(AİHS. m. 6, 35) (SCHENK - İSVİÇRE DAVASI)
(Başvuru No. 35199/07)
STRAZBURG
19 Kasım 2013
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Nedim Mısırlı / Türkiye davasında, Başkan,
Peer Lorenzen,
Yargıçlar,
Neboja Vucinic,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Seçkin Erelin katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti, 10 Ağustos 2007 tarihli başvuruyu dikkate alarak, yapılan gizli müzakereler sonrasında 19 Kasım 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
Başvuran, Nedim Mısırlı 1948 doğumlu bir Türk vatandaşıdır. Halen Karabük Cezaevinde hapis cezasının infazı yerine getirilmektedir. Başvuranın beyan ettiği şekliyle davanın olayları aşağıdaki gibi özetlenebilir.
Maliye Bakanlığı, 2003 yılında, Gaziantep İl Defterdarlığına yönelik bir soruşturma yürütmüştür. Olaylar sırasında defterdar olan başvuranın rüşvet aldığından şüphelenilmiştir. Başvuranın aleyhine idari soruşturma raporu düzenlenmiştir. Raporda, ceza yargılamalarının başlatılmasının gerekli görüldüğü sonucuna varılmıştır.
Maliye Bakanlığı Teftiş Kurulu, 1 Nisan 2004 tarihinde bazı memur ve vatandaşların ifadelerini aldıktan ve ilgili şirket hesaplarını denetledikten sonra, başvuranın görev yaptığı süre zarfında diğer fiillerinin yanı sıra, rüşvet aldığını gösteren bir araştırma raporu hazırlamıştır. Raporda, ceza yargılamalarının başlatılması gerektiği belirtilmiştir.
Gaziantep Cumhuriyet savcısı, 15 Nisan 2004 tarihinde başvuranla birlikte diğer iki kişi hakkında rüşvet suçundan dolayı iddianame hazırlamıştır.
Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi (mahkeme) 30 Haziran 2004 tarihinde Y.S. yi tanık olarak dinlemiştir. Y.S. ifadelerinde, ilgili zamanda başvuranın suç ortağı M.S.H.nin sahibi olduğu şirkette (YST Ltd.) çalıştığını belirtmiştir. Y.S.nin ifadesine göre; başvuran, M.S.H.nin işyerine özellikle vergi iade günlerinde gelmekteydi. Y.S. ayrıca, M.S.Hnin talebi
üzerine, başvurana birkaç kez rüşvet olarak para verdiğini beyan etmiştir. Ayrıca, başvurana verilen parayla ilgili bilginin şirketin hesap defterinde el yazısıyla kayıtlı bulunduğunu belirtmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi duruşmanın sonunda Y.S. aleyhinde suç duyurusunda bulunmuştur.
Belirtilmeyen bir tarihte Gaziantep Cumhuriyet savcısı, rüşvet suçundan ötürü Y.S. hakkında başka bir iddianame hazırlamıştır.
Mahkeme, 4 Ağustos 2004 tarihinde M.Ş.Ç.yi tanık olarak dinlemiştir. Kendisi, başvuranın suç ortağı M.S.H.nin şoförü olduğunu ve vergi iadesi günlerinde başvuranı haftada üç veya dört kez M.S.H.nin işyerine götürdüğünü belirtmiştir.
Aynı gün Y.S. önceki beyanlarını yineleyerek ifade vermiştir. Ayrıca başvurana zarf içinde birkaç kez para verdiğini, ancak rüşvet niyetini taşımadığını belirtmiştir.
Mahkeme 13 Eylül 2004 tarihinde, ilgili tarihte söz konusu vergi dairesinin şube müdürü olan M.Y.yi tanık olarak çağırmıştır. M.Y. başvuranın, vergi dairesini; YST Ltd.nin vergi iadesi günlerinde ziyaret ettiğini belirtmiştir. Başvuranın vergi dairesine geldiği zamanlarda, vergi dairesi müdür yardımcısının kendisinden, diğer işlerden önce YST Ltd. nin işlemlerini halletmesini talep ettiğini belirtmiştir.
Duruşmalar sırasında, başvuran avukatı tarafından temsil edilmiş ve kendilerine tanıklar hakkında görüş beyan etme imkanı verilmiştir. Sonrasında mahkeme, diğer altı tanığı dinlemiştir.
Belirtilmeyen bir tarihte, başvurana 61,535,432,000 Türk lirası verildiğini gösteren bir bilirkişi raporu mahkemeye sunulmuştur.
Mahkeme, 17 Kasım 2005 tarihinde başvuranı, isnat edilen tüm suçlardan suçlu bulmuş ve altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Mahkeme, ağırlıklı olarak Y.S., M.Ş.Ç. ve M.Y., ifadeleriyle birlikte, ilgili şirketin gayri resmi hesap defterine ve bilirkişi raporuna dayanmıştır.
Yargıtay 26 Şubat 2007 tarihinde bu kararı onamıştır.
ŞİKAYETLER
Başvuran, Sözleşmenin hiçbir maddesine dayanmaksızın, adil yargılanmadığından şikayetçi olmuştur. Bu bağlamda, başvuran ilk olarak, Y.S., M.Ş.Ç. ve M.Y.nin çelişkili olduğunu iddia ettiği ifadelerinin, ilk derece mahkemesince dikkate alınmaması gerektiğini beyan etmiştir. İlk derece mahkemesi önünde savcılık tanıklarının dinlenmemesi nedeniyle kendisinin de bu tanıklara soru soramadığını ileri sürmüştür. Ayrıca başvuran mahkemenin, ilgili şirketin gayri resmi hesap defterindeki el yazısı üzerinde grafolojik inceleme gerçekleştirmediği hususunda şikayette bulunmuştur. Başvuran son olarak, mahkemenin iç hukuku yorumlarken hatalar yaptığını iddia etmiş ve beraat etmesi gerektiğini beyan etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuran, kendisi hakkında yürütülen ceza yargılamalarında bazı eksiklikler bulunduğunu iddia etmiş ve ulusal mahkemeler önünde adil yargılanmadığından şikayetçi olmuştur.
Mahkeme, başvuranın şikayetlerinin öncelikli olarak, ulusal mahkemeler tarafından delillerin değerlendirilmesi ve iç hukukun uygulanmasıyla ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle Mahkeme, söz konusu şikayetleri Sözleşmenin 6/1 maddesi açısından inceleyecektir.
Mahkeme, yerel mahkemeler tarafından hukuki veya maddi hatalar gerçekleştirildiğini iddia eden bir başvuruyu inceleme konusunda yetkili olmadığını; ancak bu tür hataların Sözleşmede öngörülen herhangi bir hak veya özgürlüğü ihlal ettiği kanısına varması durumunda, incelemeye yetkili olacağını hatırlatmaktadır. Delillerin ve ilgili hususların kabul edilebilirliği, iç hukukta yer alan düzenlemelerin konusu olup; ilke olarak, delilleri değerlendirmek ulusal mahkemelerin görevidir. Mahkemenin görevi, başvuranın mahkum edildiği suçla ilgili olarak suçlu veya masum olup olmadığını değerlendirmek değil; yargılamaların, delillerin toplanma şekli de dahil olmak üzere, bir bütün olarak adil olup olmadığını belirlemektir. (bk. Schenk / İsviçre, 12 Temmuz 1988, prg. 46 A Serisi No. 140 ve García Ruiz/İspanya (BD), No. 30544/96, § 28, AİHM 1999- I).
Somut davada Mahkeme, başvuranın çekişmeli olarak yargılandığını kaydetmektedir. Başvuran yargılama sırasında ve temyiz süresince avukatı tarafından temsil edilmiştir. Bütün tanıklar başvuran ve avukatının varlığında dinlenilmiş ve başvurana kendisi hakkındaki iddialara itiraz etme imkanı verilmiştir. Mahkeme ayrıca, ilk derece mahkemesinin bazı tanıkları dinlediğini ve kararını ağırlıklı olarak ilgili şirketin gayri resmi hesap defterine, bilirkişi raporuna ve Y.S., M.Ş.Ç. ve M.Y.nin ifadelerine dayandırdığını belirtmektedir. Yargıtay temyiz aşamasında verdiği kararda, ilk derece mahkemesinin bulgularını uygun bulmuş ve mahkemenin dayandığı hukuki gerekçeyi, vardığı sonuçlarla ters düşmediği ölçüde onamıştır. Mahkeme, ulusal mahkemelerin keyfi olarak hareket ettiklerine veya bunun dışında takdir paylarının dışına çıktıklarına dair herhangi bir bulgu tespit edememiştir.
Mahkeme, yukarıda belirtilen gerekçelerle, başvuranın şikayetlerinin Sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edilmiş olduğuna dair herhangi bir husus doğurmadığı neticesine varmıştır. Bu nedenle Mahkeme başvurunun, Sözleşmenin 35. maddesinin 3 ve 4. fıkraları anlamında açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varmıştır.
Bu gerekçelerle, Mahkeme oybirliğiyle
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy