(AİHS m. 6, 19, 35) (4616 S. K. m. 4)
(Başvuru No. 31575/07)
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başkan
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Neboja Vucinic,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Küris,
Robert Spano,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismithin katılımıyla 10 Haziran 2014 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm); gerçekleştirilen müzakerelerin ardından 7 Temmuz 2007 tarihli başvuruya ilişkin olarak, aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuranlar tarafın isimleri ekli listede yer almaktadır.
A. Davanın Koşulları
2. Başvuranlar, hayatını kaybeden Mehveş Durmuşun (Mehveş") yakınlarıdır. Başvurunun kendine özgü koşullan, başvuranlar tarafından ifade edildiği şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Meme kanserinden muzdarip olan Mehveş, 11 Eylül 1996 tarihinde, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde cerrahi bir operasyon geçirmiştir.
4. Mehveş, 18 Eylül 1996 tarihinde, daha geniş bir çapta ikinci bir ameliyat geçirmiştir.
5. Oruç Patoloji ve Sitoloji Laboratuarı, 19 Eylül 1996 tarihinde, hastada metastaz bulunmadığını belirten bir rapor sunmuştur.
6. Mehveş, 9 Ekim 1996 tarihinde, hastalığa bağlı risklerin azaltılması amacıyla, yirmi bir gün süreye yayılan dört seanslık kemoterapi tedavisinin öngörülmesinin tercih edilebilir olduğuna dair bilgi veren Onkolog Doktor S.T. tarafından muayene edilmiştir.
7. İlk kemoterapi sırasında, belirtilmeyen bir tarihte, Mehveş'e damarın dışında verilen ilacın akması nedeniyle, intravenöz yoluyla tedavi göremeyeceği tespit edilmiştir. Doktor S.T., ilgiliye implante edilebilir port kateter takılması amacıyla, Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doktor A.T. tarafından muayene edilmesini önermiştir.
8. Mehveş, 19 Ekim 1996 tarihinde, İncirli Hastanesine gitmiş ve bu hastanede, Doktor A.T. implante edilebilir port kateter takılması için cerrahi bir operasyon gerçekleştirmiştir.
9. Yine kemoterapinin ilk seansı sırasında, belirtilmeyen bir tarihte, implante edilebilir port kateterin sorunsuz bir şekilde çalıştığı tespit edilmiştir.
10. ikinci ve üçüncü kemoterapi sırasında, belirtilmeyen tarihlerde, implante edilebilir port kateter tıkanmıştır. Mehveş'in şiddetli ağrı hissettiğini belirttiği esnada, tıkanıklığın giderilmesi için Doktor S.T. tarafından, Mehveş'e bazı ameliyatlar yapılmıştır.
11. Kemoterapinin dördüncü seansı sırasında, 23 Aralık 1996 tarihinde, implante edilebilir port kateter yeniden tıkanmıştır.
12. Doktor A.T., 24 Aralık 1996 tarihinde, serum ve heparin solüsyonu yardımıyla söz konusu cihazı çıkarmaya çalışmış ancak başaramamıştır.
13. Doktor A.T., 25 Aralık 1996 tarihinde, implante edilebilir cihazı geri çıkarmış ve son kemoterapinin uygulanabilmesi amacıyla, geçici yeni bir cihaz takmıştır.
14. Doktor S.T., 27 Aralık 1996 tarihinde, kemoterapinin dördüncü ve son seansı uygulamıştır.
15. Mehveş, 29 Aralık 1996 tarihinde, 38,5 oClik yüksek ateş ve sağ omuz bölgesinde ağrı şikayetiyle, İstanbul Amerikan Hastanesine gitmiş ve bu hastanede, doktorlar implante edilebilir port kateterin takıldığı bölgede bir apse bulunduğunu teşhis etmişlerdir.
16. 31 Aralık 1996 tarihinde, söz konusu bölgede lokalize bir şekilde biriken irin, boşaltılmış ve yapılan kültür neticesinde bakteri bulunduğu tespit edilmiştir.
17. Yüksek ateş, solunum yetmezliği ve genel durumunu etkileyen rahatsızlıklardan muzdarip olan Mehveş 2 Ocak 1997 tarihinde acil servise götürülmüş ve burada sepsis teşhis edilmiştir.
18. Mehveş, bütün müdahalelere rağmen 30 Ocak 1997 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
1. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne Yöneltilen Şikayet
19. Mehveşin kız kardeşi ve başvuran olan Ayten Sevim, 11 Haziran 1997 tarihinde, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğüne bir şikayet yazısı göndermiştir.
20. İl Sağlık Müdürlüğünün talebi üzerine, 26 Haziran 1997 tarihinde, Onkolog Doktor A.M. özellikle Mehveşin I. evre meme kanseri olduğunu, kulak burun boğaz uzmanı bir doktor yerine kardiyovasküler bir cerrah tarafından implante edilebilir karterin takılması gerektiğini, Mehveşin son kemoterapi seansından önce açıkça enfeksiyon nedeniyle acı hissettiğini, bu tedaviyi uygulamakla bu tür bir durumda hastanın klinik tablosunu kötüleştirdiğini ve ilgilinin komplikasyonlar nedeniyle hayatını kaybettiğini tespit eden tıbbi görüş sunmuştur.
2. Doktor S.T.ye Karşı Açılan Ceza Davası
21. Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, Mehveşin ölümüne yol açan Doktor S.T. hakkında ihmal ve tedbirsizlik nedeniyle, Şişli savcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır.
22. S.T. hakkında bir kamu davası, belirtilmeyen bir tarihte, Şişli Asliye Ceza Mahkemesi önünde yürütülmüştür.
23. Asliye Ceza Mahkemesinin talebi üzerine, 26 ile 27 Nisan 2001 tarihlerinde, Yüksek Sağlık Kurulu oybirliğiyle, implante edilebilir kateterin bir defa takıldığında radyolojik takip konusu olmadığını; sürekli tıkanmasına rağmen cihazın günlük olarak yıkanmadığını; söz konusu cihazın yeterince denetlenmediğini ve sonuç olarak hasta takibinin gereken özenle sağlanmadığını belirten bir raporu kabul etmiştir.
24. Söz konusu raporda, Doktor S.T.nin 2/8 oranla sorumlu olduğu sonucuna varılmıştır.
25. Asliye Ceza Mahkemesi, 30 Kasım 2002 tarihinde, 4616 sayılı Kanun uyarınca, davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar vermiştir.
3. Doktor S.T. Hakkında Açılan Tazminat Davası
26. Başvuranlar, 21 Kasım 2002 tarihinde, Doktor S.T. hakkında İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır.
27. Başvuranlar, dava dilekçesinde, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bir kararını ileri sürmüşlerdir. Kararda, tıbbi ihmal durumuyla ilgili olarak, hafif dahi olsa her türlü kusurun doktorun sorumluluğuna yol açabileceği belirtilmiştir.
28. İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi, 20 Mart 2003 tarihinde, yer bakımından (ratione loci) yetkisiz olması nedeniyle başvuranların tazminat talebini reddetmiş ve dava dosyasını Şişli Asliye Hukuk Mahkemesine (AHM) göndermiştir.
29. AHMnin talebi üzerine, 29 Nisan 2004 tarihinde, üniversiteden üç profesör, onkoloji bölümünden uzman doktorlar, genel bir şekilde:
- tedavi yöntemi olarak kemoterapi seçiminin doğru olduğunu
- hastada lokal bir enfeksiyon gelişmiş ve kemoterapi tedavisinin ardından söz konusu enfeksiyon genel ve sistemik olduğunu değerlendirerek görüş sunmuşlardır.
30. Doktorlar, söz konusu raporda hastanın ölümüne yol açan akciğer yetmezliğinin gerçek nedeninin belirlenmesi amacıyla, otopsi yapılması gerekli olmasına rağmen, hastanın ölümünün lenf düğümlerine doğru meme kanserinin yayılması yerine sistemik enfeksiyonun neden olduğu enflamasyon sonucu meydana geldiğini gözlemlemişlerdir.
31. AHMnin talebi üzerine, 14 Ocak 2005 tarihinde, bir taraftan Adli Tıp Kurumu iç organlarındaki değişimlerin belirlenmesi için otopsinin yapılmadığını belirten ve diğer taraftan oybirliğiyle, somut olaydaki tıbbi belgeleri dikkate alarak, hastanın akciğer metastazları ile meme kanserine bağlı komplikasyonlarından hayatını kaybettiği sonucuna vararak bir rapor düzenlemiştir.
32. Yine AHMnin talebi üzerine, 19 Aralık 2005 tarihinde, Adli Tıp Kurumu, oybirliğiyle, tıbbi tedavinin ve implante edilebilir port katetere bağlı enfeksiyonun takibinin uygun olduğunu; akabinde gelişen akciğer enfeksiyonunun gereken özenle tedavi edildiğini; gerekli konsültasyonların yapıldığını ve antibiyotiklerin yazıldığını belirten bir rapor sunmuştur.
33. Ayrıca söz konusu raporda, tüm bu tespitlere rağmen, akciğer enfeksiyonunun potansiyel tüberküloz olduğu değerlendirilerek diğer bölgelere yayıldığı; tedavi önerildiği; tüberküloz kültür sonucu negatif çıksa bile, söz konusu doktorun, solunum yolu hastalıklarında bir uzmanın, klinik ve radyolojik bakımdan tüberküloz tanısı koyması gerektiği şeklinde hareket etmediğinin tespit edilebildiği belirtilmektedir.
34. Raporda, hastalığın ulaştığı evrede antitüberküloz tedavisine devam edilmemesi konusunun, hastanın ölümüne yol açıp veya açmadığının belirlenmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmaktadır.
35. AHM, 20 Nisan 2006 tarihinde, başvuranların iddialarını ve Doktor S.T.nin savunma yöntemlerini hatırlattıktan sonra, aşağıdaki gerekçelerle tazminat davasını reddetmiştir.
Öncelikle AHM, Yüksek Sağlık Kurulunun düzenlediği sağlık raporunda Doktor S.T.nin kusurlu olması nedeniyle ve 2/8 oranında sorumlu olduğunu değerlendirmesine rağmen, ceza davası çerçevesinde kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verildiğini ve dolayısıyla Adli Tıp Kurumundan yeni bir bilirkişi raporu düzenlenmesinin talep edildiğini tespit etmiştir.
36. Sırasıyla 14 Ocak 2005 ile 19 Aralık 2005 tarihli bilirkişi raporların sonuçlarındaki ifadeleri kelime kelimesine yeniden değerlendiren AHM, tarafların iddiaları ile savunma yöntemlerini, mevcut delil durumunu, dosyaya eklenen belgeleri, üniversite profesörleri tarafından düzenlenen bilirkişi görüşlerini, Yüksek Sağlık Kurulunun raporunu ve Adli Tıp Kurumunun raporlarını dikkate alarak kararını vermiştir.
37. AHM, 19 Aralık 2005 tarihinde düzenlenen son bilirkişi raporunda, söz konusu doktorun kusuru nedeniyle sorumluluğunun kesin bir şekilde değerlendirilmediği ve Mehveşin ölümü ile doktor tarafından uygulanan tedavi arasında bir nedensellik bağının var olduğunu gösteren herhangi bir delil bulunmadığı sonucuna varmaktadır.
38. Başvuranlar, belirtilmeyen bir tarihte, temyiz başvurusunda bulunmuşlardır. Başvuranlar, genel bir şekilde, suçlanan doktor veya doktorların sorumluluğuna yol açabilecek hafif tıbbi bir kusurun bile bulunduğuna karar verilen tıbbi ihmal durumlarıyla ilgili, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin kararlarına (21 Kasım 2002 tarihli dava dilekçesinde daha önce ileri sürdükleri diğer kararlardan başka) dayanmışlardır.
39. Yargıtay, tarafların yasal temsilcilerini dinledikten sonra ve dosyanın incelenmesi sonunda, 20 Kasım 2006 tarihli bir kararla, itiraz edilen kararın hukuka ve usule uygun olduğu gerekçesiyle temyiz başvurusunu reddetmiştir.
40. Yargıtay, 6 Mart 2007 tarihli bir kararla, karar düzeltme koşullarının yerine getirilmediği gerekçesiyle, başvuranlar tarafından yapılan düzeltme talebini reddetmiştir.
B. İlgili İç Hukuk ve Uygulanması
41. 21 Aralık 2000 tarihinde yürürlüğe giren ve 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair 4616 sayılı Kanunda, 23 Nisan 1999 tarihinden önce söz konusu kanunda sıralanan farklı suçların faillerine verilen cezaların infazının ertelenmesi öngörülmektedir.
Dahası, 23 Nisan 1999 tarihinden önce sıralanan suçlardan birini işlemekle suçlanan kişiler aleyhine açılan kamu davalarının kesin hükme bağlanmaları ertelenmiştir.
Söz konusu Kanunun 4. maddesine göre, verilen erteleme kararı, bundan faydalanan kişi, erteleme kararının açıklanmasını takip eden beş yıl içinde suç işlerse iptal edilir.
ŞİKAYETLER
42. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesini ileri sürerek, adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden şikayet etmektedirler. Başvuranlar, ne AHMnin ne de Yargıtayın kendi önlerinde ileri sürülen içtihadın geçerli olmadığı kanaatine vardıkları nedenleri açıklamayı ihmal etmeleriyle ilgili olarak, kararlarını gerekçelendirmediklerini iddia etmektedirler. Bu bağlamda başvuranlar, söz konusu davada muhakeme ayrımı ile ilgili gerekçeleri sağlamamakla, üstelik dilekçelerini destekleyecek ibraz edilen kararların aynı Hukuk Dairesince alındığından 20 Kasım 2006 tarihli kararı veren Yargıtay Hukuk Dairesini eleştirmektedirler.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
43. Başvuranlar, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak, yerel mahkemelerin, kendi huzurlarında belirtilen içtihadın göz önüne alınmasının neden gerekli olmadığını açıklamamaları sebebiyle bu mahkemelerin kararlarını gerekçelendirmediklerini ileri sürerek, adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden şikayet etmektedirler. Bu eksiklik; başvuranların ileri sürdüğü kararların, 20 Kasım 2006 tarihli kararı veren Daire ile aynı olan Yargıtayın Hukuk Dairesi tarafından verilmesi hususundan, -bu Daire bünyesinde açıklanamayan bir uyuşmazlığın bulunması nedeniyle - daha açık görünmektedir.
44. Mahkeme, Sözleşmenin 19. maddesi uyarınca, Sözleşmeci Taraflar için Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklere riayet edilmesini sağlama görevi olduğunu hatırlatmaktadır. Özellikle, Sözleşme tarafından korunan hak ve özgürlüklere bir ihlal teşkil etmedikçe, yerel bir mahkeme tarafından yapıldığı iddia edilen maddi veya hukuki hataları tespit etmenin kendine ait olmadığını hatırlatmaktadır (bk., özellikle, García Ruiz/İspanya (BD), No. 30544/96, § 28, AİHM 1999-I, ve Rizos ve Daskas/Yunanistan, No. 65545/01, § 26, 27 Mayıs 2004).
45. Mahkeme ayrıca, adaletin iyi bir şekilde yürütülmesine dair ilkesini yansıtan yerleşik içtihadına göre, adli kararlarda dayanılan gerekçelerin yeterli bir şekilde belirtilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu yetkinin kapsamı, kararın niteliğine göre değişebilir ve her davanın koşulları ışığında incelenmelidir (Hiro Balani/İspanya, No. 18064/91, § 27, A Serisi No. 303-B). Mahkemelere, ileri sürülen her iddiaya ayrıntılı cevap verme yükümlülüğü getirilmemişse de (Van de Hurk/Hollanda, No. 16034/90, § 61, A Serisi No. 288), verilen karardan davanın temel sorunlarının işlendiği anlaşılmalıdır (Boldea/Romanya, No. 19997/02, § 30, 15 Şubat 2007).
46. Adil yargılanma kavramı, kararını kısaca gerekçelendiren yerel bir mahkemenin, ister bir alt mahkeme tarafından sunulan gerekçeleri dahil etmiş olsun ister başka bir şekilde olsun, kendisine sunulan temel sorunları gerçekten inceleyen ve bir alt dereceli mahkemenin sonuçlarını sadece onaylamakla yetinmeyen bir mahkeme olmasını gerektirmektedir. Bir üst mahkeme, başvurunun reddedilmesi için bir alt mahkemenin kararını destekleyen gerekçeleri geri almakla yetindiğinde, bir alt mahkemenin veya makamının, tarafların başvuru haklarını etkin bir şekilde kullanmalarını sağlayacak gerekçeleri sunması gerekir (Helle/Finlandiya, No. 20772/92, §§ 55-60, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1997-VIII, Hirvisaari/Finlandiya, No. 49684/99, § 30, 27 Eylül 2001 ve Jokela/Finlandiya, No. 28856/95, § 73, AİHM 2002-IV).
47. Somut olayda Mahkeme, 20 Nisan 2006 tarihli bir kararla Şişli AHMnin, Yüksek Sağlık Kurulunun bilirkişi raporunu, Adli Tıp Kurumunun raporlarını, üniversite profesörlerinin sundukları görüşleri ve dosyada yer alan delil ve belgeleri inceledikten sonra başvuranların açtığı tazminat davasını reddettiğini tespit etmektedir.
48. Mahkeme, 19 Aralık 2005 tarihli son bilirkişi raporunun, suçlanan doktorun kusuru nedeniyle sorumlu isnat edilmesine ilişkin koşulların toplanması için kendisine imkan vermediğini değerlendirdikten sonra, AHMnin, hiçbir delilin Mehveşin ölümü ile Doktor S.T. tarafından uygulanan tedavi arasında herhangi bir nedensellik bağı bulunmadığı sonucuna vardığını kaydetmektedir.
49. Ayrıca Yargıtay, ilk derece mahkemesinin verdiği kararın uygunluğunu denetlemiş ve tarafların yasal temsilcilerini dinledikten sonra itiraz edilen kararın, yürürlükteki (maddi ve usul) hukukuna uygun olduğu sonucuna varmıştır.
50. Bu nedenle yerel mahkemeler, kendilerine sunulan tazminat davasının reddedilmesine yeterince gerekçe göstermişlerdir. Başvuranların verilen kararlardan dolayı duydukları memnuniyetsizlik ya da ilgililerin benzer olduğu kanaatine vardıkları davalarda Yargıtayın farklı sonuçlara ulaşması hususu (bk., yukarıdaki 27. ve 38. paragraflar) davalarında verilen kararın gerekçelendirilmediği veya daha genel olarak yargılamanın adil olmadığının sonucuna varılması için yeterli değildir (bk., mutatis mutandis, Sivova ve Koleva/Bulgaristan, No. 30383/03, § 78, 15 Kasım 2011).
51. Sonuç olarak Mahkeme, sahip olduğu belgeleri dikkate alarak, başvuranlar yerel mahkeme kararlarının gereğince gerekçelendirilmediğini iddia etme hakkına sahip olmadıkları kanaatindedir. Sonuç olarak başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşmenin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oybirliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
EK
1. Onur DURMUŞ, Türk vatandaşı olup 1984 doğumludur, İstanbulda ikamet etmektedir ve Y. BAYSAL tarafından temsil edilmektedir.
2. Erdal DURMUŞ, Türk vatandaşı olup 1949 doğumludur, İstanbulda ikamet etmektedir ve Y. BAYSAL tarafından temsil edilmektedir.
3. Ayten SEVİM, Türk vatandaşı olup 1927 doğumludur, İstanbulda ikamet etmektedir ve Y. BAYSAL tarafından temsil edilmektedir.
Full & Egal Universal Law Academy