(AİHS m. 10, 13, 14, 34, 35, 44, Ek 1 Nolu Protokol) (2709 S. K. m. 10, 67, 79, 80, 90, 153) (298 S. K. m. 16, 20, 52, 55, 94) (2954 S. K. m. 20, 22, 23, 31) (2839 S. K. m. 16, 26, 33) (6216 S. K. m. 45) (Anayasa Mahkemesi İç Tüzüğü m. 42, 77) (SAVGIN - TÜRKİYE DAVASI) (ÜMMÜHAN KAPLAN DAVASI - TÜRKİYE DAVASI) (REFAH PARTİSİ VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (JAMES VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (KEMAL UZAN VE DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI) (SİLVER VE DİĞERLERİ - BİRLEŞİK KRALLIK DAVASI) (YUMAK VE SADAK - TÜRKİYE DAVASI) (HASAN UZUN V. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru No. 28881/07 ve 37920/07)
KARAR
STRAZBURG
15 Nisan 2014
İşbu karar Sözleşmenin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Oran / Türkiye Davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Andras Sajö,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Robert Spano ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (İkinci Daire), 4 Mart 2014 tarihinde daire olarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (No. 28881/07 ve 37920/07) temelinde, T.C. vatandaşı olan Baskın Oranın (başvuran), sırasıyla 7 ile 16 Temmuz 2007 tarihlerinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbulda görev yapan Avukat M. Gemalmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet), kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesinin ve Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi ile birlikte sırasıyla Sözleşmenin 10. ile 14. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
4. Başvurular, 14 Mart 2011 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1945 doğumlu olup Ankarada ikamet etmektedir.
6. Üniversitede Siyaset Bilimi Profesörü olan başvuran, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan seçimlere İstanbul İkinci Bölgeden bağımsız aday olarak katılmıştır. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, herhangi bir siyasi partiye üye değildir.
A. Mevcut başvuruların yasal bağlamı
7. Mahkeme, mevcut başvuruların daha iyi anlaşılabilmesi için, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlerin hangi koşullarda gerçekleştiğini hatırlatmanın uygun olacağı kanısındadır. Bu nedenle, Mahkeme, Yumak ve Sadak / Türkiye Kararına ((BD), No. 10226/03, §§ 22-26, AİHM 2008) atıfta bulunmaktadır. Bu kararın ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
"22 Mayıs 2007 başlarında, TBMM, genel seçime gidilmesine karar vermiş ve tarihi 22 Temmuz 2007 olarak belirlemiştir. Karar, 16 Mayıs 2007de Ahmet Necdet Sezerin yedi yıllık görev süresini tamamlamasının ardından, Mecliste yeni bir Cumhurbaşkanı seçilememesinin neden olduğu siyasi krizi müteakip verilmiştir. Olayların normal seyrinde bu seçimlerin, 4 Kasım 2007de yapılması gerekmiştir.
23. On dört siyasi partinin katıldığı bu seçimlerin iki özelliği bulunmaktadır. Öncelikle, Cumhurbaşkanlığı krizinin ardından seçmenler arasında seferberlik gözlenmiş, zira katılım oram % 84e yükselmiştir. İkinci olarak, siyasi partiler %10luk ulusal barajı aşabilmek için seçim öncesi iki stratejiye başvurmuştur. Demokratik Sol Parti (DSP), rakip parti CHP bayrağı altında oylamaya katılmış ve bu yolla 13 sandalye kazanmıştır. Demokratik Toplum Partisi (DTP, Kürt yanlısı, sol parti), bağımsız adaylarım Bin Umut etiketi altında takdim etmiştir. Ayrıca sol kanattan belirli Türk adayları desteklemiştir. EMEP, SDP ve ÖDP (Özgürlük ve Demokrasi Partisi, sosyalist parti) gibi diğer küçük sol kanat grupları da bu hareketi desteklemiştir. Altmıştan fazla bağımsız aday, yaklaşık kırk il seçim bölgesinde seçimlere katılmıştır.
24. Seçimlerde, AKP, CHP ve MHP, % 10 barajını geçmiştir. AKP, oyların % 46.58ini alarak Meclisteki toplam sandalye sayısının % 62sini elde etmiş ve 341 sandalye kazanmıştır. CHP, oyların % 20.88ini alarak, Meclisteki toplam sandalye sayısının % 20.36sını elde etmiş ve 112 sandalye kazanmıştır; ancak, yukarıda bahsedilen 13 Milletvekili, daha sonra CHPden ayrılarak ilk partileri olan DSPye geri dönmüşlerdir. Oyların % 14.27sini alan MHP, Meclisteki toplam sandalye sayısının % 12.9unu elde etmiş, 71 sandalye kazanmıştır.
25. Bağımsızların güçlü çıkışı, 22 Temmuz 2007 seçimlerinin temel özelliklerinden birisi olmuştur. Bağımsızlar, 1980 yılında TBMM sahnesinden yok olmuşlar, ancak 1999 yılında üç kişi ile yeniden Mecliste görünmüşlerdir. 2002 yılında, toplam 260 bağımsız adaydan dokuz bağımsız Milletvekili seçilmiştir. 22 Temmuz 2007 seçimlerinde, seçilen bağımsız Milletvekili sayısı 27dir. Yirmiden fazla bin umut adayı, oyların yaklaşık % 2.23ünü alarak Meclise girmeye hak kazanmış ve seçimlerden sonra DTPye katılmıştır. (Meclis grubu oluşturabilmek için gerekli asgari sayı olan) 20 Milletvekili bulunan DTP, bu sayede bir Meclis grubu oluşturabilmiştir. Bağımsızlar arasında bir sosyalist (ÖDP eski başkam), bir milliyetçi (Büyük Birlik Partisi eski başkanı) ve merkez sağdan bir Milletvekili (ANAP eski başkanı) bulunmaktadır.
26. AKP hükümeti kurmuş ve yine Mecliste mutlak çoğunluğu elde etmiştir. "
B. 28881/07 No.lu Başvuru
8. Seçmenler, 28 Mart 1986 tarihli ve 3270 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değişikliğe uğrayan 298 sayılı Kanunun 94/II a) maddesi uyarınca, gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında siyasi partiler için oy kullanabilmektedirler ancak bağımsız adaylar için oy kullanamamaktadırlar.
9. Yüksek Seçim Kurulu, 27 Mayıs 2007 tarihli kararname ile, gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında genel seçimlerin başlangıç ve bitiş tarihlerinin, özellikle altı aydan uzun bir süredir yurtdışında ikamet eden vatandaşlar için sırasıyla 25 Haziran 2007 ve 22 Temmuz 2007 tarihleri olarak belirlendiği belirtilmiştir. Yüksek Seçim Kurulu, kararnamede, söz konusu vatandaşların bu seçim sandıklarında yalnızca siyasi partiler için oy kullanabileceklerini belirtmiştir.
10. Başvuran, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi ile Anayasanın 67. ve 90. maddesinin 6. fıkrasına dayanarak, 27 Mayıs 2007 tarihli kararnamenin iptal edilmesi amacıyla, 3 Temmuz 2007 tarihinde, Yüksek Seçim Kuruluna başvurmuştur.
11. Yüksek Seçim Kurulu, 4 Temmuz 2007 tarihinde, 298 sayılı Kanunun 94/II a) maddesine dayanarak, başvuranın talebini reddetmiştir. Yüksek Seçim Kurulu, bu hükmün yalnızca yeni bir yasal değişiklik ile düzenlenebileceğini belirtmiştir.
C. 37920/07 No.lu Başvuru
11. Seçimlere ilişkin 298 sayılı Kanunun 52. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, seçimlere katılan siyasi partilerin, radyoda ve ulusal televizyon kanallarında (TRT) bazı kısıtlayıcı Şartlarda, belirli koşullar altında seçim propagandası yapma imkanları bulunmaktadır.
12. Yüksek Seçim Kurulu, seçim propagandasına ilişkin hükümlerin ihlal edilmesi halinde, cezaların öngörüldüğü kanunun uygulanmasını denetlemektedir.
13. Seçim propagandasına 15 ve 21 Temmuz 2007 tarihleri arasında izin verilmiş olup, bu süre, seçimlerden bir hafta öncesine tekabül etmektedir.
14. Başvurana göre, ilke olarak, kendisi gibi herhangi bir siyasi partiye bağlı olmayan bağımsız adayların, gerek radyoda ve ulusal televizyonda gerekse özel televizyon kanallarında propaganda yapmalarına yasal olarak izin verilmemektedir.
15. Başvuran, 22 Temmuz 2007 tarihli genel seçimlerin özelliğinin, bu seçimlere çok sayıda bağımsız adayın katılması olduğunu vurgulamaktadır. Başvuran, bu özgün olgunun, bir yandan genel seçimlerde % 10 seçim barajının zorunlu tutulmasından, diğer yandan, olayların meydana geldiği tarihte halkın çoğunluğunun, siyasi partilerin, iktidar ya da muhalefet olmaları durumunda bile, bu partilerin performanslarından memnun olmamasından kaynaklandığı kanısındadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Anayasa (23 Temmuz 1995 tarihli 4121 sayılı ve 3 Ekim 2001 tarihli 4709 sayılı Kanunlar ile değişikliğe uğrayan)
17. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Anayasanın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Madde 10
Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
(
)
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Madde 67
Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.
Seçimler ve halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır. Ancak, yurt dışında bulunan Türk vatandaşlarının oy hakkını kullanabilmeleri amacıyla kanun, uygulanabilir tedbirleri belirler.
(
)
Bu hakların kullanılması kanunla düzenlenir.
(
)
Madde 79, Fıkra 1
Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikayet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.
Yüksek Seçim Kurulunun ve diğer seçim kurullarının görev ve yetkileri kanunla düzenlenir.
Yüksek Seçim Kurulu yedi asıl ve dört yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.
Yüksek Seçim Kuruluna Yargıtay ve Danıştaydan seçilmiş üyeler arasından ad çekme ile ikişer yedek üye ayrılır. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı ve Başkanvekili ad çekmeye girmezler.
Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması,
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur."
Madde 80
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler.
Madde 153, Fıkra 6
Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarım, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.
Madde 90, Fıkra 6
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama antlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari antlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarım ilgilendiren antlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
B. Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında 298 Sayılı Kanun
18. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 298 sayılı Kanunun ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
Madde 16 ( İl seçim kurullarının görev ve yetkileri)
İl seçim kurulunun başlıca görev ve yetkileri şunlardır: (...)
4. İlçe seçim kurulları başkanlıklarınca seçim işlerinin yürütülmesi hakkında sorulacak hususları derhal cevaplandırmak,
():
Madde 20 (İl seçim kurulunun başlıca görev ve yetkileri)
İlçe seçim kurullarının, başlıca görev ve yetkileri şunlardır: (...)
4. Seçim kurulları tarafından verilen kararlar ile örgütlenme ve işleyiş hakkında yapılan itirazları incelenmesi ve karara bağlanması;
(...):
Madde 52, Fıkra 1 ve 9 (radyo ve televizyonla propaganda)
Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak üzere, seçime katılan siyasi partiler, oy verme gününden önceki 7. günden itibaren oy verme gününden önceki gün saat 18.00'e kadar radyo ve televizyonda propaganda yapabilir.
(
)
Özel radyo ve televizyonlarda siyasi partilerin propaganda konuşmaları TRT'de uygulanan usul ve esaslara göre yapılır. (
)
Madde 55/A,
Fıkra 1, 2 ile 6 (Özel radyo ve televizyonlarla yayın)
Seçimlerin başlangıç tarihinden oy verme gününün bitimine kadar özel radyo ve televizyon kuruluşları, yapacakları yayınlarda 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanununun 5, 20, 22 ve 23 üncü maddeleri ile 31 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine tabidir.
Yukarıdaki fıkra hükümlerine göre özel radyo ve televizyonların yayın ilkelerinin belirlenmesinde, Yüksek Seçim Kurulu görevli ve yetkilidir. (
)
Ülke çapında yayın yapan özel radyo ve televizyonların hangileri olduğunu belirlemeye Yüksek Seçim Kurulu yetkilidir. Yüksek Seçim Kurulunun buna ilişkin kararı Resmi Gazetede yayımlanır.
Madde 94/ II a) bendi
Seçmen listesinde kayıtlı olmayan ve altı aydan fazla bir süredir yurtdışında ikamet eden seçmenler, ülkeye giriş veya çıkışlarında (
) gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında genel seçimlerden yetmiş beş gün önce ve seçim günü saat 17.00a kadar oy kullanabilirler.
Bu seçmenler, sadece seçimlere katılan siyasi partiler için oy kullanabilirler.
C. Genel Seçimlerde Uygulanan Seçim Sisteminin Kuralları Hakkında 13 Haziran 1983 Tarihinde Resmi Gazetede Yayımlanan Milletvekili Seçimine İlişkin 2839 Sayılı Kanun
19. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 2839 sayılı Kanunun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 16/4 (Siyasi partilerin adayları ve bağımsız adaylar) " Bağımsız adaylar da, aynı seçim için birden fazla seçim çevresinde aday olamaz ve seçilemez. "
Madde 26, b ve d (kullanılacak oy pusulasının şekli)
Siyasi partiler ve bağımsız adaylar için oy pusulaları aşağıdaki kurallara göre hazırlanmalıdır:
(
)
b) Birleşik oy pusulasının en üstüne "Siyasi Partiler ve Bağımsız Adaylar" ibaresi yazılır (
) Bağımsız adaylar, birleşik oy pusulasının en sağ tarafındaki siyasi parti sütunundan sonra (
) bir çizgi çizildikten sonra yerleştirilir. Bir seçim çevresinde birden fazla bağımsız aday varsa sıra, aralarında çekilecek kura ile belirlenir. (
)
Siyasi parti sütunlarının altında bağımsız adaylara yer verilmez. (
)
Madde 33 (23 Mayıs 1987 tarihinde değişikliğe uğramış şekliyle)
Genel seçimlerde ülke genelinde, ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde, geçerli oyların % 10'unu geçmeyen partiler milletvekili çıkaramazlar. Bir siyasi parti listesinde yer almış bağımsız adayların seçilebilmesi de listesinde yer aldığı siyasi partinin ülke genelinde ve ara seçimlerde seçim yapılan çevrelerin tümünde yüzde onluk barajı aşması ile mümkündür (
)
D. Yüksek Seçim Kurulunun Kararı
20. Yüksek Seçim Kurulu (Kurul), 22 Temmuz 2007 tarihli genel seçimi dikkate alarak, 4 Mayıs 2007 tarihinde K. 224 kararı onamıştır. Kurul, bir seçimin demokratik ilkeler uyarınca yürütülebilinmesi için, siyasi partilerin ve bağımsız adayların bizzat kendilerini, proje ve programlarını rekabet ortamında özgür, eşit ve engelsizce yarıştırmak için topluma sunması gerektiğini belirtmiştir. Kurul, seçim döneminde aşağıdaki hususların sonucuna varmıştır:
(
)
a) radyo ve televizyonlar tek taraflı ve taraflı olarak yayın yapamazlar; radyo ve televizyonlar programlarında, siyasi partiler arasında fırsat eşitliği sağlamalıdırlar;
b) radyo ve televizyonlar, tarafsızlığı ve adalete uygun olarak hareket etmelidirler ve programlar kanuna uygun olarak yapılmalıdırlar ancak ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dini inanca dayalı farklılıkları yansıtmamalıdır;
c) siyasi partilerin (seçim) propagandası konuşmaları dışında, 298 sayılı Kanunun 52. maddesi uyarınca, sadece bir siyasi parti lehine yayın yapılabilinir;
d) radyo ve televizyonlar, siyasi partiler ve adaylar lehine reklam yapamazlar;
(bu karar) radyo ve televizyonlara tebliğ edilmelidir,
3) oyların sayılmasından yirmi dört saat önce, kendi lehine veya aleyhine (seçmenlerin) oylarını etkilememek için her türlü güncel program, röportaj veya reklam ya da kamuoyu anketi, tahmin anketi, telefon tekniğiyle yapılan mini referandum görünüşü altında yapılan anket aracılığıyla adayların veya siyasi partilerin lehine yayın yapmak yasaktır;
4) mevcut karar, seçimlere katılabilen siyasi partilerin genel müdürlüğü ile Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna tebliğ edilen resmi gazetede yayımlanmalıdır (
)
E. Seçim Sistemi
21. Yukarıda belirtilen, 13 Haziran 1983 tarihinde resmi gazetede yayımlanan 2839 sayılı Kanunda, yasal oylamalara uygulanan seçim sisteminin kuralları belirlenmiştir (yukarıda anılan, Yumak ve Sadak, § 30).
22. Halihazırda Türkiye, 81 bölgede, beş yıllık süreyle seçilen 550 milletvekilinden oluşan tek meclisli bir parlamentoya sahiptir.
Seçimler, tek turla yapılır. Seçimler, aynı gün, ulusal sınırlar içerisinde özgür, eşit, genel ve gizli oyla gerçekleştirilmektedirler. Oy sayımı ve ardından tutanakların hazırlanması kamuya açık olarak gerçekleştirilir. Her bölge, en az bir milletvekiliyle mecliste temsil edilmektedir, diğer milletvekillerinin sayısı ise bölgede ikamet eden kişi sayısına göre değişmektedir. 1-18 arasında milletvekiline sahip olan bölgelerde tek bir seçim bölgesi ve 19-35 arasında milletvekiline sahip olan bölgelerde ise iki seçim bölgesi oluşturulmaktadır; 35 milletvekiline sahip olan İstanbul ilinde, üç seçim bölgesi oluşturulmaktadır (daha önce anılan, Yumak ve Sadak, § 31).
23. Gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında kullanılan oy sayım sonuçları, söz konusu oyların toplandığı Yüksek Seçim Kuruluna gönderilmektedir. Geçerli bir şekilde kullanılan oyların toplamı, Türkiye sınırları içerisinde sayılanlara eklenmektedir. Bu oylar, geçerli bir şekilde siyasi partiler tarafından ülke genelinde elde edilen diğer oylara eklenmektedir.
F. Anayasa Mahkemesinin İçtihadı
6. Anayasa Mahkemesi, 22 Mayıs 1987 tarihli kararında (E. 1986/17 K. 1987/11), 298 sayılı Kanunun 94. maddesinin II fıkrasının a) bendiyle değişikliğe uğrayan 2234 sayılı Kanunun 24. maddesine ilişkin olarak, altı aydan uzun bir süredir yurtdışında ikamet eden Türk vatandaşlarının genel seçimlerden yetmiş gün1 önce gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında, bağımsız adaylar için değil de yalnızca siyasi partiler için oy kullanma hakkı bulunmasının, Anayasaya uygun olduğuna hükmetmiştir. Böylelikle Anayasa Mahkemesi, olayların meydana geldiği tarihte ana muhalefet partisi olan Sosyal Demokrat Halkçı Partinin (SHP) iptal başvurusunu oy çokluğuyla reddetmiştir.
Para Cezası için Sınırlandırılan Süre Anayasa Mahkemesi beklentilerinde, yurtdışında altı ay ikamet etme şartının, oy verme işleminin iyi işleyişine zarar vermediğini ve her türlü karmaşıklığı önleme niteliğinde olduğunu belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, yurtdışında yaşayan vatandaşların belirli bir bölgede oy kullanmalarının zorluğunu göz önünde bulundurarak, siyasi partilerin aldığı oyların yurtdışında ikamet eden vatandaşların kullandığı oylar ile birlikte hesaplanmasının Anayasaya uygun düştüğünü belirtmektedir. Yurtdışında ikamet eden vatandaşların, bu hakkı kullanma imkanı bakımından bu tür bir seçeneklerinin bulunmaması veya bağımsız adaylar için oy kullanmamaları durumu, oy kullanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmek için yeterince önemli bir gerekçe teşkil etmemektedir. Bu türden bir sistemin uygulanması meşru bir gerekçeye dayanmaktadır ve kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı değildir.
G. Anayasa Mahkemesi Önünde Bireysel Başvuru
7. 30 Mart 2011 tarihli ve 6216 sayılı Kanun, Anayasa Mahkemesinin konumunu ve işleyişini düzenleyen kuralları değiştirmiştir. Bu metnin 45. maddesi, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunu düzenlemektedir ki bu kanuna göre, Mahkemeye başvurmadan önce başvuranların, söz konusu tarihten itibaren bu başvuru yolunu kullanmaları gerekmektedir. Böylelikle, Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi ve Anayasa tarafından korunan temel hak ve özgürlükleri ileri sürerek, her bireyin, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşmiş olan kararlara karşı bu türden bir hukuk yoluna başvurması mümkündür (Hasan Uzun / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 10755/13, 7-27. paragraflar, 30 Nisan 2013).
III. ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMASI
A. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen metinler
8. Bakanlar Komitesi, 7 Kasım 2007 tarihinde, seçim kampanyalarının medyada yer almasıyla ilgili tedbirler hakkındaki Rec(2007)15 sayılı Tavsiye Kararını kabul etmiştir. Kararın gerekçeleri aşağıda sunulmuştur:
78. Konu hakkında sergilenen farklı tutumlar sebebiyle, ücretli reklama izin verilmesi halinde, bu reklamın, özellikle yayın süresi talep eden tüm partilere (erişim ve ücret tarifesi açısından) eşit şartların verilmesi gibi, belirli asgari kurallara tabi tutulması gerektiğini belirten CM/Rec (2007)15 sayılı Tavsiye Kararı, bu uygulamanın kabul edilip edilmemesi gerektiği konusunu ele almamaktadır.
9. Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere yönelik olarak verdiği, 9 Eylül 1999 tarihinde kabul edilen seçim kampanyalarının medyada yer almasına ilişkin tedbirler hakkındaki R(99)15 sayılı Tavsiye Kararı ekinin, ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
Medya tarafından seçim kampanyalarının aktarılmasında, tarafsızlık, denge ve eşitlik ilkelerinin, üye Devletlerde yer alan tüm siyasi seçim türlerinin, yani cumhurbaşkanlığı, genel ve yerel seçimlerin hatta gerçekleştirilebildiğinde bölgesel seçimlerin ve siyasi referandumların ele alınmasında uygulanması gerekmektedir.
Ayrıca bu ilkeler, uygun olduğu takdirde, yurtdışında yürütülen seçimlerin medyada aktarılmasında, özellikle söz konusu medyalar seçimin yürütüldüğü ülkedeki vatandaşları hedeflediğinde uygulanmalıdır.
I. Yazılı basın ile ilgili tedbirler
1. Basın özgürlüğü
Medyada seçim kaymalarının yer almasıyla ilgili olarak düzenleyici çerçeveler, gerek dergi veya gazetelerin editoryal bağımsızlığını gerekse herhangi bir siyasi tercihini ifade etme haklarını gasp etmemelidir.
2. Kamu yetkililerinin mülkiyeti olan yazılı basın organları
Üye Devletler, kamu yetkisine sahip olan yazılı basın organlarının seçim kampanyalarını yürüttükleri sırada, herhangi bir siyasi partiyi veya bağımsız bir adayı desteklemeksizin veya ayırt etmeksizin tarafsız eşit ve dengeli bir şekilde uygulamak zorunda olduğu tedbirleri almakla yükümlüdür.
Şayet bu yazılı basın organları, reklamlarında ücretli siyasi reklamcılığı kabul ederlerse, reklam alanı satın almayı talep eden bütün adayların ve siyasi partilerin reklamlarının ayrımcılık yapılmaksızın ve yasal dayanakla uygulanmasını sağlamalıdır.
II. Radyo yayın sektörü ile ilgili tedbirler (...)
4. Kamu radyo yayını sektöründe siyasi partilere/adaylara ücretsiz söz hakkı süresinin verilmesi
Üye Devletler, seçim döneminde adaylara/siyasi partilere kamu radyo yayını hizmetlerinde söz hakkı süresinin ücretsiz olarak verildiği hükümlerin uygunluğunu, düzenleme çerçevelerine dahil etmek için inceleyebilir.
Bu türden bir söz hakkı süresi verildiğinde, bunu, objektif, şeffaf ölçütler temelinde, adil bir şekilde ve ayrım yapılmadan yapılması gerekir.
(...)
B. Hukuk Yoluyla Demokrasi İçin (Venedik Komisyonu) Avrupa Komisyonu Tarafından Kabul Edilen Metinler
10. Avrupa Komisyonunun 51. ve 52. toplantısı sırasında, Seçim Hususlarında İyi Uygulama Yasası (yönlendirici ilkeler ve açıklayıcı rapor), Avrupa Komisyonu tarafından hukuk yoluyla demokrasi için (Venedik Komisyonu) 5-6 Temmuz ve 18-19 Ekim 2002 tarihleri arasında (CDL-AD (2002) 23 rev.) kabul edilmiştir. Seçimlerle ilgili yönlendirici ilkeler hakkındaki ilgili kısımları aşağıda bulunmaktadır:
I. Avrupa Seçim Mirasının İlkeleri
Avrupa seçim mirasının beş ilkesi şu şekildedir: seçimler evrenseldir, eşittir, serbesttir, gizlidir ve doğrudan oylama ile yapılır. Ayrıca, seçimler düzenli aralıklarla yapılmalıdır.
(...)
3.1. Seçmenin iradesinin serbest oluşumu
a) Kamu makamlarının tarafsız olma yükümlülüğü vardır. Özellikle, bu görev aşağıdaki hususlara dayanmaktadır:
i. medya;
ii. ilan yapıştırma;
iii. kamuya açık alanlarda gösteri yapma hakkı;
iv. partilerin ve adayların finanse edilmesi
b) Kamu makamlarının pozitif yükümlülükleri vardır ve özellikle aşağıda belirtilen hususları yapmaları gerekir:
i. sunulan adaylıkları seçmenlere tanıtmak;
ii. örneğin uygun bir ilan asarak, seçimlere adaylıklarını koyan kişileri ve sunulan listeleri seçmenlerin tanımasına imkan vermek;
iii. Yukarıda belirtilen bilgi, ulusal azınlıkların kullandığı dilde de erişilebilir olmalıdır.
c) Tarafsız olma yükümlülüğünün ve seçmen iradesinin serbest oluşumunun ihlallerinin, cezalandırılması gerekir.
(...)
11. Seçim Hususlarında İyi Uygulama Yasasına ilişkin açıklayıcı rapor aşağıda bulunmaktadır:
3. Serbest seçim
26. Serbest seçim iki yön içermektedir: bu yönler, seçmenin iradesinin serbest oluşumu ve bu iradenin serbest ifadesidir yani oylama işleminin serbest niteliği ve açıklanan sonuçların gerçeğidir.
3.1 Seçmenin iradesinin serbest oluşumu
a) Seçmenin iradesinin serbest oluşumu, fırsat eşitliğiyle kısmen değişmektedir - ve kamu makamları genel olarak - özellikle medya kitlesinin kullanımı, ilan yapıştırma, adayların ve partilerin finanse edilmesi veya kamuya açık alanlarda gösteri yapma hakkıyla ilgili olarak tarafsızlık görevlerine riayet etmektedirler.
b) Ayrıca kamu makamları, belirli pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamları, vatandaşların onayına düzenli olarak sunulan adaylıkları göstermelidirler. Kamu makamların arasında bulunan bazı adaylıkların gösterilmesi ancak istisnai durumda ağır basan kamu menfaatinin gerektiği takdirde yasaklanabilmektedir. Ayrıca kamu makamları, uygun bir ilan yapıştırılmasıyla örneğin seçimlere sunulan adaylar ve listeleri öğrenmek için seçmene imkan vermelidir.
(
)
3.2. Seçmen İradesinin Özgür İfadesi İle Seçimlerde Hileye Karşı Mücadele
27. Seçmen iradesinin özgür ifadesi, öncelikle kanun ile öngörülen oy işleminin riayet edilmesi gerektirmektedir. Seçmen, uygulamada, kaydedilen adaylar veya listeler için oy kullanabilmesi gerekmektedir bu durum özellikle seçmenlerin isimlerinin bulunduğu oy pusulasına sahip olmaları gerektirmektedir ve söz konusu oy pusuluları oy sandığına bırakılabilir (
) Seçmen, bir makam veya bir kimse tarafından kaynaklanan ve oyunu kullanmayı veya istediği gibi kullanmayı engelleyen tehditlere ya da baskılara boyun eğmemelidir; Devlet, bu tür bir uygulamayı cezalandırma ve önleme yükümlülüğü bulunmaktadır.
30. Seçim konusunda etkin başvuru sisteminin varlığıyla ilgili olarak, Mahkeme Petkov ve diğerleri / Bulgaristan Kararında (No. 77568/01, 178/02 ve 505/02, § 52, 11 Haziran 2009) belirtilen söz konusu, İyi Uygulama Yasasında öngörülen hükümlere atıfta bulunmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAİVURULARIN BİRLEİTİRİLMESİ HAKKINDA
31. Mahkeme, İçtüzüğünün 42. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, sorulan hukuki sorular ve olaylarla ilgili olarak, başvuruların benzerliğini dikkate alarak birleştirilmesine ve tek bir kararda müştereken incelenmesine karar vermiştir.
II. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
32. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin kabul edilemezlik itirazını tespit etmektedir. Öncelikle Hükümet, 298 sayılı Kanunun ilgili maddelerine dayanarak bağımsız adaylarda dahil olmak üzere, bütün adayların daha önce İlçe Seçim Kuruluna başvurduktan sonra Yüksek Seçim Kuruluna müracaat edebildiklerini değerlendirmektedir. Öncelikle Hükümet, yine 298 sayılı Kanun uyarınca başvuranın da doğrudan üç aylık bir süre içerisinde karar veren Yüksek Seçim Kuruluna başvurabileceği kanaatindedir. İkinci olarak Hükümet, başvuranın yetkili ulusal mahkemeler önünde hiçbir şekilde ileri sürmediği şikayetlerini ilk defa Mahkeme huzurunda sunması dolayısıyla iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle mevcut başvurunun reddedilmesinin uygun olacağını savunmaktadır.
33. Başvuran, Hükümet tarafından tespit edilen kabul edilemezlik itirazlarını kabul etmemektedir.
34. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesiyle ilgili olarak Sözleşmenin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen amacın, Sözleşmeci Devletlere karşı iddia edilen ihlallerin Mahkemeye sunulmasından önce - normal olarak mahkemeler yoluyla - Sözleşmeci Devletlere şikayetlerin giderilmesi veya şikayetleri önleme fırsatı sunduğunu hatırlatmaktadır. Bu hüküm, aşırı şekilci bir biçimde olmaksızın ve belirli bir esneklikle uygulanmalıdır; ilgilinin, Strazburgda dile getirmeyi düşündüğü şikayetlerini iç hukukta belirtilen süre ile koşullar içerisinde en azından özet olarak ulusal makamlar önünde de ileri sürmesi yeterlidir (Fressoz ve Roire / Fransa (BD), No. 29183/95, § 37, AİHM 1999-I, ve Savgın / Türkiye, No. 13304/03, § 31, 2 Şubat 2010).
35. Öncelikle Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin değerlendirilmesi için Yüksek Seçim Kuruluna başvurduğunu tespit etmektedir. Ardından Mahkeme, 298 sayılı Kanunun 94/11 a) maddesinde, altı aydan uzun süredir yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarına gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında bağımsız adaylar için değil de, yalnızca siyasi partiler için oy kullanma hakkı verildiğini tespit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, 22 Mayıs 1987 tarihli kararıyla, bu kanunun, Anayasaya uygun olduğuna karar vermiştir. Sonuçta, olayların meydana geldiği tarihte, kanunların Anayasaya uygunluğuna itiraz etmek için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulamamaktadır (anılan, Hasan Uzun, §§ 7-27, ve Ümmühan Kaplan / Türkiye, No. 24240/07, §§ 27 ile 74, 20 Mart 2012, ve yukarıdaki 23. paragraf).
36. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, olayların meydana geldiği tarihte kullanabileceği başvuru yollarını tükettiği ve şikayetlerini değerlendirilmesi için en azından özet olarak ulusal mahkemeler huzurunda ileri sürdüğü kanaatindedir. Sonuç olarak Hükümet tarafından belirtilen iç hukuk yollarının tüketilmediği iddiası kabul edilemezdir.
37. Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında, şikayetlerin, dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit ederek, Mahkeme kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 10. VE 14. MADDELERİYLE BİRLİKTE 1 NO.LU EK PROTOKOLÜN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
38. Mahkeme tarafından incelenen iki başvuruda, herhangi bir siyasi partiye üye olmayan bağımsız aday sıfatıyla başvuran tarafından belirtilen iddialar, iki kısımdan oluşmaktadır: birinci kısım, 298 sayılı Kanunun 94/11 a) maddesi uyarınca altı aydan fazla bir süredir Türkiye dışında yaşayan Türk vatandaşlarının, gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında bağımsız adaylar için değil de yalnızca siyasi partilerce sunulan listeler için oy kullanabilmelerini; ikinci kısım ise, 298 sayılı Kanunun 52. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, bağımsız aday sıfatıyla başvuranın, 2007 tarihinde genel seçime katılan siyasi partiler gibi TRTde seçim propagandası yapamamasını içermektedir. İlgili, Sözleşmenin 10. ve 14. maddeleriyle birlikte 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesini ileri sürmektedir.
39. Mahkeme, seçim bağlamında Sözleşmenin 3. maddesiyle güvence altına alınan serbest seçim düzenleme hakkı ışığında, Sözleşmenin 10. maddesiyle güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının değerlendirilmesi gerektiğini daha önce belirttiğini hatırlatmaktadır (Bowman / Birleşik Krallık, 19 Şubat 1998, § 41, Hüküm ve Karar Derlemeleri 1998 - I, ve TV Vest AS ile Rogaland Pensjonistparti / Norveç, No. 21132/05, § 61, AİHM 2008). Bu konu dolayısıyla, Mahkeme başvuranın şikayetlerini yalnızca Sözleşmenin 14. maddesiyle birlikte veya tek başına 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi açısından incelenmesine karar vermiştir.
Sözleşmenin 14. maddesi aşağıdaki gibidir:
Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.
1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi:
Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul Aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler.
A. Tarafların Gerekçeleri
1. Başvuran
40. Başvuran, bir taraftan söz konusu parti listesinde bulunan adayların ve siyasi partiler arasında yapılan farklı muamelenin ve diğer taraftan kendisi gibi bağımsız adayların herhangi meşru bir amaca cevap vermediği kanaatindedir. Başvuran, bu tür bir muamelenin, kendisini siyasi rekabetten uzaklaştırdığını ve ihtilaflı genel seçim sırasında vatandaşların bilgi edinme hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiğini değerlendirmektedir.
41. Başvuran, siyasi partiye bağlı bireysel adaylar ile herhangi bir partiye bağlı olmayan diğer bağımsız adaylar arasındaki rekabet sürecinde bir bozukluk olduğunu yinelemektedir. Başvuran, söz konusu muamelenin farklılığını desteklemek için Hükümet tarafından iddia edilen teknik gereklilik iddiasını kabul etmemektedir. Aslında söz konusu kanunun 27 yıla aşkın bir süre önce oylanması, davalı Devleti, bu sorunun aşılması için gerekli tedbirlerin titizlikle alınması yükümlülüğünden muaf tutmaz. Başvuran, Mahkeme İçtihadına atıfta bulunarak, serbest seçim hakkı bağlamında, davalı Devletin yalnızca her türlü müdahaleyi önlemek için değil ayrıca gerekli tedbirlerin alınması için de pozitif yükümlülüğünün bulunduğunu iddia etmektedir. Başvurana göre, burada bir kısıtlama söz konusu değildir, ancak gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında bir partiye bağlı olmayan bağımsız adaylar için oy kullanılamamasının ve bu adayların TRTde seçim propagandası yapmasının mümkün olmamasının kanunda öngörülmesi nedeniyle, bir yasağın söz konusu olduğu kanaatindedir. Ayrıca başvuran, Mahkeme içtihadında, görsel-işitsel medya tarafından propaganda yapılmasının, yazılı basınca yapılan propaganda yerine daha doğrudan etkisinin olduğunu değerlendirmektedir. Ayrıca Devlet televizyonu kanalları ile radyolarda yapılan seçim propagandası, siyasi partiler için ücretsiz olacaktır. Aslında, bir partiye bağlı olmayan bağımsız adaylar siyasi nitelikte de reklam yapamazlar. Siyasi partilere verilen bu tür imkan, davalı Devletin tarafsızlık göreviyle ve seçimlerde gösterilen adaylar hakkında seçmenleri bilgilendirmek için pozitif yükümlülüğüyle uyumsuz olacaktır.
42. Başvuran, internet ile seçim propagandası yapılması imkanının, 298 sayılı Kanununa eklendiğini ve 8 Nisan 2010 tarihli bir değişiklikle düzenlendiğini savunmaktadır. Dolayısıyla bu imkan, 22 Temmuz 2007 tarihli genel seçim sırasında kendisine verilmemiştir.
43. Başvuran, 298 sayılı Kanunun 94/II a) maddesinin 28881/07 No.lu başvuru konusuyla ilgili olduğunu belirtmektedir. Başvuran, bağımsız aday sıfatıyla yurtdışında yaşayan seçmenlerin siyasi partiler için oy kullanamamaları nedeniyle gümrük kapılarında kurulan seçmen seçim sandıklarında düzenlenen oylamadan dışlandığını yinelemektedir. Bu bağlamda başvuran, Türkiyede yaşayan seçmenler ile yurtdışında yaşayan seçmenler arasında bir farklılık olduğunu değerlendirmektedir. Bu ilgililer, diğerleri gibi siyasi partiler ile bağımsız adaylar için değil yalnızca siyasi partiler için oy kullanabilmişlerdir. Diğer taraftan gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında kullanılan oylar, yalnızca seçime katılan siyasi partiler için geçerli olmuştur. Bu nedenle bir partiye bağlı olmayan bağımsız adaylar ile bir partiye bağlı bağımsız adaylar arasında ayrımcılık bulunmaktadır.
44. Başvuran, 298 sayılı Kanunun 52. maddesinin 37920/07 No.lu başvuru konusuyla ilgili olduğunu hatırlatmaktadır. Başvuran, siyasi partiye bağlı bağımsız adayın pratikte bir partiye bağı olmayan bağımsız bir adaya göre, TRTde seçim propagandası yapmaya ihtiyacı olmadığını belirtmektedir zira ilk aday bağlı olduğu siyasi partinin seçim propagandasından yararlanacaktır. Anayasanın 31. maddesinin 2. fıkrasına atıfta bulunarak, başvuran eksiksiz bir sınırlama listesinin yani kamu güvenliği, kamu düzeni, kamu sağlığı veya iyi adetlerin halkın bilgi edinmesini engellediği kanaatindedir. Ayrıca başvuran, özel radyo ve televizyonlarda seçim propagandası yapmasının mümkün olmadığını iddia etmektedir.
2. Hükümet
45. Hükümet, başvuranın, İstanbul iki numaralı seçim bölgesinde diğer 44 bağımsız adaydan biri olarak 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlerde aday olduğunu hatırlatmıştır. Bu 44 bağımsız aday, 2 146 486 kayıtlı seçmenin kullandığı oyların 101 704ünü elde etmiştir. Bu oylama sonucunda bağımsız adayların hiçbirisi bu bölgede seçilememiştir. Hükümet, başvuranların serbest seçim hakkının ihlal edilmediği kanaatindedir.
46. 298 sayılı Kanunun 94/A II maddesiyle ilgili olarak Hükümet, Türkiyede yaşayan seçmenlerin öncelikle, belirli seçim çevresinde kayıtlı olduğunu ve bu bölgelerdeki adayların isimleri oy pusulalarına basıldığını belirtmiştir. Buna karşın, yurt dışında yaşayan seçmenlerin seçmen listelerine kayıt olamazlar ve yalnızca gümrük kapılarına kurulan seçim sandıklarında oy kullanabilirler. Milletvekili seçimlerinde gümrüklere kurulan seçim sandıkları, belli bir seçim çevresine dahil değildir. 2007 tarihinde gerçekleştirilen genel seçimlerde, 700 kişinin bağımsız milletvekili adaylığı için başvurduğu dikkate alındığında, tüm bağımsız adayların isimlerini oy pusulalarına basmak ve bu pusulaları sandık merkezlerinin kullanımına sunmak teknik açıdan mümkün değildir. Bu nedenle sadece, siyasi partileri temsil eden adaylar adına düzenlenen pusulalar, oy pusulalarına basılmakta ve seçim merkezlerinde bu oy pusulaları kullanılmaktadır. Teknik zorunluluklardan kaynaklanan bu kısıtlama, bağımsız adaylarda geçerli olduğu kadar siyasi partiler tarafından belirlenmiş diğer bağımsız adayların, kendi adına hareket ettiğinde de geçerlidir.
47. 298 sayılı Kanunun 52. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin olarak, Hükümet, bu hükümlerin özel radyo ve televizyon kanallarına uygulanmadığını ve sadece devlet radyo ve televizyonlarına yönelik olduğunu ve aynı şekilde bu hükümler siyasi partilerin belirledikleri adayların, partisi adına değil de kendi adına adaylığını koyduğunda da geçerli olduğunu açıklamıştır. Dolayısıyla bağımsız adaylar (adayların lehine ve aleyhine ayrımcılık yoktur) arasında ayrım ya da aleyhlerine ayrımcılık yoktur. Bu kısıtlama teknik zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Öyle ki 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde, siyasi parti mensubu olan ve olmayan yüzlerce bağımsız aday seçimlerde adaylığını koymuştur. Hükümet, Devletin her adaya TRT ekranlarında, sadece 5 dakika konuşma hakkı tanıması halinde bile bu durumun haftalarca sürebileceğini bu nedenle, mecliste grubu olan ya da olmayan siyasi parti yöneticilerinin TRTde 10 ila 20 dakika boyunca konuşma hakkının olduğuna dikkat çekmiştir.
48. Hükümet, Danimarka, Fransa, İngiltere ve İrlanda Cumhuriyetinde seçimler boyunca kamu medyasında seçim propagandası yapma hakkını yalnızca siyasi parti yöneticilerine tanıyan benzer bir mevzuatın olduğunu belirtmişti. Hükümet bağımsız adaylar ve siyasi parti adayları da olmak üzere tüm adayların, özel radyo ve televizyon kanallarında, 298 sayılı Kanunun 55/A maddesi uyarınca propaganda yapma haklarının olduğunu bildirmiştir. Hükümet, başvuranın ulusal ya da yerel düzeyde yayın yapan özel radyo ve televizyon kanallarında ve aynı zamanda düşüncelerini yayması ve haber alması amacıyla internet sitesi kurma hakkı olduğu kanaatindedir. (haber-ve-düşünceleri-yayma) Ayrıca, Hükümete göre, başvuranın fikirlerini ifade etmesi amacıyla, 298 sayılı Kanunun ilgili hükümleri doğrultusunda örneğin; fotoğrafının bulunduğu seçim afişleri yapıştırmak ya da parti flamalarını dağıtmak suretiyle halka açık veya kapalı alanlarda seçim propagandası yapabilmektedir. Hükümet, başvuranın genel seçimlerde, fikirlerini ifade edebilmesi ve propaganda yapabilmesi için çeşitli imkanlarının olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın TRT ekranlarında birkaç dakika kadar propaganda yapamamış olması nedeniyle ifade özgürlüğünün kısıtlanmış olduğunu iddia etmesini abartılı bulmaktadır.
B. İlgili Genel Hükümler
49. Mahkeme, halkın kendi düşüncelerini serbestçe ifade etmesinin güvence altına alındığı koşullarda, makul aralıklarla ve gizli oyla serbest seçimler yapılmasını öngören 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesinde, sübjektif nitelikteki oy verme ve seçimlerde aday olma haklarının üstü örtülü olarak yer aldığına işaret eder. Bu haklar önemli olmakla birlikte mutlak değildir. Ancak, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi, bu hakları açık terimlerle düzenlemeden sadece tanımlamakla yetindiği için, üstü örtülü sınırlanmalara yer vardır.(Mathieu-Mohin ve Clerfayt / Belçika, 2 Mart 1987, § 52, A serisi No. 113). Sözleşmeci Devletler kendi iç hukuk düzenlerinde oy verme ve seçimlerde aday olma haklarını, kural olarak 3. maddeye aykırı düşmeyecek şartlara tabi tutabilirler. Bu konuda Sözleşmeci Devletlerin geniş bir takdir alanları vardır; ancak 1 No.lu Ek Protokolün gereklerine uyum sağlanmış olup olmadığını belirlemek, son aşamada Mahkemeye düşen bir görevdir. Mahkeme bu şartların, söz konusu hakların özünü zedeleyecek ve etkili olmaktan yoksun bırakacak şekilde kullanılmalarını engellemediklerine, meşru bir amaç için konulduklarına ve kullanılan araçların orantısız olmadıklarına kanaat getirmelidir. ( Matthews / Birleşik Krallık (BD), No. 24833/94, § 63, AİHM 1999-1, Labita / İtalya (BD), No. 26772/95, § 201, AİHM 2000-IV, Aziz / Kıbrıs, No. 69949/01, § 25, AİHM 2004-Y,Hirst / Birleşik Krallık (No. 2) (BD), No. 74025/01, § 62, AİHM 2005-IX, anılan Yumak ve Sadak, § 109 ve Tanase / Moldova (BD), No. 7/08, § 161, AİHM 2010 ).
50. Özellikle, bu şartların hiçbirisinde yasama organlarının seçiminde halkın hür iradesini sekteye uğratacak herhangi bir engel yer almamalı -başka bir deyişle, halkın hür iradesini belirlemeye yönelik genel oylamalarda, bu şartlar, seçimlerin etkinliğini ve bütünlüğünü yansıtmalı ya da engel oluşturmamalıdır (Zdanoka / Letonya (BD), No. 58278/00, § 104, AİHM 2006-IV ).
51. Üstelik serbest seçimler ve ifade özgürlüğü özellikle de siyasi tartışma özgürlüğü bütün demokrasilerin temelini oluşturur. Bu iki hak birbirine sıkı sıkıya bağlı ve birbirlerini destekleyici niteliktedir: örneğin, Mahkemenin geçmişte de belirttiği üzere ifade özgürlüğü yasama organının seçilmesinde halkın düşüncelerini özgürce açıklanmasını sağlayan şartlardan birisidir. (Mathieu-Mohin ve anılan Clerfayt, § 54). Bu nedenle, seçim öncesi dönemde her türlü düşünce ve haberlerin yayılmasına izin verilmesi özellikle önemlidir. (Rusya Komünist Partisi ve diğerleri / Rusya, No. 29400/05, § 107, 19 Haziran 2012).
52. Bununla birlikte, bazı durumlarda, bu haklar arasında uyuşmazlık çıkabilir seçim öncesi veya sonrası yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını güvence altına almak amacıyla ifade özgürlüğüne getirilen bazı kısıtlamalar genellikle kabul edilemez oldukları halde gerekli oldukları izlenimi doğurabilir. Mahkeme, genellikle, seçim sisteminin düzenlenmesine ilişkin hususta olduğu gibi Sözleşmeye taraf Devletlerin, geniş çapta takdir yetkisine sahip olmalarını bu iki hak arasında denge kurarak tanımıştır (daha önce anılan Bowman, § 43).
53. Seçmenin ikamet kriterleri üzerine dayanan yurtdışında oy kullanma hakkı uygulanmasının kısıtlanmasıyla ilgili olarak, Sözleşme organları, geçmişte kendilerini haklı gösterecek birçok neden saymışlardır. Öncelikle yurtdışında yaşayan bir vatandaş, ülkenin günlük sorunlarıyla genellikle az veya daha az doğrudan ilgilidir ve bu sorunları az bilmektedir; ikinci olarak, yurtdışında yaşayan vatandaşlar adayların seçimi veya seçim programlarının düzenlenmesi üzerinde etkileri düşüktür. Üçüncü olarak, genel seçimlerde oy kullanma hakkı ile seçilen siyasi organların eylemleriyle doğrudan etkilendiğimiz gerçeği arasındaki bağlantı yakındır. Dördüncü olarak ise, öncelikle kesinlikle temel olmakla birlikte ülkede ikamet eden kişileri ilgilendiren konulara ilişkin yurtdışında yaşayan seçmenlerin seçim üzerinde etkilerinin kısıtlanması için yasa koyucunun taşıyabileceği endişedir (Hilbe / Liechtenstein (kabul edilebilirlik kararı), No. 31981/96, AİHM 1999-VI, X ve Y derneği / İtalya, No. 8987/80, 6 Mayıs 1981 tarihli Komite kararı, Karar ve Raporlar (KR) 24, s. 192, ve Polacco ve Garofalo / italya, No. 23450/94, 15 Eylül 1997 tarihli Komite kararı, KR 90-B, s.5). Daha yeni bir tarihte Mahkeme, bir seçim sırasında oy kullanma hakkına sahip olma veya bu hakkı kullanma amacıyla, ikamet şartı veya ikamet süresi şartını sağlama yükümlülüğünün, ilke olarak söz konusu hakka keyfi bir kısıtlama teşkil etmediğini ve dolayısıyla 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesiyle uyumsuz olmadığını değerlendirmiştir (Doyle / Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 30158/06, 6 Şubat 2007 ve Sitaropoulos ve Giakoumopoulos / Yunanistan (BD), No. 42202/07, § 69, AİHM 2012).
54. Her türlü genel oy ilkesinin ihlali, seçilen yasama organını ve kendisi tarafından verilen bir kararla kanunların demokratik meşruiyetini baltalama riski taşımaktadır. Herhangi bir toplumun veya grubun dışlanması, sonuç olarak 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesinde öngörülen ilkelerle uyumlaştırılmalıdır (Soukhovetski / Ukrayna, No. 13716/02, § 52, AİHM 2006-VI, Parti conservateur russe des entrepreneurs et les autres / Rusya, No. 55066/00 ve 55638/00, § 49, 11 Ocak 2007, Krasnov ve Skouratov / Rusya No. 17864/04ve 21396/04, § 41, 19 Temmuz 2007 ve Kovatch / Ukrayna, No. 39424/02, § 50, AİHM 2008).
C. Bu İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
1. 28881/07 No.lu başvuruyla ilgili olarak: 298 sayılı Kanunun 94/II a) maddesine ilişkin
55. Öncelikle Mahkeme, başvuranın durumunun, yurtdışında yaşayan kendi vatandaşlarının halihazırda ikamet yerlerinden genel seçimlerde oy kullanma imkansızlığını incelediğine dair diğer davalara göre değiştiğini ve Sözleşmeye eklenen Protokolün 3. maddesi bakımından, yurtdışında yaşayan vatandaşlara yurtdışında bu tür oyun kullanılmasına imkan verecek bir kanun çıkarılması için Taraf Devletlerin yükümlülüğünün var olup-olmadığı konusunu incelediğini dikkate almaktadır (anılan, Sitaropoulos ve Giakoumopoulos (BD), § 70 ve Shindler / Birleşik Krallık, No. 19840/09, § 109, 7 Mayıs 2013).
56. Bu durumda Mahkeme, altı aydan fazla bir süredir yurtdışında ikamet eden veya yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının, 28 Mart 1986 tarihinde değişikliğe uğrayan 298 sayılı Kanunun 94/11 a) maddesi uyarınca, kendisi gibi gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında bağımsız adaylar için değil yalnızca siyasi partiler için oy kullanabilmelerine ilişkin başvuranın şikayet ettiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla başvuranın şikayeti, bağımsız aday olarak gümrük kapılarında sunulan oy pusulaları üzerinde isminin yer almaması nedeniyle, yurtdışında yaşayan vatandaşların kendisine oy verememesine dayanmaktadır. Bu bağlamda yurtdışında ikamet eden seçmenlerin, başvurana oy verememesine ilişkin somut olaydaki durum ile bir başvuranın, seçtiği partinin düzenlenen seçimde kayıttan çıkarılması nedeniyle bu siyasi parti için oy kullanamaması durumu arasında bir tür eşitlik kurmak gerekir (Parti conservateur russe des entrepreneurs ve diğerleri / Rusya, No. 55066/00 ve 55638/00, § 78, 11 Ocak 2007).
57. Bu bağlamda Mahkeme, oy kullanma hakkının ancak her seçmenin oy pusulalarında aday veya oy kullanmak istediği partinin ismini görebildiği takdirde genel güvence esası gibi yorumlanacağına karar vermiştir. Ancak Mahkeme, halkın iradesinin serbest ifadesinin, bir ülkenin toplumunun aklından geçen görüş akımlarını temsil eden birçok siyasi partilerin yarışmamasının düşünülemez olduğunu hatırlatmaktadır (anılan, Parti conservateur russe des entrepreneurs ve diğerleri § 79 ve Federación nacionalista Canaria / İspanya (kabul edilebilirlik kararı), No. 56618/00, AİHM 2001-VI).
58. Dolayısıyla mevcut davayla ilgili olarak, Mahkeme bağımsız adayların zorla seçime katılmalarının, 22 Temmuz 2007 tarihli seçimin özelliklerinden biri olduğunu daha önce belirtmiştir. Bu strateji, genel seçime katılan siyasi partilere verilen % 10luk yerel seçim barajını engelleme amacı taşımaktadır. Bu tür bir baraj yüksek görünse dahi, bunun amacı ancak Sözleşmenin 1 No.lu Ek Protokolünün 3. maddesiyle güvence altına alınan hakların özü ihlal edilmeksizin hükümetin istikrarını sağlamaktır (anılan, Yumak ve Sadak, § 147 ve yukarıdaki 7. paragraf).
59. Yumak ve Sadak Kararında varılan tespit ışığında başvuranın durumu incelendikten sonra, 22 Temmuz 2007 tarihli genel seçime on dört siyasi partinin katıldığını tespit etmek gerekir. Başvuran, İstanbulun ikinci seçim bölgesinde bir partiye bağlı olmaksızın bağımsız aday olarak kendisini sunmuştur. Bağımsız adayların aksine, başvuran siyasi partiye bağlı bağımsız aday olarak kendisini sunmama seçimini yapmıştır. Seçime katılan diğer bütün adaylar arasında kendisini gösterdiği bölgede, yeterli ve gerekli oy sayısı elde edemeyen başvuran, 22 Temmuz 2007 tarihli siyasi seçim sırasında bir siyasi partiye bağlı olmaksızın bağımsız aday olarak milletvekili olarak seçilememiştir.
60. Mahkeme, yurtdışında ikamet eden vatandaşların oy kullanma haklarıyla ilgili olarak yerel pratiklerin bulunmasının ve uygulamasının, taraf Devletler arasında eşitlikten uzak bir tutum olduğunu hatırlatmaktadır. Genel bir şekilde, Sözleşmenin 1 No.lu Ek Protokolünün 3. maddesinde yurtdışında ikamet eden vatandaşların oy kullanma haklarının icrasını mümkün kılan bir yükümlülük getirilmemektedir (anılan, Sitaropoulos ve Giakoumopoulos (BD), §§ 74 ile 75). Ayrıca Venedik Komisyonu çalışmalarından, yurtdışında yaşayan vatandaşların oy kullanma haklarının tanınmasının reddedilmesi veya bu hakkın sınırlandırılmasının genel seçim ilkesine bir kısıtlama teşkil etmediği anlaşılmaktadır. Aslında yurtdışında ikamet eden vatandaşların oy kullanma haklarının icrasını ve bu hakkın icrasıyla ilgili olarak güvenlik ile pratik usul değerlendirmeleri ve uygulanmasına ilişkin teknik koşulları mümkün kılmak için bir Devletin seçimi gibi mevcut farklı menfaatleri dengeye koymak gerekir.
61. Bu durumda Mahkeme, ulusal yasa koyucusunun yurtdışında ikamet eden vatandaşların, siyasi partilerin ve bağımsız adayların mevcut farklı menfaatlerini değerlendirdiğini dikkate almaktadır. Ayrıca ulusal yasa koyucusu, bu tür bir hakkın uygulanmasıyla yani bu hakkın nerede kullanılabilmesiyle ilgili olarak, yurtiçinde ikamet eden seçmenlere verilen haklara ve kullanılan oyların sayılma şekline göre, bu hakkın kapsamına ilişkin getirilebilecek olan kısıtlamalar gibi teknik sorunları göz önüne almıştır. Bu nedenle yasa koyucusu, destekleyici bir kısıtlama getirerek yurtdışında yaşayan seçmenlere oy kullanma hakkı verilmesine karar vermiştir. Zira yurtiçinde yaşayan seçmenlerin belirli bir seçim bölgesinde oy kullanmaları nedeniyle, gerek yurtdışında ikamet eden söz konusu seçmenlere tek başına bir seçim bölgesi verilmesinin gerekse var olan seçim bölgelerinde bunun verilmesinin imkansız olduğu gerekçesiyle bu karar verilmiştir. Dolayısıyla davalı Devlet, yalnızca yurtdışında ikamet eden Türk vatandaşlarına genel seçimlere katılan siyasi partilere oy kullanmaları koşuluyla bu hakkı tanımıştır. Ayrıca yasa koyucusu, teknik nedenler dolayısıyla, yerel bölgede siyasi partilere kullanılan oylarla birlikte yurtdışında ikamet eden seçmenlerin kullandıkları oyların sayılmasının meşru olduğu kanaatine varmıştır.
62. Bu bağlamda Mahkeme, ulusal yasa koyucusunun sunduğu gerekçelerin 22 Mayıs 1987 tarihli Anayasa Mahkemesi kararıyla Anayasaya uygun olduğunu tespit etmektedir (yukarıdaki 24. paragraf). Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, yurtiçinde yaşayan Türk vatandaşlarına göre, belirli bir bölgede altı aydan beri yurtdışında ikamet eden Türk vatandaşlarının oy kullanma haklarına getirilen düzeltme sorununa karşı, bu seçmenlerin bağımsız adaylar için değil yalnızca siyasi partiler için oy kullanabilmesiyle ilgili olarak, yurtiçinde yaşayan Türk vatandaşları ile yurtdışında ikamet eden seçmenler arasında adil bir denge kurulması gerektiğini değerlendirmiştir.
63. Mahkeme, yurtdışında ikamet eden Türk vatandaşlarının bu tür bir oy kullanma haklarına getirilen düzeltme için ulusal yasa koyucusunun sunduğu talebin, ancak bağımsız adaylar için oy kullanma haklarına bir kısıtlama getirildiği takdirde mümkün olabileceği kanaatindedir. Bu kısıtlama, yurtdışında yaşayan seçmenlerin ikamet yerlerinin kriterleri ve Anayasa Mahkemesi tarafından 22 Mayıs 1987 tarihinde verilen kararda ileri sürülen gerekçeler ışığında okunmalıdır. Ayrıca bu kısıtlama, yurtdışında ikamet edenlerin oy kullanma haklarının icrasında kabul edilen genel kısıtlamalar dikkate alınarak da değerlendirilmelidir (anılan, Stiaropoulos ve Giakoumopoulos (BD), §69 ve anılan, Shindler, § 105). Özellikle, bu kısıtlama, öncelikle temel olarak ülkede ikamet eden kişileri ilgilendiren konulara ilişkin seçimler hakkında yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarının etkisini azaltmak için yasa koyucusunun meşru endişesi olabileceği üzerine dayanmaktadır.
64. Bu duruma, kendi ülkelerinin yönetimi üzerinde etki sağlamaya elverişli ve iktidara erişme imkanı bulunan tek kuruluş olan siyasi partilerin oynadığı rolü eklemek gerekir. Seçmenlerine sunduğu evrensel toplum modeli projeleriyle ve bu projeleri gerçekleştirme kapasiteleriyle siyasi partiler, bir defa iktidara geldiklerinde siyasi alanda müdahale eden diğer örgütlerden ayrılacaklardır (Refah Partisi ve diğerleri / Türkiye (BD), No. 41340/98, 41342/98, 41343/98, 41344/98, § 87, AİHM 2003-II).
12. Üstelik Mahkeme, mevcut başvuru ile ilgili olarak, yurtdışında ikamet eden vatandaşların gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında sadece siyasi partiler için oy kullanabilmelerinin, ayrıca iki meşru amacı olduğu kanısındadır: oy pusulasının aşırı bölünmesinden kaçınarak demokraside çoğulculuğu teşvik etmek ve yasama organı seçimlerine ilişkin olarak kamuoyunun kendini ifade etmesini güçlendirmek (bk., mutatis mutandis, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) / Türkiye, No. 7819/03, § 42, AİHM 2012).
13. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak, yurt dışında ikamet eden seçmenlerin gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında, başvuranın da aralarında bulunduğu herhangi bir siyasi partiye bağlı olmayan bağımsız adaylar için oy kullanamazken sadece siyasi partiler için oy kullanabilmesinin, bu seçimler sonucunda iktidarın yönetmekle görevli olacağı Hükümetin ve ülkenin siyasi istikrarını sağlamak konusunda, yasa koyucunun haklı endişesine cevap verdiği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla Mahkeme, davalı Devletin konu hakkında sahip olduğu geniş değerlendirme payını göz önünde bulundurarak, herhangi bir siyasi partiye bağlı olmayan başvuran tarafından iddia edilen muamelenin, tarafsız ve makul bir doğruluğa dayandığı kanısındadır.
14. Bu nedenle somut olayda, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesi tek başına veya Sözleşmenin 14. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, halkın kendisini özgürce ifade edebilme hakkı ve seçimlerde başvuranın aday olma hakkı, söz konusu hükümler anlamında kendi özünde ihlal edilmemiştir.
15. Dolayısıyla bu hükümler, ihlal edilmemiştir.
2. 37920/07 No.lu Başvuru ile İlgili Olan 298 Sayılı Kanunun 52. Maddesine İlişkin Olarak
16. Mahkeme öncelikle, mevcut başvuruya ilişkin olarak, TRTnin kendi bünyesini oluşturan bütün radyo ve televizyon kanallarıyla ulusal sınırlar içerisinde yer alan toprakların tümünde yayın sağladığını hatırlatmaktadır.
Mahkeme ardından, başvuranın, 22 Temmuz 2007 tarihinde gerçekleşen genel seçimlere katılmış olan tüm siyasi partilerin, 298 sayılı Kanunun 52. maddesi gereğince, seçim propagandaları için TRTde söz hakkı alma süresi bulunmasına rağmen kendisinin bağımsız aday olarak bu avantaja sahip olmadığını ileri sürdüğünü tespit etmektedir. Hükümet, kendi adına, bu maddenin hükümlerinin, siyasi partileri adına değil de kendi adına propaganda yapan ve siyasi bir parti tarafından aday gösterilen herkes için uygulandığını ileri sürmektedir. Üstelik başvuran, bu iddiaya itiraz etmemektedir.
17. Başvuran diğer taraftan, Hükümet görüşlerine cevaben sunduğu iddiasına dayanarak, özel radyo ve televizyon kanallarında da propaganda yapmasının mümkün olmadığını ileri sürmektedir. Mahkeme, Yüksek Seçim Kurulunun, 4 Mayıs 2007 tarihli kararında, bağımsız adaylar ve siyasi partiler için, 22 Temmuz 2007 tarihli genel seçimler bağlamında bütün radyo ve televizyon kanallarında seçim propagandası yayımına ilişkin kuralları belirlediğini tespit etmektedir. Yüksek Seçim Kurulu ayrıca, genel seçimlere katılacak olan bütün siyasi partilere ve bağımsız adaylar için uygulanacak dürüstlük ve tarafsızlık kurallarını belirlemiştir.
18. Bu nedenle Mahkeme, Hükümet tarafından kendisine tebliğ edildiği şekliyle mevcut başvurunun konusunun, başvuranın TRT kanalında seçim propagandası yapamamasına ilişkin olduğunun altını çizmektedir. Dolayısıyla Mahkemenin değerlendirmesi, başvuranın, 298 sayılı Kanunun 52. maddesi uyarınca, bağımsız aday olarak, 2007 genel seçimlerine katılan siyasi partiler gibi TRTde seçim propagandası yapamamasına ilişkin iddiasını incelemekle sınırlı kalacaktır.
19. Mahkeme, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin veya diğer taraftan Sözleşmenin diğer hükümlerinin, Sözleşmeci Devletlerin, yasal tedbirler yardımıyla, genel politika tasarılarını uygulamasını ilke olarak engellemediğini söz konusu genel tedbirler gereğince, Şahıslardan oluşan belirli bir sınıf veya belirli bir grubun kanun tarafından belirlenen
tüm haklarının icrasına müdahale edilmesinin, Sözleşme bakımından haklı çıkarılabilmesi şartıyla, söz konusu sınıf veya grubun diğerlerinden farklı bir muameleye tabi tutulduğunu hatırlatmaktadır (daha önce anılan Zdanoka, § 112).
20. Bununla birlikte Mahkeme, siyasi partilerin TRT kanalında seçim propagandası yapabildiklerini ancak herhangi bir siyasi etiketi bulunmayan bağımsız adayların aynı kanalda seçim propagandası yapamadıklarını gözlemlemektedir. Siyasi partiler, rolleri gereği, iktidara erişebilecek tek kuruluş olmaları dolayısıyla, ülke rejiminin tümü üzerinde etki gösterebilecek yetiye sahiptirler. Bu nedenle siyasi partiler, ülke nüfusunun tüm kesimlerine hitap etmek ve kazanırlarsa, seçimler sonrasında uygulamak istedikleri toplum projesini halka sunmayı istemektedirler. Siyasi partiler, seçim propagandalarını, bir adayla temsil edildikleri bölgeyle sınırlandırmamaktadırlar, birlikte değerlendirilen bütün bölgeleri ele almaktadırlar. Buna karşılık olarak, başvuran gibi seçimlere bağımsız olarak katılan bir aday, sadece temsil ettiği bölgeye hitap etmek istemektedir. Bağımsız bir aday, rolü ve çevresi gereğince, siyasi bir parti gibi ülke rejiminin tümü üzerinde bir etki gösterme yetisine sahip değildir.
21. Üstelik Mahkeme, başvuranın herhangi bir siyasi oluşumun üyesi olmadığını ve bu bağlamda % 10 genel seçim barajını aşmak ve dolayısıyla Ulusal Meclise girişini sağlamak amacıyla siyasi bir partiye bağlı bağımsız bir aday olarak kendisini tanıtmadığını öncelikle kaydetmiştir. Dolayısıyla AİHM, Sözleşmenin 14. maddesi uyarınca, bir taraftan, siyasi bir partiye bağlı olmadan bağımsız aday olarak seçimlere katılan başvuranın, diğer taraftan siyasi partilerin "karşılaştırılabilir bir durumdaymış" gibi değerlendirilebilecekleri konusunda ikna olmamıştır.
22. Diğer taraftan Mahkeme, seçim sistemlerini düzenlemek ve işler hale getirmek için birçok yöntemin ve özellikle tarihsel gelişimde Avrupada çok sayıda farklılık, kültürel çeşitlilik ve siyasi düşünce bulunduğunu, Sözleşmeci Devletlerin kendi demokrasi görüşlerini de bu sistemlere katmakla yükümlü olduğunu kabul etmektedir (Scoppola / İtalya (no 3) (BD), No. 126/05, § 83, 22 Mayıs 2012). Ulusal makamlar, hem yasama hem de yargı bakımından, Sözleşmeci Devletlerin, ülkelerindeki farklı toplumsal katmanları (forces vives), toplumları ve bunların ihtiyaçlarıyla doğrudan ve sürekli temas halinde olduklarından, Devletlerindeki demokratik düzenin korunmasını gerektiren farklı zorlukları değerlendirmek için ilke olarak daha iyi konumlandırılmışlardır (daha önce anılan Zdanoka, § 134 ve Animal Defenders International / Birleşik Krallık (BD), No. 48876/08, § 111, AİHM 2013).
23. Somut olayda, 22 Temmuz 2007 tarihli genel seçimler sırasında yüzlerce bağımsız adayın, ulusal sınırlar içerisinde farklı seçim bölgelerinde seçimlere katıldığının kaydedilmesi gerekmektedir. Bu tespit ışığında, bir taraftan demokratik düzenin bir unsuru olan seçim süreci ile diğer taraftan, seçim dönemi süresince söz konusu sürece ilişkin kamu kaynaklarının düzenlenmesini dengelemek gerekmektedir. Mahkemenin, seçime ilişkin olarak ulusal yasa koyucunun rolüne ve ulusal kaynakları uygun bir şekilde kullanma yöntemine özel bir önem vermek gerektiğini daha önce de belirtme fırsatı olmuştur (James ve diğerleri / Birleşik Krallık, 21 Şubat 1986, § 46, Seri A No. 98 ve Uzan ve diğerleri / Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 18240/03, § 83, 29 Mart 2011). Bu bağlamda başvuranın, bağımsız aday olarak seçimlere katıldığı bölgede bir kampanya yürütmesi engellenmemiştir. Şayet başvuran, -ulusal sınırların tümü içerisinde televizyon ve radyo yayını yapan kanalların bünyesinde bulunduğu- TRT kanalında seçim propagandası yapmaktan faydalanamamışsa da, olayların meydana geldiği tarihte siyasi bir partiye bağlı bulunmayan bağımsız adayların tümüne sunulan diğer uygun propaganda yöntemlerini kullanmaktan da men edilmemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, başvuran tarafından herhangi bir siyasi partiye bağlı olmayan bağımsız bir aday olarak şikayet edilen tedbirin, tarafsız ve makul bir unsura dayandığı kanısındadır.
24. Dolayısıyla Mahkeme, söz konusu farklı menfaatleri dengeleyerek, 22 Temmuz 2007 genel seçimleri sırasında bağımsız aday olarak başvurana, siyasi partilerin aksine, TRTde seçim propagandası yapmak için söz hakkı süresi verilmemesinin, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin gereklerine uygun bir tedbir teşkil edebileceği kanısındadır. İhtilaflı tedbir, başvurana uygulandığı şekliyle, halkın kendisini ifade etme özgürlüğünün özüyle ya da Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin tek başına veya Sözleşmenin 14. maddesiyle birlikte değerlendirildiği anlamda başvuranın seçimlerde kendisini aday olarak gösterme hakkıyla orantısız bir ihlal teşkil etmemektedir.
78. Mahkeme, bu hükümlerin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİ İLE BİRLİKTE 1 NO.LU EK PROTOKOLÜN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
79. Başvuran, 1 No.lu Protokolün 3. maddesi kapsamındaki ihlalleri geçerli kılmak için herhangi bir etkili başvuru yoluna sahip olmadığı ve özellikle Yüksek Seçim Kurulu kararlarına itiraz edilememesi hususundan şikayet etmektedir. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesini, 1 No.lu Protokolün 3. maddesi ile birlikte ileri sürmektedir. Mahkeme, bu şikayeti sadece Sözleşmenin 13. maddesi bağlamında incelemiştir. Bu madde, aşağıdaki şekliyle ifade edilmektedir.
Bu Sözleşmede tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
80. Mahkeme, bu şikayetin yukarıda incelenen şikayetlerle ile ilgili olduğunu tespit etmekte ve bu nedenle aynı şekilde kabul edilebilir ilan edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların iddiaları
81. Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmektedir. Başvuran, özellikle 298 sayılı Kanunun 52. ve 55. maddelerini, şikayetlerinin kanun kapsamında olduğunu belirterek, iddialarını yinelemiştir. Başvuran, münhasıran seçim süreciyle yetkili Yüksek Seçim Kurulunun Sözleşmenin 79. maddesine uygun olarak, yargı organları önünde itiraz edilemez nihai kararlar verdiğini ve ayrıca Yüksek Seçim Kurulunun, Sözleşmenin 150 ve 152. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesine götürülemediğini (YSKnın 150 ve 152. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuramadığını) açıklamıştır. Başvuran, 22 Mayıs 1987 tarihli Anayasa Mahkemesi kararına ve Yüksek Seçim Kurulu önünde yapmış olduğu başvuruya dayanarak, 1 No.lu Protokolün 3. maddesi bağlamındaki şikayetini iç hukukta ileri sürebileceği etkili ve mevcut başka herhangi bir başvuru yolunun bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran, bu bağlamda şikayet ettiği tedbirin, 22 Mayıs 1987 tarihli Anayasa Mahkemesinin kararıyla, Anayasaya uygun olarak görülen kanunun özünde bulunduğunu belirtmiştir. Böylece, başvuran Yüksek Seçim Kurulunun, Anayasa Mahkemesi kararlarına tabi olduğunu söylemişse de diğer taraftan olayların gerçekleştiği dönemde yürüklükte bulunan kanunun Anayasa Mahkemesi önünde başvuru yapmasına imkan vermediğini belirtmiştir.
82. Başvuranın, başvurularının kabul edilebilirliğine ve Yüksek Seçim Kurulunda görevli olan üyelerin niteliğine dair verdiği ifadeye atıfta bulunan Hükümet, başvuranın, Sözleşme çerçevesindeki şikayetlerini sunmak yani Yüksek Seçim Kuruluna başvurmak için iç hukukta, Sözleşmenin 13. maddesi anlamında etkili başvuru yollarına sahip olduğunu ileri sürmüştür.
2. Mahkemenin değerlendirmesi
a) Genel ilkeler
83. Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin, iç hukukta, Sözleşmenin tanıdığı özetle hak ve özgürlüklerinden, sunuldukları mevcut şekilleriyle yararlanılabilmesine imkan verecek bir başvuru yolunun bulunmasını garanti altına aldığını hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 13. maddesinin, Sözleşmeci Devletlere getirdiği yükümlülüğün kapsamı, müeyyidenin önemi, başvuranın şikayetinin niteliğine göre değişmektedir; Sözleşmenin 13. maddesi uyarınca, bir başvuru yolunun etkinliği kesin olarak davanın başvuran lehinde sonuçlanması anlamına gelmemektedir. Bununla birlikte, 13. madde ile gerekli kılınan iç hukuk yolu, teoride olduğu kadar, uygulamada da "etkili" olmalı bu anlamda 13. madde iddia edilen ihlalin oluşmasını engellemeli veya ihtilaflı duruma çözüm üretmeli ya da geçmişte meydana gelmiş her türlü ihlal için uygun tazmini sağlamalıdır (Rusya Muhafazakar Girişimciler Partisi ve Diğerleri, anılan 85. fıkra, Balogh / Macaristan No. 47940/99, 30. fıkra, 20 Temmuz 2004 ve Kudla / Polonya (BD), No. 30210/96, 157-158. fıkralar, AİHM 200-XI).
84. Aynı şekilde, bu hükümde bahsedilen, makam adli bir kurum olmak zorunda değildir ancak böyle bir durumda söz konusu makamın yetkileri ve sunduğu güvenceler, kendisine yapılan başvurunun etkinliğini değerlendirmek için göz önünde bulundurulmaktadır. Bunun yanı sıra bu makamlardan herhangi birisi tek başına tam olarak 13. maddenin gerekliliklerine cevap veremese dahi, iç hukuk tarafından sunulan başvuru yollarının tümü, söz konusu gereklilikleri yerine getirebilir.(Silver ve diğerleri / Birleşik Krallık, 25 Mart 1983 tarihli karar, A serisi No.61 ve Chahal / Birleşik Krallık, 15 Kasım1996, § 145, Recueil1996-V)
b) Yukarıda kaydedilen ilkelerin mevcut davada uygulanması
85. Mahkeme öncelikle, başvuranın, Yüksek Seçim Kurulu önünde yapılan yargılamanın hem hakkaniyetten yoksun olmasından hem de Sözleşmenin 6 maddesinin 1. fıkrası uyarınca bağımsızlıktan ya da tarafsızlıktan yoksun olmasından örneğin, üyelerinin atanma biçimi ve görev süreleri veyahut dış baskılara karsı alınan önlemlerin varlığı ve hatta Mahkemenin bağımsız olarak görünüp görünmemesi nedeniyle şikayet etmediğini tespit etmiştir (yukarıdaki 17. paragraf, özellikle Anayasanın 79. maddesinin 1. fıkrası).
86. Mahkeme incelemesi için sunulan iki başvuruda Başvuranın, Sözleşmenin 13. maddesi ile 1 No.lu Protokolün 3. maddesini birlikte ileri sürerek, 1 No.lu Protokolün 3. maddesi yani 298 sayılı Kanunun 94/II a) maddesi ve 52. maddesinin 1. fıkrası çerçevesinde itiraz ettiği işlemlerin temelinde yürürlükteki yasaların bulunduğunu iddia ettiğinin kaydedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
87. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, 298 sayılı Kanunun 94/II maddesinin a) bendine ve 52. maddesinin 1. fıkrasına Anayasa Mahkemesi ya da başka bir ulusal mahkeme önünde itiraz edebilme imkanının bulunmadığından şikayetçi olduğunu dikkate almaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşmenin 13. maddesinin, taraf Devletin bu şekilde Sözleşmeye aykırı olan yasalarına ulusal makamlar önünde itiraz edilmesini mümkün kılan bir başvuru yolunu gerektirmediğini hatırlatmaktadır. (Roche / Birleşik Krallık (BD), No. 32555/96, § 137, AİHM 2005-X ve Paksas / Litvanya (BD), No. 34932/04, § 114, AİHM 2011 (özetler)).
88. Dolayısıyla, Sözleşmenin 13. maddesi ihlal edilmemiştir.
BU GEREKÇELERLE, AİHM,
1. Oybirliğiyle, başvuruların birleştirilmesine;
2. Oybirliğiyle, başvuruların kabul edilebilir olduğuna;
3. Üçe karşı dört oyla, 28881/07 No.lu başvuruya dair, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün
3. maddesinin tek başına ya da Sözleşmenin 14. maddesi ile birlikte ihlal edilmediğine;
4. Üçe karşı dört oyla, 37920/07 No.lu başvuruya dair, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin tek başına ya da Sözleşmenin 14. maddesi ile birlikte ihlal edilmediğine;
5. Oybirliğiyle, Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 15 Nisan 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
YARGIÇ SAJÓ, YARGIÇ KELLER VE YARGIÇ LEMMENS'İN KISMİ MUHALEFET VE KISMİ MUTABAKAT ŞERHİ
1. Mevcut davada, Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin ve Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetler hakkında çoğunluğun vardığı sonuca katılmadığımızı üzülerek belirtiriz. Çoğunlukla anlaşamadığımız husus, çoğunluk tarafından davanın incelenmesinde takip edilen yönteme ve genel ilkelerin somut olayda uygulanmasına ilişkindir.
Ayrıca, meslektaşlarımızın Sözleşmenin 13. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayet hakkındaki görüşlerine katılmamıza rağmen, bu görüşlerin biraz daha farklı bir gerekçelendirmeye dayanmasını tercih ederdik.
I. Sözleşmeye Ek 1 No.lu Protokolün 3. maddesinin ve Sözleşmenin 14. maddesinin ihlal edildiği iddiası hakkında
A. Genel Değerlendirmeler
2. Davayı, çoğunlukla aynı şekilde, genel ilkelerden hareketle değerlendirmekteyiz. Somut olayda, diğerlerinden daha öncelikle, seçimlerde aday olma hakkını düzenleyen genel ilkelerden bahsedilmiştir.
Çoğunluğun kanaat getirdiği gibi, bu hakkın mutlak olmadığını ve söz konusu hakka ilişkin "zımni sınırlamalara" yer olduğunu, yani üstü örtülü biçimde kabul edilen sınırlamaların bulunduğunu ve Sözleşmeye taraf Devletlerin konu hakkında geniş bir değerlendirme payına sahip olduklarını kabul etmekteyiz (kararın 49. paragrafı).
Mevcut davanın bu şekilde, aday olma hakkına ilişkin kısıtlamalar içermediğinin altını çizmek isteriz. Türk Seçim Sistemi, bağımsız adaylara seçimlerde aday olma olanağı sunmaktadır ve bu sıfatla başvuran, adaylığını sunmuştur. Bununla birlikte ilgili, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının bağımsız adaylar için oy kullanma imkanlarının bulunmamasından şikayet etmiştir, ayrıca başvuru, söz konusu seçmenlerin oy kullanma hakkına meşru bir kısıtlama getirilip getirilmediği konusunu da içermemektedir: bu vatandaşların oy kullanmalarına izin verilmiştir ve kendilerini ifade edebilmişlerdir.
Somut olayda esasen, başvuranın seçimlere, aday olarak, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesine uygun şartlarda, yani "halkın, yasama organının seçimi hakkında düşüncesini hürce ifade edebilmesini sağlayan şartlarda" katılıp katılamadığı, seçim sistemi (başvuru No. 28881/07) ve seçim kampanyasına ilişkin kurallar (başvuru No. 37920/07) söz konusudur.
3. Mahkeme, oy pusulasının şeklinin belirlenmesine ilişkin olarak, seçim sistemlerini düzenlemenin ve işler hale getirmenin birçok yöntemi bulunduğunu kabul etmektedir. Seçime ilişkin tüm yasalar, ülkenin politik gelişimi ışığında değerlendirilmelidir. Taraf Devletler, kabul edilen sistemin, en azından, "yasama organının seçimine ilişkin olarak halkın düşüncesini serbestçe ifade edebilmesini" sağlayan koşullara cevap vermesi koşuluyla, seçtikleri sistemi uygulamakta ilke olarak özgürdür (Yumak ve Sadak / Türkiye (BD), No. 10226/03, § 111, AİHM 2008 ve Sitaropoulos ve Giakoumopoulos / Yunanistan (BD), No. 42202/07, § 66, AİHM 2012).
"Yasama organının seçimine ilişkin olarak halkın düşüncesini serbestçe ifade edebilmesini sağlayan koşullar" ifadesi, hali hazırda Sözleşmenin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğünden başka, bütün vatandaşların, oy kullanma haklarının ve seçimlere aday olarak katılma haklarının kullanımında eşitlik ilkesi çerçevesinde muamele görmelerini gerektirmektedir. Şüphesiz, seçimler sonucunda tüm pusulaların, eşit ağırlığa veya tüm adayların, kazanmak için eşit fırsatlara sahip olması gerekmemektedir (Mathieu-Mohin ve Clerfayt / Belçika, 2 Mart 1987, § 54, Seri A No. 113, Bompard / Fransa (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 44081/02, AİHM 2006-IV ve daha önce anılan Yumak ve Sadak, § 112). Ancak seçmenin iradesini özgürce ifade etmesi, "seçmenin, uygulamada, oyunu listelerde yer alan veya kayıtlı olan adaylar için kullanabilmesini" gerektirmektedir ("Venedik Komisyonu" adıyla bilinen Avrupa Konseyi Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 52. Oturumu sırasında kabul edilen Seçim Hususunda İyi Uygulama Yasasının Açıklama Raporu (18-19 Ekim 2002, CDL-AD (2002) 23 rev. No.lu Belge, 27. Husus).
4. Çoğunluk, adayların radyo ve televizyonlara erişimine ilişkin olarak, seçim öncesi dönemde, her türlü görüş ve bilginin özgür dolaşımını mümkün kılmanın haklı önemini hatırlatmaktadır (Mevcut kararda Mahkemenin, Rusya Komünist Partisi ve diğerleri / Rusya (No. 29400/05, § 107, 19 Haziran 2012) Kararına atıfta bulunduğu 51. paragraf).
Seçim konusunda, medyaya erişim hususu da, fırsat eşitliği ilkesi göz önüne alınarak düzenlenmelidir. AİHM, "adaylar veya partilerin faydalandıkları söz hakkı veya reklam sürelerinin, devlet radyo ve televizyonlarında yer alanlar da dahil olmak üzere, yeterince dengeli düzenlenip düzenlenmediğinin denetlenmesi gerektiğini" (daha önce anılan açıklama raporu, 19. husus) belirten Venedik Komisyonunun tutumunu dikkate alarak, 1 No.lu Ek Protokolün 3. Maddesinin seçim sürecinin tüm etkilerini düzenlemeye yönelik bir seçim yasası teşkil etmediğini tespit etmiş olsa bile (daha önce anılan Parti communiste de la Russie ve diğerleri / Rusya, § 108), biz Venedik Komisyonunun bu tutumunun da özel bir önem arz ettiği kanaatindeyiz.
5. Seçimler konusunda, eşitlik ve ayrım gözetmeme ilkelerinin, özel bir önem teşkil ettiğinin yeniden altını çizmek gerektiği kanısındayız. Seçim, siyasi partilerin ve adayların seçmen oylarını alabilmek için rekabet içerisinde olduğu bir yarışmadır. EŞitlik ilkesinin önüne çıkacak her engel, birilerini desteklerken, diğerlerine zarar verir ve bu durumun sonuçlar üzerinde etkisi olabilir.
Seçimlerde fırsat eşitliği ilkesinin önemi, Almanya Federal Anayasa Mahkemesi tarafından da yeniden belirtilmiştir. Mahkeme, 26 Şubat 2014 tarihli (Avrupa seçimlerinde seçim barajı hakkında) bir kararda (2 BvE 2/13 ve diğerleri ile 2 BvR 2220/13 ve diğerleri), eşitlik ilkesi muamele farklılıklarını engellememekteyse, söz konusu farklılıkların seçim konusunda katı kurallara tabi tutulduğunu hatırlatmıştır. Muamele farklılıkları, seçim eşitliği ile dengelenebilmeleri için, yeterince ağırlığa sahip kabul edilebilir anayasal gerekçelerle haklı çıkarılabilmektedir (C, I, 3, a), ff), 1).
Mahkememizin iyi tanınan içtihatlarına göre, ayrımcılık, karşılaştırılabilir durumlarda bulunan kişilerin, tarafsız ve makul bir gerekçe olmaksızın, farklı şekillerde muamelelere tabi tutulmasına dayanmaktadır. Farklı bir muamele, "meşru bir amaç" taşımadığında veya "kullanılan yöntemlerle hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilgisi" bulunmadığında, "tarafsız ve makul bir gerekçeden" yoksundur (Seçimlerde bu ilkenin uygulamaları için bk., Sejdic ve Finci / Bosna-Hersek (BD), No. 27996/06 ve 34836/06, § 42, AİHM 2009 ve Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) / Türkiye, No. 7819/03, § 26, AİHM 2012). Seçimler konusunda AİHM, bizim görüşümüze göre, detaylı gerekçelendirmeyi sıkı bir denetime tabi tutmalıdır.
B. Şikayetlere İlişkin İnceleme
1. Başvuranın, Yurt Dışında Yaşayan Türk Seçmenlere Adaylığını Sunma İmkanının Bulunmaması Hakkında
6. Başvuran, seçimlere İstanbulun bir bölgesinden bağımsız aday olarak katılmıştır. Başvuran, adaylığını bu bölgede ikamet eden seçmenlere sunabilmiştir ancak sadece siyasi partiler için oy kullanabilen yurt dışında ikamet eden seçmenlere sunamamıştır. Bununla birlikte, siyasi partiler ve bağımsız adaylar, başvuranın aday olduğu bölgede aynı koltuklar için rekabet etmiştir.
Dolayısıyla başvuranın oy alma şansı kısıtlanmıştır. Bu tür bir kısıtlama, "oy kullanma hakkı önünde vatandaşların eşitliği ilkesini ihlal etmektedir" (bk. Venedik Komisyonu tarafından 17 Aralık 2003 tarihinde kabul edilen, Venedik Komisyonunun ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının (OSCE) Demokratik Kuruluşlar ve İnsan Hakları Bürosunun (BIDDH) oy hakkına ve Ermenistanda seçimlerin yönetimine ilişkin ek tavsiye görüşlerinin yer aldığı 269/2003 No.lu Karar, CDL-AD (2003)21 No.lu belge, 30. Husus). Söz konusu kısıtlama, özellikle "yasama organının seçiminde halkın özgür iradesiyle kendisini ifade etmesine" engel teşkil etmekteyse, Sözleşmeye Ek 1. No.lu Protokolün 3. maddesine uygun değildir.
7. Çoğunluğa göre, başvuranın yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlara adaylığını sunma hakkına getirilen bu kısıtlama, birkaç gerekçeyle haklı gösterilmiştir.
Öncelikle çoğunluk, Hükümet tarafından da ileri sürülen gerekçeyi yineleyerek, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarına oy kullanma hakkının tanınmasına ilişkin "teknik zorluklara" atıfta bulunmaktadır (kararın 61. paragrafı). Bizler, yurt dışında yaşayan seçmenler tarafından oy kullanma hakkının icrasının, farklı zorluklar meydana getirdiğinin bilincindeyiz (bk. Shindler / Birleşik Krallık, No. 19840/09, § 114, 7 Mayıs 2013). Yine de bunlar aşılamaz zorluklar değildir. Venedik Komisyonunun 87. oturumu sırasında (17-18 Haziran 2001) yurt dışında oylama hakkında kabul edilen rapor, yurt dışında yaşayan vatandaşların oylarının adil bir şekilde dikkate alınmasını sağlamanın, mümkün olan iki yöntemi bulunduğunu göstermiştir. Birinci yöntem, bu seçmenlerin, her seçmenin belirli bir bölgeye bağlı olduğu sistemi öngören olağan koşullarda seçim işlemine katılmasına dayanmaktadır. İkinci yöntem, yurt dışında yaşayan seçmenler için bir ya da daha fazla özel bölge oluşturmaya dayanmaktadır (77-84. Hususlar, CDL-AD (2011) 022). Türk Kanunu, yurt dışında yaşan vatandaşları belirli bir bölgeye bağlamayan ve onlar için özel bir bölge oluşturmayan, ancak söz konusu seçmenlerin oylarını ulusal düzeyde hesaplayan karışık bir sistem öngörmektedir. Bağımsız adayların kendilerini yurt dışında yaşayan seçmenlere tanıtabilecek bir sistemin teknik olarak mümkün olmadığına ikna olmadık.
Çoğunluk aynı zamanda, yürürlükteki sistemin, "ulusal sınırlar içerisinde yaşayan vatandaşlarla yurt dışında yaşayanlar arasında doğru bir denge sağladığı" sonucuna varan Türk Anayasa Mahkemesinin 22 Mayıs 1987 tarihli kararına atıfta bulunmaktadır (62. paragraf). Bu tür bir dengenin, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi açısından uygun olduğu kanaatinde değiliz. Önemli olan husus, halkın fikrini, yasama organının seçimi hakkında özgür iradesiyle ifade edebilmesidir. Bazı seçmenlerin bağımsız adaylar için oy kullanmasını yasaklamak ve siyasi bir parti için oy kullanmaya mecbur bırakmak, seçim hakkının bu kısmında "ifade özgürlüğüne" imkan tanımamaktadır.
Çoğunluğa göre, ihtilaflı kısıtlama aynı zamanda, kanun koyucunun, "öncelikle ülkede ikamet eden kişileri, kesinlikle temelinden etkileyen sorunlarla ilgili seçimler üzerinde yurt dışında yaşayan vatandaşların etkisini sınırlayabileceğine" ilişkin meşru bir şüpheye dayanmaktadır (63. paragraf). Ayrıca Hükümet, böyle bir gerekçe sunmuş gibi görünmemektedir, mevcut durumun söz konusu gerekçeyle ilgili olmadığı kanısındayız. Aslında kanun koyucu, yurt dışında ikamet eden vatandaşlara oy kullanma hakkı sunmuştur. Bu durum, kanun koyucunun, Türkiyede yaşayan vatandaşlarla birlikte yurt dışında yaşayanlar vatandaşların da ülkeyi yönetecek kişilerin seçimine katılmak için uygun oldukları kanaatine vardığını göstermektedir. Şayet kanun koyucu, yurt dışında yaşayan vatandaşların seçim üzerindeki etkisini azaltmayı istese, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesinin tabii gerekliliklerine riayet çerçevesinde, bağımsız adaylara oy verilmesini yasaklamak için başka yöntemler seçebilirdi.
Çoğunluk tarafından ileri sürülen bir diğer gerekçe de, siyasi partiler tarafından oynanılan rolün önemine ilişkindir (64. paragraf). Bu rol, inkar edilemez bir husustur. Bununla birlikte, bağımsız adayların siyasi partilerden ayrılmasına imkan verilen bir sistemde, seçmenlere ikisi arasında bir seçim yapma olanağının verilmesi gerekmektedir. Bizim düşüncemize göre, siyasi partilerin oynadığı rol, bağımsız adaylara seçmenlerin bir kısmı önünde kendisini tanıtma yasağı getirilmesini haklı çıkarmamaktadır.
Son olarak çoğunluk, yasa koyucunun, oyların aşırı bölünmesinden kaçınma, ayrıca ülkenin ve Hükümetin siyasi istikrarını sağlama ve yasama organının seçiminde halkın özgür iradesiyle kendisini ifade etme şeklini kuvvetlendirme hususlarına ilişkin meşru şüphelerine atıfta bulunmaktadır (bk. Mahkemenin daha önce anılan Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Kararının 42. paragrafına atıfta bulunduğu mevcut kararın 65 ve 66. paragrafları). Bu iddia bizim için ikna edici bir unsur barındırmamaktadır. Parlamentoda temsil edilen hareketlerin aşırı bölünmesinden kaçınma yöntemi, bir seçim barajı belirlemeye dayanmaktadır (bk. daha önce anılan Yumak et Sadak, § 125). Buna karşın, bağımsız adayların seçmenlerin bir kısmına adaylıklarını sunmalarının basit ve açık olarak imkansız olması, bizim nazarımızda, söz konusu amaca ulaşmak için uygun bir yöntem teşkil etmemektedir.
Dolayısıyla çoğunluk tarafından ileri sürülen gerekçelerin hiçbiri, bize göre, ihtilaflı kısıtlamayı haklı göstermek için yeterli değildir.
8. Çoğunluk belki de, seçim barajının sadece ulusal düzeyde bulunmasına ve sadece siyasi partilere uygulanmasına veya farklı siyasi partiler için bütün ülkede verilen oylara eklenen yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşların oylarının, sadece siyasi partilerin bu barajı aşıp aşmadığına göre geçerli olduğuna dair bir gerekçe ileri sürebilirdi (298 sayılı Kanun, madde 94 II h), 2. satırbaşı, kararın 23. paragrafı).
Böyle bir gerekçe, bölge düzeyinde, bağımsız adayların, siyasi partilerle doğrudan rekabet içerisinde olmasının mümkün olmadığını gösterirdi. Bir partinin ulusal düzeyde seçim barajını geçmesi veya geçmemesinin, bölge düzeyinde meclisteki sandalye dağılımı üzerinde etkisi olabilmektedir.
Dolayısıyla, siyasi partilere uygulanabilir ulusal seçim barajı, sadece siyasi partileri değil aynı zamanda bağımsız adayları da ilgilendirmektedir.
Ayrıca gümrük kapılarında kurulan seçim sandıklarında kullanılan oy sayısının, her bölgede siyasi partiler lehinde kullanılan oy sayısının toplamını belirlemek için seçim bölgelerinin her birinden elde edilen oyların sayısı ile gümrük kapılarında kurulan oy sandıklarından elde edilen oy sayısının toplamına dayanan bir yönteme göre dikkate alınması, 298 sayılı Kanunun 94/II h) maddesinin (kararın 23. paragrafında yer almayan) 3 ve 4. paragraflarından kaynaklanmaktadır.
Buna ek olarak, ilke olarak Mahkemeye göre "aşırı" olan (daha önce anılan Yumak ve Sadak, § 147), % 10a sabitlenen seçim barajının olumsuz etkilerini hafifletmeyi amaçlayan yöntemlerden birinin, söz konusu baraja takılmadan bağımsız aday olarak kendini tanıtma olasılığıyla mümkündür (aynı karar, §§ 135 ve 136). Bununla birlikte Mahkeme, "siyasi bir partiye resmi aidiyetten kaynaklanan konumla kıyaslandığında, burada geçici bir çözümün söz konusu olduğunu" da tespit etmektedir (aynı karar, § 138). Bu son tespitten tüm sonuçları çıkarmanın uygun olduğu kanısındayız.
9. Yukarıda belirtilenler bakımından, başvurana, yurt dışında ikamet eden seçmenlere adaylığını sunma imkanının verilmemesinin, aday olma hakkına kısıtlama teşkil ettiği ve bu durumun 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesiyle uyumsuz olduğu kanaatindeyiz.
10. 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi ve Sözleşmenin 14. maddesi alanında ileri sürülen şikayetler ve bu hükümlerin ilkinin alanında kabul edilen sonuç bakımından, Sözleşmenin 14. maddesi ile birlikte 1 No.lu ek Protokolün 3. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli olmadığı kanısındayız.
2. Başvuranın, ulusal radyo ve televizyona erişim imkanının bulunmamasına ilişkin olarak
11. Başvuran, radyo ve televizyonda seçim propagandası yapmaya ilişkin düzenlemeden şikayet ederek, konu hakkında siyasi partilere bir imtiyaz tanındığını ileri sürmektedir. Siyasi partiler, 298 sayılı Kanunun 52. maddesine göre, ulusal devlet radyosu ve televizyonunda (TRT) seçim propagandası yapmak için belirli bir süre hakkına sahiptirler. Bağımsız adayların bu yayınlara erişimi bulunmamaktadır.
İlgilinin, özellikle bağımsız adaylarla siyasi partiler arasında muamele farkı bulunduğuna ilişkin şikayetinin, öncelikle Sözleşmenin 14. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanısındayız.
12. Biz de, çoğunluk gibi, seçim kampanyası yürütme imkanının, seçimlerde aday olma hakkının bir kısmını oluşturduğu kanaatindeyiz. Dolayısıyla bu konu, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesiyle ilgilidir (bk. daha önce anılan Rusya Komünist Partisi ve diğerleri / Rusya, §§ 107-108).
Sonuç olarak, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi ile birlikte Sözleşmenin 14. maddesi, somut olayda uygulanabilirdir.
13. Çoğunluğun aksine (kararın 74. prg.), seçim kampanyası açısından siyasi partiler ile bağımsız adayların Sözleşmenin 14. maddesi bakımından kıyaslanabilir durumlarda bulunduklarından şüphe etmemekteyiz.
14. Dolayısıyla siyasi partiler ile bağımsız adaylar arasında uygulanan muamele farklılığının tarafsız ve makul bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını incelememiz gerekmektedir.
Ulusal radyo ve televizyonlara erişim sistemlerinin, tüm adaylara erişim sağlayamadığının farkındayız. Aksine sistemin etkinliğini sağlamak amacıyla seçim yayınlarından faydalananların sayısının sınırlandırılması gerekmektedir. Dolayısıyla, bazı kategorilerdeki adaylara erişimi kısıtlamak ve onları diğerlerinden ayırmak, kendi içerisinde Sözleşmenin 14. maddesine ters düşen bir uygulama değildir. Diğer bir ifadeyle, ihtilaflı muamele farkının meşru bir amacı olduğunun farkındayız.
Siyasi partilerle bağımsız adaylar arasında muamele farkının orantılı ve hedeflenen amaca uygun olup olmadığının bilinmesi gerekmektedir.
Çoğunluğa göre, muamele farkı, siyasi partilerin ülkelerinin rejiminin tamamı üzerinde bir etki gösterme yetkilerinin bulunmasıyla ve ulusal sınırların tamamında seçim kampanyalarını yayabilmeleriyle haklı gösterilebilmektedir, ancak bağımsız adayların bu yetisi yoktur ve bölgelerindeki seçmenlerden başka kişilere (73. prg.). Bu doğrulama, bize, bağımsız adaylara karşı, siyasi partilerin lehinde bir önyargıya tanıklık ediyor gibi görünmektedir. Özellikle seçilmiş ise, bağımsız bir adayın ülkenin siyasi hayatında bazen can alıcı olabilecek, çok önemli bir rol oynayabileceği göz ardı edilmemektedir.
Ulusal görsel medyaya erişimin, belirli bir temsilcilikten yararlanabilecek adaylara ayrıldığını anlayabiliriz (siyasi partilerin kamu finansmanları için daha önce anılan Özgürlük ve Dayanışma Partisi Karar, §§ 43-49 ile karşılaştırın). Bununla birlikte, 298 sayılı Kanunun 52. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi, seçimlere katılan tüm siyasi partilere bir yayın erişim hakkı tanımaktadır (52. maddenin 2. fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde sıralanan diğer kriterlere cevap veren siyasi partilere ek bir süre verilmektedir). Bizim görüşümüze göre, sadece siyasi bir parti veya bağımsız bir aday olmak, seçim yayınlarına erişimi olan ve söz konusu yayınlara erişimi reddedilen adaylar arasında uygun bir ayrım kriteri teşkil etmemektedir.
Bu tespit, bizi, amaçlanan hedefle uygulanan yöntemler arasında makul bir orantı ilişkisinin bulunmadığı sonucuna, dolayısıyla, Sözleşmenin 14. maddesinin 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi ile birlikte ihlal edildiği sonucuna götürmektedir.
15. Bu sonuç bakımından, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesine ilişkin Şikayetin tek başına ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanısındayız.
II. Sözleşmenin 13. Maddesinin ihlal Edildiği iddiası Hakkında
16. Sözleşmenin 13. maddesi ile ilgili olarak, meslektaşlarımızın bu hükmün ihlal edilmediğine ilişkin tespitine katılmaktayız.
Bununla birlikte, kararın, tam olarak ileri sürülen şikayetlere cevap vermediği kanısındayız.
Başvuranın şikayetinin, 1 No.lu Ek Protokolün 3. maddesi bağlamında haklarının ihlal edildiği iddiasını ileri sürmesine imkan veren etkin hukuk yolları bulunmadığıyla ilgili olduğu kanaatindeyiz. Bize göre, ilgili özellikle 4 Temmuz 2007 tarihli karara yol açan (kararın 11. prg.) ve Yüksek Seçim Kurulu önünde takip edilen yargılamanın hakkaniyete uygun olmayan niteliğinden ve bu kurumun yayınladığı 27 Mayıs 2007 tarihli kararname (kararın 9. prg.) ile (daha önce anılan) 4 Temmuz 2007 tarihinde verdiği kararın adli bir mahkeme önüne sunulacak bir başvuruya elverişsiz olduklarından ve son olarak Anayasa Mahkemesi önünde 298 sayılı Kanunun 94/11 maddesine karşı bir dava açma imkanının bulunmamasından şikayet etmektedir.
Başvuran, her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu önünde yürütülen yargılamanın hakkaniyete uygun olmadığından şikayet etse de, şikayeti, bu kurumun, başvuranın görüşünü açıklayabileceği bir duruşma gerçekleştirilmeksizin başvurusunu 4 Temmuz 2007 tarihinde reddetmesine karşı yönelmiştir. Başvuran tarafından ileri sürülen, yurt dışında ikamet eden Türk vatandaşlara uygulanabilir seçim kurallarına ilişkin şikayetin niteliği bakımından, Yüksek Seçim Kurulu önünde yürütülen yargılamanın resmi kayıtlara geçmiş olmasının, bu kurum önünde açılan yolun etkin olmadığı sonucuna varmaya imkan vermediği kanısındayız.
Diğer şikayetlerle ilgili olarak, kararın 86 ve 87. paragraflarında sunulan gerekçelendirmelere katılmaktayız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy