadır.
Mahkeme, başvuran tarafından yapılan itirazın 24 Nisan 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini ancak bu incelemenin dosya son aşamadayken gerçekleştiğini saptamaktadır. Ancak, bu tarihte, başvuranın hakim huzuruna son olarak yalnızca on bir gün önce yani 13 Nisan 2007 tarihli duruşmada çıkmıştır. Bu nedenle, somut olayın koşullarında, Mahkeme, 24 Nisan 2007 tarihinde yapılan itiraza ilişkin ihtilaflı inceleme sırasında duruşma düzenlenmesinin zorunlu olmadığı kanısındadır. Mahkeme ayrıca, ilgilinin bu yargılama çerçevesinde duruşmaya çıkarılmamasının, taraflardan hiçbirisinin yargılamaya sözlü olarak katılmaması nedeniyle silahların eşitliği ilkesini ihlal etmediği kanaatine varmaktadır (bk. bu anlamda, Altınok / Türkiye, No. 31610/08, prg. 55, 29 Kasım 2011).
Mahkeme, basmakalıp gerekçelerin kullanılmasıyla ilgili olarak, söz konusu tutukluluğa ilişkin itirazın, incelemenin yanı sıra bu karardan on bir gün önce verilen gerekçeli karara konu edildiğini, mevcut durumun, ortaya çıkabilecek yeni olay ve olgu ile hakimin bu olaylar karşısındaki takdirine bağlı olarak değişebileceği hususunda başvuranın hiçbir zaman ikna olmadığını dolayısıyla Ağır Ceza Mahkemesinin, itirazı reddetmek için daha önce dayanılan gerekçelerden birini ya da diğerini ele aldığı için bu yönde eleştirilemeyeceği kaydetmektedir.
Dolayısıyla bu şikayet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ile 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
E. Sözleşmenin 6. maddesi
1. Ceza yargılamasının süresi hakkında
Başvuran öncelikle, hakkında yürütülen yargılamanın süresinden şikayet etmektedir.
Mahkeme, başvuranlar tarafından sunulan bu şikayetlere benzer şikayetler içeren Müdür Turgut ve diğerleri / Türkiye davasında da (daha önce anılan (kabul edilebilirlik hakkında karar), p. 58. ve 60) daha önce karar verme fırsatının olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, yargılama süresinin makul süre şartına uygun olmadığını savunan ve Türkiyede yargılama süresinin makul süreyi astığına ilişkin şikayetleri değerlendirebilecek bir yargı makamı bulunmamasından şikayet eden başvuranların, öncelikle şikayetlerinin giderilmesi için başvuranlara makul bir çerçeve sunabilen ve erişilebilir bir başvuru yolunun varlığı halinde, Sözleşmenin 35. maddesine uygun olarak, 6384 sayılı Kanun tarafından kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği sonucuna varmıştır (yukarıda anılan, Müdür Turgut ve diğerleri, (kabul edilebilirlik hakkında kararı), p. 56).
Somut olayda, Mahkeme, başvuranın davasında farklı bir sonuca götürebilecek herhangi bir delil ya da özel bir durum tespit etmemiştir.
Dolayısıyla, Mahkeme, yargılamanın süresi bağlamında yapılan şikayetin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
2. Söz konusu yargılamanın adil olmadığına ilişkin şikayetlerin geri kalan kısmı hakkında
Başvuran, yine Sözleşmenin 6. maddesi alanında, hakkında yürütülen ceza yargılamasının adil olmamasına ilişkin çok sayıda şikayet sunmaktadır.
Mahkeme, bununla birlikte, söz konusu yargılamanın halen yerel mahkemelerde derdest olduğunu kaydetmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, yargılamanın 6. maddenin talimatlarına uygunluğu hususunda karar vermek amacıyla ceza yargılamasının tamamının göz önünde bulundurulmasının gerekli olduğunu ancak Mahkeme, somut olayda hiçbir zaman bunu yapacak durumda olmadığını hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla, bu şikayet vaktinden önce yapılmış olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy