(AİHS m. 5, 6, 34, 35, 44) (765 S. K. m. 125) (1412 S. K. m. 298) (5271 S. K. m. 104, 141, 142) (466 S. K. m. 1, 2) (ŞAYIK VD. - TÜRKİYE DAVASI)
(Başvuru no. 29361/07)
KARAR
STRAZBURG
27 Mayıs 2010
İşbu karar AİHSnin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
USULİ İŞLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın (no. 29361/07) nedeni Türk vatandaşı Şahap Doğanın (başvuran), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca 3 Temmuz 2007 tarihinde yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Y. Başara tarafından temsil edilmişlerdir.
OLAYLAR
I. DAVA KOŞULLARI
Başvuran, 1974 doğumludur ve aleyhindeki cezai takibat devam etmekte olduğu halde Tekirdağ F-Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
19 Haziran 1996da başvuran yasadışı bir örgüt olan PKKya (Kürdistan İşçi Partisi) üye olduğu şüphesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştır.
15 Temmuz 1996da İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı başvuranı ve diğer yedi kişiyi PKK üyesi olmakla suçlayan bir iddianame hazırlamıştır (dava no. 1996/276). 2 Aralık 1996da Cumhuriyet Savcısı, eski Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca başvuranı ve diğer on altı kişiyi ülke topraklarını bölmeyi amaçlayan faaliyetler yürütmekle suçladığı ikinci bir iddianame hazırlamıştır (dava no. 1996/302).
10 Nisan 1997de İstanbul DGM, 1996/302 sayılı dava kapsamında başvuran aleyhindeki iki davayı birleştirmeye karar vermiştir.
13 Haziran 2001de İstanbul DGM başvuranı eski Ceza Kanununun 125. maddesi uyarınca suçlu bularak ölüm cezasına çarptırmıştır.
12 Şubat 2002de Yargıtay, İstanbul DGMnin kararını bozmuştur.
30 Haziran 2004te Resmi Gazetede yayımlanan 16 Haziran 2004 tarihli ve 5190 sayılı Kanun ile devlet güvenlik mahkemeleri kaldırılmıştır. Başvuran aleyhindeki dava, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14. Dairesine gönderilmiştir.
12 Nisan 2007de başvuran, adli takibat sürecinde tutuklu bulundurulmasına itiraz etmiş ve serbest bırakılmak istemiştir.
28 Mayıs 2007de İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 9. Dairesi, sözkonusu suçun niteliğini, başvuranın suçu işlediğine dair güçlü bir şüphenin mevcut olmasını ve suçlu bulunması halinde, kendisine ağır bir ceza verileceğini göz önüne alarak başvuranın itirazını reddetmiştir. Herhangi bir duruşma düzenlenmemiştir.
4 Haziran 2008de düzenlenen duruşmada İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14. Dairesi suçun niteliğini, başvuranın suçu işlediğine dair güçlü bir şüphenin mevcut olmasını ve serbest bırakılsa kaçabileceğini göz önüne alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Bu süre zarfında, 5 Mayıs 2006 ve 24 Ekim 2008 tarihleri arasında, başvuranın avukatları ilk derece mahkemesinden savunmasını sunması için bir çok uzatma talep etmiştir.
Tarafların sundukları bilgilere göre, dava halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmektedir ve başvuran tutuklu olarak yargılanmaktadır.
HUKUK
I. AİHSNİN 5. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHSnin 5/3 maddesi uyarınca tutuklu yargılanma süresinin aşırı olduğundan şikayetçi olmuştur. Ayrıca, AİHSnin 5/5 maddesi uyarınca iç hukukta AİHSnin 5/3 maddesinin ihlaline karşılık tazminat alma hakkının bulunmadığını ileri sürmüştür.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet AİHMden, AİHSnin 35/1 maddesinin gereğine uyularak iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle 5/3. madde bağlamındaki şikayeti reddetmesini istemiştir. Hükümet, başvuranın ne 1412 sayılı eski CMUKun 298. maddesi ne de yeni CMKnın 104/2 maddesi uyarınca tutukluluk halinin devamına itiraz ettiğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca tutuklu olarak geçirdiği sürenin, toplam cezasından düşürülecek olması nedeniyle başvuranın AİHSnin 5/3 maddesinin ihlalinden mağdur olduğunu iddia edemeyeceğini ileri sürmüştür.
AİHM başvuranın mağdur statüsüne ilişkin olarak diğer davalarda Sorumlu Hükümetin benzer iddialarını incelemiş olduğunu kaydetmektedir. Hükümet, AİHMnin mevcut davada farklı bir sonuca varmasına yol açacak iddialarda bulunmamıştır. Dolayısıyla, Hükümetin başvuranın mağdur statüsüne ilişkin itirazı reddedilmelidir.
AİHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin ön itirazı hususunda bu itirazı eski CMUK bağlamında incelemiş ve etkili olmadığı sonucuna vardığı için reddetmiş olduğunu yinelemektedir. Hükümetin yeni CMK kapsamında atıfta bulunduğu iç hukuk yolu benzer şekilde Şayık ve Diğerleri kararında incelenmiş ve sözkonusu süre için yetersiz bulunmuştur. AİHM, iç hukuktaki belirgin aksamalara ve Hükümetin aksi yöndeki iddialarına rağmen mevcut davada başvuranın en az bir kere devam etmekte olan tutukluğuna itiraz ettiğini kaydetmektedir. Ancak itirazı, duruşma gibi sözkonusu özgürlükten mahrum bırakma türüne uygun garantileri sağlamayan koşullar altında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Sonuç olarak, AİHM Hükümetin bu başlık altındaki ön itirazını reddetmektedir.
Başvurunun sözkonusu kısmının AİHSnin 35/3 maddesi bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, kabuledilemez olduğu sonucuna varmak için gerekçe görmemektedir. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna varılmalıdır.
B. Esas
1. AİHSnin 5/3 maddesi
Hükümet, başvuranın tutukluluğunun suç işlediğine ilişkin makul şüphe temellerine dayandığını ve ilgili tarihte yürürlükte olan kanunun gerekçelerine uygun olarak yetkili makam tarafından olağanüstü bir dikkatle periyodik olarak incelendiğini iddia etmiştir. Başvuranın itham edildiği suçun ciddi nitelikli bir suç olduğunu ve tutuklu yargılanmasının devam etmesinin, suçun önlenmesi ve kamu düzeninin muhafaza edilmesi için gerekli olduğunu belirtmiştir.
AİHM, başvuranın AİHSnin 5/1 (a) maddesi uyarınca mahkum edilmesi ardından tutuklu kaldığı sürenin (13 Haziran 2001 ve 12 Şubat 2002 tarihleri arasındaki süre), tutuklu olarak yargılandığı toplam süreden çıkarılması sonucunda mevcut davada göz önüne alınacak sürenin, halihazırda on iki yıl on aydan fazla olduğunu ve halen devam ettiğini kaydetmektedir.
AİHM mukayese edilebilir uzun tutuklu yargılama sürelerinin ortaya çıktığı davalarda sıklıkla AİHSnin 5/3 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Kendisine sunulan materyalleri inceleyen AİHM, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca varılmasını sağlayacak bilgiler ya da iddialar ortaya koymadığı kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, mevcut davada başvuranın tutuklu yargılanma süresinin aşırı olduğu sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla AİHSnin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.
2. AİHSnin 5/5 maddesi
Hükümet başvuranın iddialarının aksine Türk hukukunun kendisine icra olunabilir bir tazminat hakkı sağladığını iddia etmiştir. Bu hususta, başvuranın kanunlara aykırı olarak yakalanan ya da tutuklanan kişilere tazminat ödenmesine ilişkin artık kullanılmayan 466 sayılı Kanun ya da 1 Haziran 2005te yürürlüğe giren yeni CMKnın 141. maddesi uyarınca tazminat talep edebileceğini iddia etmiştir.
AİHM 5. maddenin 5. paragrafı uyarınca 1., 2., 3. ya da 4. paragraflara aykırı koşullarda özgürlükten mahrum bırakılmanın, tazminat gerektirdiğini hatırlatmaktadır. Sözkonusu tazminat hakkı, 5. maddenin müteakip paragraflarından birinin ihlal edildiğinin ulusal makamlarca ya da AİHM tarafından tespit edilmesini gerektirmektedir.
AİHM bu bağlamda önceki davalarda 466 sayılı Kanunun, başvuranın durumundaki kişiler için yasal tazminat hakkı sağlamadığı sonucuna varmış olduğunu kaydetmektedir. AİHM, mevcut davada bu içtihattan farklı yönde karar vermesini gerektirecek özel koşullar tespit etmemektedir.
Yeni CMKnın 141/1(d) maddesi uyarınca öngörülen iç hukuk yolu hususunda AİHM, bu hükmün kişinin yasalara uygun olarak tutuklandığı ancak tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi aştığı hallerde, Devletten tazminat isteyebileceğini kaydetmektedir. Ancak AİHM aynı zamanda yeni CMKnın 142/1 maddesi uyarınca bu tür bir talebin ilgili cezai takibatın sona ermesi ardından yapılabileceğini kaydetmektedir. Sonuç olarak bu iç hukuk yolu, iç hukuk davasının mevcut davada olduğu gibi devam ettiği durumlarda mevcut değildir. Bu nedenle yeni CMK da başvurana, 5/5. maddenin gerektirdiği gibi, AİHSnin 5/3 maddesinin ihlali yönünde özgürlüğünden mahrum bırakılması karşılığında yasal bir tazminat hakkı sağlamamaktadır.
Bu nedenle AİHM, şikayetin kabuledilebilir olduğu ve AİHSnin 5/5 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AİHSNİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuran AİHSnin 6/1 maddesine dayanarak aleyhinde yürütülen cezai takibatın makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmadığından şikayetçi olmuştur.
AİHM, kabuledilemez olduğu sonucuna varılması için gerekçe tespit edilmemesi nedeniyle bu şikayetin kabuledilebilir olduğu sonucuna varmaktadır.
Hükümet, esasa ilişkin olarak davanın karmaşıklığı, sanık sayısı ve başvuranın itham edildiği suçun niteliği göz önüne alındığında, takibat süresinin makul olmadığı sonucuna varılamayacağını kaydetmiştir. Hükümet aynı zamanda başvuranın savunmasını zamanında sunmayan avukatın tutumunun, takibatın uzamasının nedenlerinden biri olduğunu ileri sürmüştür.
AİHM sözkonusu takibatın başvuranın polis tarafından göz önüne alındığı 19 Haziran 1996 tarihinde başladığını ve dava dosyasındaki bilgilere göre, halen ilk derece mahkemesi önünde devam etmekte olduğunu kaydetmektedir. Bu nedenle, iki aşamalı yargılamada on üç yıl on aydan fazla sürmüşlerdir.
AİHM sıklıkla mevcut davadakine benzer konuların ortaya konulduğu başvurularda AİHSnin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Sunulan tüm materyalleri inceleyen AİHM Hükümetin, mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak ikna edici bilgiler ya da deliller sunmadığı kanaatindedir. AİHM özellikle başvuranın savunmasının sunulmasındaki gecikme takibatın bir müddet uzamasına yol açmış olsa dahi, ne başvuranın tutumunun ne de davanın karmaşıklığının toplam süreyi haklı gösterebileceğini kaydetmektedir. Sonuç olarak konuya ilişkin içtihadını göz önüne alan AİHM, yargılama süresinin aşırı olduğu ve makul süre gereğini karşılamadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, AİHSnin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHSNİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHSnin 41. maddesine göre:
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
A. Tazminat ve yargılama masraf ve giderleri
Başvuran maddi tazminat olarak 42,500 Euro ve manevi tazminat olarak 37,500 Euro talep etmiştir.
Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
AİHM tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı sonucuna varmıştır; bu nedenle, bu talebi reddetmektedir. Ancak, başvuranın manevi zarara maruz kaldığı kanaatindedir. Hakkaniyet temelinde başvurana bu başlık altında 13,800 Euro ödenmesine karar vermiştir.
Başvuran ayrıca AİHM önünde yapılan masraf ve harcamalar için 5,500 Euro talep etmiştir. Bu bağlamda, masraf ve harcama çizelgesi ile birlikte avukatının başvuru için harcadığı süreyi gösteren belgeler sunmuştur. Ancak, masrafları gösteren herhangi bir fatura sunmamıştır.
Hükümet bu talebe itiraz etmiştir.
AİHM içtihadına göre, başvuran ancak gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve meblağ olarak makul olduklarını ispat ettiği sürece masraf ve harcamalarının telafisine hak kazanmaktadır. Mevcut davada, sunulan belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AİHM başvurana yaptığı masraf ve harcamalar için toplam 1,000 Euro ödenmesini makul bulmuştur.
Aynı zamanda, tarafların sundukları bilgilere göre, başvuran aleyhindeki cezai takibat halen devam etmektedir ve başvuran tutuklu bulunmaktadır. AİHM bu koşullar altında tespit ettiği ihlale son vermenin uygun yolunun, adaletin en doğru şekilde yerine getirilmesi ve cezai takibatın mümkün olan en hızlı şekilde sona erdirilmesiyle birlikte sözkonusu takibatın sonucunu bekleyen başvuranın serbest bırakılması olduğu kanaatindedir.
B. Gecikme faizi
AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM,
1. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS'nin 5/3, 5 ve 6/1 maddelerinin ihlal edildiğine;
3. (a) Savunmacı devletin, AİHSnin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere başvurana aşağıda kaydedilen meblağları ödemesine;
(i) Manevi tazminat olarak 13,800 Euro (on üç bin sekiz yüz Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;
(ii) Yargılama masraf ve giderleri için 1,000 Euro (bin Euro) ve başvurana ödenebilecek her tür vergi;
(b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine,
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları uyarınca 27 Mayıs 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy