(AİHS. m. 5, 29, 34, 35, 41, 44)
(Başvuru No. 31595/07)
KARAR
STRAZBURG
25 Haziran 2013
İşbu karar AİHSnin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Abdulsitar Akgül v. Türkiye davasında
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danute Jociene,
Dragoljub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
Paulo Pinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve İkinci Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Dairesi), 4 Haziran 2013 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan dava, Türk vatandaşı olan Abdulsitar Akgülün (Başvuran) 13 Temmuz 2007 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (Sözleşme) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudan (31595/07 no.lu) ibarettir.
2. Başvuran, Diyarbakırda görev yapan Avukat R.H. Karakoç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 22 Ekim 2010 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir. AİHM, öte yandan, Sözleşmenin 29. maddesinin 1. fıkrası gereğince, başvurunun kabul edilebilirliği ve esasının Daire tarafından aynı anda incelemesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1986 yılı doğumlu olup Diyarbakırda ikamet etmektedir.
5. Diyarbakır Sulh Ceza Hakimi (Sulh Ceza Hakimi), adam öldürme suçundan şüphelenilen başvuranın aleyhine Diyarbakır Cumhuriyet Savcısının (Cumhuriyet Savcısı) talebi üzerine 6 Kasım 2006 tarihinde bir yakalama emri çıkarmıştır.
6. Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde (Ağır Ceza Mahkemesi) 22 Kasım 2006 tarihli bir iddianame ile aralarında başvuranın da bulunduğu birçok kişi hakkında kamu davası açmıştır.
7. 14 Ocak 2007 tarihinde başvuran yakalanmıştır. Kendisine yönelik suçlamalar okunduktan ve kendi seçeceği veya resmi olarak atanacak bir avukata başvurma hakkı kendisine hatırlatılmış, kolluk kuvvetleri, başvurana, haklarını ve yakalanma sebeplerini belirten bir tutanak imzalatmıştır.
8. Başvuran avukatı refakatinde aynı gün içerisinde Diyarbakır Sulh Ceza Hakiminin huzuruna çıkartılmıştır. Sulh Ceza Hakimi başvurana kendisi hakkında çıkarılan yakalama emrini tebliğ etmiş ve kimlik tespiti yapmıştır. Ardından kendisine yönelik suçlamalar konusunda başvuranın ifadesini almadan, başvuranın, yetkili adli makam olan Ağır Ceza Mahkemesine en kısa sürede sevk edilmek üzere tutuklanmasına karar vermiştir.
9. Başvuran, 19 Ocak 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ifadesinin alınmasını ve serbest bırakılmayı talep etmiştir.
10. Ağır Ceza Mahkemesi, aynı gün içerisinde Cumhuriyet Savcısının katılımıyla, başvuran ve yasal temsilcisinin yokluğunda bir duruşma yapmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmanın sonucunda ilgili kişinin tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
11. Başvuran, 25 Ocak 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin huzuruna çıkmıştır ve kendisine yönelik suçlamalar, olaylar ve olgular konusunda ilk defa sorguya çekilmiştir. Duruşmanın sonunda Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın aleyhine güçlü şüpheler bulunduğu gerekçesiyle başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
12. Ağır Ceza Mahkemesi, özellikle tutuklu bulunduğu süre dikkate alınarak başvuranın kefaletle serbest bırakılmasına 13 Eylül 2007 tarihinde karar vermiştir.
13. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 Temmuz 2008 tarihli bir karar ile başvuranın beraatına karar vermiştir.
14. Yargıtay, 14 Mart 2011 tarihli bir karar ile bu kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
15. Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) ilgili hükümleri aşağıda belirtilmiştir:
Madde 94
Hakim veya Mahkeme tarafından verilen yakalama emri üzerine soruşturma veya kovuşturma evresinde yakalanan kişi, en geç yirmi dört saat içinde yetkili hakim veya mahkeme önüne çıkarılamıyorsa, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hakimi önüne çıkarılır. Serbest bırakılmadığı takdirde, yetkili hakim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanır.
Madde 98
Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine Sulh Ceza Hakimi tarafından yakalama emri düzenlenebilmektedir. (
)
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 3. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendini ileri sürerek, savunmasını yapmadan bir yakalama emriyle hapiste tutulduğundan şikayetçi olmuştur. Bu bağlamda, huzuruna çıkarıldığı Sulh Ceza Hakiminin, kendisine yöneltilen suçlamalara ilişkin olarak ifadesini almadığını ve serbest bırakılması için yetkiye sahip olmadığını vurgulamıştır. AİHM, bu şikayeti Sözleşmenin 5.maddesinin 3. fıkrası kapsamında incelemenin uygun olduğuna karar vermiştir. İlgili madde aşağıda belirtilmiştir:
Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullara uyarınca yakalanan veya tutulu durumda bulunan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
17. AİHM, bu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikayetlerin kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
18. Hükümet, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasına uygun olarak, başvuranın yakalandıktan hemen sonra Sulh Ceza Hakiminin huzuruna çıkarıldığını savunmaktadır. Hükümet, hakimin, tutuklama kararını ve CMK nın 94. maddesini dikkate alarak, en kısa sürede yetkili mahkeme huzuruna çıkarılmak üzere başvuranın tutuklanmasına karar verdiğini vurgulamaktadır.
19. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının, ceza gerektiren bir suç işlediğinden şüphelenilmesi durumunda yakalanan veya tutuklanan kişilerin, özgürlüklerinden haksız ve keyfi olarak mahrum edilmelerine karşı teminat sağladığını hatırlatmaktadır. Sözleşme nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ile bir bütün oluşturan bu maddenin temel amacı, tutukluluğun makul olmaktan çıktığı andan itibaren serbest bırakılmayı kabul ettirmesidir. 5. maddenin 3. fıkrasının ilk bölümü, tutuklunun, bir hukuki makama erişimini teminat altına almakla kalmayarak, yakalanan kişinin tutuklanmasını veya tutuklanmamasını gerektiren koşulları inceleyecek, bunları doğrulayan sebeplerin varlığını ve yokluğunu hukuki ölçütlere göre karara bağlayacak ve serbest bırakılmasını emredecek olan bir Sulh Ceza Hakimi haline dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Diğer bir deyişle 5. maddenin 3. fıkrasına göre, Sulh Ceza Hakiminin tutukluluğun gerekçesi üzerine eğilmesini gerektirmektedir (Aquilina v. Malta (BD), no. 25642/94, § 47, AİHM 1999-III).
20. AİHM, CMK nın 94. maddesinin koşullarına göre, yakalama emri ile yakalanan bir kişi yirmi dört saat içerisinde yetkili hakim veya mahkemeye gönderilemezse, aynı süre içinde en yakın sulh ceza hakiminin önüne çıkarılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Yakalanan kişinin serbest bırakılmadığı durumda, bu kişi yetkili hakim veya mahkemeye en kısa zamanda gönderilmek üzere tutuklanmalıdır. Somut olayda AİHM, başvuranın yakalanmasının ardından, Diyarbakır Sulh Ceza Hakiminin huzuruna çıkarıldığını tespit etmiştir. Sulh Ceza Hakimi, aynı şehirdeki Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilmek üzere başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. AİHM, başvuranın yakalanmasının ardından yirmi dört saat içerisinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilememesi konusunda ciddi şüphelerin oluştuğu kanaatine varmıştır. Bununla beraber AİHM, ulaştığı sonucu dikkate alarak bu soruyu irdelemenin gereksiz olduğuna karar vermiştir. Dolayısıyla geriye yalnızca Ağır Ceza Mahkemesine sevk edilen başvuranın tutuklanmasına karar veren Sulh Ceza Hakiminin, başvuranın tutuklanmasının gerekçeleri üzerine gerçek anlamda eğilip eğilmediği sorusunu incelemek kalmıştır. AİHM her şeyden önce, CMK nın 94. maddesi uyarınca başvuranın tutuklanmasına karar veren Sulh Ceza Hakiminin, başvuranın serbest bırakılmasına karar verme gücü de olduğunu tespit etmiştir (bkz. Salih Salman Kılıç v. Türkiye, no. 22077/10, § 26, 5 Mart 2013). AİHM ek olarak, söz konusu hakimin, yakalama emrine konu olan kişi olup olmadığından emin olmak için başvuranın kimliğini tespit etmekle ve söz konusu yakalama emrini kendisine tebliğ etmekle yetindiğini gözlemlemiştir. Hakim, başvuranın ifadesini almamıştır ve bu kişinin tutuklanmasını veya tutuklanmamasını savunan koşulları incelememiştir. Dolayısıyla hakim, başvuranın tutuklanmasının gerekçesini hiçbir şekilde incelememiştir. Ayrıca başvuranın bu hakimin huzuruna çıkarılması, Sözleşmenin 5.maddesinin 3. fıkrasına uyulduğunu göstermemektedir (bkz., gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra, yukarıda belirtilen Salih Salman Kılıç v. Türkiye, § 27).
21. Başvuranın tutuklanmasının gerekçeleri yakalanmasından ancak on bir gün sonra, yani 25 Ocak 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelenmiştir. Dolayısıyla, başvuranın, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrası bağlamında derhal bir hakim huzuruna çıkartılmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
22. AİHM dolayısıyla, Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuran, Sözleşmenin 13. maddesini ileri sürerek, başvurusunu reddetmesi ve ifadesi alınmadan tutukluluk halinin devamına karar vermesi nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesinden şikayetçi olmuştur. AİHM, bu şikayeti Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında incelemenin uygun olduğuna karar vermiştir. İlgili madde aşağıda belirtilmiştir:
Yakalama veya tutuklu durumda bulunma nedeniyle özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde kendisini serbest bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.
24. Hükümet başvuranın bu iddiasına karşı çıkmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
25. Mahkeme, bu şikayetin, Sözleşmenin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi kapsamında dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilmezlik gerekçelerinden hiçbirine aykırılık teşkil etmediğini tespit ederek kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas hakkında
26. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının yakalanan veya tutuklanan herkese, Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrası bağlamında özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik, düzenli ve kanuna uygun yasal işlem ve esasın gerekliliği konusunda bir dava açma hakkını sağladığını hatırlatmaktadır. Eğer Sözleşme nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamındaki yasal işlem, hukuk davaları ve ceza davaları için 6. maddenin belirlediği benzer teminatların olmasını gerektirmiyorsa - iki hüküm de farklı amaçlar izliyorsa (Reinprecht v. Avusturya, no. 67175/01, § 39, AİHM 2005-XII) -, yasal işlemin hukukî bir özelliğe sahip olması ve söz konusu özgürlük kısıtlamasının niteliğine uyarlanmış teminatlar sunması gerekmektedir (D.N. v. İsviçre (GC), no. 27154/95, § 41, AİHM 2001-III). Tutukluluk haline ilişkin açılan bir davanın duruşması özellikle çekişmeli olmalıdır ve taraflar arasındaki, yani savcı ile tutuklu arasındaki silahların eşitliğini teminat altına almalıdır (Nikolova v. Bulgaristan (BD), no. 31195/96, § 58, AİHM 1999-II). Ulusal mevzuat bu gerekliliği çeşitli yollarla sağlayabilmektedir. Fakat benimsenen yöntem, karşı tarafın, sunulan görüşlerden haberdar olmasını ve bunlar hakkında yorum yapmak için gerçek bir fırsattan istifade etmesini teminat altına almalıdır (Lietzow v. Almanya, no. 24479/94, § 44, AİHM 2001-I). Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasından doğan bir yargılama usulünün gerekli teminatları sunup sunmadığının belirlenmesi için, usulde mevcut olan koşulların özel niteliğini dikkate almak gerekmektedir.
27. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamındaki ilk teminatın, tutukluluk gibi bir duruma karşı açılan bir davada hakim tarafından etkin olarak dinlenilme hakkı olduğunu aynı şekilde hatırlatmaktadır. Sözleşmenin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendinin sözü edilen koşullarda tutuklanan kişiler için 5. maddesinin 4. fıkrasınca bir duruşma yapılmasını gerektirmektedir (yukarıda belirtilen Nikolova, § 58, Reinprecht, § 31, Svipsta v. Letonya, no. 66820/01, § 129, AİHM 2006-III ve Wloch v. Polonya, no. 27785/95, § 126, AİHM 2000-XI).
28. AİHM, bazı durumlarda, özellikle ilgilinin serbest bırakılma talebi için ilk karar verecek olan mahkemenin huzuruna çıktığında, 5. maddenin 4. fıkrasına bağlı usule ilişkin gerekliliklere uyulmasının, başvuranın yeniden temyiz mahkemesine çıkmasını gerektirmediğinin önceki davalarda kabul edildiğini ayrıca hatırlatmaktadır (diğer hususların yanı sıra bkz., Depa v. Polonya, no. 62324/00, §§ 48-49, 12 Aralık 2006 ve Saghinadze ve diğerleri v. Gürcistan, no. 18768/05, § 150, 27 Mayıs 2010). Bu davalarda temyiz mahkemesindeki usul, gerek taraflardan hiçbirinin temyiz davasına katılmaması, gerekse tek bir avukatın varlığının bu gereklilikleri sağlamaya yeterli görülmesinden dolayı çekişmeli yargı ve silahların eşitliği ilkelerine zarar verilmesine mahal vermemekteydi.
29. Son olarak Altınok v. Türkiye (no. 31610/08, §§ 50-56, 29 Kasım 2011) kararında AİHM, başvuran ve Cumhuriyet Savcısından oluşan taraflardan hiçbirinin bu yasal sürece sözlü olarak katılmaması, 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlalini doğurmadığını vurgulamıştır.
30. Somut olayda AİHM, 19 Ocak 2007 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesinin, başvuranın tutukluluk halinin devamı kararını, başvuranın ve avukatının yokluğunda ama Cumhuriyet Savcısının katılımıyla verdiği kanaatindedir. Dolayısıyla başvuran, tutukluluk halinin devamı kararları hakkında itirazda bulunması için çağırılmamış, Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda çekişmeli bir tartışmaya katılma imkanı olmamıştır, dolayısıyla yasal sürecin bu kısmında savcı ile silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamıştır.
31. Yukarıda sözü edilenleri göz önünde bulundurarak AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermektedir.
III. SÖZLEŞMENİN 5.MADDESİNİN 2. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuran, Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrası ve 6. maddesinin 3. fıkrasının a) ve b) bentlerini ileri sürerek, yakalanma sebepleri ve kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda ancak 25 Ocak 2007 tarihli duruşmada kendisine bilgi verildiğini belirtmektedir. AİHM, bu şikayeti Sözleşmenin yalnızca 5. maddesinin 2. fıkrası kapsamında incelemenin uygun olduğuna karar vermiştir. İlgili madde aşağıda belirtilmiştir:
Yakalanan her kişiye, yakalama nedenleri ve kendisine yöneltilen her türlü suçlama en kısa zamanda ve anladığı bir dille bildirilir.
33. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
34. AİHM, Sözleşmenin 5. maddesinin 2. fıkrasının aşağıda belirtilen temel teminatı ifade ettiğini hatırlatmaktadır: Yakalanan her kişinin, yakalanma sebepleri konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir. 5. maddenin sunduğu koruma sistemi ile bütünleşen bu hüküm, bu maddenin 4. fıkrasına uygun olarak bir mahkeme karşısında bu durumun kanuna uygunluğunu tartışabilmesi için ilgili kişiye, basit bir biçimde ve kendisi için erişilebilir bir dilde, özgürlüğünün kısıtlanmasının hukuki ve fiili sebeplerini açıklamaya zorunlu tutmaktadır. İlgili kişinin bu bilgilerden en kısa sürede faydalanması gerekmektedir. Fakat kendisini yakalayan memur bu bilgileri o an için tam anlamıyla sağlayamamaktadır. İlgilinin yeterli bilgiyi yeteri kadar erken sürede alıp almadığını belirlemek için somut olayın özelliklerinin dikkate alınması gerekmektedir (Fox, Campbell ve Hartley v. Birleşik Krallık, 30 Ağustos 1990, § 40, seri A no. 182).
35. Somut olayda AİHM, başvuranın, yakalanma sebeplerine dair bilgilendirildiğini kabul ettiği, sanıkların ve şüphelilerin haklarına yönelik olan tutanağı imzaladığını gözlemlemiştir.
36. Sonuç olarak bu şikayet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşmenin 35 §§ 3 a) ve 4 maddelerine uygulanabilir olmadığından dolayı reddedilmesi gerekmektedir.
IV. SÖZLEŞMENİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
37. Sözleşmenin 41. maddesinin şartlarına göre,
Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.
38. Başvuranlar herhangi bir adli tazminat talebi sunmamışlardır. Böylece AİHM, kendilerine bu konuda bir ödeme yapılmasına gerek olmadığını takdir etmiştir.
BU GEREKÇELERLE, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına ilişkin şikayetler ile ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir, diğer kısımların kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşmenin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;
3. Sözleşmenin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine; karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3. paragrafları gereğince 25 Haziran 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy